I) Kur'ân'in, Tanri katindaki “Levh-i Mahfûz”da sakli olup bulundugu konusunda:


Islâmci'lara göre Kur'ân, Tanri katindaki Levh-i Mahfuz da (Ana Kitap'ta) bulunmaktadir, ve çünkü bunun böyle oldugunu Tanri: “Süphesiz ki o (Kur'ân), bizim katimizda mevcûd... bir kitaptir” (K. Zuruf sûresi, âyet 4), ya da: “Ey Muhammed! Dogrusu sana vahyedilen bu kitap, Levh-i Mahfuz'da sâbit sanli bir Kur'ân'dir” (K. Burûc sûresi, âyet 21,22) seklindeki âyet'leriyle bildirmistir. Yine Islâmci'lara göre göre Tanri, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, kendi içlerinden peygamberler seçmis, ve kendi dillerinde olmak üzere Kitap'lar (Tevrat, Incil) göndermis olmakla beraber, Arap'lar arasindan Muhammed'i en son ve geçmis peygamberlerin en üstünü olarak göndermis, Kur'ân'i da bütün kitaplarin üstünde “Arabî” bir hüküm kitabi olmak üzere indirmistir. Daha baska bir deyimle Kur'ân, kendisinden önceki Kitap'lari (Tevrat ile Incil'i) dogrulamakla beraber onlardaki eksiklikleri ya da yanlislari gidermistir1. Örnegin En'âm sûresi'nde söyle yazili: "Bu indirdigimiz, kendinden öncekileri dogrulayan, Mekkelileri ve çevresindekileri uyaran mübarek Kitâb'tir..." (K. En'âm 92). Bir diger âyet söyle:"Ey Muhammed! Böylece sehirlerin anasi olan Mekke'de ve çevresinde bulunanlari uyarman... için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik...." (K. 42 Sûra 7)


Hemen belirtelim ki bu âyet'lerde geçen sözcük esas itibariyle "Ümmü'l-Kurâ"'dir ki "ana sehir" ya da "sehirlerin anasi" anlamindadir. Görülüyor ki Tanri, Kur'ân'i bütün insanlara degil fakat Mekkelilere (ve çevresindekilere) "Arapça" bir kitap olarak göndermistir. Her ne kadar yorumculardan çogu Mekke sehrinin "Islâm dünyasinin manevî merkezi" ("Bütün Islâmiyetin cihansümul ruhanî merkezi") ve çevresinin de bütün dünya oldugunu ve bu itibarla Kur'ân'in bütün insanlara gönderilmis bir kitap sayildigini söylerlerse de yalandir. Çünkü bir kere "Mekke" sözcügü, Arapça bile degil, fakat yabanci kökenli bir sözcüktür. Tevrat'da dahi "Mekke" sözcügü geçmez. Üstelik de Kur'ân'in Mekke ve çevresindekilere gönderildigini bildiren âyet'ler, birazdan görecegimiz gibi, bü un insanlarin degil fakat özellikle Mekke'lilerin ihtiyaçlarini karsilama amaciyle gönderilmis olduguna dâir hükümleri kapsamaktadir.


Öte yandan Mekke'ye atfolunan kutsallik, Tanri'nin "yeminlerine" ya da bir takim dinsel menkibelere dayatilmaktadir. Örnegin Kur'ân'da : "(Ey Muhammed!) De ki: -Ben, yalniz her seyin sahibi olan ve bu kutlu kilinmis sehrin Rabbin'e kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kur'ân'i okumakla emrolundum" (K. Neml 91). Yine Kur'ân'da: "Tin ve zeytuna andolsun, Andolsun Sina Dagi'na . Andolsun bu güvenli Mekke sehrine" (K. Tîn 1-3). Daha baska bir deyimle Tanri, Muhammed'in söylemesine göre, Mekke'nin kutsal oldugunu zeytin'e, incir'e (tin'e) ve Sina Dagi'na yeminler ederek anlatmaga çalismaktadir! Öysa “yüce” oldugu söylenen bir Tanri'nin yeminlerle is görebilecegini düsünmek, Tanri fikrini zedelemek olur.


