XV
Kölelerin önemli mevkilere getirilmis olmalari, insanlik haysiyetine saygi duygusundan ya da köleligi kaldirma arzusundan degil:
Islâm'da, çesitli dönemlerde, kölelerin çok önemli mevkilere yükseltilmis olduklari hatirlatilarak Islâm dininin kölelere karsi olumlu bir tutum takindigi idddiâ edilir 1. Ancak ne var ki bu iddiâlari, Islâm seriâtiinin kölelere insanlik degeri tanimayan yukardaki esaslariyle bagdastirmak mümkün degildir. Birakiniz köle sinifini, fakat köle olmiyanlari bile kul'luktan yukari bir degere layik bulmayan Muhammed'i insan haklari sampiyonu saymak ve getirdigi dinsel düzeni köleligi yok etme amacina yönelikmis gibi tanimlamak çok yanlis olur.
Islâm ülkelerinde kölelerin, âzâdlanmis olarak önemli mevkilere geldikleri görülmemis degildir. Daha Muhammed zamaninda bazi kölelerin ordu kumandani olarak is gördükleri olmustur. Ancak bu durum, Muhammed'in köleligi kaldirma kararliligindan degil, fakat yetenekli gördügü kölelerden yararlanma arzusundan dogmustur. Çünkü Muhammed, kendisine yararli olabilecek kim varsa herkesi (velev ki köle ya da putperest olsun) en becerikli usûllerle kullanmasini bilmistir. Buna karsilik kendisi için tehlikeli ya da sakincali saydigi kisileri de kötülemekten, düsman bilip ihmâl etmekten ya da öldürtmekten çekinmemistir. Bu itibarla Muhammed'in, sirf kendilerinden yararlanmak, ya dsa hattâ kurtulmak amaciyle köleleri önemli mevkilere ve örnegin ordu kumandanliklarina getirip mükâfatlandirmis olmasina sasmamak gerekir. Örnegin siper usûlü ile (yani kazilmis hendeklere asker yigmak sûretiyle) savas verme sistemini bir Iranli köle'den ögrenmistir. Hendek savasi diye bilinen savasa bu ad'in verilmesi bundandir. Mekke'yi Medîne'lilerin saldirisindan ancak bu sayede kurtarabilmistir. Yine ayni sekilde en iyi ok atma usûllerini Habesli kölelerden ögrenmistir. Bu nedenle bu köleleri mükâfatlandirmistir 2.
Buna karsilik askerî yeteneklik bakimindan fazla bir degeri olmadigi söylenen Zeyd Ibn-i Hâriseiyi (ki kendisine vaktiyle kölelik etmis olan bir kimsedir) Mûte savasinda ordu kumandanligina getirmis, ve daha sonraki bir tarih itibariyle de onun oglu Usâme Ibn-i Zeydii de Rumilar üzerine yolladigi orduya kumandan tayin etmistir.
Neden dolayi bu kisileri, onlardan daha yetenekli kimseler bulunmasina ragmen, bu mevkilere getirmistir? diye sormak gerekirken bunu bugüne deyin soran pek olmamistir. Bu konuda Islâm kaynaklarinda her hangi bir açiklama da yapilmamistir. Oysa ki olaylarin incelenmesi, bazi hususlarin aydinlanmasina muhtemelen yardimci olabilecektir.
Gerçekten de Zeyd Ibn-i Hârise, bilindigi gibi birinci Mekke döneminde Hatice'nin satin aldigi kölerden biridir. Hatice onu daha sonra Muhammed'e hediye etmistir. Söylendigine göre Zeyd (Hatice, Ali ve Ebû Bekir'den sonra) müslümanligi ilk kabul edenlerdendir. Bundan dolayidir ki Muhammed onu azâdlamis, hattâ ogulluk edinmis ve adini Zeyd Ibn-i Muhammed (ki Muhammediin oglu Zeyd demektir) olarak degistirmis sonra da Zeynep ile evlendirmistir. Ancak ne var ki kendi söylemesine ve Kuriânia koydugu âyetilere göre Tanriinin emriyle Hicret'in besinci yilinda Zeyneb'e asik olmus, ve Zeyd'in Zeyneb'i bosamasi üzerine, Zeyneb'le evlenmis ve, bunun sonucu olarak Zeydii oguliluktan çikarmistir. Çikarirken de adini, onun öz babasina nispetle Zeyd Ibn-i Harise olarak degistirmistir. Böylece yillar boyu Zeyd Ibn-i Muhammed olarak çagirilan Zeyd, o andan itibaren Zeyd Ibn-i Harise diye çagirilmaya baslanmistir.
