Yahudiler, Tevrat'in Muhammed
ile ilgili hükümlerini gizleyip
degistirmisler
(K. Bakara, 174-175)
Bakara sûresi'nde Yahudi'lerin Tevrat'i tahrif ettikleriyle ilgili olarak söyle yazili: Allah'in indirdigi kitaptan bir seyi (âhir zaman Peygamberinin vasiflarini) gizleyip onu az bir paha ile degisenler yok mu, iste onlarin yeyip de karinlarini doldurduklari, atesten baska bir sey degildir. Kiyamet günü Allah ne kendileriyle konusur, ne de onlari temize çikarir. Orada onlar için yakici bir azab vardir (K. Bakara 174).
Bazi yorumculara göre bu âyet, özellikle Yahudi hahamlarinin, Tevrat'daki Muhammed'le ilgili hükümleri gizleyip, degistirmelerini konu edinmektedir. Güyâ Tevrat'da Muhammed'in nitelikleri belirtilip gelecegi müjdelenmistir, ve iste bu gerçegi gizlemek maksadiyle Yahudiler bu hükümleri degistirmisler, böylece cehennem azabi'ni satin almislardir1.
Tanri, hastalik korkusu ile
yurtlarini terkeden Yahudileri
öldürüp sonra diriltmis
(K. Bakara, 243)
Bakara sûresi'nin 243. âyet'i söyle: Binlerce olduklari halde, ölüm korkusundan dolayi yurtlarindan çikip gidenleri görmedin mi? Allah onlara: -Ölün!- dedi (öldüler). Sonra onlari diriltti. Süphesiz Allah insanlara karsi lütufkârdir. Lâkin insanlarin çogu sükretmez (K. Bakara 243).
Bu âyet'i, Tevrat'ta (daha dogrusu Ahd-i Atik'in Hezekiel adli kitabinda) geçen bir hikâyeyi bilmeden anlamaga imkân yoktur. Hikâye söyle: Tanri, Yahudi peygamberlerinden Hezekiel'i, kuru kemiklerle dolu bir vadi'nin ortasina koyar ve sorar: Bu kemikler dirilebilir mi?. Hezekiel cevap verir: Ya Rab Yehova, sen bilirsin. Bunun üzerine Tanri Hezekiel'e: Bu kemikler üzerine peygamberlik et der ve su sözlerini nakletmesini ister: Iste sizin içinize soluk koyacagim, ve dirileceksiniz, ve üzerinize adaleler koyacagim, ve üzerinizde et bitirecegim, ve sizi deri ile kaplayacagim, ve içinize soluk koyacagim ve dirileceksiniz; ve bileceksiniz ki Ben Rab'im (Bkz. Hezekiel, Bap 37: 1-7). Ve sonra Tanri Israil ogullarina hitap ederek: Iste kabirlerinizi ben açacagim, ve kabirlerinizden sizi çikaracagim, ey kavmim; ve sizi Israil topragina getirecegim... bileceksiniz ki ben Rab'im (K. Tevrat/Hezekiel, Bap 37: 11-14).
Bununla beraber, Bakara sûresi'nin yukardaki 243.cü âyet'inin açiklanmasi hususunda Islâm yorumculari farkli görüs savunurlar. Abulfida ve Celâleddin gibi bazi yorumculara göre bu âyet Yahudilerle ilgili olarak su hikâyeye baglidir: Israil ogullarindan bir kismi, bulasici bir hastaliktan kurtulmak, ya da belli bir savasa katilmamak için yurtlarini terkederler. Bunun üzerine Tanri onlarin tümünü bir vadi'de vurup öldürtür, kuru kemik haline getirir. Az zaman sonra bu vadi'den geçmekte olan Hezekiel adindaki peygamber, bu kemikleri görünce aglamaya baslar. Tanri onun agladigini gorünce: Ey hezekiel! Bu kemiklere seslen, ben onlara can verecegim der ve dedigi gibi yapar.
Diger bazi yorumcular, yukardaki âyet'in, Vâsit yakinlarindaki Daverdan denilen bir kasabada yasayanlarin, bulasici bir hastaliktan kaçmasi, ve Tanri'nin onlari öldürüp sonra diriltmesi ile ilgili bulundugunu söylerler2
Bazi yorumcular da hikâye'yi, Yahudilerin ölüm korkusu ile Misir'dan kaçmalarina baglarlar. Güyâ Musa onalri kutsal topraga getirmek istemis, fakat onlar buna karsi gelmisler ve Tanri önlari öldürtüp sonra tekrar diriltmistir3
Yahudiler'den çogu, kendi
peygamberlerinin savas çagirilarina
uymayip kaybedenlerden olmuslar;
uyanlar ise basariya ulasmislar. Davut
ve Câlût hikâyesi.
(K. Bakara, 246-251)
Bakara sûresi'nin 246-251 âyet'lerinde, peygamber sözü dinlememenin nelere mal oldugu hususu, Yahudi'lerin geçmisteki davranislarindan verilen örneklerle anlatilmak isteniyor. Hikâye Ahd-i Atiyk'tan (örnegin bazi kisimlari I Samuel kitabinin 4cü, 5ci ve 6ci Bap'larindan) alinmis görünmektedir. Söyleki:
Musa'dan sonra gönderilen bir peygambere Yahudilerin ileri gelenleri: Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasinda) Allah yolunda savasalim derler (K. Bakara 246). Yorumcularin bildirmesine göre Misir ile Filistin arasinda yasayan Amalika kavmi, o dönemde Câlût'un komutasinda olarak Israil ogullarina saldirmis ve onlari yurtlarindan çikarmislardir. Ve iste bu yenilgi üzerine Israil ogullari, devrin peygamberinden kendilerine bir hükümdar seçmesini ve onun komutasinda Câlût'a karsi savasmak istediklerini bildirmektedirler. Bu peygamber onlara: Bilin ki Allah Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi der. Fakat onlar, bu gönderilen hükümdarin kendileri gibi servet sahibi bir kimse olmadigini, ona nispetle kendilerinin bu göreve daha çok layik olduklarini söylerler. Peygamber kendilerine: Allah sizin üzerine onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü diledigine verir. Allah her seyi... bilendir diye cevap verir (K. Bakara 247). Bu gönderilen hükümdarin alâmeti olmak üzere Tanri'nin ayrica da bir tabut yolladigini ve tabutun içinde ferahlik ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarinin biraktiklarindan bir kalinti bulundugunu bildirir (K. Bakara 248).
Bunun üzerine Tâlût, askerleriyle birlikte cihad'a çikar; fakat çikarken Tanri'nin kendilerini bir irmakla sinayacagini söyler ve söyle der: Kim (bu irmaktan) içerse benden degildir. Eliyle bir avuç içen mustesna, kim ondan içmezse, bendendir der. Fakat askerlerin büyük çogunlugu, Tâlût'un emrini dinlemezler ve irmaktan içerler; pek azi içmez. Bunlar iman edenlerdir. Tâlut ve bu az sayidaki imanli askerler irmagi geçerler. Falat askerler: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karsi koyacak bir gücumuz yoktur derler. Ancak aralarinda kesin olarak Allah'a kavusacaklarina inananlar: Nice az sayida bir birlik Allah'in izniyle çok sayidaki birligi yenmistir. Allah sabredenlerle beraberdir diyerek digerlerini ikna ederler (K. Bakara 249). Bunun üzerine Câlût'a karsi savasa tutusurlar; ve savasirken de: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabir yagdir. Bize cesaret ver ki tutunalim. Kâfir kavme karsi bize yardim et diye duâ ederler (K. Bakara 250). Ve sonunda Tanri'nin izniyle Câlût'u ve ordusunu yenerler.
Hikâye'nin bu noktasinda anlamaktayiz ki Câlût'a karsi savasanlarin arasinda Davud vardir, ve Davud Câlût'u savasta öldürmüs, bunun üzerine Tanri ona hükümdarlik ve hikmet vermistir. Ayet söyle: Sonunda Allah'in izniyle (Yahudiler) onlari yendiler. Davud da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlik, ve hikmet verdi, diledigi ilimlerden ona ögretti... (K. Bakara 251).
