2) Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri'nin, insanlari hem kendisine ve hem de Muhammed'e inandirmak, ya da Yüceligini, Güçlülügünü anlatmak maksadiyle, Andiçerek (Yemin'ler ederek) konusup konusmayacagi konusunda:
Kur'ân'da yazilanlara göre Tanri, tipki insanlar gibi, her vesile ile ve her is için, ya da her olay vesilesiyle yemin'ler ederek, andiçerek konusmakta! Hemen hemen hiç bir eylem ve islem yoktur ki Tanri, onu yaparken ve anlatirken, sunun bunun üzerine and içmesin! Hani sanki sözlerinin dogruluguna insanlari inandirmanin baska bir yolu yokmusda, ille yemin etmek gerekirmis gibi! Üstelik yeminlerinin pek çogunu, kendi kendisini Tanri olarak kabul ettirmek, kendisinden baska Tanri olmadigini bildirmek, kendi yüceligini ve güçlülügünü anlatabilmek, kendi niteliklerinin emsalsiz oldugunu belirtmek, Muhammed'i övmek, onu , Peygamber'lerin en sonuncusu ve en yücesi olarak göstermek, onun eylem ve islemlerini benimsemek gibi konularda yapar; üstelik de hiç kimselerin bilemeyecegi, çözemeyecegi sekillerde olmak üzere! Örnegin kendi yüce'ligini ve kendisinden baska tanri bulunmadigini anlatmak için söyle yemin eder: Saf saf dizilenlere, toplayip sürene, zikir okuyanlara yemin ederim ki ilâhiniz birdir (Benden baska Tanri yoktur) (K. Sâffât, sûresi, âyet 1-4). Biraz ilerde görecegiz ki burada geçen Saf saf dizilenlere, toplayip sürene, zikir okuyanlara... deyimlerinden ne anlasilmak gerektigi pek bilinmez.
Tekrar edelim ki Kur'ân, Tanri'nin övünmeleriyle ve bu övünmelerini çogu kez yeminlere oturtmasiyle doludur. Kendi kendisini yücelttigi gibi, Muhammed'i yüceltmek, ahlakli ve meziyetli göstermek için de yeminler ederek konusur. Örnegin müsrik'lerin (putatapan kisilerin) Muhammed hakkinda deli'dir ya da azmistir demelerine karsi Tanri, Necm sûresi'nde söyle yemin etmekte: Batmakta olan yildizlara andolsun ki, arkadasiniz Muhammed sapmamis ve azmamistir (K. Necm sûresi, âyet 1-2). Görüldügü gibi Tanri batmakta olan yildizlar üzerine yemin etmekte! Yemin ederken neden dolayi batmakta olan yildizlari seçmistir? belli degil!. Yine bunun gibi, Muhammed'in çok karili evliliklerini elestirenlere karsi Tanri'nin, Ra'd sûresi'nde söyle yemin ettigi yazili: Kasem olsun ki (andolsun ki) biz senden evvel de Resûller gönderdik, onlara da hem zevceler verdik, hem zürriyet (çoluk çocuk verdik)... (K. 13, Ra'd sûresi, âyet 38). Yorumcularin söylemesine göre Tanri'nin bu sekilde yemin etmesine sebeb, Muhammed'in sehvet düskünü oldugu hakkinda dedikodu yapanlari susturmaktir. Çünkü halktan kisiler, özellikle Hiristiyan'lar, Peygamberlerin sehevîlikle ugrasmamalari gerektigini, ve nitekim Isa'nin ve Yahya'nin kadinsiz yasadiklarini öne sürerek: Eger Muhammed Peygamber olsa idi böyle kadinlarla mesgul olup çoluk çocuk ile ugrasir mi idi? Yahya ve Isa gibi onlardan sarfi nazar edip onlarsiz yasamasi gerekmez miydi? seklinde konusmakta idiler. Iste güyâ Tanri, onlarin bu sekilde konusmalarini önlemek için yukardaki âyet'i göndermis, ve baska peygamberlere zevceler ve çocuklar verdigini yeminlerle haber vermistir1.
