VI
Muhammed'in köleler lehine getirdigi söylenen hükümler (örnegin azâdlanmak ya da bedel karsiliginda kölelikten kurtulmak, vs... gibi) köleligi yok etmek için degil fakat köle sahiplerine bir takim çikarlar saglamak için is görmüstür.
Muhammed'in getirdigi düzende köleleri azâdlama mekanizmasi bulundugu, ya da kölelere, bedel karsiligi olarak özgürlüklerine kavusmalari olanagi saglandigi ve her hâlû kârda köle sahiplerine, elleri altinda bulundurduklari kölelere iyi muamele etmelerinin emredildigi söylenir ve Kur'ân'dan âyet'ler gösterilir. Bunlardan biri söyle: Ellerinizin altinda bulunanlara (köle, câriye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranin (K. Nisâ 36). Bir digeri söyle: "Kölelerinizden ve cariyelerinizden elverisli olanlari evlendirin..." (K. 24 Nûr 32) der. Yine bu sûre'de su yazili:"Ellerinizin altinda bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe (andlasma niteliginde yazisma) yapmak isteyenlerle, eger kendilerinde bir hayir (kabiliyet ve güvenirlik) görüyorsaniz, hemen mükatebe yapin..." (K. 24 Nûr 33). Burada geçen mükâtebe deyimi, belli bir bedel ödemek sûretiyle köle ya da cariyeinin, özgürlük edinmek üzere efendisi ile yaptigi andlasmadir.
Ve bu tür hükümlere dayanilarak Islâmiin, diger hususlarda oldugu gibi kölelik konusunda da diger dinlerden üstün oldugu iddiâ edilir. Bunu: Islâmiin, asirlarca uygulanagelen ve bir çirpida tasfiyesi mümkün olmayan kölelik müessesini ortadan kaldirmak için almis oldugu bir dizi tedbirden biridir seklinde görenler vardir1.
Öte yandan seriâtçilar, Yahudi dininde köle azâdlamanin sadece Ibrani köleler bakimindan öngörüldügünü ve fakat Ibrani olmiyan köleler için böyle bir olanagin söz konusu olmadigini belirterek Islâmiin köle azadlama isinde üstünlük tasidigini ifâde ederler. Oysa ki birazdan belirtecegimiz gibi, köle lehine gibi görülen bu tür hükümlerin altinda köleligi sürdürme amacinin izleri yatar.
Hemen isâret edelim ki Muhammed, her ne kadar köle azâdlama usullerine yer vermis görünmekle beraber bu usûlleri, köleligi insan sahsiyetinin haysiyetine aykiri buldugu icin getirmemistir; aksine köleligi sürdürmek hususunda kolaylik saglama maksadiyle Bunun böyle oldugunu biraz asagida açiklayacagiz.
Fakat bu açiklamayi yapmadan önce sunu belirtelim ki Muhammed, köle azâdlama usûllerini Yahudilerden ögrenerek Islâm'a sokmustur; ancak sokarken onlardan daha iyi bir sistem getirmis degildir. Aksine, yahudi dini köle sahiplerine, belli sûreler itibariyle kölelerini azâdlama zorunlugunu yükledigi halde Muhammed böyle bir süre ve zorunluk esasina dahi yer vermemistir.
Gerçekten de Yahudilerin kutsal kitabi sayilan Ahd-i Atiyk'ta köle azâdlamayi zorunlu kilan hükümler vardir. Örnegin Tesniye adli kitapta söyle yazili: "Eger kardesin, Ibrani bir erkek ya da Ibranî bir kadin sana satilir ve 6 yil sana kölelik ederse... 7ci yilda onun yanindan hür olarak salivereceksin... Onu eli bos salivermiyeceksin; kendi süründen ve harmanindan ve masarandan ona cömertce vereceksin... Çünkü (bu köle) alti yil bir gündelikçinin gündeliginin iki katini sana hizmet etmistir" (Tevrat, Tesniye, Bap 15:12-18). Bu hükümler yaninda kölesini azâd etmeyenlere Tanri'nin tehditler savurdugu yazilidir (Örnegin bkz. Yeremya, Bap 34:15-17)
Söylemeye gerek yoktur ki kölelige yer verip sonra azâdlamayi öngören ve üstelik sadece Ibranî kölelerin azâdlanabilecegini belirten hükümleri "Yüce" bir Tanri anlayisiyle uzlastirmak mümkün degildir. Bu itibarla Yahudi dininin bu konudaki hükümlerini yüceltmenin anlami yoktur. Fakat Yahudi dini, hiç degilse belli sûreler itibariyle azâdlamayi öngörmekle bir derece olumlu bir adim atmis sayilabilir. Oysa ki Muhammed, kölelikle ilgili hükümleri Yahudilikten alirken bunu dahi yapmamistir. Yapmak söyle dursun fakat köle azâdlamayi köle sahibinin çikarlarina ve hattâ keyfiligine baglamistir. Asagida bunun bir kaç örnegini görecegiz.