Bu vesileyle Muhammed sunu anlatmak istiyor ki Tanri yeryüzündeki kötülükleri ancak ve ancak insanlari birbirlerine saldirtmak sûretiyle giderebiliyor. Böyle yapmamis olsa yeryüzü altüst olacaktir. Nitekim Bakara sûresi'nin yukardaki 251ci âyet'inin son kismi söyle: ... Eger Allah'in insanlardan bir kisminin kötülügünü digerleriyle savmasi olmasaydi, elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanliga karsi lütuf ve kerem sahibidir (K. Bakara 251)
Söylemeye gerek yoktur ki bu satirlari âyet'e eklerden Muhammed, Tanri'yi çeliskili bir duruma düsürmüs olmaktadir. Çünkü Kur'ân'a koydugu diger bir çok âyet'lerde Tanri'nin, insanlari birbirlerine saldirtmak sûrfetiyle degil ve fakat firtinalar, simsekler, zelzeleler, vs... yaratmak sûretiyle helâk ettigini bildirmistir (Örnegin Zariyat 41-42, Fussilet 15-16, Kamer 18-21, ve hâkke 6-8 sûrelerinde Tanri'nin, Ad kavmi'ni, firtinalar, yel'ler, rüzgarlar vs... göndermek sûretiyle helâk ettigi yazilidir).
Bütün bunlar bir yana ve fakat insanlari diledigi gibi dogru yola sokabildigini söyleyen bir Tanri'nin (örnegin bkz. En'âm 125), hani sanki bunu yapmaktan aciz oldugunu itiraf edercesine, kalkipta onlari birbirlerine bogazlatmak sûretiyle yer yüzü kötülüklerini giderdigini bildirmesi sasirticidir.
Tanri, Yahudi'lerin Tanri'nin oglu
diye taptiklari Uzayr'i (ya da Ezra'yi) öldürüp
yüz yil ölü tuttuktan sonra diriltir, sonra
onun gözleri önünde kuru kemiklere
et giydirip insan yaratir.
(K. Bakara, 259).
Muhammed'in söylemesine göre Tanri, insanlari diledigi gibi öldürüp dirilttigini kanitlamak üzere Yahudilerle ilgili bir hikâye anlatmak üzere Bakara sûresi'nin 259cu âyet'ini göndermistir. Hikâye söyle:
Esegine binmis olarak giden bir adam (ki yorumculara göre bu Uzayr ya da Ezra'dir), evlerinin duvarlari ve çatilari üzerine çökmüs, alt üst olmus bir kasabadan (ki yine yorumcularin açiklamalarina göre burasi Kudüs'tur) geçerken, kendi kendine: Ölümünden sonra Allah bunlari nasil diriltir acaba? der. Bunun üzerine Tanri onu oracikta hemen öldürür ve yüz sene ölü olarak birakir. Sonra diriltir ve kendisine sorar: Ne kadar (ölü) kaldin?. O da: Bir gün, yahut daha az diye cevap verir. Tanri ona söyle der: Hayir, yüz sene kaldin. Yiyecegine ve içecegine bak; henüz bozulmamistir. Esegine de bak. Seni insanlara bir ibret kilalim diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik. Simdi sen kemiklere bak, onlari nasil düzenliyor,, sonra ona nasil et giydiriyoruz... (K. Bakara 259).
Bunu gören adam (Uzayr, ya da Ezra): Simdi iyice biliyorum ki, Allah her seye kadirdir diyerek imana girer (K. Bakara 259).
Muhammed bu hikâye'yi, Yahudilerden, daha dogrusu Ahd-i Atiyk'in Nehemya adli kitabinda anlatilanlardan, ve fakat degisiklik yaparak alµisa benzer. Çünkü orada Tanri'nin Nehemya'ya ilhamda bulundugu, onun Kudûs'e gitmesini sagladigi, Kudüs'e giden Nehemya'nin orada duvarlari yikilmis kapilari atesle yakilmis bir sehir buldugu, sonra oradaki Yahudilerle sehri yeniden yapmaga koyuldugu, ancak bazi kisiler tarafindan hor görüldügü ve onlara: Göklerin Allah'i, isimizi o iyi edecektir; ve biz onun kullari, kalkacagiz, ve bina edecegiz; fakat Yerusalim'de (kudüs'te) size pay, ve hak ve anilma yoktur (Ahd-i Atiyk/ Nehemya, Bap II: 20) dedigi yazili.
Ibrahim Tanri'dan, ölüleri nasil
dirilttigini, kendisine göstermesini
ister. Allah da ona dört kusu
parçalatip dag baslarina koydurtur. Bu
parçalar, Ibrahim'in çagirisi üzerine
canlanip gelirler
(K. Bakara 260)
Bakara sûresi'nin 260.âyet'inde Ibrahim'in: Ey Rabbim! Ölüyü nasil dirilttigini bana göster... diye dilekte bulundugu, ve bu dilek karsisinda Tanri'nin, hani sanki kendi gücünün sinirsizligindan süpheye düsülmus gibi alinarak: (Ey Ibrahim) Yoksa (sen benim gücüme) inanmadin mi? diye sordugu görülür (K. Bakara 260). Ibrahim Tanri'ya inandigini fakat yine de ölüleri nasil dirilttigini görmek istedigini nazik bir dil'le bildirir, söyle der: Hayir! (Sana) inandim, fakat kalbimin mutmain olmasi için (görmek istedim)... .
Daha baska bir deyimle Ibrahim, her ne kadar Tanri'nin gücünün sinirsizligina inanirmis gibi görünmekle beraber, aslinda pek inanmamaktadir. Inanabilmek için, kendi gözleriyle buna tanik olmaga çalismaktadir. Bu tutumu ile bir bakima Tanri'ya güvensizlik besledigi anlasilmaktadir. Fakat buna ragmen Tanri, Ibrahim'in dedigini yaparak ölüleri dirilten bir Allah oldugunu kanitlamak ister. Ancak ne var ki bunu pek acaib bir sekilde yapar. Su bakimdan ki Ibrahim'e, dört adet kus almasini, ve bu kuslari kesip parçalara ayirmasini ve sonra bu parçalari her dagin basina koyup onlari kendisine çagirmasini emreder. Eger bu emri geregince hareket edecek olursa bu kesik parçalarin canlanip kosarak kendisine geleceklerini söyler. Söyledikten sonra da kendi yüceligini ve güçlülügünü bir kez daha dile getirmek üzere: Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir der (K. Bakara 260).
Yorumcularin bildirmesine göre Ibrahim, bu emir üzerine kartal, horoz, tavus kusu ve kuzgun olmak üzere dört kusu bogazlayip parçalar, ve sonra bu parçalari dag baslarina koyar. Sonra onlari isimleriyle çagirmaya baslar. Her cagirista o parçalar canlanip kendilerine özgü kus sekline girerler ve uçarak Ibrahim'e gelirler. Onlari geldiklerini görünce Ibrahim, Tanri'nin ölüleri canlandirdigini anlamis olur.
Bu hikâye'yi Muhammed Tevrat'in Tekvin adli kitabindan esinlenerek almis fakat kendine göre degisiklige sokmustur. Tekvin'deki hikâye söyle: Tanri'nin kendisine Simdi göklere bak, ve eger yildizlari sayabilirsen, onlari say, (iste) zürriyetin böyle olacaktir seklinde konusmasi üzerine Ibrahim Tanri'ya iman eder. Bunun üzerine Tanri, belli bir topragi miras olarak Ibrahim'e verecegini bildirir. Ibrahim sorar: Ya Rab Yehova, onu miras alacagimi ne ile bilecegim?. Tanri kendisine, her biri üç yasinda olmak üzere bir inek, bir keçi ve bir koç ile birlikte bir kumru ve bir güvercin yavrusu almasini emreder. Ibrahim emir geregince bu hayvanlari toplar, ve kuslar hariç, digerlerini ortadan yarip her yarimi ötekinin karsisina koyar. Yirtici kuslar cesedlerin üzerine inince Ibrahim onlari kovar. Bundan sonra Tanri Ibrahim'e, Misir irmagindan Firat irmagina kadar olan diyari verdigini, ve ayrica bir çok kavimleri onun zürriyetine hasrettigini söyler (Bkz. Tevrat/Tekvin, Bap XV: 4- 11).
