XVII

Islâm dünyâsi hiçbir zaman kölelige karsi gelmemis, sesini çikarmamistir: Dinsel nitelik tasidigi için.


Her nekadar kölelik denen müsibet, yüzyillar boyunca baska dinlerde ve ülkelerde de uygulanmis olmakla beraber, bu baska dinlerde ve toplumlarda kölelige karsi daima sesini yükseltenler ve direnenler olmustur. Örnegin Budha, köleligi yeren ilk din adami olarak karsimizdadir. Bati'da kölelige karsi ilk savasim Milad'tan önce 4cü yüzyilda, eski Yunan ile baslar. Her ne kadar Aristo gibi büyük düsünürlerden bazilari köleligi dogal ve olagan bir kurulus olarak görmekle beraber bu zihniyete karsi cephe alanlar çoktur. Örnegin Alcidamas, ki bu konuda ilk direnenlerdendir, tarihin bu eski çaglarinda insanliga söyle seslenirdi: "Tanri herseyi özgür kilmistir. Doga hiçbir yaratigi köle yapmamistir" 1.

Yahudilik ve Hiristiyanlik köleligi yok kilmamistir ama, bu dinlerin uygulayicilari ya da salikleri arasinda kölelige karsi savasim verenler çok çikmistir. Orta Çag'da bile köleligi insan haysiyetine karsi suç seklinde gören nice fikir türleri gelismistir2. O en karanlik bilinen dönemlerde, köleligi dogal bilen ziyhniyete karsi isyan edenler çoktur.

Oysa ki Islâm'da böyle bir gelisme görülmez: ne din adamlari ve ne de ne düsünürler arasinda sesini yükselten olmustur. Islâm dünyasi bu açidan insan sahsiyetinin haysiyetine âdeta yabanci kalmistir. Kur'ân'in köleligi dogal gören hükümlerine karsi "Hayir" diyebilecek cesarette bir kimse çikmamistir. Aksine bu hükümlerin kölelige engel olmadigini savunanlar çikmistir3. Geçmis dönemler boyunca Islâm bilginlerinin yaptiklari sey, Islâm dininin kölelere, kendi özgürlüklerini satin alma hakini tanidigini ve kölelerin durumunu iyilestirdigi masallarini tekrarlamaktan ibaret kalmistir: onlara göre güyâ Islâm seriâti bu "olumlu" yenilikleri getiren ilk ve son din'dir. Oysa ki söyledikleri yalandir, çünkü Islâm'dan 2500 yil önceleri Babilonya'da, köleler için kendi özgürlüklerini satin alma hakki vardi. Yine bunun gibi Islâm'dan bin yil önce uygulanan Manu kanunlarina göre Hindistan'da koca'lara, kölelerini döverlerken, karilarini dövdükleri gibi dövmeleri emredilmistir. Eski Misir'da, örnegin Ramses III zamaninda, kölelerin yerli halktan kimselerle evlenerek bir kaç kusak sonra özgürlüge kavustuklari görülürdü 4.

Bütün bunlardan Islâm yazarlari habersizdirler. Hem de öylesine ki, bu habersizlik içerisinde köle ticâretini bile âdeta ilim konusu yapmislardir. Köle satin almak ile hayvan almak arasinda fark gözetmemislerdir. Nice örneklerden biri olarak XIci yüzyil'in ünlü hükümdarlarindan Keykavus Ibn Iskender'in Kâbus-nâme adli kitabini söyle bir karistirmak yeterlidir. Cürcan ve Taberistan hükümdari olan bu yazar, Kâbus-nâme'yi, oglu Gilân Sah'in egitimi için yazmistir. Kitabinin bir bölümünde söyle der:"Her seyden önce satin alacaginiz kölenin gözlerini ve kirpiklerini muayene ediniz; sonra burnunu, dudaklarini ve dislerini ve nihayet saçlarini gözden geçiriniz... Bütün bu ögütlerime sunu da eklemek isterim ki satin alacaginiz... kölenin boy ve posunun ölçülü olmasina ve karar dolgunlukta bulunmasina dikat etmelisiniz"5

Kitabin diger bir yerinde yazar, hayvan satin aliminda dikkat edilmek gereken hususlari belirtir: "Hayvanlarin disleri kusursuz, bembeyaz ve muntazam olmalidir; alt dudak üst dudaktan hafifçe ilerde olmalidir; burun delikleri uzun, açik ve düz, alin genis ve kulak hizasina kadar tek renkte olmalidir" 6

Görülüyor ki köle satin almakla hayvan almak arasinda pek fark yok. Ne ilginçtir ki yazildigi tarihten bu yana Kâbus-nâme, Islâm dünyasinda "hükümdarlara âit terbiyevî kitaplarin en önemlilerinden biri" olarak kabul edilmistir 7.