Yine bunun gibi Mekke'yi “kutsal” bir yer olarak gösterebilmek için bir takim hikâye ve masallara basvurulmustur: güyâ Tanri'nin ilk evi oradadir; güyâ Ibrahim Kâ'be'yi oraya dikmistir (Örnegin bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt 6, sh. 25; ve sh. 43 ve d. Hadîs no. 990). Ve güyâ Mekke o kadar önemli bir yerdir ki, basta Bizans olmak üzere bir çok Imparatorluklar orasini fethetmege çalismislardir. Oysa Tanri'nin, yasam kosullari elverissiz, ve çöl niteligindeki bir bölgeyi kendisine ev olarak seçmesi ve Ibrahim'in de Kâ'be'yi oraya dikmis olmasi akla pek yatkin düsmemektedir. Hiçbir ise yaramaz bu çöllük yeri, bir takim Imparator'luklarin fethetmek istedikleri iddiâsini da desteklemek kolay degildir.


Neden dolayi Tanri, diger ümmetleri, Araplardan önce düsünmüs, onlara kendi içlerinden peygamberler seçmis ve bu peygamberler araciligiyle kitab göndermistir de, Arap'lar için bu isi, çok daha sonraya birakmistir? Neden dolayi Yahudi'lere, ve Hiristiyan'lara ve Arap'lara kendi içlerinden “peygamberler” ve kendi dillerinden “Kitap” lar göndermistir de bu isi, diger ümmetler için (örnegin Türkler için, ya da diger toplumlar için) yapmamistir? Ve mademki Islâm'i, bütün insanlar için göndermistir, o halde neden dolayi Kur'ân'i Arapça'dan gayri bir dilde (örnegin Türkçe, Farsca, Çince vs...) göndermeyi düsünmemistir? Tanri Arapça'dan gayri bir dil bilmez midir ki, kendisine sadece Arapça ile ibâdet edilmesini istesin? Öte yandan, neden Tanri, hem bir yandan Kur'ân'i sadece Arap'lara gönderdigini söyler, ve hem de bu söyledigini cerhedercesine bütün insanlara gönderdigini bildirir? Bu ve buna benzer sorulara mantikî bir yanit bulmak güç olmakla birlikte Muhammed'in Mekke ve Medine dönemi itibariyle yasamlarina kisaca göz atmak sûretiyle bazi hususlari açikliga kavusturmak mümkündür.

Kur'ân'da, bu kitab'in sadece Mekke ve çevresindekilere, ya da bütün Arap'lara, ya da bütün insanlara indirilmis olduguna dâir çesitli hükümler vardir ki birbirleriyle çelisir. Örnegin bazi sûre'lerde Kur'ân'in Arap'lara gönderilmis olduguna dâir hükümler vardir; Yâsin sûresinde Kur'ân'in “atalari uyarilmamis” bir toplum için (ki bunlar Arap'lardir) indirildigi yazili: "(Bu Kur'ân) Atalari uyarilmamis, ve bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmis bir toplumu uyarman için indirilmistir" (K. 36 Yâsin 7; ayrica bkz. Secde 3, Meryem 97). Zuhruf sûresi'nde Kur'ân'in Muhammed'e ve kavmi olan Arap'lara verildigi bildirilmekte:“(Ey Muhammed!)... muhakkak ki (kur'ân) hem senin için , hem kavmin için bir sereftir ve ilerde ondan mesül olacaksiniz” (K. 43, Zuhruf, 43-44). Bakara sûresi'nde Arap'lara, kendi içlerinden bir “peygamber” gönderildigi ve ona, onlari uyarmasi içi kitap verildigi belirtilmekte:“Nitekim kendi içinizden size âyet'lerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arindiran, size Kitab'i ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size ögreten bir Resûl gönderdik: (K. Bakara 151). Kur'ân'da bunlara benzer nice âyet vardir ki, Kur'ân'in Arapça olarak, sadece Arap toplumuna indirildigi sonucunu olusturur. Bütün bu âyet'lerde, Tanri'nin Arap kavmi içinden Muhammed'i “Resûl” olarak seçtigi, ve onu Arapça bir Kur'ân ile Arap kavmine gönderdigi açikca belirtilmekte.