Yahudi'ler: Allah'in eli baglidir
dedikleri, ve fitne uyandirdiklari,
ve bozgunculuk yaptiklari
için, Tanri'nin lânetlemesine
muhataplar.
(K. Mâide 64)
Mâide sûresi'nin 64. âyeti'nde söyle yazili: Yahudiler, -Allah'in eli baglidir (siki'dir)- dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri baglanasi ve lânet olasilar! Bilakis, Allah'in eli açiktir, diledigi gibi verir... (K.Mâide 64).
Yorumcularin bildirmesine göre Yahudiler, kitlik yüzünden fakir düstükleri zaman Tanri hakkinda eli baglidir demisler, derken de Tanri'yi küçültmek istemislerdir. Yâni onun bol rizik vermek istemez, ve çünkü cimri oldugunu, ya da veremez, ve çünkü âciz oldugunu, diledigi gibi infak ve ihsân edemez oldugunu anlatmak istemislerdir. Ve iste bu yüzden Tanri, gazaba gelerek onlar hakkinda: Hay ... elleri baglanasi ve lânet olasilar!... diye konusmaktadir. Fakat biraz daha hinç çikarmak maksadiyle, söylediklerine sunu da katmaktadir ki, Muhammed'e indirdigi seyler, onlarin Muhammed'e karsi azginliklarini ve küfürlerini arttirmistir. Ayet'in bununla ilgili kismi söyle: ...Andolsun ki sana (Ey Muhammed!) Rabbinden indirilen, onlardan (Yahudilerden) çogunun azginligini ve küfrünü arttirir... (K. Mâide 64).
Fakat anlasilan o ki Tanri, bunlari söylemekle de yetinmiyor, bir de bu vesileyle Yahudilerin arasina kiyamete kadar sürecek düsmanlik ve kin soktugunu bildiriyor; bildirirken de onlarin bozgunculuk yaptiklarini, savas yaratmak için ates yaktiklarini, fitne uyandirdiklarini ekliyor, ve her fitne uyandirislarinda buna engel oldugunu anlatiyor: ...Aralarina, kiyamete kadar (sürecek) düsmanlik ve kin soktuk. Ne zaman savas için bir ates yakmislarsa (fitne uyandirmislarsa) Allah onu söndürmüstür. Onlar yeryuzünde bozgunculuga kosarlar; Allah ise bozgunculari sevmez (K. Mâide, 64).
Bu yukardaki âyet'in açiklarken kur'ân yorumculari (örnegin Diyânet Vakfi), müslüman kisileri kiskirtmak üzere sunlari söylerler: Kâfirlerin savas ve fitne atesini yakmalari, hiç eksik olmamistir. Asirlar boyu hem kendi aralarinda savasmislar, hem de birleserek müslümanlara saldirmislardir. Ayrica müslümanlari birbirlerine düsürmek için yüzlerce, binlerce planlar yapmis, tertip ve düzenler hazirlamislardir....
Oysa tarihi gerçek bu degil; tarihî gerçek sudur ki, savas ve fine atesini yakmak hususunda hiçbir din, bir digerinden asagi kalmis degildir. Her ne kadar Islâmcilar, Haçli seferlerini her dâim ilginç bir örnek olarak öne sürerlerse de, Islâm ordularinin Orta Asya'lara uzanarak oradaki Türkleri müslüman yapmak için kiliçtan geçirdiklerini, diger yandan Ispanya'lara ya da Viyena'lara kadar yayilarak insanlari boyunduruk altina aldiklarini göz ardi etmekten geri kalmazla
Yahudiler Isa'nin anasina
iftira etmisler
(K. Mâide 75)
Mâide sûresi'nde Isa'nin anasi Meryem ile ilgili su yazili: Meryem oglu Mesîh, ancak bir resûldür. Ondan önce de (birçok) resûller gelip geçmistir. Anasi da çok dogru bir kadindir.... (K. Mâide 75).
Dah önce de degindigimiz gibi, bu âyet'i yorumlayanlara göre, güya Yahudiler Isa'nin anasi Meryem'in namuslu ve bakire bir kadin oldugunu kabul etmemisler, onun evlilik disi cinsî münasebet sonucu Isa'yi dogurdugunu söyliyerek iftirada bulunmuslardir (Bkz. Diyânet Vakfi yorumu, Maîde 75).
Yahudi'ler sapikligi seçmisler, ve
can yakici azabi satin almislar,
çünkü kendilerine verilen Kitabi (Tevrat'i)
degisiklige sokmuslar.
K. Bakara 174-176; Al-i Imrân 23-26).
Pek çok vesilelerle Muhammed, Tanri tarafindan Yahudilere verilen Kitab'in (Tevrat'in) Yahudilerce tahrif edildigini, tümcelerinin ve sözcüklerinin yerlerinin degistirildigini, anlamlarinin saptirildigini, gerçekleri yansitan hükümlerin uygulanmadigini, kendisinin peygamber olarak gelecegini müjdeleyen kisimlarinin gizlendigini söylemis, ve bu nedenle onlarin, hem bu dünyada ve hem de ahirette azab'a sokulacaklarini bildirmistir. Kur'ân'a koydugu bir çok âyet'lerle Yahudileri, genel olarak zâlim, ya da insanlari Allah yolundan çeviren, ya da Faiz yasagini dinlemeyen, haksiz yollarla insanlarin mallarini ele geçiren, Inkâr yolunu seçen kimseler olarak tanimlamis, ve bu yüzden Tanri'nin onlar hakkinda azap hazirladigini, ya da evvelce helâl saydigi temiz seyleri onlara haram kildigini bildirmistir. Nice örnekten biri söyle: Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevimeleri , menedildikleri halde faizi almalari ve haksiz (yollar) ile insanlarin mallarini yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kilinmis bulunan temiz ve iyi seyleri onlara haram kildik; ve içlerinde inkâra sapanlara aci bir azap hazirladik (K. Nisâ 160-161).
Buna karsilik Yahudi'lerden Allah'a ve ahiret gününe inananlarin, ve Muhammed'e ve Muhammed'ten önceki peygamberlere indirilene iman edenlerin, namazi kilip zekat verenlerin büyük mükafata eriseceklerini bildirmistir (K. Nisa 162)
Fakat Muhammed'in söylemesine göre Tanri, genel suçlamalar yaninda, bir de belli tutum ve davranislari nedeniyle Yahudileri düsman olarak tanimlamistir ki, bunlarla ilgili bazi örnekler asagiya alinmistir.