Çagdas yazarlar arasinda köleligi Islâm'in yarattigi bir kurulus olarak degil fakat Islâm'a karsi açilmis savaslar nedeniyle ortaya çikan bir kurulus seklinde görecek kadar saf düsünceli olanlar çoktur. Onlara göre Islâm güya köleligi, sadece savas nedeniyle mesrû görmüstür ve bu nedenle Islâm'da kölelik kurulusunun yer almasinin sorumlulugunu Islâm'a karsi savas açanlarda aramak gerekir 8.

Bu gülünç iddiâlara yönelenlerin, Kur'ân'da köleligi dogal kilan hükümlerden ya da Muhammed'in köle kullandigindan, köle alip sattigindan ya da ona buna köle hediye ettiginden haberleri olmamalidir. Haberli olmadiklari diger bir husus da Islâmiin savas dini olup, yer yüzünü “Dar-ül Islâm” (müslümanlarin yasadiklari diyar) ve “Dar-ül harp” (“kâfirlerin” yasadiklari yerler, ki harp edilecek diyardir) diye ikiye ayirmis olmasi, ve yer yüzünü, tümü itibariyle “Dar-ül Islâm” olana kadar savas yapmayi ilke edinmis olmasidir. Hemen belirtmek gerekir ki Muhammediin giristigi 29 savas ile göndermis oldugu 45 kadar çete hep bu amaçla girisilmis seylerdir.

Arap yazarlarin genellikle savunduklari bir görüs de kölelik kurulusunun Islâmia Türkler yüzünden girmis oldugu dogrultusundadir, ki gerçekten yalana dayalidir. Konuyu “Arab Milliyetçiligi ve Türkler” adli kitabimizda ele aldigimiz için burada durmayacagiz. Fakat sadece sunu tekrar etmekle yetinelim ki eski Türklerde, örnegin Hunilarda, “kisisel kölelik” diye bir sey yoktu; “Kabile köleligi” vardi ki kisisel kölelik sistemine oranla daha iyi kosullara baglanmisti. Islâmiyeti kabul ettikten sonra Hun'lar, “Kabile köleligi” uygulamasini terkedip "kisisel kölelik" zihniyetine geçmislerdir.


A) Islâm Ülkelerinde Kölelik 20.ci Yüzyila Kadar Sürmüs ve Ancak Bati Dünyâsi'nin Zorlamalariyle Sona ermistir


Kölelik, resmî bir kurulus olarak Islâm ülkelerinde 20ci yüzyila kadar süregelmistir. Taninmis bir yazarin deyimiyle Islâm dünyasi "kölelik uygarligi" olmaktan ileri geçememistir9. Halifelerin ve hükümdarlarin saraylari, yüzlerce köle ve cariye ile dolup tasmistir. Vaktiyle Kahire'deki Fatimi hükümdarlariinin hareminde on iki bin köle bulunurdu. Ispanya'daki Islâm devleti hükümdarlarindan Abd ar-Rahman III (912-967) hareminde 6300 köle vardi 10. Osmanli dönemi boyunca Türk padisahlarinin yaptiklari da bu olmustur

Öte yandan köle ticareti, tipki diger bütün müslüman ülkelerde oldugu gibi, dinsel bir kurulus olarak Osmanli Imparatorlugu sinirlari içerisinde de geçerli idi: haftanin belli günlerinde hayvan pazarlari, ya da hububat ve sebze pazarlari gibi esir pazarlari kurulurdu. Bu esir pazarlarinda halk, tipki hayvan alir gibi, esirlerin yüzüne, eline, disine, ayak bileklerine vs... bakip deger biçer ve ona göre köle satin alirdi.

Yeryüzü ülkelerinin kölelik sistemine karsi savas açtiklari ve köleligi kaldirdiklari dönemlerde bile11 müslüman ülkeler köleligi dinsel ve dogal bir kurulus olarak benimsemekten geri kalmamislar, ve köleligin kaldirilmasi girisimlerini Islam'a aykiri görmüslerdir. Arap ülkelerinin Osmanli egemenligi altinda bulundugu dönemlerde, dis baskilar sonucu olarak köleligi kaldirmaga yönelen Osmanli yöneticileri, Arap halklarinin direnmesi ve ayaklanmasi olaylariyla karsi karsiya kalmislardir.