Kur'ân'da yazilanlara göre Tanri, yeminlerini sadece kendisiyle ya da Muhammed'le ilgili olarak yapmaz, fakat her vesileyle ve her sey için yapar. Örnegin inanmis olan kimselere, Cennet'in güzel kizlarini verecegine dâir yapar; ya da inanmayan'lari Cehennem atesinde yakacagina dâir yapar. Daha baska bir deyimle yeminlerini, saskinlik yaratacak sekilde yapmaktan geri kalmaz. Su bakimdan ki, bâzan kendi adini zikrederek, yâni Allah'a ya da Rabbi'ne diyerek yapar; bazan Muhammed'in adi üzerine yapar; bazan Mekke' sehri üzerine, bazan Zeytin üzerine, bazan Incir üzerine, bazan Dag'lar üzerine, bazan Yildiz'lar üzerine, bazan Baba ve çocuklari üzerine, bazan Yagmur'lar, ve Rüzgar'lar üzerine, bazan Yürüyen gemi'ler üzerine, bazan Adamlar bogazlayip can alanlar üzerine, bazan Kusluk vaktine, bazan Her seyin çiftine ve tekine, bazan Gelip geçen gece'ye, bazan Tanyerine, bazan hiç kimselerin analayamayacagi seyler üzerine ve evet saymakla bitmez nice seyler üzerine yapar! Bir kaç örnek verelim:
Meryem sûresi'nde Tanri'nin, inanmayan'lari, seytanlarla birlikte toplayip cehennem'e atacagina dâir kendi adi üzerine yemin ettigi yazili: Tanri'ya andolsun ki, Biz onlari... seytanlarla birlikte toplayacagiz; sonra da cehennemin çevresinde .... diz çöktürerek hazir bulunduracagiz hepsini. (K. Meyem sûresi, âyet 68).
Nahl sûresi'nde Tanri, inkârci'lara karsi yine kendi adi üzerine söyle yemin etmekte: ...Allah'a andolsun ki uydurup durdugunuz seylerden elbette sorguya çekileceksiniz (K. Nahl, 56). Meâriç sûresi'nde Tanri, hem Dogu'lularin, ve hem de Bati'lilarin Tanrisi olarak güçlü oldugunu kanitlamak maksadiyle yine kendi adi üzerine yemin etmekte: Dogulularin ve batililarin Rabbi'ne yemin ederim ki onlarin yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter... (K. Meâriç, 40-41). Dikkat edilecegi gibi Tanri, kendi buyruklarini dinlemeyenlerin basina gelecek belâlari, ya da güçlülügünü anlatmak için kendi adi üzerine yemin etmekte sakinca görmüyor! Hani sanki kendi sözlerinin inandirici olmasini saglamak için, kendi adi üzerine yemin etmenin yararli olacagini düsünmektedir!
Tanri yeminlerini bâzan Muhammed'in üstüne yapar; örnegin:Resulüm! ömrüne kasen olsun ki ... onlar sarhosluklari içinde ne halt ettiklerini bilmiyorlardi... der (K. Hicr, 72).
Tanri yeminlerini bâzan Muhammed'in yasadigi Mekke sehri üzerine yapar: Bu kente (Mekke'ye) - ki (Ey Muhammed!) bu kentte bulunyorsun- yemin ederim ki... (K. Beled sûresi, âyet 1-4; ayrica bkz. Tîn sûresi, âyet 1-5).
Yeminlerini bâzan, Mekke kenti de dahil olmak üzere incir, zeytin ve Sina dagi üzerine yapar: Incire (tin) ve zeytine andolsun ki. Sina Dagi'na anolsun ki. Bu güvenlik kente (Mekke'ye) andolsun ki, Biz insani en güzel biçimde yarattik. Sonra da onu asagilarin asagisi kildik (K. Tin sûresi, âyet 1-5). Dikkat edilecegi gibi Tanri burada, güzel biçimde yarattigi insan'i asagilarin asagisi kildigini övünerek söylemekte, ve övünmesini, her ne hikmetse incir, zeytin ve dag gibi seyler üzerine yaptigi yeminlere dayatmakta!
Yeminlerini bâzan Baba'ya ve ondan gelen çocuga diyerek yapar; yaparkende muhtemelen Adem'i ve Adem'in soyundan gelenleri anlatmak ister: ... babaya ve ondan meydana gelen çocuga yemin ederim ki biz, insani zorluklar içinde yarattik (K. el- Beled, 2-4)
Yeminlerini bâzan yildizlar, ya da Batmakta olan yildizlar üzerine yapar: Hayir, yildizlarin yerleri üzerine yemin ederim ki... (K. Vâkia sûresi, âyet 75; ayrica bkz. Tekvîr sûresi, âyet 15-20)); Batmakta olan yildizlara andolsun ki, arkadasiniz Muhammed sapmamis ve azmamistir (K. Necm sûresi, âyet 1-2).