Yahudiler, Tanri'ya verdikleri sözü
yerine getirmemisler! Kendilerine verilen
Tevrat'in önemli bölününü unutmuslar,
sözcüklerinin yerlerini degistirmisler,
Muhammed'e hainlik etmisler. Tanri
da onlari lânetlemis
(K. Mâide 12-13)
Mâide sûresi'nin 12. ve 13. âyet'lerinde Tanri'nin Israil ogullari'ndan söz aldigi ve kefil olarak içlerinden on iki baskan gönderdigi, eger namaz kilip zekat verecek olurlarsa onlari günahsiz kilacagini bildirdigi, onlardan söz aldigi, ve fakat sözlerini bozmalari sebebiyle onlari lânetledigi ve kalplerini katilastirdigi yazili. Ayet'ler söyle:
Andolsun ki Allah, Israilogullarindan söz almisti. (Kefil olarak) içlerinden on iki baskan göndermistik. Allah onlara söyle demisti: <-Ben sizinle beraberim,. Eger namazi dosdogru kilar, zekâti verir, peygamberlerime inanir, onlari desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz andolsun ki sizin günahlarinizi örterim ve sizi... cennetlere sokarim. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa dogru yoldan sapmis olur>- (K. Mâide 12)
Sözlerini bozmalari sebebiyle onlari lânetledik ve kalplerini katilastirdik. Onlar kelimelerin yerlerini degistirirler (Kitaplarini tahrif ederler). Kendilerine ögretilen ahkâmin (Tevrat'in) önemli bir bölümünü de unuttular. Içlerinden pek azi hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün... (K. Mâide 13)
Dikkat edilecegi gibi bu satirlar pek anlasilir gibi degil. Su bakimdan ki ayet'lerden ilki: Andolsun ki Allah, Israilogullarindan söz almisti.. diye basliyor, fakat alinan sözün ne oldugu belli degil. Bunu izleyen satir: (Kefil olarak) içlerinden on iki baskan göndermistik... seklinde. Tanri neden on iki kisiyi kefil yapiyor? Yahudilere güvenemedigi için mi? Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri'nin, kendi yarattigi kul'lariyle antlasma yapmasi, ve sanki antlasmanin varligini ispat ihtiyacinda imis gibi, onlarin içinden kefil tutmasi, aklin alabilecegi bir sey midir? Daha sonraki âyet'de:Sözlerini bozmalari sebebiyle onlari lânetledik ve kalplerini katilastirdik... diye yazili! Evet ama Yahudiler ne yapmislar da sözlerini bozmuslar? Bunlar belirtilmiyor. Ayet'leri anlayabilmek için yoruma ihtiyaç var. Kur'ân yorumcularinin, bu âyet'lerle ilgili açiklamalari söyle: Tanri, Israil ogullari'ni Firavun'un zulmünden kurtarip Misir'dan çikardigi zaman, Musa araciligi ile onlari Kudûs'e yollamak ve orasini onlara yurt yapmak istemis. Ancak ne var ki Kudüs'te Ken'âni'ler hüküm sürmekteymis. Israil ogullari'nin Kudûs'e yerlesebilmeleri için Ken'âni'lerle savasip onlari oradan çikarmalari gerekirmis. Bunu saglamak üzere Tanri Israil ogullari'ndan, Ken'ani'lerle savasacaklari konusunda söz almis; onlarla sözlesme yapmis! Fakat sözlesmenin geçerliligini saglamak maksadiyle, on iki Israil kabilesinden bir kisi olmak üzere, on iki önemli kisiyi kefil yapmis. Musa'nin basinda bulundugu bu Yahudiler Kudûs'e yaklastiklari zaman Musa, bu on iki kisi'yi, durumu ögrensinler diye kesifçi olarak göndermis; fakat gönderirken onlara, gördükleri seyleri halka açiklamamalarini tenbih etmis. Bunun üzerine kesifçiler, Kudûs'teki durumu ögrenmek üzere yola çikmislar. Ancak ne var ki dönüp geldiklerinde, aralarindan ikisi müstesna digerleri, Musa'ya verdikleri sözü tutmamislar, ve Kudûs'tekilerin çok güçlü ve hazirlikli olduklarini açiklayarak halki korku ve dehsete sokmuslarmis (Diyânet Vakfi'nin Mâide 12 ve 13. âyet'leriyle ilgili yorumuna bakiniz).
Pek iyi ama bütün bunlarin, Mâide sûresi'nin yukariya aldigimiz 13. âyetiyle ne ilgisi var? Zirâ o âyet: Sözlerini bozmalari sebebiyle onlari lânetledik... diye basliyor ve hemen sonra Israilogullarinin Tevrat'i tahrif ettiklerinden ve önemli bölümünü unuttuklarini bildiriyor! Bunun da açiklamasini yorumcular söyle yapmaktalar: Güyâ Tevrat bir tek nüsha olarak inmis ve bu nüsha, Israilogullari Babil'lilere esir düstükleri zaman kaybolmus imis! Kimsenin de pek ezberinde olmadigi için, yillarca sonra Israilogul'lari esaretten kurtulunca, hatirda kalan bazi bölümler yeniden yazilmis imis. Bugün elde bulunan Tevrat, bu eksik bölümlerden ve kismen de Musa'nin yasamina ait kesim'lerden ibaret imis (K. Diyânet Vakfi, Mâide 13 açiklamasi). Ve iste Mâide sûresi'nin 13. âyet'inde geçen: ... Onlar kelimelerin yerlerini degistirirler (Kitaplarini tahrif ederler). Kendilerine ögretilen ahkâmin (Tevrat'in) önemli bir bölümünü de unuttular... seklindeki satirlar bunu anlatmakta imis!
Yoldan çikmis Israilogul'lari, isledikleri
günahlar nedeniyle, Kutsal topraklara varis
olma hakkini yitirmisler
(K. Mâide, 13, 20-26)
Biraz yukarda belirttigimiz gibi, Kur'ân'daki anlatima göre, güyâ Tanri, Firavun'un zulmünden kurtarip Musa'nin yönetimine verdigi Israilogullari'na, kutsal sayilan Kudüs'ü yurt olmak üzere uygun görür. Kudûs'e yerlesebilmeleri için onlara, orada yasamakta olan Kenâ'ni'lerle savasmalarini emreder. Fakat Israil'ogullari Kenâ'li'lerin çok güçlü olduklarini ögrenince korkuyu kapilirlar, savasmayi göze alamazlar. Musa onlara, Tanri'ya güvenerek savasa girismeleri için söyle der: ... Ey Kavmim! Allah'in size (lütfettigi) nimetini hatirlayin; zira O, içinizden peygamberler çikardi ve sizi hükümdarlar kildi. Alemlerde hiçbir kimseye vermedigini size verdi... Allah'in size (vatan olarak) yazdigi mukaddes topraga girin ve arkaniza dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüs olursunuz (K. Mâide 20-21).
Fakat Yahudiler onu dinlemeyip: Yâ Musa! Orada zorba bir toplum var; onlar oradan çikmadikça biz oraya asla girmeyiz. Eger oradan çikarlarsa biz de hemen gireriz (K. Mâide 22) derler. Bununla beraber aralarinda Tanri'nin lütfundan yararlanmis iki kisi vardir ki onlara söyle derler: Onlarin (Kenâ'ni'lerin) üzerine kapidan girin; oraya bir girdiniz mi artik siz zaferi kazanmissinizdir. Eger müminler iseniz ancak Allah'a güvenin (K. Mâide 23)
Fakat Israilogullari direnip dururlar; isterler ki Tanri savasip Kudüs'ü kendilerine hazirlop versin. Söyle derler: Ey Musa! Onlar orada bulunduklari müddetce biz oraya asla girmeyiz; su halde sen ve Rabbin gidin savasin; biz burada oturacagiz... (K. Mâide 24).
Bunun üzerine Musa umudsuz kalip Tanri'ya durumu anlatir ve ondan, kendisini (ve kardesi Harun'u), yoldan çikmis bu toplumdan ayirmasini ister (K. Mâide 25). Tanri onun dilegini kabul eder ve Kudüs'ü kirk yil boyunca Israilogullari'na yasak kilar; bununla da kalmaz fakat bu süre boyunca onlarin yeryüzünde saskin saskin dolasacaklarini ekler ve: Artik sen, yoldan çikmis toplum için üzülme diyerek Musa'yi teskin eder (K. Mâide 26).
Israilogullari tarih boyunca savaslar,
ihtilal'ler, çesitli para oyunlari ve
entrikalar çikarip milyonlarca insanin
ölmesine ve servet'lerin yok
olmasina sebeb olmuslar!