Osmanli devleti ile Iran ve Misir gibi ülkelerde kölelik denen sey, Bati devletlerinin (özellikle Ingiltereinin ve Fransa'nin) baskilariyle sona erdirilmistir: o da pek yavas bir tempo ile. Zenci kölelerin azâdlanmaga baslandigi ilk müslüman ülke Tunus'tur. 1890 yilinda bütün Fransiz kolonilerinde kölelik yasaklanmistir.

1854 ve 1857 yillarinda Ingiltere ile imzaladigi andlasmalarla Osmanli devleti, köle ticaretine son vermeyi kabul etmistir. Ancak ne var ki Mekke ve Medine, bu andlasma hükümlerinden hariç tutulmustur. Çünkü bu iki kent Islâm'in "kutsal" topraklari sayildigindan, Kur'ân'in Tanrisal bir kurulus olarak getirdigi köleligin bu kentlerde yasaklanmasi yoluna gidilememistir. Vaktiyle Muhammed'in yasadigi ve bizzat köle sahibi bulundugu bu topraklarda köle ticaretini yasaklamanin Kur'ân'a karsi gelmek olacagi düsünülmüstür. Bundan dolayidir ki Afrika'da ve Arabistan'da köle alim satimina ve kullanilmasina daha uzun bir süre devam edilmistir.

Her ne kadar Osmanli devleti 1908 Anayasa'si (1293 Kanun-u Esâsî) ile köleligi saf disi kilmis olmakla beraber, bu kurulusun gerçek anlamda ortadan kalkmasi ve Türk topraklarindan silinip atilmasi Atatürkiün yarattigi Türkiye Cumhuriyeti sayesinde olmustur. 1926 yilinda Cenevre'de imzalanan ve yeryüzü ülkelerinin tamamini kölelige "Hayir" demege zorlayan andlasmayi imzalamakla Türk devleti, Kur'ân'daki kölelikle ilgili hükümlerin uygulanmasina kesin olarak son vermistir.

Islâm'in "koruyucusu" rolünde görünen Suudi Arabistan'a Ingilizler, ancak 1927 yilinda "Cidde Andlasmasi" ile köleligin uygulamadan kaldirilmasi zorunlugunu kabul ettirmislerdir. Fakat buna ragmen Suud devleti, Kur'ân'i Anayasa olarak kabul ettigi için, köleligi gayr–i resmî sekilde sürdürmekten kaçinmamistir. Yemen gibi diger bir çok Arap ülkelerinde de durum bu merkezde olmustur.


B) Köleligin resmen kaldirilmis olmasina ragmen Islâm ülkelerinde kölelik kurulusunu geçerli bilen zihniyet hâlâ canlidir.


Islâm dünyâsinin halklari, ve “bilim kaynagi” diye kabul edilen cevreleri dahi bugün hâlâ öylesine çagdisi bir zihniyete sapli, öylesine bilgisiz ve öylesine insan sahsiyetinin haysiyeti duygusundan yoksundur ki, bir yandan insanlarin esit ve özgür olduklari tema'sini savunur görünürken diger yandan köleligi mesrû ve makbul bir kurulus olarak benimsemekten çekinmezler. Bunun en bariz örneklerinden biri, Misir'daki el-Ezher Üniversitesinin tutumudur. Güyâ en büyük bir bilim merkezi ve otoritesi sanilan bu Üniversite, köleligi Kur'ân'dan kaynaklanan bir kurulus olarak bagrina basar ve bu konuda fetvalar yayinlar. el-Ezher'in resmî yayin organi olan Macalla'nin 1962 Temmuz nüshasinda yayinlanan bir fetva'da, savas esirlerinin köle olarak kullanilmalarinin câiz oldugu belirtilmistir12.

Ne ilginçtir ki bu ayni Üniversitenin mensuplarindan biri, ayni Macalla dergisinin 1967 (Aralik) tarihli nüshasinda, Islâm'in “kurtarici” ve “insanlari bagimsizliga kavusturucu” oldugunu ve nereye gitti ise orada kisileri ve halklari özgürlüge ulastirdigini yazmaktaydi13

Yine bunun gibi Yemen'de, 1962 yilinda Kiral Faysal, Bati ülkelerinin baskilariyle köleligi resmen ilga eder görünürken, Ulema sinifi, bu kurulusun Kur'ân'da yer aldigina dâir fetvalar yayinlamakta idi 14.