Yeminlerini bâzan görünen ve görünmeyen seyler üzerine yapar: Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, hiç süphesiz O (Kur'ân), çok serefli bir elçinin sözüdür... (K. Hâkka, sûresi, âyet 38-40
Yeminlerini bâzan Kur'ân üzerine yapar: ... ögüt veren Kur'ân'a andolsun ki, inkâr edenler, gurur ve ayrilik içindedirler (K. Sâd sûresi, âyet 1-2; ayrica bkz. Kâf, 1-3; ayrica bkz. Duhân sûresi, âyet 1-3; Kâf).
Yeminlerini bâzan rüzgârlar, yagmur yüklü bulutlar, gemiler, ve isleri yöneten melekler üzerine yapar: Esip savuran rüzgârlara, yagmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemilere ve isleri yöneten meleklere andolsun ki, size söz verilen Kiyametin kopmasi süphesiz gerçektir. Ödesme günü gelecektir (K. Zâriyât sûresi, âyet 1-6). Tanri burada, Kiyâmet'in gelecegini bildirmek için yemin etmektedir. Kiyâmet'in gelecegini bildirmek için yeminlerini bâzan, adam bogazlayip can'lari alanlara, yüzüp gidenlere, ve yarisan'lara yönelik olarak yaptigi da olur: Canlari bogarak çekip alanlara andolsun. Canlari kolaylikla alanlara andolsun. Yüzüp yüzüp gidenlere andolsun. Yaristikça yarisan ve isleri yöneten meleklere andolsun ki, Kiyâmet kopacaktir (K. Nâziât sûresi, âyet 1-5)
Yeminlerini bâzan Kusluk vaktine ve gece'ye yönelik olmak üzere yapar: Kusluk vaktine andolsun. Sükûna erdigi zaman geceye andolsun ki ey Muhammed, Rabbi'n seni ne birakti ve ne de sana darildi (K. 93, Duhâ sûresi, âyet 1-3). Dikkat edilecegi gibi Tanri burada, Muhammed'i hosnud etmek için yeminlerle konusmaktadir! Çünkü güyâ Muhammed, bir ise baslarken insallah demedigi için, onu onbes gün vahiysiz birakmistir.
Tanri yeminlerini bâzan Nûn ya da Kalemle yazanlar seklinde ne oldugu bilinemeyen seyler üzerine yapar: Nûn, kalem ve onunla yazanlara andolsun ki ey Muhammed! Sen Rabbi'nin nimetine ugramis bir kimsesin, deli degilsin... Süphesiz sen, büyük bir ahlâka sahipsin (K. Kalem sûresi, âyet 1-4). Bu yeminleri Tanri, Mekke'de Muhammed'i deli diye çagiranlari korkutmak için yapmakta! Yaparken de Muhammed'in büyük bir ahlâka sahip oldugunu anlatmakta! Yeminlerini bâzan Tanyerine, Kusluk vaktine, Zilhicce ayi'nin on gecesine2, Gelip geçen gece'ye, sükûna erdiginde gece'ye, Her seyin çiftine ve tekine diyerek yaptigi da olur. Örnegin Fecr sûresi'nde Tanri, söyle andiçer: Fecre, on gece'ye , çifte ve teke, (her seyi karanligi ile) örttügü an geceye yemin ederim ki, bunlarda akil sahibi için elbette birer yemin (degeri) vardir (K. Fecr sûresi, âyet 1-5). Tanri bu yemini, sûre'ye baslarken etmekte ve ederken de: Bunlarin her biri... birer yemine degmez mi? diye sormakta. Evet ama Tanri'nin bunlar diyerek yemin ettigi sey nedir? Kur'ân'in âyet'leri mi? Anlatilan olaylar mi? Belli degil. Ve sonra neden Tanri Fecr'e, ve on gece'ye, ve Her seyin çiftine ve tekine ya da gelip geçen gece'ye yemin etmekte, ve ederken de bizi bir takim sorularla karsi karsiya birakmakta? Örnegin Fecr denen sey safak atmasi tan sökmesi anlaminadir ki gece karanliginin çatladigi sabahin ilk beyazi olarak bilinir. Bununla beraber ba'zi sabahlarin (örnegin Kurban bayrami gününün fecri'nin) daha büyük özelligi bulundugu kabul edilir. Öte yandan on geceye yemin ederken Tanri neyi kastetmekte? Kur'ân'da kullanilan deyim Ve leyâli asre dir. Hacc'in on gecesini mi? Bayram gününün onuncusuna kadar olan on gece mi? Ramazan'i izleyen on gece mi? Muharrem ayi'nin on gecesi mi? Ote yandan Tanri bir de çifte ve teke yemin etmekte? Bunun kesin olarak ne oldugunu bilen yok. Asli sef'ü vetre olan bu deyimi bazi yorumcular öc ve intikam almak seklinde, bazilari da iki vakit namaz ile tek namaz seklinde kabul ederler; baskaca yorumlar da vardir3. Görülüyor ki Tanri, kendi kul'larinin kolayca çözemeyecekleri seyler üzerine yemin etmekte!