A) Köle azâdlama isini seriât, köle sahibinin bedel karsiliginda kölesini özgürlüge kavusturmak husuusundaki keyfiligine birakir (K. 24 Nûr sûresi, âyet 33):
Her ne kadar Muhammed köle azâdlamayi, ya da kölelere özgürlüklerini satin alma olasiligini mümkün kilan hükümler getirmis ise de bu hükümleri aslinda kölenin lehine degil fakat köle sahibinin çikarlarina ve keyfiligine uygun düsecek sekilde düzenlemistir. Çünkü bir kere köle sahibinin, belli bir süre sonra, kölesini azâdlamasi diye bir zorunluk yoktur. Her ne kadar kölesinin istegi ve belli bir bedel vermesi sartiyle onu azâd etmesi söz konusu ise de, bütün bunlar köle sahibinin takdirine göre ayarlanmistir. Örnegin biraz yukarda belirttigimiz âyetii ele alalim. Orada söyle yazili:"Ellerinizin altinda bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe (andlasma niteliginde yazisma) yapmak isteyenlerle, eger kendilerinde bir hayir (kabiliyet ve güvenirlik) görüyorsaniz, hemen mükatebe yapin..." [Bir baska çeviri söyle: "Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlardan bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin..." ] (K. 24 Nûr 33)
Ayetiin anlami su: Köle ya da câriye, belli bir bedel ödedigi takdirde efendisinden, kendisine özgürlügünü vermesini isteyebilir. Eger efendisi, kendisinde bir hayir (kabiliyet ve güvenirlik) görüyorsa, belli olan bedeli almak sûretiyle ona özgürlügünü verir.
Dikkat edilecek olursa, bu hükme göre köleler için özgürlüge kavusma isi, üç önemli kosula baglanmistir: bunlardan biri kölenin özgürlüge kavusmak istemesi; ikincisi bir miktar bedel vermesi; üçüncüsü de köle sahibinin takdir hakkini kullanmasi, yâni kölede bir hayir, yeteneklik, güvenirlik görmesidir. Daha baska bir deyimle köle azâdlama isi, son derece güç kosullara baglanmis üstelik bir de köle sahibinin keyfine ve mutlak takdirine birakilmistir.
Su bakimdan ki, bir kere köle ya da câriyeinin, özgürlüge kavusabilmek için, efendisine belli bir bedeli ödemesi gerekiyor. Bedeli tespit edecek olan da efendisidir. Söylemeye gerek yok ki, köle sahibi olan kimse, bu bedeli az ya da çok tutmak sûretiyle kölesinin özgürlüge kavusmasi olasiligini elinde tutabilir. Öte yandan bu bedel ne olursa olsun, köle bakimindan bunu bulmak, saglamak güc, belki de imkansizdir. Çünkü kölelik sûresince para kazanmis degildir. Olsa olsa bu bedeli, birisinden borç almak sûretiyle, ya da birisinin bu bedeli ödemesi sayesinde saglayabilecektir. Ancak ne var ki böyle bir halde kölelikten kurtulabildigi halde, kendisine bedel karsiligini veren kimsenin "kârabet-i hükmiyye" si altina girmis olacak, yâni o kisinin kendi üzerinde söz hakkina sahip olamsina razi olacaktir.
Öte yandan köle sahibi, yukardaki âyet hükmüne göre, eger kölesinden yeteri kadar iyilik görmedigini düsünüyor ise, ya da onun, özgürlüge sahip olabilecek yetenege erismedigi kanisinda ise, azâdlama yoluna gitmeyebilecektir: velev ki köle gerekli bedeli vermege hazir olsa bile. Bundan baska kölenin verecegi bedelin tespitinde dahi (her ne kadar bu konuda bazi kurallar rol oynamakla beraber) son karar köle sahibine âit'dir. Butün bu hususlar bakimindan köle (ya da cariye) için isi mahkemeye götürüp lehde bir karara baglatma olasiligi da yoktur.
Söylemeye gerek yoktur ki bütün bu hususlar, hiç degilse köleyi, sirf efendisini hosnud edebilmek için, daha iyi hizmette bulunmaga zorlayici seylerdir. Bundan dolayidir ki, köle azadlama isi, esas itibariyle köle sahibinin çikarlarina ve keyfine birakilmis bir is olmaktadir.