Ayni ilkel zihniyete sapli bizim mollalarimiza göre dahi kölelik ve cariyelik, "güncelligini" yitirmis bir konu degildir. Her ne kadar bu efendiler Islâm'in kölelige ve cariyelige karsi bir din oldugunu söylemekle beraber, bu kurulusu kökten yasaklamadigi görüsünü de savunmaktan geri kalmazlar. Onlara göre Islâm, güyâ sosyal gerçeklerin bir anda degisemeyecegini bildigi içindir ki köleligi kökten yasaklamamistir; yasaklamis olsaymis, "daha ilk anlardan itibaren iç kargasaliklara sebeb olur" idiymis.

Yine bizim mollailarimiza göre Islâmida köleligin ve cariyeligin sürüp gelmesinin asil nedeni, Islâm'in bunu "Harp esirleri kurumuna inhisar ettirmek istemesi" imis. Savunduklari görüs su: "Islâm'da cariye harp esiridir. Harbler ise dünyamizin gündemindedir" 15. Anlatmak istedikleri sudur ki savas denilen sey ortadan kalkmadigina ve muhtemelen kalkmayacagina ve dolayisiyle savasta alinan esirler Kur'ân geregince paylasilmak gerektigine göre kölelik ve cariyelik denen seyin de devam etmesi dogaldir 16.

Bununla beraber bizim mollalar, köleligi ve cariyeligi "zarûrî bir müessese" olarak görürlerken, bir de Islâm'in bu kurulusu "insanlik haysiyetini çignetici bir kurum" olmaktan çikardigini iddiâ ederler 17. Ederler ama cariyelerin dinî ve hukukî sorumluluklarinin "hür" kisilere nazaran, daha az, sosyal durumlarinin daha asagi oldugunu belirtmekten geri kalmazlar18. Örnegin hukukî sorumluluklarinin daha az oldugunu anlatmak üzere, câriyeyi öldüren bir kisinin kisas olarak öldürülmeyip "ta'zir" cezâsina çarptirilacagini söylerler 19. Yine bunun gibi hür bir kadina zinâ isnad eden kimseye, bu isnadini dört sahitle ispatlayamaz ise seksen sopa ceza verildigi halde, câriye'ye zinâ isnad edipte ispat edemeyen kimselere böyle bir ceza verilmez; sadece "ta'zîr" cezasi verilir oldugunu ve esas cezâinin kiyâmet gününe birakildigini eklerler. Öte yandan cariye için “iddet” süresinin (yâni kocainin ölümünden sonra tekrar evlenebilme süresinin) 65 gün oldugu halde “hür” kadinlar için iddet müddetinin bunun iki misli oldugunu söylerler. Yine bunun gibi hür bir kadinla evli olan kisiinin, dördie kadar hür kadinla evlenebildigi halde cariye ile evlenemeyecegini belirtirler (K. Nisa 25). Yine bunun gibi sahibinin iznini almadan câriyeinin, hiçkimse ile evlenemeyecegini eklerler.

Bütün bunlardan gayri bir de su var ki birden fazla kadinla evli bulunan erkek, karilarinin yaninda gecelerken adâlet esasina riâyetle görevli oldugu halde bu adâleti câriyeleri arasinda gözetlemek zorunlugunda degildir. Yine bunun gibi cariye hür bir kadin üzerine “kuma” (ikinci karfi olarak) gelemezse de hür kadin cariye üzerine “kuma” gelebilir20 .

Bütün bunlar, köle 'nin ya da cariye'nin asagilik durumunu yansitan hususlardan bazilaridir. Ama bizim mollailarimiz yine de köleinin (cariyeinin), insanlik haysiyetinden söz ederler.

Yine tekrar edelim ki seriâtçi'nin (ve bu arada Mollalarin) mantigina ve insanlik anlayisina itibar edildigi sürece insanlarimizin (ve Islâm ülkeleri insanlarinin) uygar zihniyete ulasamayacaklari muhakkaktir.