Fakat bazan, anlaminin ne oldugu hususunda hiç kimselerin bilemeyecegi, ya da birlesemeyecegi seyler üzerine de yeminler eder Tanri! Örnegin, biraz önce belirttigimiz gibi Sâffât sûresin'de: Saf saf dizilenlere, toplayip sürene, zikir okuyanlara yemin ederim ki ilâhiniz birdir (Benden baska Tanri yoktur) diye yeminler eder (K. Sâffât, sûresi, âyet 1-4). Ayet'de geçen Saf saf dizilenlere, toplayip sürene, zikir okuyanlar... deyiminden ne anlatmak istedigi belli degil. Burada melek'lerin söz konusu oldugunu söyliyenler yaninda bunlarin gök cisimleri, ruhlar, kedsî cevherler, Kur'ân âyet'leri, âlimler, ya da gazî'ler oldugunu soyliyenler de vardir.
Yine bunun gibi Târik sûresi'nde Tanri'nin, insanlari sirt ile gögüs kafesi arasindan çikan sudan yarattigini ve tekrar yaratabilecegini anlatmak maksadiyle gökyüzü'ne ve Târik'a yemin ettigi görülmekte. Gerçekten de Târik sûresi su sözlerle basliyor: Kasem olsun (Antolsun) o Semâya ve Târika. Bildin mi Târik nedir? O necmi sâkib... (K. 8 Târik sûresi, âyet 1-2). Görülüyor ki Tanri semâ'ya (gökyüzü'ne) ve Târika yemin ettigini söylerken Târik'in ne oldugunu nereden bileceksin? diye sormakta ve bunun necmi sâkib oldugunu eklemekte. Ancak ne var ki Târik'in ve dolayisiyle necmi sâkibin ne oldugu hususunda bir açiklama yapmiyor. Bu yüzden is yorumculara düsüyor. Yorumcular ise târik sözcügünün tokmak vurur gibi siddetle vuran, ya da geceleyin gelip kapi çalan ya da gönül hoplatan anlamlarina gelebilecegini, necmi sâkibin da, siddetli isigi ile karanligi delen her parlak yildiz, ya da kus yukari yükseldi tabirine atfen yüksek yildiz, ya da sabah yildizi ya da ülker yildizi (Süreyya), ya da hattâ Kur'ân anlamina alinabilecegini söylerler4. Fakat her ne olursa olsun Tanri, yukardaki âyet'e göre, bu yeminlerini, iki bakimdan güçlü oldugunu anlatmak maksadiyle yapmaktadir, ki bunlardan biri, insanlari koruyucularla ve denetleyicilerle çevrili kilmis oldugudur. Söyle diyor: ... Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasin... (K. Târik sûresi, âyet 3). Yâni Tanri sunu yeminler ederek anlatmaktadir ki her insan, her an için Tanri'nin gözetlemesi altindadir; yâni insan hiçbir zaman kendi basina birakilmamistir; her an Tanri'nin kontrol'una tâbi kilinmistir. Ve her insani, Tanri'nin emriyle, önünden ve arkasindan koruyarak izleyen melekler vardir. Muhammed'in söylemesine göre, her müslüman kisiye yüz altmis melek koruyucu ve denetleyici olarak görevli kilinmis olup, bu melekler bal çanagindan sinek kovalar gibi seytanlari kovalarlar; ayrica da her insan'in yaptigi, ya da düsündügü, seyleri deftere yazarlar5. Ve iste Tanri, bunu anlatmak içindir ki yukardaki sekilde yeminler etmektedir. Fakat Tanri'nin, bu âyet'le yemin etmesinin bir diger nedeni daha var ki, o da insanin atilan bir sudan yaratildigini, ve onu tekrar yaratmaya kâdir bulundugunu anlatmaktir; söyle diyor: ... Insan neden yaratildigina bir baksin. Atilan bir sudan yaratildi. (O su) sirt ile gögüs kafesi arasindan çikar. Iste Allah insani tekrar yaratmaya da kâdirdir... (K. Târik, 5-8). Amcakl ne var ki Tanri, burada