(K. Mâide 32)
Muhammed'in Kur'ân'a koydugu âyet'lere göre Tanri, Adem'in iki oglunun kiskançlik yüzünden birbirlerine karsi yaptiklarini, ve dolayisiyle cana kiymanin ve bozgunculuk çikarmanin kötülüklerini anlattiktan sonra (Mâide 27-31) söyle der: Iste bu yüzdendir ki Israilogullari'na söyle yazmistik: -<Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çikarmaya karsilik olmaksizin (haksiz yere) bir cana kiyarsa bütün insanlari öldürmüs olur. Her kim bir cani kurtarirsa bütün insanlari kurtarmis olur. Peygambelerimiz onlara apaçik deliler getirdiler, ama bundan sonra da onlardan çogu yine yeryüzünde asiri gitmektedirler³- (K. Mâide 32)
Diyânet Vakfi'nin Kur'ân çevirisinde bu âyet, aynen söyle açiklanmakta: Tarih boyunca dünyada Israilogullari savaslar, ihtilaller, çesiktli para oyunlari ve entrikalar çikarmis, bu gibi olaylarda büyük rol oynamis, milyonlarca canin ve hesapsiz servetin zayi olmasina sebeb olmuslardir4.
Yahudiler, Muhammed'in Tevrat'da
belirtilen niteliklerini gizlemisler;
bu nedenle azaba sokulacaklardir.
(K. Bakara, 175-176)
Bakara sûresi'nde Tanri kitabini para karsiliginda degistiren Yahudi'lere hitaben söyle deniyor: Allah'in indirdigi kitaptan bir seyi (âhir zaman peygamberinin vasiflarini) gizleyip onu az bir para ile degisenler yok mu, iste onlarin yeyipte karinlarini doldurduklari, atesten baska bir sey degildir. Kiyâmet günü Allah ne kendileriyle konusur ve ne de onlari temize çikarir. Orada onlar için can yakici bir azab vardir (K. Bakara 174).
Yorumcularin açiklamalarina göre burada söz konusu edilenler, Yahudi hahamlaridir. Güyâ Tevrat'da Muhammed'in peygamber olarak gelecegini bildiren ve Muhammed'i tanimlayan ilgili hükümler vardir, ve iste Yahudi hahamlari bu hükümleri gizlemislerdir. Yaptiklari bu sahtekarlik karsiliginda da maddî kazanç saglamislardir: Onlar dogru yol karsiliginda sapikligi, magfirete bedel olarak da azabi satin almis kimselerdir. Onlar atese karsi ne kadar dayaniklidirlar! (K. Bakara 175).
Öte yandan Yahudiler, Allah'in hak olmak üzere indirdigi Kur'ân'i farkli sekilde ve kendi isteklerine göre yorumlayip ayriliga düsmüslerdir. Bu nedenle hem bu dünya'da ve hem de ahirette kaybedenlerden olacaklardir (K. Bakara 176).
Yahudiler Râinâ diyerek Muhammed'i
alaya alirlarmis. Bu nedenle Tanri
onlari lânetlemis, ve Müslümanlara, bu sözcük
yerine unzurnâ demelerini emretmis!
(K. Nisa 46, Bakara 104, 174)
Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Arap'lar, kendilerine Islâm'i belleten Muhammed'e, ara sira Râinâ diye seslenirlerdi. Seslenirlerken bununla: Bizi biraz bekle, acele etme, ya da Bizi gözet! demek isterlerdi, çünkü bu sözcügün anlami bu idi. Fakat bu sözcük Yahudi'lerin de kullandiklari bir sözcük idi, su farkla ki Ibranice de bu sözcük kötü olan, ya da zarar veren anlamini tasir ve sövmek maksadiyle is görürdü5. Islâmci'lar bu sözcügün, Yahudiler tarafindan Bizim çobanimiz anlamina alindigini söylerler6.
Celâleddin Suyütî gibi yorumcularin söylemelerine göre Yahudiler, kötü maksatlarini belli etmeyecek sözler arasinda Râinâ sözcügünü de sarfetmek sûretiyle, Muhammed'e karsi hakâret yagdirip, kin ve düsmanliklarini ortaya vurmus, olurlardi. Pek muhtemeldir ki kendilerini, kendi dinlerinden ayirip Müslüman yapmaga zorlayan Muhammed'e karsi bu sekilde davranmayi gerekli bulmuslardir.
Fakat her ne olursa olsun Muhammed, kendisi bakimindan sakincali buldugu Râinâ sözcügünü yasaklayip, bunun yerine, asagi yukari ayni anlamda olan ve Bizi bekle demege gelen unzurnâ sözcügünün kullanilmasini saglamak maksadiyle Kur'ân'a su âyet'i koymustur: Ey iman edenler! Râinâ' demeyin, unzurnâ' deyin. (Söylenenleri) dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azab vardir (K. Bakara 104).
Fakat Muhammed bunu yeterli görmemistir; Nisâ sûresi'ne koydugu bir âyet'le Tanri'nin, ayni konuda Yahudileri su sekilde lânetledigini bildirmistir: Yahudilerden bir kismi kelimeleri yerlerinden degistirirler, dillerini egerek bükerek ve dine saldirarak (Peygamber'e karsi): -'Isittik ve karsi geldik'-, -'Dinle, dinlemez olasi'-, -'râina'- derler. Eger onlar: -'Isittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet'- deselerdi, süphesiz kendileri icin daha hayirli ve daha dogru olacakti; fakat küfürleri (gerçegi kabul etmemeleri) sebebiyle Allah onlari lânetlemistir, Artik pek az inanirlar (K. Nisâ 46)
Yahudiler, Tevrat'da zinâ karsiligi
olarak yazili taslama (recim) cezâsini
yok göstermek, ya da Ibrahim'in
Yahudi oldugunu söylemek sûretiyle
Allah'in kitabini tahrif etmisler:
(K. Imrân 23-25; Mâide 41)
Kur'ân'da, Yahudilerin Tevrat'ta yazili hükümlere uymaktan kaçindiklarina, ya da bu hükümleri degisik sekilde gösterdiklerine, ve bu yüzden azaba sokulacaklarina dâir yer alan âyet'lerden biri de söyle: (Resûlüm) Kendilerine Kitap'tan pay verilenleri (Yahudileri) görmez misin ki, aralarina hükmetmesi için Allah'in Kitab'ina çagiriliyorlar da, sonra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor. Onlarin bu tutumlari: -Bize ates, sadece sayili günlerde dokunacaktir- demelerinin bir sonucudur. Onlarin vaktiyle uydurduklari seyler de dinleri hakkinda kendilerini yaniltmistir. Fakat onlari (Kiyamet gününde) topladigimizda... halleri nice olur (K. Al-in Imrân 23-25).
Bu âyet'lerin Kur'ân'da yer almasina vesile yaratan nedenler konusunda görüs ayriligi vardir. Celâledin Suyutî gibi yorumculara göre bu âyet'ler, zinâ suçunu isleyenlere taslama (recim) cezâsinin uygulanmasi gerektigini, Beyzavî gibi yorumculara göre ise Ibrahim'in Yahudi degil fakat Müslüman oldugunun anlasilmasi için konmustur. Söyleki:
Celâleddin gibi yorumculara göre, güyâ bir gün Medine'de ikisi de Yahudi olan bir erkekle bir kadin, zinâ suçundan dolayi Muhammed'in önüne çikarilirlar. Muhammed, Tevrat'da zinâ cezâsinin recim (taslama sûretiyle öldürme) oldugunu söyler ve suçlularin bu sekilde öldürülmeleri gerektigini ekler. Fakat Yahudiler, Tevrat'da recim cezâsi diye bir cezâ olmadigini iddiâ ederler. Bunun üzerine Muhammed Tevrat'i getirtir ve ilgili âyet'i okutur. Güyâ âyet taslama (recim) cezasini öngörmektedir. Ve iste bunun üzerinedir ki Tanri yukardaki âyet'leri göndermistir [Bkz. Diyânet Vakfi'nin Imrân 23-25 ilgili yorumu. Yorumcularin söylemesine göre Mâide sûresi'nin41.ci âyeti'nin: ...Yahudilerden küfür içinde kosusanlar(in hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazi) kimselere kulak verirler, kelimleri kaydirip degistirirler... Onlar için dünyada rezillik vardir ve ahirette onlara mahsus büyük bir azab vardir seklindeki satirlari da, Medine'deki Yahudi toplulugu içinde meydana gelen zina olayi uzerine inmistir.]