Buna karsilik bazi sûre'lerin bazi âyet'lerinde, daha önce Kitap ehli'ne (yâni Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara) gönderilen kitap'larin Kur'ân tarafindan onaylandigi ve bu itibarla onlarin da Kur'ân'a göre hareket etmeleri gerektigi bildirilmistir (örnegin Maide 19). Ve nihâyet Kur'ân'in "tüm insanlara" indirildigini belirten âyetler de vardir (örnegin Bakara, 221; Imrân 138; Tevbe, 3, Yunus 57, 108, vs...)2.

Görülüyor ki Kur'ân'da, bu kitab'in Arap'lara gönderildigini belirten âyet'ler yaninda, Arap'lardan gayri milletlere de gönderildigini bildiren âyet'ler var. Bu çelismenin ve bu tutarsizligin nedeni sudur: Kendisini ilk baslarda Mekke ve çevresindeki Arap'lara gönderilmis “peygamber” olarak tanimlayan Muhammed, yavas yavas güçlenmekle bütün Arap'larin, ve daha sonra bütün insanlarin “peygamber”i olarak görünmüs, ve görünürkende daha önce Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara verilen Tevrat ile Incil'in onlar tarafindan “tahrif” edildigini ve Kur'ân'in, bu kitap'larin yerini aldigini söylemistir.


Bunun böyle oldugunu anlayabilmek için, her seyden önce sunu bilmek gerekir ki Muhammed, kirk yasinda iken kendisini “peygamber” ilân ettikten sonra, on yillik yasamini Mekke'de geçirmistir; bu döneme “Birinci Mekke dönemi” adi verilir. Bunu “Medine dönemi” diye bilinen dönem izler ki o da on üç yil kadar sürmüstür. Mekke döneminde iken taraftarlarinin sayisi çok az, ve güçsüz durumda idi. Medine'ye geçince yavas yavas güçlenerek çete saldirilarina ve savas yollarina basvurmus ve giderek daha da güçlenmis, Islâm'i kiliçla yayma siyâsetine yönelmistir.


Mekke'de yasarken Muhammed, Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, kendilerine özgü kitaplari oldugunu ve bu kitaplari kendi dillerinde okuduklarini, buna göre ibadette bulunduklarini görür. Bu kitaplarin Tanri tarafindan bu ümmet'lere peygamberler araciligiyle gönderildigini ögrenmekle Arap'lar için neden böyle bir seyin söz konusu olmadigini düsünür. Bu düsünce onu, Tanri tarafindan seçilip, Arap'lara gönderilmis bir elçi gibi görünme hevesine sürükler. Büyük bir sabirla bu ise girisir ve Tanri'nin Mekke'lilere ve civarindakilere kendisi marifetiyle Kitap (Kur'ân) gönderdigini söyler. Daha baska bir deyimle ilk baslangiçta aklindan, bütün insanlara ya da hattâ bütün Araplara peygamber olarak gönderilmis olma fikri geçmis degildir. Bundan dolayidir ki Tanri'dan: "Ey Muhammed! Böylece sehirlerin anasi olan Mekke'de ve çevresinde bulunanlari uyarman... için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik...." (K. 42 Sûra 7) seklinde vahy indi diyerek ise baslar. Buna:"Bu indirdigimiz, kendinden öncekileri dogrulayan, Mekkelileri ve çevresindekileri uyaran mübarek Kitâb'tir..." (K. En'âm 92), ya da seklindeki âyet'leri (ve benzerlerini) ekler.


Fakat bütün cabalarina ragmen fazla taraftar toplayamaz; toplayabildikleri de Mekke'nin en fakir, en saf ve güçsüz kisileridir. Önemli sayilabilecek kimseleri etkileyemez. Örnegin kendisine babalik eden amcasi Ebû Talib dahil, Mekke'nin ileri gelenlerini (örnegin Kureys'lileri) müslüman yapabilmis degildir. Mekke'de bulundugu 10 yillik süre içerisinde kendisine inandirabildigi insanlarin sayisi, söylendigine göre seksen ya da yüz civarindadir.