Bu böyle oldugu oldugu halde seriâtçi zihniyete sapli olanlar Nûr sûresiinde yer alan yukardaki hükmü: Islâmiin, asirlarca uygulanagelen ve bir çirpida tasfiyesi mümkün olmayan kölelik müessesini ortadan kaldirmak için almis oldugu bir dizi tedbirden biridir diyerek alkislarlar. Oysa ki bu tedbirin, biraz önce belirttigimiz gibi köleyi özgürlüge kavusturmak bakimindan imrenilecek hiç bir yönü yoktur. Hele köleiyi, efendisinin takdir ettigi bir bedel karsliginda özgürlüge kavusmak gibi bir durumda kilmasi, gerçekten üzerinde durulmak gereken su soruyu ortaya vurmaktadir: Neden köle, yillar boyu hizmetini gördügü efendisine bedel vermek zorunlugunda kalsin? Bedel vermek durumunda birakilmak gereken kimse köle degil, fakat onu parasiz pulsuz yillar boyu emrinde çalistirmis ve sömürmüs olan efendisi olmak gerekmez mi?
Yine bunun gibi yukardaki hükmü alkislanmaya layik bulanlar köleligi: ...asirlarca uygulanagelen ve bir çirpida tasfiyesi mümkün olmayan bir kurulus olarak görmekte olup Islâmiin bunu kaldirmak için adim attigini söylemekle övünmekteler. Bunu söylerken Tanri fikrini zedelediklerini farketmemektedirler. Çünkü bir yandan Tanriinin her seyi yapmaga kâdir oldugunu iddiâ ederken, diger yandan köleligin, Tanri bakimindan bir çirpida tasfiyesi mümkün olmiyan bir kurulus oldugunu eklemek Tanriiyi acz içerisinde kilmaktan baska bir sey olmaz. Gercek sudur ki Muhammed, köleligi kaldirmanin hem kendi otoritesi bakimdan sakincali oldugunu düsünerek (çünkü böyle bir halde taraftarlarini gücendirebilirdi) ve hem de köle kullanmanin ekonomik yararlarini hesap ederek hareket etmeyi kendi günlük siyâasetine uygun bulmustur.
B) Köle azâdlayan kimse, onun üzerinde "velâyet" hakkini, ya da hiç degilse "kârabet-i hükmiyye"sini muhafaza eder:
Biraz yukarda degindimiz gibi köleinin, kölelikten kurtulmasi, efendisinin takdir ettigi bedeli ödemekle mumkündür. Ancak ne var ki bu bedel ne olursa olsun, köle bakimindan bunu saglamak güç, belki de imkansizdir. Çünkü kölelik süresince para kazanmis degildir. Olsa olsa bu bedeli, ondan bundan borç alarak, ya da birisinin bu bedeli üstlenmesi sayesinde ödeyebilecektir. Ancak ne var ki böyle bir halde kolelikten kurtulabildigi halde, kendisine bedel karsiligini veren kimsenin "kârabet-i hükmiyye"si altina girmis olacak, yâni o kisinin kendi uzerinde söz hakkina sahip olamsina razi olacaktir. Daha baskja bir deyimle köle azâdlama isi köleyi gerçek anlamda özgürlüge kavusturmus olmaz; çünkü kölesini azâd eden kimse, onun üzerinde "velâyet" hakkini, ya da hiç degilse "kârabet-i hükmiyye"sini muhafaza eder.
"Velâyet" sözcügü baskasinin üzerinde söz hakkina sahip olmak anlamini tasir. "Kârabet-i hükmiye" deyimi ise "yakinlar üzerinde hükmetmek" demektir. Bunun ilginç bir örnegi Ayse ile Berîre arasinda geçen su olaydir ki, Urve Ibn-i Zûbeyr'in Ayse'den rivâyetine dayalidir:
Berîre adindaki bir cariye, günlerden bir gün kendi efendisinin takdir ettigi bedeli ödeyip özgürlügünü kazanmak ister; fakat bedeli ödeyecek kadar parasi yoktur. Bu nedenle Ayse'den yardim ister. Ayse' de: "Kârabet-i hükmiyyen bana âid olmak üzere bu bedeli veririm" der. Fakat Berîre'nin efendisi bunu kabul etmez. Bunün üzerine Ayse konuyu Muhammed'e açar; Muhammedi de Ayseiye: "Berîre'yi sunlardan al, istedikleri velâ'yi da sart kil" der.