Hemen ekleyelim ki bütün bunlar, Islâmcilarin iyice arastirma yapmadan ortaya attiklari seylerdir, ki genellikle yanlistir. Çünkü bir kere Tevrat'da zinanin cezâsi recim (yâni taslayarak öldürme) olarak gösterilmemistir; sadece ölüm olarak gösterilmistir. Örnegin Tevrat'in Levili'ler adli kitabin'da su yazili: Ve baska birinin karisi ile zina eden, komsusunun karisi ile zina edden adam, hem o, hem kadin mutlaka öldürülecektir (Tevrat/ Levili'ler, Bap 20: 10).
Yine Tevrat'in Tesniye adli kitabinda su var: Eger bir adam, baska bir adamin karisi olan bir kadinla yatmakta olarak bulunursa, o zaman kadinla yatan adam ve kadin, onlarin ikisi de öldürülecektir; ve kötülügü Israil'den kaldiracaksin (Tevrat/ Tesniye, Bap 22: 22)
Görülüyor ki Tevrat, zina suçunu islemis olan kimselerin taslanmak sûretiyle öldürülmelerine yer vermemistir. Bu i'tibarla Yahudiler'in iddiâ'lari dogru, ve Muhammed'in verdigi hüküm ise yanlis idi. Pek muhtemeldir ki Muhammed bu yanilgiya, Hiristiyan'larin Incil'inde yer alan bir hükmü iyice incelemeden benimsemek yüzünden düsmüstür. Su bakimdan ki Incil'in Yuhanna adli kitabinda yazilanlara göre, bir gün Yazicilar ve Ferisiler, zina suçunu islemis olan bir kadini Isa' nin önüne getirirler ve: ... Bu kadin zina islemekte iken tutuldu. Bu gibilerin taslanmasini Musa seriâtte bize emretmistir; sen ise ne dersin? (Incil/ Yuhanna, Bap 8: 3-5) diye sorarlar. Oysa Musa'nin böyle bir emri yoktur; fakat Yazicilar ve Ferisi'ler, sirf Isa'yi suçlu çikarmak için kendisini denemekte idiler (Incil/ Yuhanna, Bap 8: 6). Fakat Isa onlara, ve orada bulunan halktan kisilere söyle der: Kadinin üzerine sizden günahsiz olan önce tas atsin (Incil, Yuhanna, Bap 8: 7). Bunu isitenler teker, teker oradan çikip uzaklasirlar. Isa, kadinla yalniz basina kalinca: Kadin, onlar nerede? kimse sana hükmetmedi mi? diye sorar. Kadin kendisine: Kimse, Ya Rab diye yanit verir. Bunun üzerine Isa kadina söyle der: Ben de sana hükmetmem; git, bundan sonra artik günah isleme (Incil/ Yuhanna, Bap 8: 9-11).
Görülüyor ki Isa, zinâ ile suçlandirilan kadinin öldürülmesini öngörmüs degildir; sadece içinizden kim günahsiz ise, önce tasi o atsin seklinde konusmaktadir. Günahsiz insan olmadigini bildigi için, hiç kimsenin tas atma yetkisiyle ortaya çikamayacagini düsünmektedir. Öte yandan kendisine sorulan: ... Bu gibilerin taslanmasini Musa seriâtte bize emretmistir; sen ise ne dersin? seklindeki soruyu da, soru soranlari onaylarcasina cevaplandirmis da degildir. Kusku edilemez ki bu tutumu ile, recim cezâ'sinin Tevrat'da bulunmadigini anlatmak, ve her halû kâr'da böyle bir cezâ'nin uygulanmasini önlemek istemistir.
Her ne kadar Incil'in eski metinlerinde bu yukardaki satirlarin bulunmadigi, ve bulunan metinlerin ise birbirlerinden farkli oldugu söylenirse de bu durum yukarda belirttiklerimizi etkilemez. Çünkü gerçek olan su ki Tevrat'in kendisi, zina cezâsinin recim (taslama) taslama degil fakat sadece ölüm oldugunu bildirmektedir. Ancak ne var ki Muhammed, muhtemelen kendisine Tevrat hakkinda verilen yanlis bilgilere dayanarak, yukardaki olay vesilesiyle Yahudilerin Tevrat'i tahrif ettiklerini söylemis, ve Kur'ân'a söz konusu âyet'leri yerlestirmistir.
Bu âyet'lerin vahy edilis nedenlerinin bir de Beyzavî gibi yorumcular tarafindan açiklanmasi vardir ki, o da söyle: Muhammed bir gün Yahudi havrasina gittiginde, orada bulunan Yahudilerden iki kisi: Ey Muhammed! Sen hangi dindensin? diye sorarlar. Muhammed kendilerine: Ben Ibrahim'in dinindenim! der. Bunu duyunca her iki Yahudi kendisine: Ibrahim Müslüman degil, fakat Yahudi idi diye karsilik verirler. Oysa Muhammned'in bildiremesine göre Ibrahim, ne Yahudi ve ne de Hiristiyan'dir; o sadece müslüman'dir. Bunun böyle oldugunu anlatmak için Kur'ân'a âyet koymustur. Ve iste bundan dolayidir ki Yahudi'lerin yalan söylediklerini öne sürmüstür.
Yahudi'ler: Meryem oglu Isa'yi öldürdük
dedikleri için Tanri tarafindan lânetlenmisler
(K. Nisâ 157-158):
Kur'ân'da, Nisâ sûresi'nde Yahudi'lerin, Isâ'yi öldürdüklerine dâir iddiâ'da bulunduklari, oysa bunun yalan oldugu bildirilmekte, ve bu yalanlari yüzünden Tanri tarafindan lânetlendikleri ve belâ'lara ugratildiklari belirtiliyor ve söyle deniyor: Ve -<Allah elçisi Meryem oglu Isa'yi öldürdük>- demeleri yüzünden (onlari lânetledik). Halbuki onu ne döldürdüler, ne de astilar; fakat (öldürdükleri) onlara Isa gibi gösterildi. Onun hakkinda ihtilafa düsenler bundan dolayi tam bir kararsizlik içindedirler; bu hususta zanna uymak disinda hiçbir (saglam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler. Bilakis Allah onu (Isa'yi) kendi nezdine kaldirmistir. Allah izzet ve hikmet sahibidir (K. Nisâ 157-158).
Görülüyor ki Tanri, Isa'yi öldürdük! diye iddiâ'da bulunduklari için Yahudileri lânetlemekte, bu iddiâ'nin yalan oldugunu belirtmektedir. Güyâ Isa, Yahudiler tarafindan öldürülmemistir; fakat öldürdükleri bir kisi onlara Isa imis gibi gösterilmistir. Oysa Tanri Isa'yi gökyüzüne almistir!
Hemen ekleyelim ki Isa'nin Yahudi'ler tarafindan öldürülmedigini Kur'ân'da belirtmekle Muhammed, kendi çikarlari dogrultusunda bir is görmüstür. Çünkü bununla anlatmak istemistir ki Tanri, kendi peygamberlerinin öldürülmesine izin vermez, kurtarir; nasil ki Nuh'u tufan'dan, Ibrahim'i atesten, Musa'yi Firavun'dan koruyup kurtardi ise!7
Ve iste bu böyle oldugu içindir Tanri Muhammed'i de müsrik'lerin tuzagindan kurtarmistir ve kurtaracaktir. Daha baska bir deyimle yukardaki âyet'i Kur'ân'a koymakla Muhammed, gelmis geçmis peygamber'ler gibi, kendisinin de Tanri'nin korumasi altinda bulundugunu ve Tanri kul'lari tarafindan öldürülemeyecegini anlatmaga, böylece kendisine dis bileyenleri korkutmga çalismistir.
Yahudiler, sadece Tevrat'i tahrif
etmekle kalmayip Tevrat'in aslini
dogrulayan Kur'ân'i da inkâr ederek, ve
Cebrâil'e düsmanlik besleyerek
Tanri'ya karsi gelmisler!
(K. Bakara, 79, 83, 89-91).