Nitekim köleligin ve cariyeligin dogal bir kurulus oldugu fikri, sadece din adamlarinin degil fakat müslüman kisinin de bilinç altina öylesine çöreklenmistir ki 20ci yüzyilin sona ermek üzere bulundugu bu dönemde dahi Islâm dünyasinda, farkli adlar ve uygulamalar seklinde köleligin sürdürüldügü görülür. Insan haklarina aykiri bu uygulamalara karsi sesini yükselten pek yoktur.

Gerçekten de Islâm ülkelerinde, çogu evlerde, sosyal yasami itibariyle köle durumundan farksiz "beslemeler", ya da buna benzer adlar altinda hizmetçiler bulunur. Bu zavallilar, daha küçücük yaslardan itibaren evin hizmetinde kullanirlar. Evin temizligini yaparlar, yemegini hazirlarlar, evin çocuklarina bakarlar, her ne türlü pis is varsa hepsini "basarirlar". Sabahin kör saatlerinden gece yarilarina kadar yok pahasina çalisirlar. Bunlarin zavalli ve acikli durumlarina son vermek hiç kimsenin aklindan geçmez. Seriât zihniyeti bu tür köle sahiplerinin beyinlerinde yuvalanmis kaldigi sürece de geçmeyecektir.

1 Bu konuda bkz. Franz Rosenthal, The Moslem Concept of Freedom, Prior to the XIXth Century, (Leiden 1960, sh. 31. Not 73)

2 Bu konuda bkz. C. Verelinden, L'Esclavage Dans l'Europe Medieval: I, Peninsule Iberique-France , (Bruges 1955). L.T. Hobhouse, Morals In Evolution (London 1951)

3 Mecella al-Mecmua al-ilmî al-Irak adli dergi'nin 1954 tarihli nüshasinda Muhammad al-Kadi' nin: Al-Hürriya va-s-salam va'l-hükm fi'l-Islam" baslikli yazi için bkz. Revue des Etudes Islamiques ,1956-1957, sh. 108

4 Bu konuda bkz. L. T. Hpbhouse, Morals in Evolution (London, 1951, sh. 286 ve d.)

5 Kâbus-nâme 'nin Ingilizce çevirisi için bkz: Kai'ka'us Ibn Iskandar. A Mirror for Princes: the Qabus Name (Transl. by Reuben Levy, New York 1951. sh. 99 ve d.). Fransizca çeviri için bkz. "Le Qabus Name" (Transl. par A. Querry; Paris 1886, sh. 196)

6 Le Qabus Name (sh. 215)

7 Islâm Ansiklopedisi 'nde "Keykavus" adina bakiniz.

8 Bu konuda yazanlarda biri su: Hammouda Ghoraba, "Islam and Slavery" (in "The Islamic Quarterly", Vol. II, No. 3, Ovt. 1955, pp. 53-159)

9 Maurice Lombard, L'Islam Dans Sa Premiere Grandeur: VIIIe-Xe Siecles (Paris 1971) . Yazar söyle der: "A la suite des grandes civilizations de l'Antiquité et de l'Empire Byzantin, le monde musulman est une civilization esclavagiste" . sh. 194

10 Lombard, age , sh. 194

11 Bati ülkeleri köleligi 19cu yüzyilda resmen kaldirmislardir. Ingiltere kendi kolonilerinde kölelige 1833 yilinda, Fransa 1848, Hollanda 1854-59 ve Rusya 1873 yilinda bu isi tamamlamislardir.

12 Macalla (Sefer 1382 nüshasi , sh. 249-250). Bu konuda bkz. Hava Lazarus-Yafeh, "Contemporary Religious Thought among the Ulema of AL-Azhar" (in Asian and African Studies, Vol. 7, Year 1971, pp. 211-256. Yukardaki hususlar için bkz. sh. 249-250

13 Macalla, (Ramazan 1387, sh.576)

14 Bu konuda bkz. George Rentz, "Saudi Arabia; The Islamic Island", (in Modernization of the Arab World, Edited by J. H. Thompson & D. Reischauer, New York 1966, sh. 115-125; yukardaki husus için bkz. sh. 123)

15 A. R. Demircan, Islâm'a Göre Cinsel Hayat (Istanbul 1986, Cilt II, sh. 247)

16 ibid.

17 ibid. sh. 250

18 ibid. sh. 255 ve d.

19 Bazi hukukçularin katile kisas cezasinin uygulanacagini öngördüklerini eklerler. Demircan, age, sh. 256

20 Demircan, age sh. 257