"Velâ" sözcügünün anlami, köle sahiplerinin, azâd ettikleri kimseler üzerindeki haklaridir. Güyâ Muhammed bu tavsiyede bulunurken: "Velâ'yi sart kilmanin hükmü yoktur, çünkü velâ ser'ân mu'tika (azâd eden kimseye) âid'tir" demis ve böylece "velâ" hakkini eski sahipten yeni sahibe geçirmistir. Bunun üzerine Ayse, Berîreiyi satin alir, ve sonra onu azâd eder. Azâd etmek sûretiyle onun eski sahibine olan nispetini kesmistir. Kesmistir ama Berîre üzerindeki "kârabet-i hükmiyye" sini (yâni yakinlik hakkini) devam ettirmistir2.
Görülüyor ki Muhammed, hile-i seriye yoluna basvurarak, sahibi tarafindan azâdlanmis Berîre üzerinde Ayse'nin söz hakkini sürdürmesini, yâni hükmetmesini, saglamistir.
C) Köle sahibi müslüman kölesini azâdlarsa cehennem atesinden korunmus olur; fakat yarim hurma sadaka vermek sûretiyle kölesini azâdlamadan da ayni sonuca varabilir .
Her ne kadar seriât sisteminde azâdlama usûlü yer almis bulunmakla beraber, bu usûller insancil bir düsünceye oturtulmus degil, fakat köle sahibinin çikarflarina göre ayarlanmistir. Bunun böyle oldugunu kanitlayan örneklerden biri su hükümdür: "Her kim rakabe-i mü'mine'yi (müslüman köleyi) azâd ederse (Tanri da) azâd olanin her uzvuna bedel, azâd edenin bir uzvunu Cehennem atesinden azâd eder" 3.
Görülüyor ki köle sahibi, elinin altinda bulundurdugu kölenin insanlik haysiyetini düsünerek degil, fakat sirf kendisini Cehennem atesinden korumak için, yâni kendi öz çikarlari adina, köle azâd edecektir. Ancak ne var ki bu hüküm, köle sahibini azâdlama yoluna gitmeye zorlayacak nitelikte degildir, çünkü cehennem atesinden korunmak için köle sahibinin basvurabilecegi baskaca yollar vardir, ve bu yolara yönelmek pek kolaydir. Örnegin köle sahibi, yarim hurma sadaka vermek sûretiyle kölesini azâdlamadan cehennem atesinden kurtulabilir. Muhammed'in söylemesi söyle:"(Ey Kölesini azâd edemeyen kimseler) Cehennem atesinden hiç olmazsa yarim hurma ile sadaka vererek korununuz" 4.
Fakat bütün bunlar bir yana, bir de su var ki yukardaki huküm azâd edilecek olan kimsenin müslüman köle olmasi geregini vurgulamis olup, müslüman olmiyan köleinin azâdlamasi isini askida birakmistir.
D) Sirf savasa sokabilmek amaciyle köleleri azâdlama siyaseti:
Daha önce de belirttigimiz gibi seriât zihniyeti köle azâdlama isini, insanlik sahsiyetiinin haysiyeti adina öngörmüs degildir: ya sahibinin ya da yöneticilerin çikarlari adina öngörmüstür. Birinci sikki biraz önce özetledik. Ikinci sikka gelince, bunu, Halife Ömer b. Hattab'in azâdladigi on iki bin köle olayi ile açiklayalim.
Kendisine rakip olarak gördügü Ansî ve Müseylemetü'l-Kezzâb adindaki kisilere karsi Muhammed , Yemen'de hüküm sürmekte olan Zû-Kelâ' dan yardim istemisti. Muhammed'in ölümünden sonraki bir tarihte, daha dogrusu Ömer b. Hattab'in hilâfeti sirasinda Zû-Kelâ, kendi kabilesi ile birlikte Medîne'ye göç eder. Ederken on iki bin kadar köleyi de beraberinde getirir. Ömer bu köleleri satin alir ve azâdlar. Fakat bu iyiligi kölelerin kara gözlerinin hatiri için yapmamistir; kendi çikarlari için yapmistir. Çünkü maksadi, azâdlamak sûretiyle kendisine minnettar kildigi bu on iki bin kisiyi, diledigi gibi savaslara surüklemek, canla, basla savastirmaktir. Nitekim savasirken müslüman olarak ölmenin Sehid olmak anlamina gelecegini ve bu sifatla cennetie ulasacaklarini düsünen bu zavallilar, gerçekten de ölümü göze alarak savaslara katilmislardir. Ömer onlari müsriklere karsi giristigi savaslarda diledigi gibi kullanmistir5.
1 Diyânet Vakfiinin çevirisinde, Nûr Sûresiinin 33.âyetiinin açiklanmasi vesilesiyle yer alan satirlardan.
2 Urve Ibn-i Zûbeyr'in Ayse'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VI, sh. 480 ve d.)
3 Sahih-i..., (Cilt III, 344)
4 Sahih-i..., (Cilt III, 344)
5 Sahih-i... (Cilt, X, sh. 361-2)