IV

Seriât sisteminde köle (ve câriye) efendisinin mutlak tasarrufu altinda bir "mal", bir "esya" niteliginde


Kur'ân'in çesitli âyet'lerinde köle'den (ya da câriye'den) söz edilirken çogu kez "mal", "esya", "alinip satilabilen sey" anlamlarina gelen deyimler kullanilmistir; köle sahibi kimseler ise "mal/esya sahibi kimseler" olarak gösterilmislerdir. Örnegin Rûm Sûresinde "Milku'l-yemin" yani"sag elin satin aldigi, sahip oldugu köleler" diye yazilidir (Bkz. . Rûm 28; Ayrica bkz. Nûr 31, 33, 58; Ahzab 55; Nahl 71). Nahl sûresi'nde "memlûk" yâni "Birinin mali olan köle" deyimi yer alir (K. Nahl 75). Nisâ Sûresinde "Rakabe" yâni "sahibi bulundugu köle" diye yazilidir (Nisa 92; Ayrica bkz. Mâide 89; Mücâdele 3; Beled 13). Bakara Sûresinde "Rikâb" yâni "sahip bulundugu köleler" diye geçer

Bundan anlasilan su: köle (cariye), öyle bir yaratiktir ki efendisinin mutlak tasarrufu altindadir. Efendisi onu dilerse ömrü boyunca köle olarak hizmetinde kullanir, dilerse bir mal gibi satar, ya da dilerse ömrü boyunca kendisine hizmette bulunmak üzere azâd eder.

Öte yandan Muhammed, iman sahibi erkeklere, köle kadinlari "cariye" (odalik) olarak sehvet araci seklinde kullanma olasiligini saglamistir. Araplarin kadina ne kadar düskün olduklarini bildigi için, su veya bu nedenle kadinsiz kalmasinlar diye bu yolu düsünmüstür. Gazalî bu konuda söyle der: "Arap kavminde sehvet gaalib oldugu için, sâlih olanlari da daha çok evlenme ihtiyaci duyarlar... Kalbin huzurunu saglamak ve zinâyi önlemek için câriye ile evlenmek mübah olmustur..." 1.

Bundan dolayidir ki Muhammed Kur'ân'a bu olasiligi saglayacak hükümler koymustur. Örnegin Nisâ sûresinde, "imanli hür" kadinlarla evlenmeye gücü yetmeyen müslüman erkeklerin, kendi elleri altinda bulundurduklari câriyeleri alabilecekleri yazilidir: "Içinizden, hür mü'min kadinlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizin altinda bulunan imanli genç kizlariniz (sayilan) cariyelerinziden alsin..." (K. Nisâ 25).

Yine bunun gibi, birden fazla kadinla ayni zamanda evlenemeyecek durumda olan erkeklere, bir kadin ve ayrica diledikleri sayida câriye alabilme olanagini saglamistir. Kur'ân'in Nisâ sûresinde söyle yazili: "...begendiginiz (veyâ size helâl olan) kadinlardan ikiser, üçer, dörder alin. Haksizlik yapmaktan korkarsaniz bir tâne alin; yahut da sahip oldugunuz câriyeler ile yetinin..." (K. Nisâ 3).

Sehvet ihtiyacini gidermek üzere câriye alma olasiligini Muhammed, sadece baska erkekler bakimindan degil fakat kendi ihtiyaci bakimindan da öngörmüs ve Kur'ân'a bu dogrultuda âyetler koymustur. Örnegin onbir kadinla ayni zamanda evli bulundugu sirada artik baskaca kadin almamasi için (velevki güzelligi hosuna gitmis olsun) Tanri'dan vahy indigini söylerken cariyelerin bu sinirlama disinda birakildigini eklemistir. Ayet söyle:"(Ey Muhammed!). Sag elinin satin aldigi cariyeler hariç, bundan böyle (simdiye kadar aldigin kadinlardan) baska hiçbir kadin, güzellikleri hosuna gitse bile, sana helâl olmaz. Karilarini baska karilarla degistirmen de (öyle)...." (K. 33 Ahzâb 52)

Bundan baska bir de erkeklere evli kadinlarla evlenme yasagini koyarken evli câriyelerle evlenme olasiligini tanimistir: çünkü câriye her hususta kullanilabilecek bir maldir. Nisâ sûresindeki âyet söyle:"Sahib oldugunuz câriyeler müstesna, evli kadinlar da size haram kilinmistir..." (K. Nisâ 24).

Her ne kadar bu âyet'de sözü edilen câriyelerin savas esiri olarak ele geçirilmis kadinlar oldugu, ve bu kadinalrin evliliklerinin kendiliginden, tutsaklik nedeniyle, kendiliginden bozulmus sayilacagi belirtilirse de, söylemeye gerek yoktur ki insan haklarina ve ahlâkilige terslik bakimindan cariyenin savas esiri olup olmamasinin fark yaratmamasi gerekir. Tutsak alinan bir kadini, sirf kocasi düsman kesimindedir diye, bir baska erkegin koynuna sokmanin ne adâletle ve ne de insafla ilgisi vardir.

Yine her ne kadar câriyelerin fuhsa zorlanmasini önlemek için Muhammediin: “cariyelerinizi fuhsa zorlamayin” (Bkz. K. Nisâ 33) seklinde hükümler yerlestirdigi kabul edilirse de, bu hükümlerin uygulama gücünden yoksun bulundugu anlasilmaktadir. Örnegin câriyesini fuhsa zorlayan ve bundan kazanç saglayan kimseye belirli bir cezâ getirmemistir. Getirmek söyle dursun fakat efendisinin istegi üzerine câriye'nin böyle bir ise gönüllü olarak katlanmasi halinde bu davranisin bagislanabilir sayilacagini bildirmistir. Nisâ sûresiine koydugu âyet söyle: "Dünyâ hayatinin geçici menfaatini elde etmek için, iffetli olmak isteyen câriyelerinizi fuhsa zorlamayin. Kim onlari buna zorlarsa, bilsin ki Allah hiç süphesiz onu degil, zorlanan kadinlari bagislar..." (K. Nisâ 33)

Görülüyor ki cariye sahibi kimse "iffetli kalmak isteyen" câriyesini fuhsa zorlayacak olursa, belli her hangi bir dünyevî cezâya çarptirilmayacaktir. Sadece gelecek dünyada Tanri onu bagislamayacaktir. Fakat eger câriye "iffetli" kalmak istemez ise, onu fuhsa sürükleyen efendisi için, bagislanmamak dahi söz konusu olmayacaktir.

1 Gazalî, age (1975), II. 79