Muhammed'in söylemesine göre Yahudiler, vaktiyle Tanri'ya kulluk edeceklerine, ana-baba'ya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceklerine dair söz vermisler, ve Tanri da onlara namaz kilmak, zekât vermek ve insanlara güzel söz söylemek hususunda emir vermistir. Bu emirlerini de Tevrat adiyle indirdigi Kitap'la bildirmistir (K. Bakara 83)..
Ancak ne var ki Yahudi'ler, verdikleri sözü tutmadiktan gayri kendilerine verilen Tevrat'i tahrif edip kendi elleriyle bir kitap yazmislar ve Bu Allah katindandir diyerek onu satmislardir (K. Bakara 79). Daha sonra Tanri, Tevrat'i dogrulayan Kur'ân'i indirdiginde, Tevrat'tan bilip ögrendikleri gerçeklerle karsi karsiya kalinca Kur'ân'i inkâr etmislermis (K. Bakara 89-90). Tanri onlara Allah'in indirdigine iman edin... deyince: Biz sadece bize indirdigine (Tevrat'a) inaniriz deyip Tevrat'tan gayrisini, dolayisiyle Kur'ân'i inkâr etmislermis (K. Bakara 91).
Güyâ Fedek hahamlarindan Abdullah b. Suriye, bir gün Muhammed'e: Vahyi kim getirdi diye sormus, ve sorusuna Muhammed'ten: Cebrail getirdi seklinde yanit alinca: O bizim düsmanimizdir. Baskasi getirseydi iman ederdik demis, ve bunun üzerine Tanri hemen Muhammed'e sunu bildirmistir: (Ey Muhammed!) De ki: -Cebrail'e kim düsman ise sunu iyi bilsin ki Allah'in izniyle Kur'ân'i senin kalbine bir hidâyet rehberi, önce gelen kitaplari dogrulayici ve müminler için de müjdeci olarak (Allah) indirmistir. Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düsman olursa bilsin ki Allah da inkârci kâfirlerin düsmanidir! (K. Bakara 97-98).
Görülüyor ki Muhammed, Yahudileri inkârci kâfirler olarak tanimlayabilmek için, onlari Tanri'ya düsman, Tanri'nin meleklerine düsman, Cebrâil'e düsman, Mikâil adindaki melege düsman, Kur'ân'a düsman, ve kendisine düsman olarak tanimlamistir!
Yahudiler, kendilerine gönderilen
peygamberleri yalanlamislar, ya da
öldürmüsler, Muhammed'i dahi öldürme
düsüncesine yönelmisler, bu nedenle inkârci
sayilip Allah'in lânetini hak etmisler
(K. Bakara, 83, 87, 90, 92, Imrân 112)
Muhammed'in Kur'ân'a koydugu hükümlere göre Tanri Musa'ya Tevrat'i vermis ki Israil ogullarini yola getirsin diye (K. Mü'minûn, 49), fakat onlar, Tevrati tahrif edip gerçekleri gizlerlerken, bir de güyâ kendilerine gönderilen Peygamberleri de yalanlamak, inkâr etmek, ya da öldürmeye tesebbüs etmek ve hattâ öldürmek gibi günâhlar islemislerdir.
Yine güyâ Yahudiler, Tanri'nin bir peygamber gönderecegini ve bu peygamberin Yahudiler arasindan seçilecegini etrafa yaymakla mesgullerken, Muhammed'in peygamber olarak ortaya çikmasini kiskançlikla karsilamislar (K. Bakara 90), ve ona hiyânette bulunmuslardir. Bu yüzden Muhammed onlara karsi savas açmak ve onlari yurtlarindan atmak zorunda kalmistir. Yine güyâ bu yüzden Yahudiler Müslümanlara karsi günümüze dek düsmanlik beslemislerdir8
Ve iste Muhammed'in Kur'ân'a koydugu âyet'lere dayali olarak yorumcular, hiyânet bakimindan ve özellikle peygamber'leri öldürmek ve Muhammed'i de öldürme hevesine kapilmak bakimindan Yahudileri kötüleme yoluna giderler. Bu konuda öne sürdükleri âyet'lerden biri, Bakara sûresi'nin 87ci âyeti'dir, ki söyledir: Andolsun biz, Musa'ya Kitab'i verdik. Ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oglu Isa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudûs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadigi seyleri söyleyen bir elçi geldikçe, ona karsi büyüklük tasladiniz. (Size gelen) peygamberlerden bir kismini yalanladiniz, bir kismini da öldürdünüz (K. Bakara 87, 91).
Bu âyet'le ilgili olarak yorumcularin açiklamalarina göre Yahudiler, Musa'yi ve Isa'yi öldürmek istemisler fakat basari saglayamamislardir, çünkü Tanri bu peygamberleri korumustur. Yine bunun gibi Yahudiler, Muhammed'i de öldürmek istemisler fakat Tanri onlara: ... Onu da yapamazsiniz, biz onu koruruz. Inkâr ve isyaniniz sebebiyle Allah'in lânetini hakkettiniz. Bundan sonra iman etmeniz beklenmez. Ortaya koydugunuz mazeretler de geçersizdir seklinde bir seyler söylemek maksadiyle yukardaki âyet'i indirmistir 9.
Tanri vaktiyle Yahudileri
cümle âlem'e üstün kilmis, fakat
onlar nankörce davranmislar.
(K. Bakara 122, 123)
Kur'ân'da yazilanlardan anlasildigina göre Tanri, Yahudileri kendisine boyun egdirtebilmek için, her vesileyle onlari minnet altinda tutmak siyâseti izlemistir. Minnet altinda tutabilmek için onlara, kendi içlerinden peygamberler gönderdigini, nimetler verdigini, onlari âlem'lere üstün kildigini söyleyip tekrarlar. Bunlardan biri Bakara sûresi'nin su âyet'i: Ey Israilogullari! Size verdigim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kilmis oldugumu hatirlayin (K. Bakara 122)
Bunu hatirlattiktan sonra Ve bir günden sakinin ki, o günde hiç kimse baskasi namina bir sey ödeyemez... (K. Bakara 123) diyerek kiyâmet gününe isâret eder. Kuskusuz bu, onlari kendisine iman edip boyun egmege zorlamak içindir.
Söylemeye gerek yoktur ki bu âyet'leri Muhammed, Yahudi'leri Tanri'ya ve onun elçisi olarak kendisine bas egdirtmek maksadiyle koymustur. Su bakimdan ki Medîne'deki Yahudilerden pek azi, örnegin Abdullah Ibn-i Selâm ve arkadaslari Kur'ân'a inanip onun hükümlerine uymak ister görünmüslerdir. Bu gibi Yahudi'lerin sayisini arttirabilmek için, Tanri'nin onlar hakkinda güzel sözler söyledigini, inkâr edenleri de küçümsedigini belirtmek üzere Kur'ân'a sunu koyar: Kendilerine kitap verdigimiz kimseler(den bazisi) onu (Kur'ân'i), hakkini gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, iste gerçekten zarara ugrayanlar onlardir (K. Bakara 121).
Ancak ne varki onlari kazanamayinca, Yahudi'lerin nankörluk yapip Tanri emirlerine karsi geldikleri tezini isleyecek, ve güçlendigi an onlara karsi cihad açacaktir.
Ibrahim ve oglu Ismail,
Kâ'be'yi insa edip Tanri'dan, buranin
ibâdet yeri olmasini istemisler, Tanri da
kabul etmis
(K. Bakara 125, 127, 126)
Kur'ân'in Bakara sûresi'nde Ibrahim'in, Ismail ile birlikte Beytullahin temellerini yükselttigi ve Tanri'dan bunu kabul etmesini diledigi (K. Bakara 127), ve sonra kendisini ve kendi neslini Tanri'ya boyun egenlerden kilmasini, ibâdet usullerini ögretmesini, tevbeleri kabul etmesini istedigi (K. Bakara 128) sonra da : Ey Rabbim burayi (Kâ'be'yi) emin bir sehir yap, halkindan Allah'a ve ahiret gününe inananlari çesitli meyvelerle besle diye duâ ettigi (K. Bakara 126), ve bunun üzerine Tanri'nin: Biz, Beyt'i (Kâ'be'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kildik. Siz de Ibrahim'in makamindan bir namaz yeri edinin (orada namaz kilin)... (K. Bakara 125) dedigi, ve ayni zamanda Ibrahim ile Ismail'e bu yeri temiz tutmalarini emrettigi (K. Bakara 125) yazili.
