V

Muhammed köleligi kaldirmak degil fakat dogal bir kurulus olarak (hem de Araplarda uygulanan eski sekliyle) sürdürmek istemis; bizzat kendisi köle edinmis, köle satmis, ve baskalarina köleler hediye etmistir:



Muhammed'in köleligi ortadan kaldirmak istedigi, köleleri koruyucu hükümler getirdigi, örnegin kölelere kötü muameleyi önledigi ya da köle azâd etmeyi tesvik ettigi söylenirse de yalandir. Çünkü bir kere, yukarda belirttigimiz gibi, köleligi dogal bir kurulus olma niteliginde çikarmayi ve ortadan kaldirmayi hiçbir zaman düsünmemis, aklindan bile geçirmemistir. Eger geçirmis olsaydi, tipki kendisinden yüzlerce yil önce Budha' nin yaptigi gibi köleligi kökten yok eder, kölelige cevâz veren zihniyeti yerer, köle alim satimini yasak ederdi. Bilindigi gibi Budha, köleligi açikça ilk kez yeren ve köle ticâretini yasak eden bir din adami idi. Irklar arasinda fark gözetmez, kendisine hangi irktan oldugu soruldukta cevap bile vermez, köleligi insan varliginin kutsalligi ile bagdastirmazdi.

Oysa ki Muhammed, kendisini ve mensup bulundugu Arap irkini, Ibrahim ve Ismail soyundan gelme bilmis ve Ibrahim soyunu da insanligin en üstün kusagi olarak belirtmistir1. Köleligi kaldirmak söyle dursun fakat köleligin sürdürülmesini ve köle ticâretinin gelismesini saglamistir. Nitekim yasami boyunca bizzat kendisi köleler edinmis, köle satin almis ve elindeki köleleri ona buna satmis ya da hediye etmis, baskalarina da bu sekilde hareket etme olasiligini saglamistir. Azâd ettigi köleleri bile kendi islerinde ve emrinde çalistirdigi olmustur.

Biraz ilerde görecegimiz gibi, her ne kadar köleilerinden bazilarini azâdladigi görülmekle beraber bu isi çogu zaman belli bir gereksinim nedeniyle yapmis, ve baskalarini da, köle azâdlama isinde aceleci olmamaga tesvik etmistir. Örnegin bir defasinda, kendi eslerinden Sevde b. Zamaiainin, acima duygularina kapilarak köle azâdlamasini öfkeyle karsilamis ve sonra Kuriânia: “Insan hayri istedigi kadar serri de ister. Insan pek acelecidir” (K. 17 Isrâ 11) seklinde âyet koymustur, ki ilerdeki sayfalarda ele alacagiz.

Öte yandan köle sinifini genellikle asagi görmüs, sadece “kâfirlere”, özellikle “müsriklere” (putperestlere) oranla bir derece üstün bulmustur. Kuriânia koydugu su âyet bunun kanitidir: "Inanan bir cariye, hosunuza gitmis olan (fakat) puta tapan bir kadindan daha iyidir" (K. Bakara 221). Yâni cariyeinin degeri, puta tapana oranla birazcik daha iyidir

Biraz ilerde görecegiz ki Muhammed köleligi Araplara özgü eski ve kötü sekliyle benimsemistir. Fakat daha önce köleligi dogal bir kurulus olarak sürdürmesinin nedenlerine göz atalim.


A) Köleligi kökünden yok etmeyip sürdürmesinin nedenleri:


"Neden dolayi Muhammed köleligi dogal bir kurulus olarak benimsemis ve sürdürmüstür?" seklindeki bir sorunun yaniti özetle sudur:

Bir kere tavizci (ödün verici) bir siyâset adami oldugu için bu yola gitmistir. Ikincisi, sapli bulundugu geleneksel inançlar nedeniyle köleligi kaldirmamistir. Üçüncüsü ise köleligin, kendi taraftarlari için oldugu gibi, kendi öz çikarlari için gerekli oldugunu hesaplamistir.