Fakat az geçmeden Mekke disindaki Araplarla temas kurar ve onlari da kazanmak düsüncesiyle Kur'ân'a: "(Bu Kur'ân) Atalari uyarilmamis, ve bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmis bir toplumu uyarman için indirilmistir" (K. 36 Yâsin 7), ya da “(Ey Muhammed!)... muhakkak ki (kur'ân) hem senin için , hem kavmin için bir sereftir ve ilerde ondan mesül olacaksiniz” (K. 43, Zuhruf, 43-44) seklinde âyetler koyar. Böylece, sadece Mekke ve civarindaki Araplara degil fakat bütün Araplara gönderilmis "peygamber" imis gibi hareket etmege baslar. Medîne'de ve Taif'de yasayan Araplari bu yoldan elde etmek ister. Mekke'de bulundugu süre boyunca taraftarlarinin sayisi az ve kendisi de güçsüz oldugu için, kendisini "uyarici" ya da "ögüt verici" olarak göstermekten baska yapabilecegi bir sey yoktur.


Karisi Hatice'nin ve kendisine babalik etmis olan ve kendisini her zaman için koruyan Amcasi Ebû Talib'in ölümleri üzerine koruyucusuz kalir; bu yüzden taraftarlari ile birlikte Medine'ye göç eder, ve oradan Mekke kervanlarina karsi çete saldirilarina girisir. Böylece ganimetler edinip taraftarlarinin sayisini arttirarak yavas yavas güçlenmege baslar.


Ticaret merkezlerinden biri sayilan Mekke'yi kendileri için bir bakima rakip bilen Medineli Yahudi'ler, Muhammed'in Mekke'ye karsi saldirilara geçmesini kendileri bakimindan yararli bulduklari için, ilk baslarda ona para ve silah yardiminda bulunurlar. Bu sayede Muhammed, çete'ler yollayarak Mekke kervanlarina karsi saldirilara geçer. Ele geçirdigi ganimet mallarini paylasma siyâseti yolu ile kisa zamanda güçlenmege baslayinca, etki sahasini genisletme fikrine yönelir. Özellikle Mekkelilere karsi kazandigi Bedir savasindan sonra artik Islâm'i kiliç yolu ile yayma olasiligini kazanmistir. Yavas yavas kendisini, sadece Araplara degil fakat Yahudi'lere, Hiristiyan'lara ve bütün insanlara gönderilmis peygamber olarak gösterir ve Islâm'dan gayri din olmadigi fikrine sarilir. Anlatmak ister ki Tanri Islâm dinini, daha önceki “peygamber'ler” araciligiyle (ve Tevrat'i ve Incil'i indirerek) Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara göndermistir. Kur'ân'a bu dogrultuda âyetler koyarken kendisini peygamber olarak kabul etmediler ve Tevrat'i ve Incil'i degistirdiler diye, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari suçlamaga baslar; örnegin Kur'ân'a su meâlde âyetler koyar: "Iste Allah, inkârlari yüzünden onlara lânet etmistir" (K. Nisâ 46-47). Öte yandan onlara daha önceleri gönderilmis olan peygamberlerin “müslüman” olarak gönderildiklerini söyler: örnegin Ibrahim'i, müslümanlikla emrolunmus ilk “peygamber” olarak gösterir ve Kur'ân'a: Ibrahim, ne yahudi, ne de hiristiyan idi; fakat o, Allah'i bir taniyan dosdogru bir müslüman idi; müsriklerden degildi” (K. Al-i Imrâm 67)” seklinde âyet'ler koyar. Ibrahim'den sonra gelen “peygamberlerin” hepsini de müslüman olarak tanimlar: örnegin:"Ibrâhime, Ismail'e, Ishak'a, Ya'kub'a ve torunlarina ve Musa ve Isa'ya verilene (Islâm'a)... inandik... deyin..." (K. Bakara 136, 140) seklinde âyetler koyar. Ve kendisinin, ayni zamanda “Kitap ehli'ne” (Yahudilere, Hiristiyanlara vs...) peygamber olarak gönderildigini anlatmak ve Kur'ân'i onlara kabul ettirmek için su tür âyetler ekler: "Ey Kitab ehli! peygamberlerin arasi kesildiginde: -"Bize müjdeci ve uyarici gelmedi- dersiniz diye size açikca anlatacak peygamber geldi" (K. Maide 19); "..önlerinde de Musa'nin Kitabi önder ve rahmet olarak bulunanlardir ki iste onlar Kur'ân'a inanirlar" (K. 11 Hûd 17).