Bu âyet'leri Kur'ân'a koymakla Muhammed, müslüman oldugunu söyledigi Ibrahim'in emirlerine uymalari için Yahudi'leri etkilemege çalisirdi.
Tanri, Kâ'be'yi insa eden
Ibrahim'e Müslüman ol demis
o da olmus ve bunu kendi ogullarina
vasiyet etmis! Ya'kub (Israil) dahi
ayni seyi yapip ogullarini Islâm'a çagirmis!
(K. Bakara, 130-132; 128-129, 131-133; 124)
Kur'ân'in Bakara sûresi'ndeki âyet'lere göre, Tanri Ibrahim'i bir takim sözcüklerle sinamis ve basarili buldugu için ona: Ben seni insanlara önder yapacagim demistir. Bunun üzerine Ibrahim Tanri'ya: (Ey Rabbim!) Soyumdan da (önderler yap) (K. Bakara 124) diye dilekte bulunur. Tanri Ibrahim'i elçi (peygamber) olarak seçer ve ona Müslüman ol diye emreder (K. Bakara 130-131). Bunun üzerine Ibrahim derhal müslüman olur ve Alemlerin Rabbine boyun egdim der (K. Bakara 130); dedikten sonra, kendi ogullarina da müslüman olmalarini vasiyet eder (K. Bakara 131).
Ibrahim'in ogullarindan Ya'kub da kendi ogullarina müslüman olmalarini emreder ve söyle der: ...Ogullarim! Allah sizin için bu dini (Islâm'i) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (K. Bakara 132). Bunun üzerine Ya'kub'un ogullari müslüman olurlar. Onlarin ve onlardan sonraki nesillerin müslüman kalmalari için Ya'kub ölürken ogullarina sorar: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? . Ogullari hep birlikte cevap verirler: Senin ve atalarin Ibrahim, Ismail ve Ishak'in ilâhi olan tek Allah'a kulluk edecegiz; biz ancak O'na teslim olmusuzdur (K. Bakara 133)
Hemen ekleyelim ki Tevrat'da bildirildigine göre burada adi geçen Ya'kub'un adini Tanri, az geçmeden Israil olarak degistirecek, ve o andan itibaren Ya'kub'un ogullari Israil ogullari olarak anilagelecektir (Bkz. Tevrat/Tekvin, Bap 35: 10)
Söylemeye gerek yoktur ki Muhammed, yukardaki âyet'leri Kur'ân'a koymak sûretiyle Yahudi'leri, Islâm kökeninden olduklari inancina sürükleyip kendisini onlara peygamber olarak kabul ettirmek istemistir.
Tanri inkâr edenlere de rizik verirmis
ama bunu sinamak için yaparmis!
(K. Bakara 126).
Medîne ve civarinda yasayan Yahudi kabileleri, ticâret, çiftçilik ve san'at'la ugrasirlardi; hepsi de varlikli kabilelerdi. Oysa Arap'lar, ve ozellikle Islâm'a girmis olanlar son derece fakir kimselerdi. Oysa Muhammed onlara, rizkin Tanri'dan geldigini söylemekteydi. Su durumda müslümanlarin kafasinda: Iyi ama, eger rizik veren Tanri ise, neden biz müslümanlara az veriyor'da inkârcilara, özellikle Yahudi'lere bol veriyor? seklinde sorular belirebilirdi. Iste bunu önlemek için Kur'ân'a su tür âyet'ler koyar: ...Allah buyurdu ki: Kim inkâr ederse onu az bir süre faydalandirir, sonra onu cehennem azabina sürüklerim. Ne kötü varilacak yerdir orasi! (K. Bakara 126).
Kur'ân yorumcularinin açiklamalarina göre Tanri, bununla anlatmak isemistir ki rizik denen sey, dindarliga bagli bir sey degildir. Tanri, yer yüzü yasamlari sirasinda müslümanlari da, inkârcilari da nimetlendirir. Fakat bunu yapmakla insanlari sinamis olur, ve bu yoldan kimlerin hayirli, kimlerin hayirsiz oldugunu ögrenmis olur: Servet ve iktidar, eger kulluga vesile olmus ise, o zaman bu, iki cihan saadetidir. Azginlik ve sapikliga sebeb olmus ise, ebedi hayati mahvetmis, saadet yerine felâket getirmis olur ! Evet böyle diyor bizim din üstadlarimiz!10
Yahudiler Allah'in hismina ugramislar
miskinlige mahkum kilinmislar; Müslümanlarin
himayesine siginmadikça kendilerine
zillet damgasi vurulmak gerekir.
(K. Al-i Imrân 112)
Ilerde görecegiz ki Kur'ân'da (örnegin Tevbe sûrtesi, âyet 9) Tanri'nin müslümanlara emir verip onlari, Kitapli'lara (Yahudilere ve Hiristiyanlara) karsi savasa çagirdigi yazilidir. Bu emir geregince müslümanlar, müslümanligi kabul etmelerine, ya da etmeyecek olurlarsa, küçülerek kendi elleriyle Cizye (kafa parasi) vermelerine kadar savasi sürdürmelidirler. Cizye vermeyi kabul ettikleri takdirde muslümanlarin korumasi (himâyesi) altina girmis sayilirlar.
Ancak ne var ki Muhammed, Hiristiyanlara karsi besledigi düsmanliktan daha büyük bir düsmanligi Yahudilere karsi göstermis oldugundan, onlari Allah'in hismina ugramis ve miskinlige mahkûm kilinmis olarak göstermek yaninda, bir de muslümanlarin himayesine siginmadiklari takdirde zillet damgasini yemege layik saymistir. Imrân sûresi'ne koydugu âyet söyle: Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'in ahdine ve (mü'minlerin) himayesine siginmadikça kendilerine zillet (damgasi) vurulmustur; Allah'in hismina ugramislar ve miskinlige mahkum edilmislerdir. Çünkü onlar, Allah'in âyet'lerini inkâr ediyorlar ve haksiz yere peygambeleri öldürüyorlardi. Bu da onlarin isyan etmis ve haddi asmis bulunmalarindandir (K. Imrân 112)
Kur'ân yorumculari, bu âyet'de geçen onlar sözcügünü Yahudi'ler olarak anlarlar11
1 Diyânet Vakfi'nin Bakara 174. âyetiyle ilgili yorumuna bakiniz.
2 Diyânet Vakfi yorumu.
3 Bkz. Ömer R. Dogrul'un, Kur'ân çevirisnde Bakara 243. âyetiyle ilgili yorumu.
4 Diyânet Vakfi çevirisinde Mâide 32 âyeti'nin açiklanmasina bakiniz.
5 Bu konuda bkz. G.Sale, age, sh.17, not. 1
6 Bu hususta, Diyânet Vakfi'nin, Bakara sûresi'nin 104cü ve Nisâ sûresi'nin 46ci âyet'leri ile ilgili yorumuna bakiniz.
7 Bkz. Diyânet Vakfi'nin, Nisâ sûresi'nin 157,ci âyet'iyle ilgili açiklamasi.
8 Bkz. Diyânet Vakfi'nin Bakara 83 âyet'i ile ilgili açiklamasi.
9 Bkz. Diyânet Vakfi'nin Bakara 87.ci âyet'iyle ilgili açiklamasi.
10 Diyânet Vakfi çevirisinde Bakara sûresi'nin 126ci âyeti ile ilgili açiklamaya bakiniz.
11 Al-i Imrân sûresi'nin 112ci âyeti'nin Diyânet Vakfi çevirisindeki sekline bakiniz.