geçen gögüs kâfesi arasindan çikan su deyiminden ne anlasilmak gerektigini açiklamamistir; bu yüzden yorumcular birbirlerine girerler. Kimisi bunu erkegin menîsi olarak, kimisi de hem erkegin ve hem de kadinin suyu seklinde tanimlamislardir; bununla beraber kadin'in menîsi'nin olup olamayacagi, ya da kadi'in suyu'nun unsuri hayat niteliginde sayilip sayilamayacagini tartismaktan geri kalmamislardir6. Fakat her ne olursa olsun anlasilan o ki Tanri, kul'larinin kesfedemeyecekleri ya da anlami üzerinde anlasamayacaklari seyler üzerine yemin etmekte sakinca görmemistir!
Yine bunun gibi Tûr sûresi'nde Tanri'nin söyle yemin ettigi yazili: Tûr'a, yayilmis ince deri üzerine satir satir yazilmis Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmis tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabi mutlaka vuku bulacaktir. Ona engel olacak hiçbir sey yoktur (K. 52, Tûr sûresi, âyet: 1-8). Görüldügü gibi Tanri, muhakkak sûrette azâb verecegini anlatmak için çesitli seyler üzerine yemin etmekte, ve bu seyleri Tûr, yayilmis ince deri üzerine satir satir yazilmis Kitab, Beyt-i Ma'mûr, yükseltilmis tavan, ve dolu deniz olarak tanimlanmakta. Pek güzel ama nedir bunlar? Bilen yok. Din bilginleri'nden ve Kur'ân yorumcu'larindan hiçbiri kesin bir sey söyleyemiyor! Örnegin âyet'de geçen Tûr sözcügü neyi ifâde ediyor? Kimi yorumculara göre bu, Musa'nin vaktiyle Allah kelâmini isittigi Tûri Sina (yâni Sina Dagi)dir. Beyzavî gibi yorumculara göre Tûr, Süryanî dilinde dag demektir, fakat burada gözle görünmeyen âlem'den, sehadet âlemine yükselen sey demek dahi olabilir. Ayet'de yer alan ... yayilmis ince deri üzerine satir satir yazilmis Kitab deyiminden neyin kast edildigi bilinmemekte. Çünkü bir kere burada sözü edilen Kitab'in hangi kitab oldugu açiklanmamis. Bu nedenle bunun Tevrat, ya da henüz taninmadik baska bir kitab, ya da Kur'ân olabilecegi öne sürülür7. Öte yandan âyet'de Kitab'in ...yayilmis ince deri üzerine yazildigi bildiriliyor. Ne demektir yayilmis ince deri?. Ayet'in asli: ...Ve bir rakki mensurda mestur Kitab'a seklindedir, ve buradaki rakk sözcügü kâgid haline getirilmis yazi yazilan ince deri olabilecegi gibi agaç yapragi da olabilir. Yine bunun gibi âyet'deki Beyt-i Ma'mûr deyimiyle ne anlatilmak istendigi belli degil. Beyt sözcügü ev (konut), ve ma'mûr sözcügü de geleni gideni bol ve bakimi iyi olan yer anlamina geldigi için kimi yorumcular Beyt-i Ma'mûr deyimiyle Kâ'be'nin kast edildigini söylerler. Kimi yorumculara göre Beyt-i Ma'mûr, göklerin yedinci katinda bir beyttir ki, her gün onu yetmis bin Melek ziyâret eder ve bu ziyâret Kiyamet'e kadar sürer. Beyzavî gibi bazi yorumculara göre ise Beyt-i Ma'mûr, Müslüman kisi'nin kalbi'dir. Ayet'de geçen yükseltilmis tavan deyimine gelince, bunun Sema (gök) karsiligi oldugunu söyleyenler yaninda, Cennet'in çatisi olan Ars anlamina gelebilecegini öne sürenler de vardir. Ve nihâyet âyet'deki dolu deniz deyiminden ne anlasilmak gerektigi de belli degil! Zirâ bu deyim bahr mescûr deyimin karsiligidir ve mescûr sözcügü taskin su ya da alevli ates anlamlarina gelir. Bundan