Bir yandan bunlari yaparken diger yandan da, “Islâm'dan gayri gerçek din yoktur; baska dinlere yönelenler sapiktirlar” deyip "cihad" yolu ile insanlari müslüman yapma yoluna gider. Medîne'de bulundugu on üç yillik süre boyunca, müslüman olmayan toplumlara (Yahudi'lere, Hiristiyan'lara, Putperestlere, vs...) karsi kirktan fazla çete saldirilari ve yirmi dokuz savas düzenler. Yeryüzünü “Dar-ül Islâm” (yâni “Müslümanlarin yasadiklari yerler”) ve “Dar-ül Harb” (yâni “savasilmak gereken kâfirlerin yasadiklari yerler”) olarak ikiye ayririr ve yerüzü “Dar-ül Islâm” olana kadar savas parolasini yerlestirir. Iste Muhammed'in yasaminin ve Kur'ân olarak yerlestirdigi kitabin bütün insanlara yönelik oldugunun en kisa hikâyesi budur. Konu'yu “Islâm'a Göre Diger Din'ler” adli kitabimizda inceledigimiz için burada fazla durmayacagiz.

1 Yorumculara göre daha önce indirilmis olan Tevrat ve Incil'i “Ümmülkitap” gibi farzedip degismez seyler olarak düsünmek yanlistir. Bkz. Elmalili H. Yazir, age, (Cilt IV, sh. 3004).

2 Muhammed'in söylemesine göre Tanri katinda sakli olan bir kitap vardir ki Levh-i Mahfûz ("korunmus levha) adini tasir; "Ümmü'l-Kitab" ( "ana Kitap" ) diye de bilinir. Güyâ göklerde ve yerde, ve daha dogrusu evrende ne varsa, "hiç bir sey dista kalmamacasina" bu Levh-i Mahfûz' da vardir (K. 6 En'âm 59). Ve Kur'ân'in sakli bulundugu yer, iste burasidir, yâni Levh-i Mahfûz'dur. Bunun böyle oldugunu Muhammed, Kur'ân'a koydugu âyet'lerle bildirmistir ki bunlardan bir kaçi söyle:

"Ey Muhammed..., sana vahyedilen bu kitap Levh-i mahfûz'da sâbit ... bir kitaptir" (K. 85 Buruç 21-22);

"(Kur'ân) Bizim katimizda ana kitap'da mevcut... bir kitaptir" (K. 43 Zühruf 41)

"Sakli bir kitapta mevcutken (Tanri) tarafindan indirilmis Kur'ân(dir)" (K. 57 Hadîd 77-80).

Muhammed'e göre Tanri bu kitabi, çok önceleri "Tevrat" adiyle Israiogullari'na (Yahudi'lere), ve "Incil" adiyle Hiristiyanlara göndermistir. Daha sonra bu kitaplari onaylar nitelikte olmak uzere Müslüman'lara Kur'ân'i göndermis ve istemistir ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar dahi Kur'ân'a inanip ona göre amel etsinler, çünkü onlar kendilerine verilen kitaplari tahrif etmislerdir. Örnegin Hûd sûresi'nde söyle yazili:"..önlerinde de Musa'nin Kitabi önder ve rahmet olarak bulunanlardir ki iste onlar Kur'ân'a inanirlar" (K. 11 Hûd Sûresi, âyet 17). Burada geçen "Musa'nin kitabi" deyimi, bilindigi gibi Yahudi'lerin “Tevrat”idir.