Söylemeye gerek yoktur ki yillar boyu kendisine ogulluk eden bir kimsenin karisiyle evlendikten sonra artik onun yüzüne bakmak ve onunla ayni yerde yasamak kolay bir sey degildi. Bu itibarla onu uzaklastirmak gerekirdi. Muhtemelen bundan dolayidir ki hicret'in 8ci yilinda Bizans karsi gönderdigi 3000 kisilik bir orduya Zeyd'i kumandan tayin etmistir.
Hemen ekleyelim ki Zeyd'in ordu kumandanligi yapabilecek yeterlikte oldugu hususunda süpheler vardir. Ve gerçek sudur ki bu isi Zeyd'ten çok daha iyi bir sekilde görebilecek pek çok kisiler bulundugu halde Muhammed, bilhassa Zeyd'i seçmistir. Arap kaynaklarin bildirmesine göre Muhammed, Bizans Imparatoruna karsi girisilen bu seferin çok tehlikeli oldugunu, ve ilk vurusmada kumandanin sehit düsebilecegini tahmin ettigi içindir ki bu gazve için Zeydiden gayri iki kumandan daha seçmistir ki bunlardan biri Caifar b. Abi Tâlib, ve digeri de sahir Abd Allâh b. Ravâhaidir. Öncede tasarldigi plana göre Islâm ordusuna önce Zeyd kumanda edecek, onun ölumü halinde Caifar ve onun da ölümü halinde Abd Allah b. Ravâha kumandayi ele alacaklardi.
Nitekim tahmin ettigi gibi savasin daha ilk aninda Zeyd b. Harise sehit düsmüs, onun yerini alan diger iki kumandan da arka arkaya ayni akibete ugramislardir. Bilindigi gibi bu savas müslümanlarin yenilgisiyle sona ermistir.
Ne ilginçtir ki Muhammed, bu yenilginin intikamini almak üzere Rumlar üzerine göndermek maksadiyle bir firka "mücâhid" techiz etmis ve bu firka'ya Zeydiin oglu Üsâme Ibn-i Zeyd'i emir ve kumandan yapmistir. Yaparken de ona: "Rumlar üzerine git ve babanin intikamini al" demistir 3. Fakat ne var ki Üsâme, kumandanlik yapabilecek yeterlikte degildi. Nitekim etraftan bir çok kisiler Üsâme'nin kumandanligina (ve emâretine) itiraz etmisler ve örnegin: "Ordu içinde bunca büyükler dururken bir genç köle bunlarin üzerine nasil kumandan nasbolunur" seklinde konusmuslardir. Fakat onlarin bu konusmasina karsi Muhammed: Siz, simdi Üsâmeinin kumandanligina tain ediyorsunuz (sövüyorsunuz). (Size hatirlatirim ki): Siz, bundan önce onun babasinin emâretine de dil uzatmistiniz. Allah hakki için Zeyd emârete nasil tamâmiyle lâyiksa ve o, nama nhasin en sevimlilerinden biri ise, hiç süphesiz su Üsâme de babasindan sonra bana nâsin en sevimlilerindendir 4.
Ancak ne var ki Üsâme, sefere çikmak üzere ordusunu hazirlarken Muhammed'in hastaliga yakalanmasi nedeniyle hareketini te'hir etmistir. Bununla berber onun ölümünden sonra Ebû Bekr zamaninda giristigi bu ayni maksada yönelik savas sirasinda canini vermistir 5.
1 Daniel Pipes, Slave Soldies and Islam; The Genesis of a Military System (Yale University Press, 1981, ah. 93-94)
2 Bu konuda Belâzurî'nin Ansab al-Asraf adli yapitina ve ayrica da Vakidî, Ibn al-Esir, al-Cahiz gibi kaynaklara bakiniz.
3 Sahih-i... (Cilt IX, sh. 381, Hdîs no. 1505). Bu konuda ayreica Ibn Hisâm, Ibn Said, kaynaklarinda genis bilgi var. ayrica bkz. et- Taberî, Tarih-i Taberî Tercemesi, (Can Kitapevi, Istanbul, 1982, Cilt. II, sh. 462)
4 Buharîinin Abdullhah Ibn-i Ömeriden rivâyeti için bkz. Sahih-i..., Cilt IX, sh. 380 , Hadîs no. 1505).
5 Sahih-i ... (Cilt IX, sh. 380 ve d. ibid. Hadîs no. 1505)