"Taviz (ödün) siyâseti yönlüsü oldugu için köleligi kaldirmamistir", diyoruz çünkü kölelik Arap toplumunun eski çaglardan beri benimseye geldigi bir kurulus idi. Muhammed kendisi de bu gelenege bagli olarak köleler edinirdi. Köleligi, geleneksel bir inançla, böylesine benimsemis olan Arap toplumunu, bu gelenekten yoksun kilmak kolay bir sey degildi. Zirâ köleligin ortadan kaldirilmasi halinde toplumun direnmesi, ayaklanmasi, taraftarlarinin da kendisini birakmalari söz konusu idi. Oysa ki Muhammed, çevresindekileri, zaman zaman tavizlerle hosnud edici va'dlerle kazanma ihtiyacinda idi. Çogu basarilarini taviz siyâsetine borçlu idi. Örnegin Araplarin içkiye düskünlüklerini bildigi için, henüz güçlü duruma geçmedigi süre boyunca içkiye izin vermistir. Bir aralik, sadece ibâdet sirasinda içki içimine yasak koymustur. Fakat daha sonra, ve hele bir gün amucalarindan birinin sarhos halde iken kendisine hakâretler etmesi üzerine içkinin kisileri kendi otoritesi bakimindan tehlikeli durumlara getirebilecegini düsünmüs ve kesin olarak yasaklamayi kararlastirmistir. Bu isi amucasinin ölümünden ve Uhud savasindan hemen sonra (ki kendisinin de güçlü duruma geçtigi tarihlere rastlar) yapmistir.

Öte yandan Muhammed, içinden çiktigi ortamin zihniyetine sapli olarak, insanlarin Tanri tarafindan esit yaratilmadiklarina inanmisti. Bu inanca sapli bir kimsenin, Tanri'dan gelme çesitli esitsizlikler yaninda, köleligin de yer almis olmasina inanmasi kadar olagan ne vardir?

Fakat bundan gayri bir de Araplari putlara tapmaktan vazgeçirtip tek bir Tanri'ya taptirtabilmek için kölelik kurulusunu geçerli bilmistir. Hemen ekleyelim ki bunu yaparken asil düsündügü sey, kendisini Tanri'nin elçisi (peygamberi) imis gibi gösterip Araplari, Tanri'ya taparken kendisine taptirmak olmustur.

Gerçekten de Kur'ân'a koydugu âyet'lerden birinde Tanriinin söyle konustugunu bildirir:"...Ve O'nundur göklerde ve yeryüzünde ne varsa; hepsi de ö'na itaat eder. Öyle bir mâbuttur ki herseyi önce yaratir, sonra öldürür de tekrar diriltir, ve bu pek kolaydir O'na..." (K. 30 Rûm 26-27)

Güyâ bu sekilde konusmakla Tanri, kendi yüceligini dile getirmekte ve özellikle Araplarin tapmakta olduklari putlarin ustünde bulundugunu hatirlatmaktadir. Bununla anlatmak istedigi sey, kendisinden baskasina tapilmamasidir. Bunu biraz daha açikliga kavusturmak ile köle ile efendisi arasindaki iliskileri örnek verir. Fakat verirken, her seyden önce köle'nin, köle sahibinin elinde bir mal, bir esya niteliginde oldugunu ve köle ile efendisi arasinda esitlik bulunmadigini belirtir: "Allah hiçbir seye gücü yetmeyen ve baskasinin mali olan bir köle ile, kendisine verdigimiz güzel nîmetlerden... sarfeden kimseyi misâl gösterir: hiç bunlar esit olur mu?..." (K. Nahl 75)

Bununla söylemeke istedigi sey sudur: "Nasil ki köleler sizin elinizde bir mal olup esit degil iseler ve bu nedenle nasil ki onlari kendinize ortak kosmaz iseniz, putlarinizi da Bana ortak kosamazsiniz". Nûr sûresinden bu hususu söyle dile getirir: "Allah size kendinizden bir misâl vermektedir: size verdigimiz riziklardan, emrinizde bulunan kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina râzi olur musunuz, ve birbirinizi saydiginiz gibi bu ortaklarinizi sayar misiniz ki... bize ortak kosulmasina razi olasiniz?" (K. 30 Rûm 28).

