II
Islâm Seriâti köleligi kaldirmak degil fakat sürdürmek amacina dayalidir.
Hemen belirtelim ki bu yukardaki iddiâlar, bastan asagi yalandan ibarettir. Çünkü ne Kur'ân "özgür" insan tipi yaratmak istemistir, ne Muhammed köleligi yok etmeyi kendisine amaç edinmistir, ve ne de kölelik kurulusu Türkler yüzünden sürüp gitmistir. Aksine köleligin Tanrisal (ve dolayisiyle dogal) bir kurulus olarak is görmesine, ve 1400 yil boyunca hiç kalkmacasina sürüp gitmesine sebeb olan, dogrudan dogruya Islâm seriâtii olmustur. Bu düzenin kurucusu olan Muhammed, biraz ilerde örnekleriyle görecegimiz gibi, ömrü boyunca köleler edinmis, savaslarda ele geçirilen esirlerin paylasilmasi sirasinda kendi payina düsen kölelere sahip olmus, kendi hizmetinde ve arazilerinde köleler çalistirmis, köle satin almis, köle satmis, ona buna köleler hediye etmistir. Söylendigine göre sahip bulundugu kölelerin sayisi 60 ilâ 80 arasinda olmustur. Öldügü zaman, mallar, hurmaliklar ve araziler yaninda, hizmetinde tuttugu köleleri de âilesi efradina miras birakmistir.
Bu itibarla sorulmak gereken soru sudur: köleligin kaldirilmasini kendisine amaç edinen bir din hiç köleligi dogal bir kurulus olarak yerlestirir mi? Ya da kendisini böyle bir dinin peygamberi olarak tanitan bir kimse hiç köle edinerek, ya da kullanarak baskalarina kötü örnek olma yolunu tutar mi?
Gerçek su ki Islâm seriâti, köleligi kötü gözle görmek ve kaldirmak söyle dursun fakat dogal bir kurulus bilmis, ve genel olarak insan varligini "özgür" degil "kul" olarak görmüs ve kullarin da kendilerine âid kullari bulundugunu kabul ederek köleligin hiç kalkmacasina sürüp gelmesine vesile olmustur.
Gerçekten de Kur'ân'a göre insanlar "Hür" ve "Köle" olmak üzere yasam sürerler. "Köle" insan, baskasinin mülkü sayilan, onun hizmetinde olan, onun tarafindan yönetilen, alinip satilabilen insan demektir (disi köle'ye "câriye" denir). Köle olmayan, ya da kölelere efendilik yapanlar ise hür sayilirlar. Ancak ne var ki Kur'ân'in "hür" olarak tanimladigi insanlar dahi aslinda gerçek anlamda hür (özgür) olmaktan uzaktirlar: gökten indigi söylenen buyruklarin uygulayicisidirlar; yâni özgür irâdeye sahip olarak is görme olasiligindan yoksundurlar. Çünkü Kur'ân'a göre Tanri insanlari (ve cinleri) esas itibariyle kul diye yaratmistir. "Kul" sözcügü Kur'ân'da "abd" olarak geçer ki esas itibariyle "köle" anlamindadir. Her insan Tanri'nin kölesi olmak üzere yaratilmistir, su bakimdan ki Tanri'nin buyruklarina göre "güdülüp yönetilir". Zâriyat Sûresi'nde söyle yazili: "Cinleri ve insanlari, ancak bana kulluk etmeleri için yaratmisimdir" (K. Zâriyat 56)
"Bana kulluk etmeleri için yaratmisimdir" sözleri: "Buyruklarimi yerine getirmeleri için yaratmisimdir" seklinde anlasilmak gerekir. Nitekim Bakara Sûresi'nde su var: "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin! Ki 'Ona karsi gelmekten korunmus olabilesiniz" (K. Bakara 21)
Sayisiz denecek kadar çok bu buyruklar arasinda Tanri'ya tapmak ve ibâdet etmek, gibi olanlar yaninda kisinin ve toplumun (devletin) tüm yasantilarini, en ince noktasina varincaya kadar düzenleyen hükümler vardir.
Fakat Tanri'nin bu kullari arasinda, kul'lara "kul'luk" (kölelik) edecek olanlar da vardir; çünkü Tanri, o sinirsiz keyfiligi içerisinde, istemistir ki insanlardan bir kismi, diger bir kismina kölelik etsin. Nitekim Kur'ân'da, köleligin dogal bir kurulus oldugunu ortaya vuran hükümler vardir ki (örnegin Nahl 75) birazdan özetleyecegiz. Fakat simdilik seriâtçinin kölelik konusundaki diger iddiâlarindaki isabetsizliklere deginelim.
Bu iddiâlardan biri söyle: "Kölelik Araplar arasinda yerlesik bir kurulus idi. Eger Tanri köleligi bir anda kaldirmis olsaydi, halk ayaklanir, kargasalik olurdu ".
Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir iddiâ, Tanri'yi acz içerisinde, güçsüz bir Yaratan imis gibi gösterip Tanri fikrini zedelemekten baska bir ise yaramaz. Zirâ iktidarina sinir bulunmayan ve her seyi diledigi gibi yaratip diledigi sekle sokabilen bir Tanri'nin, kölelik gibi kötü bir kurulusu, sirf halk ayaklanir endisesi ile yasaklamadigini söylemek, O'nun iktidarini ve yüceligini inkâr demek olur
Öte yandan toplum düzenini saglamak üzere en sert ve amansiz cezalari öngörmekten geri kalmayan (örnegin sarab içimini yasaklatan, ya da hirsizin bileklerinin kesilmesini emreden) bir Tanri'yi: "Köleligi yasaklarsam toplumda kargasalik çikar" mazeretine siginmis gibi göstermek, Tanri fikrini küçültmekten baska bir sey degildir.