Görülüyor ki Tanri (tabii yine Muhammed'in söylemesine göre), insanlarin kendisini birakip putlara tapmamalari ve putlari kendisine ortak kosmamalari için yukardaki örneklere sarilmaktadir. Yani insanlara sunu hatirlatmaktadir ki köle ile efendisi arasinda esitlik yoktur ve olamaz. Bundan dolayidir ki efendi, kendi kölesini kendisine ortak kosmaz. O halde putlari da Tanri'yi ortak kosmamalidir, çünkü Tanri üstündür (Efendi'dir).

Daha baska bir deyimle Tanri güyâ sirf insanlar kendisine ortak kosmasinlar diye örnek yaratmak istemis ve köleligi dogal bir kurulus olarak kabul etmistir.

Bütün bunlar bir yana fakat Muhammed, bir de kendi öz gereksinimlerinin itisiyle, kendi hizmetinde ve islerinde köleler kullanmis, onlardan yararlanmistir.


B) Kölelik kurulusunun sürdürülmesini Muhammed, günlük gereksinimleri nedeniyle ön plana almistir.


Her ne kadar Muhammediin, ölüm döseginde son nefesini verirken: "Ne bir dînar, ne azâdlanmamis bir köle ve ne bir sey" birakmadigini söyledigi iddiâ edilirse de 2, bunun böyle olmadigi anlasilmaktadir. Çünkü gerçek sudur ki Muhammed, ömrü boyunca hizmetinde köle bulundurmus, savaslarda ele geçirilen esirlerin paylasilmasi sirasinda kendi payina düsen kölelere sahip olmus, köle satin almis, elindeki köleleri para karsiliginda satmis, ya da ona buna hediye olarak dagitmis, ölümünden önceki Vedâ hacici vesilesiyle yaptigi konusmada, köleleri efendilerine karsi sadik olmaga çagirarak: “... efendisinden baskasina intisâba kalkan nankor, Allahiin gazâbina, meleklerin lâinetine ve bu un µüslümanlarin ilencine ugrasin...” (Sahih-i Buhari Muhtasari... Cilt X. sh. 398) demis, ve ölürkende karilarina büyük araziler, hurmaliklar ve bu arada hizmetinde bulunan köleleri miras birakmistir. Nitekim Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre söyle demistir: "Vefatimda varislerim ne bir dinar, ne bir dirhem paylasmaz. Biraktigim sey kadinlarimin nafakasindan, isçimin ücretinden geri kalan vakiftir" 3.

Burada "Biraktigim sey" diye sözünü ettigi varlik, öyle pek önemsiz bir sey degil fakat büyük araziler ve hurmaliklardir. Çünkü savaslar sirasinda ele geçirilen ganimetlerden edindigi paylar bir yana fakat savas vermeden elde ettigi Benû Nadîr ve Fedek arazilerine ve hurmaliklarina sahipti. Buralari, evvelce Yahudi kabilelerine âit zengin yerler iken Muhammed'e intikal etmis idi. Sadece Benû Nadir'deki mallarinin, bir yil boyunca âilesinin tüm geçimine yetecek kadar degerli oldugu söylenir 4

Ayrica Hayber, Kurayza arazileriyle Ureyne köylerine sahip idi 5. Hayber'de büyük arazileri ve hurmaliklari vardi. Kizi Fatma ile damadi Ali lehine yapmis oldugu vasiyet'le Hayber ve Fedek'teki arazilerinden onlara paylar biraktigi anlasilmaktadir.

Ve iste bu arazilerini ve hurmaliklarini Muhammed çesitli yollardan (genellikle savaslardan) ele geçirdigi köleleri marifetiyle isletir ve böylece bol sayidaki kadinlarinin geçimini saglardi.

Yine her ne kadar öldügü zaman azâdlanmamis kölesi bulunmadigi söylenirse de yine yalandir; çünkü gerçek sudur ki seksen ya da yüze yakin köleye sahip olmus ve bunlari, ölümü tarihine kadar kendi arazilerinde çalistirmistir. Çogu kaynaklar kölelerinin sayisinin 80, ve cariyelerinin sayisinin da de 20 oldugunu ortaya vurmaktadir6. Köle satin alip sattigi, ve ona buna köle hediye ettigi de bilinen bir gerçektir. Azâdladigi köleleri bile ömrü boyunca hizmetinde kullandigi görülmüstür. Bu konuda bir iki örnek vermek gerekirse:

Ebû Kebese (diger namiyle Suleym) ile Muvayhib adindaki köleleri Muhammed, bedel karsiliginda sahiplerinden satin almistir. Sevban ile Mid'am adindaki köleler, baskalari tarafindan Muhammed'e hediye edilen kölelerdendir. Sevban adli köle Abdurrahman b. Avf'in, Mid'am ise Rifaa b. zeyd Cûzamî'nin köleleri iken bu kisiler tarafindan Muhammed'e bagislanmislardir. Mihran adindaki köle, Habes kirali tarafindan Muhammed'e hediye edilen Marya ile Sirin adindaki iki cariye ile birlikte Muhammed'e hediye olarak gönderilmistir. Ebû Zumayre ile Yesar adindaki köleler, çesitli gazalar (savaslar) sirasinda ele geçirilen esirlerden olup ganimet dagitimi seklinde Muhammed'in payina düsen kölelerdir 7 . Safiye, Hayber seferinde elde ettigi esirlerden biridir ki onu, azâd ederek nikâhina almis ve diger eslerinin arasina katmistir. Bunlar disinda seksen ya da yüze yakin kölesi vardi ki çogu savaslarda edinilen ganimet mallar olarak Muhammed'in payina düsmüslerdir.

Her ne kadar kölelerinden bazilarini azâdlamakla beraber çogu zaman bu azâdladiklarini ömrü boyunca hizmetinde tutmustur. Örnegin Zeyd Ibn-i Harise'yi (ki karisi Hatice'ye verilen bir köle olarak kendisine almistir), müslümanligi kabul etti diye azâdlamis, daha sonra Zeynep b. Cahs ile evlendirmis, az geçmeden Zeyneb'e asik olmakla onun Zeyneb'i bosamasina sebeb olmus, bunun üzerine Zeyneb'le evlenmis, fakat buna ragmen Zeyd'in ölümüne kadar onun hizmetinden yararlanmistir. Sefine ile Yesar adindaki kölelerini, yasami boyunca kendisine hizmet etmek sartiyle azâdlamistir. Cariyelerini, genellikle kendi ev hizmetinde tutardi. Içlerinden bazilarini (örnegin Maryaiyi) cinsel ihtiyaçlarini gidermek için kullanirdi. Erkek kölelerini de arazilerinde ve hurmaliklarinda çalistirirdi.

Kendisi gibi Ashabi'nin pek çogu da kölelere sahip idiler; onlar da savaslarda elde edilen esirlerden kendi payalrina düsenleri köle edinirler, köle satin alirlar, köle satarlar, ona buna köle hediye ederler, baskalainin da kendilerine köle hediye etmelerini beklerlerdi.

Ibn-i Sa'd'in Tabakat adli kitabinda belirtildigine göre Ayse, kendi babasi Ebû Bekir'in çok sayida köleye sahip bulundugunu, bunlari âilesinin hizmetinde kullandigini ve azâd etmedigini, ve öldügü zaman köleler biraktigini söylemistir8.

Muhammediin damadi olan Ali'nin, ganimet olarak köle ve cariye edinmesiyle ilgili su olay oldukça ilginç: Yemen'de elde edilen ganimet malinin beste birini toplamak üzere Muhmammed, damadi Ali'yi, Yemen valisi Halid Ibn-i Velid'e gönderir. Ali Yemen'e varir varmaz, ganimetten hissesine bir cariye ayirir. O gece cariyesiyle yatar ve sabah olunca gusleder (seriât usulünce yikanir). Buna tanik olan Bureyde adinda biri öfkelenir ve durumu Muhammed'e bildirir. Muhammed ona söyle der: "Hayir. Ali'ye darilma! Çünkü onun ganimet malinin beste birindeki hissesi, aldigi cariyeden daha çoktur" 9.

Bu sözler, Muhammed'in insan varligina vermis oldugu degerin derecesine göstermek bakimindan ilginçtir.


C) Muhammed, bizzat kendisi köle edinmek yaninda baskalarini da köle sahibi kilmistir.