Yine ayni sekilde: "Tanri köleligi savas esirleri sistemiyle sinirlamak istedi, bu nedenle tüm olarak yasaklamadi. Amaci devrim (niteligini) tasiyan düsturlar koyarak kökten kaldirmakti" seklindeki iddiânin da tutar bir yönü yoktur, çünkü Kur'ân'da kölelik, ne savas esirlerine münhasir bir kurulus olarak ele alinmistir ve ne de ortadan kaldirilmak amacina dayatilmistir. Kur'ân'a göre Tanri, insanlardan bir kismini "efendi" ve bir kismini da "köle" seklinde tutmus olmakla övünür (K. Nahl Sûresi, âyet 75)
Seriâtçi'nin: "Islâm köleligi, insanlik haysiyetini çignetici bir kurulus olmaktan çikardi" seklindeki iddiâsina gelince, bu da yalandan ibarettir, zirâ Islâmî emirlere göre köleler, köle olmiyanlara oranla pek çok hususlarda asagi kilinmislardir. Örnegin kölelerin (ve câriyelerin) ibâdet haklari ve hukukî sorumluluklari az olduktan gayri efendilerinin onlara karsi cezâi sorumluluklari da pek sinirlidir. Cinayet isleyen birisine karsi kisas uygulandigi halde, cariyesini öldüren kisiye uygulanmaz ve bu kisi kisas olarak öldürülemez; zirâ Kur'ân'a göre kisas: "Hür ile hür, köle ile köle ve kadin ile kadin'dir" (K. Bakara 178; Maide 45). Köle (ya da cariye) öldüren kimseye "ta'zir" (azarlama) cezasi uygulanir.
Yine bunun gibi hür kadinlara zinâ isnâd eden kimse, bu isnâdini dört tanik ile ispatlayamazsa kamçi dayagi cezasina çarptirildigi halde, cariye'ye zinâ isnâd eden kimse, ispat edemedigi taktirde böyle bir cezaya ugramaz, sadece azarlanir, ve ahiret cezasini bekler. Öte yandan cariyesine haksiz yere zinâ isnâd eden kimse, bu yeryüzünde cezâ görmez; sadece kiyâmet gününde dövülür 1.
Bundan baska cariyeler hacc etmekle zorunlu degillerdir; yabanci erkekler önünde ortünmekle, "cilbab" giyinmekle de yükümlu degillerdir.
Sosyal durumlar bakimindan da asagi kilinmislardir. Örnegin hür bir kadinla evli olan erkek cariye edinebilir fakat onunla evlenemez. Cariye'ye gelince o da sahibinin izni olmadan evlenemez.
Yine bunun gibi, bir kaç kadinla evli bulunan bir erkek, kadinlarini nöbet sirasina göre dolasmakla görevlidir. Ancak gecelemede "Hür kadina kuma olan cariyenin hakki, hür kadinin yarisidir" 2.
Öte yandan köleler, tipki ergenlik çagina girmemis kimseler gibi, efendilerinin yanina girebilmek için üç kez izin isteme durumundadirlar. Kuriânida söyle yazili: Ey müminler! Ellerinizin altinda bulunan (köle ve cariyeleriniz), ve içinizde henüz ergenlik çagina girmemis olanlar, sabah namazindan önce, ögleyin soyundugunuz vakit ve yatsi namazindan sonra (yaniniza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamis) halde bulunabileceginiz üç vakittir... (K 24 Nûr 58).
Söylendigine göre bu âyet su vesileyle inmistir: Bir ögle vakti Muhammed, bazi hususlarda Ömer b. Hattâb ile görüsmek ister. Müdlic adindaki bir sahâbi ile haber gönderek Ömeri huzuruna çagirtir. O sirada Ömer ögle uykusuna yatmistir; muhtemelen üstü de açiktir; yâni orasi burasi görünmektedir. Müdliç odaya girince uykuda bulunan Ömeri uyandirir. Fakat Ömer bundan hoslanmaz ve kendi kendine: Keske böyle zamanlarda izinsiz girmek yasaklansa! diye mirildanir; ya da gönlünden böyle bir sey geçirir. Uykudsan uyandirilmanin verdigi hosnudsuzlukla kalkar Muhammedin yanina varir. Fakat bir de görür ki az önce gönlünden geçirdigi temenniye uygun olmak üzere Tanri, Muhammedie yukardaki âyetii göndermistir. Anlasilan o ki Tanri, Ömerin uykudan uyandirilmasi olayi vesilesiyle kölelerin izinsiz olarak efendilerinin yanina girmelerini sakincali bulmus, ve Ömerin temennisi dogrultusunda is görmüstür3.
1 Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Muhammed söyle der: "Her kim kölesine ve cariyesine zinâ isnâd eder, memlûki de o isnâddan uzak bulunursa, o kimse kiyâmet gününde dövülür; Neger ki memlûk, efendisinin dedigi gibi ola". Bkz. Sahih-i... ICilt XII, sh. 250-260; Hadîs no. 2092
2 Demircan, age , II, 257
3 Diyânet Vakfi çevirisinde Nûr sûresiinin 58ci âyetiinin yorumuna bakiniz.