Biraz önce belirttigimiz gibi Muhammed, sahibi bulundugu köleleri ve cariyeleri hem arazilerinde, bag ve bahçelerinde çalistirir ve hem de ev islerinde kullandirirdi.

Fakat ara sira bunlari mal dagitir gibi dagittigi da olurdu. Örnegin kendisine sevindirici haber getirenlere bu sekilde cömertliklerde bulundugu çok görülmüstür. Cariyesi Mariya'dan dogan oglu Ibrahim vesilesiyle yaptigi budur. Vakidî, Taberî, Ibn Sa'd gibi kaynaklarin bildirmesine göre olay söyle: Hicret'in sekizinci yilinda Muhammed'in Mariyaidan bir oglu olur; adini Ibrahim koyar. Ibrahim'in ebesi Sülme adinda bir kadindir ve Muhammed'in azâdlisidir. Ibrahim'in dogumundan sonra Sülme, Mariya'nin odasindan çikip dogruca Ebû Râfi'ye 10 giderek haberi yetistirir. Bunun üzerine Ebû Râfi kosa kosa Muhammed'in bulundugu yere gelir ve Mariya'nin bir erkek çocuk dogurdugu müjdesini verir.

Yillar boyu Tanri'ya, erkek çocuk vermesi için yalvar yakar olmus olan Muhammed habere çok sevinir, ve müjdeyi getiren Ebû Râfi'ye mükâfat olarak bir köle hediye eder 11. Çünkü nasil olsa elinde bol sayida köle vardir ve bir köleyi hediye ederken onun yerine bir yenisini edinmenin kolay oldugunu bilir.

Ne ilginçtir ki bu Ebû Râfi, daha önceleri Misirli bir Kiptî olup Muhammed'in amucasi Abbâs'in kölesi idi; ve Abbâs onu bir süre sonra Muhammed'e köle olarak hediye etmisti. Fakat Abbâs müslümanligi kabul edince Ebû Râfi derhal Muhammed'in yanina giderek ona amucasinin müslüman oldugu müjdesini vermisti; bu sevindirici haberi verdi diye Muhammed Ebû Râfi'yi azâd etmisti12. Ve iste vaktiyle kendi kölesi iken azâd etmis oldugu Ebû Râfi'ye, simdi kölelerinden birini hediye etmekte, Ebû Râfi de onu kabul etmekteydi.

Öte yandan Câbir'in rivâyetine dayali hadîslerden ögrenmekteyiz ki Muhammed köle satin almak ve aldigi köleleri satmak ya da dagitmak sûretiyle bir takim kazançlar saglamayi da ihmal etmemistir13.

Bütün bunlardan gayri bir de kisileri minnet altinda tutmak maksadiyle, nîmet dagitir gibi köleler hediye etmeyi ma'rifet bilirdi. Bazi kimseleri de köle hediye ederek hosnud etmege çalisirdi. Köle ve cariye hediye etmek sûretiyle üvey kizkardesi Seymâ Bint-i Hârîs'i sevindirmesi bu konuda zikredilebilecek nice örneklerden biridir. Bilindigi gibi Seymâ, Muhammed'e süt anneligi etmis olan Hâlime'nin kizidir. Yas itibariyle Muhammed'ten büyük olup anasinin Muhammed'i emzirdigi yillarda onu kucaginda gezdirmis, ninnilerle uyutmus ve ona bakmistir. Ve iste hicretin 8ci yilinda Muhammed'in, Huneyn'e karsi giristigi savas sonucunda ele geçirilen esirler arasinda Seymâ Bint-i Hârîs de vardi. Esir alininca, kendisini esir alan askerlere: "Ben sizin efendinizin süt kardesiyim" der. Bunun üzerine muhafizlar kendisini Muhammed'in yanina götürürler. Kisa bir tahkikat sonucu Seymâ'nin kim oldugunu ögrenen Muhammed: "Arzu edersen yanimda kal... (Yok eger) kavminin ve âilenin yanina gitmek istersen oraya da gidebilirsin" der. Seymâ, kavminin yanina dönme isteginde bulunur ve istegi vechile Muhammed de onu Benî Sa'd kabilesine gönderir. Gönderirken de kendisine bir erkek köle ve bir de cariye hediye eder14. Kusku edilemez ki Seymâ'yi asil hosnud eden sey kendisine köle ve cariye hediye edilmis olmasidir.

Hatirlatalim ki bu savasta Muhammed alti binden fazla esir almis ve sinirsiz denecek kadar çok ganimet mal ele geçirmisti. Bu Arap kabilelerinin Islâmiyeti kabul etmeleri ve esirleri geri istemeleri üzerine, ele geçirdigi esirleri iâde etmis fakat ganimet mallarini alikomustur.

Söylemeye gerek yoktur ki savaslarda ele geçirilen esirleri köle olarak kullanmak yaninda, köle satin almayi, ya da ona buna köle hediye etmeyi olagan bulan Muhammed gibi bir kimsenin köleligi kaldirma amacinda oldugunu söylemek gerçegi yansitmak olmaz.


D) Muhammed köleligi, Arap toplumunda uygulanagalen eski ve kötü sekliyle almis ve bir süre bu sekliyle uygulamistir.


Muhammed'in "Cahiliyyet" diye küçümsedigi Islâm öncesi dönemlerde kölelerin elleri “demir bukagi” (ki Türkçe'de buna "lâle" tâbir olunur) ile boyunlarina zincirlenirdi; bundan dolayidir ki bunlara "lâleli esirler" denirdi. Hem haysiyet kirici ve hem de bedenî bakimdan eziyet ve iskence niteliginde olan bu ilkel gelenegi Muhammed degistirmemistir; köleligi bu sekliyle, yâni kölelerinin ellerinin boyunlarina baglanmasi usûlüne uygun olarak sürdürmüstür. O kadar ki "lâleli esirlerin" bu halini, ibret alinmak gereken bir seymis gibi Kur'ân'da zikretmekten bile geri kalmamisti Örnegin cimriligi kötü göstermek ve sadaka vermeyi tesvik maksadiyle Isrâ Sûresi'ne koydugu âyet söyle:"Habibim, elini 'lâleli esirler' gibi boynuna bagli kilma, muhtaçlara uzat..." (K. 17 Isrâ 29)15.

Islâm kaynaklari, kölelerin kollarinin boyunlarina zincirle baglanmasi geleneginin Islâm'in ilk dönemlerinde geçerli oldugunu kabul ederler; fakat daha sonra bunun kaldirildigini iddiâ ederler. Bununla beraber bu kaldirma isinin Muhammed zamaninda ve onun emriyle mi, yoksa daha sonra mi oldugu pek belli degildir. Fakat her ne olursa olsun, gayri insanî böyle bir gelenegi bir süre için dahi olsa sürdürmenin, kendisini "peygamber" diye tanitan bir kimse için iftihar edilecek bir sey olmadigini söylemek gerekir.


E) Savas esirlerinin "karsiliksiz" ya da "fidye karsiligi" saliverilmesini emretmesi köleligi kaldirma amacina dayali degil.


Kur'ân'in Muhammed baslikli sûresi'nde söyle yazili:"Savasta inkâr edenlerle karsilastiginizda boyunlarini vurun... onlari esir alin; savas sona erince onlari ya karsiliksiz ya da fidye ile saliverin. Allah dilemis olsaydi baska türlü de öç alabilirdi..." (K. 47 Muhammed 4)

Bu âyet'e bakara Islâm'da kölelerin saliverilmesi gerektigi sonucuna varanlar vardir. Oysa ki böyle bir sonuca varmak ne Muhammed'in temel düsüncesine ve ne de tarihî gerçeklere uygun olur. Çünkü bir kere bu âyet'i Muhammed, Mekkelilerle yaptigi Bedir savasi vesilesiyle ve kendi günlük siyâseti yönünde is görsün diye koymustur. Su bakimdan ki bu savasta ele geçirilen 70 den fazla esirlerin büyük çogunlugu, genellikle kendisinin ve Ashâbinin yakin akrabalari idi. Örnegin Abbâs kendi amucalarindan biri idi; öte yandan Ali'nin erkek kardesi de esir alinanlar arasinda idi. Bu itibarla esirleri salivermekle taraftarlarini hosnud etmis olacak, muhtemelen Mekkeliler arasinda kendisine yeni taraftarlar edinecekti.

Öte yandan esirlerden bir kismi varlikli bir kismi varliksizdi. Varlikli olanlardan fidye almak kazanç saglamak bakimindan yararli idi. Böyle oldugu içindir ki Muhammed, esirler arasinda varlik sahibi olanlari fidye vermege zorlamistir. Bunu yaptiktan sonra taraftarlarina, ellerine geçirdikleri esirleri diledikleri gibi fidye alarak ya da almadan salmak hususunda serbest birakmistir.

Bu itibarla yukardaki âyet'in, genel olarak köleligi sona erdirmek gibi bir amaci yoktur. Esasen Hanefî'ler bu âyet'in sirf Bedir savasi vesilesiyle is gördügünü ve hattâ bu nedenle daha sonra ilga olundugunu öne sürerler. Si'iler ise bu hükmün ilga olunmadigini ve mü'minlerin savasta aldiklari esirleri köle olarak saklayabileceklerini söylerler.

Yine bunun gibi Muhammed'in, Huneyn savasi sonucu olarak ele geçirdigi esirleri kavimlerine iâde etmis olmasi da kölelik kurulusunu ortadan kaldirma hevesinden degil fakat yine kendi günlük siyâsetinin geregine uyma zorunlugundan dogmustur. Biraz yukarda degindigimiz gibi, hicret'in sekinci yilinda Hevâzîn ve Benî Sekif kabilelerine karsi giristigi Huneyn savasi sirasinda Muhammed alti binden fazla esir ve ayrica da bol miktarda ganimet mali (örnegin 24 bin deve, 40 bin davar, ve 4 bin okkiye gümüs) ele geçirmisti. Söylendigine göre Hevâzin kabilesi reislerinin dilegi üzerine esirleri iâde etmis, fakat ganimet mallarini kendisine alikomustur. Esirleri iâde etmesi, kölelige karsi olusundan degil fakat dize getirdigi bu kabilelerin artik müslümanligi kabul etmis olmalarindandir. Esasen kendi mensup bulundugu Arap irkindan olan ve müslümanligi kabul etmis bulunan savas esirlerini köle olarak tutmanin, kendi taraftarlari tarafindan olumsuz karsilanacagini bilmekteydi. Kaldi ki onun için asil önemli sey sinirsiz derecede bol ganimet mallarina konmus olmak idi.

Tekrar belirtelim ki, köleligi dogal bir kurulus olarak benimseyen ve bu hususu Kur'ân'a koydugu âyetlerle ortaya vuran, arazilerinde ve hurmaliklarinda ya da karilarinin emrinde köleler çalistiran, köle satip alan, ya da elindeki köleleri ona buna köle olarak hediye eden, ve daha dogrusu kölelik kurulusunu yasatmak bakimindan kendinden örnekler veren Muhammed gibi bir kimseyi, Bedir savasindan ya da Huneyn seferinden sonra esirleri saliverdi diye, kölelige karsi imis gibi tanitmak yanlis olur.



F) Muhammediin köle kullanilmasina karsi oldugu hususunda verilen Fatma örneginin geçersizligi hakkinda:


Muhammediin kölelik kurulusunun aleyhinde oldugunu öne sürenler, bir de kizi Fatima'nin köle edinme istegiyle ilgili bir hikâye uydurmuslardir ki söyledir:

Buharî'nin, Ali Ibn-i Ebî Tâlib'den rivâyetine göre Muhammed'in kizi Fatima, bir gün babasina basvurarak degirmen çevirmekten eline hastalik geldigini ve bu nedenle kendisine bir köle hizmetçi vermesini ister. Muhammed bu istegi geri çevirir; çevirirken de Fatima ile kocasi Ali'ye söyle der: "Günde 30 def'a Allahü Ekber, deyin; bu size hizmetçiden hayirlidir" 16.

Bu örnegi seriâtçilar, köleligi kaldirmak yönünde Muhammed'in atmis oldugu adimlardan biri olarak zikrederler17. Oysa ki yalandir; çünkü bir kere bu örnegin uydurma olmaktan ileri geçen bir yönü yoktur. Ikincisi de Muhammed, bizzat kendisi 60 ilâ 80 arasinda köle kullanmak, yaninda ona buna köle satmaktan ya da hediye etmekten geri kalmamis, ve taraftarlarina köle azâdlamaktan kurtulmanin yollarini ögretmistir.

Yukardaki örnegin uydurma bir sey olmasi gerekir diyoruz, çünkü Muhammediten köle istedigi söylenen Fatima'nin köleye ihtiyaci yoktur. Muhammed ona ve kocasi Ali'ye, ganimet mallarindan paylar dagitirken esasen bol bol malilar ve köleiler vermistir. Bir an için yukardaki hadîs'in uydurma olmadigini kabul etsek bile, eger Fatima'ya dilemis oldugu köleyi vermekten kaçindi ise bu, pek muhtemelen Fatima'nin sirf degirmen cevirmekten dolayi eline agri girdi diye köle isteme arsizligina kizmis olmasindandir. Bu itibarla Muhammed'in bu davranisinin köleligi kaldirmakla ilgisi yoktur. Olmus olsaydi herkesten önce kendisi köle edinmez, ve baskalarina örnek yaratmis olurdu. Oysa ki yukarda belirttigimiz ve asagida da belirtecegimiz gibi yüze yakin köle edinmis, ölünceye kadar kölelerini hizmetinde çalistirmis, köle alip satmis, ve çesitli vesilelerle ona buna köleler hediye etmistir.

1 Çogu müslüman yazarlar gibi bazi yabanci yazarlar da Muhammed'in, tipki Budha gibi, irk ve neseb ayirimi yapmadigini sanirlar. Bkz. Dinah Shelton, Human Rights Within Church, (sh. 517)

2 Amr Ibn-i Hârîs'in rivâyeti olan hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, 205 Hadîs no. 1167)


3 Sahih-i... (Cilt VIII, 235, Hadîs no. 1173)

4 Ömer b. Hattab'in rivâyetine dayali olarak Buharinin naklettigi hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh 332, Hadîs no. 1225)

5 Hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 236)

6 Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 206)


7 Bu konuda Tabarî ve Ibn Ishak gibi kaynaklara bakiniz. Tabarî, age (1966) (Cilt II, sh. 849 ve d.)

8 Bu konuda ayrica bkz. Sahih-i... (Cilt VI, 370).

9 Hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt X, sh. 353, Hadîs no. 1641)

10 Burada adi geçen Ebû Râfi Misirli bir Kiptî'dir. Asil adinin Eslem ya da Ibrahim oldugu söylenir. Bu Ebû Râfi'yi, Hayber Yahudilerinden olan ve Muhammed'in öldürttügü Ebû Râfi ile karistirmamak gerekir.

11 Taberî, age (1966), II, 734; Ibn Sa'd, age (1967), I, 152

12 Sahih-i... (Cilt VII, 14, 283.

13 Bu konudaki hadîsler için bkz. Mohammed Mansour Ilahi, The English Trannsalation of the Holy Traditions, ( Lahore 1932, Vol. I, sh. 173)

14 Belirtelim ki Hunayn seferini Muhammed, Seymâ'nin mensup bulundugu Benî Sa'd kabilesinin ittifak halinde bulundugu bir birlige karsi açmisti. Bu birlige Hevâzin ve Sakîf kabileleri de dahildi. Yukardaki olay için bkz. Sahih-i... (Cilt VII, 97-99). Ayrica bkz. Taberî, age (1966), II, sh. 734

15 Hemen ekleyelim ki "elini muhtaçlara uzat" derken gerçekten "hayirhah" olmayi degil fakat kisisel çikarlarini düsünmekteydi. Çünkü o tarihlerde sahâbi'sinden bir çok kisileri kendisi geçindirirdi; bunlar arasinda Bilâl, Suheyb, Sâlim, Mehca, Habbab gibi kimseler vardi (Diyânet Vakfi'nin Kur'ân çevirisinde Isra 28 âyetine bakiniz). Bazî zamanlar onlara verecek bir sey bulamaz, kendisini mahcup durumda bulurdu. Bundan dolayidir ki Isrâ Sûresine 28ci âyet'i koymus ayrica da yukardaki âyet'i eklemistir.


16 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 364, Hadîs no. 1498)

17 Sahih-i... (Cilt IX, sh. 366)