dolayidir ki kimi yorumcular, Kiyamet koparken denizlerin ates olup kaynatilacagini ve Cehennem'in bununla kizistirilacagini göz önünde tutarak ayet'teki dolu deniz deyiminin alevlendirilmis, kizdirilmis deniz anlamina geldigini söylerler. Buna karsilik kimi yorumcular da bunun dolgun deniz, taskin deniz, ve daha dogrusu Büyük deniz (örnegin Okyanus) oldugunu belirtirler. Kimi yorumculara göre bu: suyu birbirine karisan, ya da tatlisi acina karisan denizdir. Kimi yorumcular ise bunu Fir'avun'un, askerleriyle birlikte içine gömülüp yok oldugu deniz oldugunu bildirirler8. Fakat her ne olursa olsun, görülüyor ki Kur'ân'daki Tanri, kul'larini inandirabilmek için, birbiriyle hiç ilgisi bulunmayan, ve anlasilmasi mümkün olmayan seyler üzerine yeminler etmekte!
Ancak ne var ki Tanri yemin etmekle yetinmez; sanki yapmis oldugu bütün bu yeminlerine ragmen, yine de kimseleri kendisine inandiramayacagi endisesinde imis gibi, yemin'lerinin gerçekten ciddî, önemli ve çok büyük bir yemin oldugunu söyleme ihtiyacini duyar. Daha dogrusu yeminini bazan bir baska yemin ile pekistirmek ister; hiç degilse bu yoldan kul'larini kendisine inandirmaga çalisir. Örnegin Vâkia sûresi'nde ... Yildizlarin yerlerine yemin ederim ki... (K. 56 Vâkia 75) dedikten sonra, bunu yeterli bulmayip bir de sunu ekler: Bilirseniz, gerçekten bu, (çok) büyük bir yemindir. (K. Vâkia, 76). Ve bu büyük yemini, Kur'ân'in sakli bir kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) bulundugunu anlatmak için yapmaktadir (Bkz. K. Vâkia 77-80). Hani sanki yemin etmek yetmiyormus da, inandirici olabilmek için bu yemini pekistirici sözcükler kullanmak, örnegin gerçekten bu, (çok) büyük bir yemindir... demek gerekirmis gibi!
Insikak sûresi'nde Tanri'nin safaga, geceye, gecedeki karanliga, ve on dört gecelik ay'a yemin ettigi, ve ederken de insanlardan bir kisminin, Kur'ân okunurken neden dolayi iman etmediklerini sordugu görülüyor. Ayet söyle: Hayir! Safaga, geceye ve onda basan karanliga, dolunay olmus aya yemin ederim ki, halden hâle gececeksiniz. Böyleyken onlar acaba neden okununca iman etmezler? (K. 84, Insikak sûresi, âyet: 16-20). Ayet'in bir baska okunusu söyle: Hayir!... Imdi kasem ederim o sefaka, ve geceye ve derledigine, ve derlendigi zaman o Aya, ki sizler binip binip gececeksiniz elbette tabakadan tabakaya. O halde onlara ne var ki iyman etmezler? (K. Insikak ,16-20). Görülüyor ki Tanri, bütün bunlar üzerine yeminler ederek insan'larin halden hâle, ya da tabakadan tabakaya geçecegini bildirmekte. Yorumculara göre safak sözcügü, günes battiktan sonra ufukta görünen kirmiziligin adi olabilecegi gibi kirmiziliktan sonraki beyazlik da olabilir. Dolunay olmus ay deyiminin ay'in dirlenip toplanarak muntazam bedr oldugu zaman, yâni ondört gecelik ay karsiligi oldugu söylenmekte. Tabakadan tabakaya deyimi, tabak sözcügünün bir çok anlamlara gelmesi nedeniyle görüs ayriligi yaratmakta. Bir kisim yorumculara göre Tanri, bu sözleriyle sunu anlatmak istemistir ki insanlar, tipki safak, gece, ve ay gibi, bir kaliptan baska bir kaliba geçerek sonunda Tanri'ya döneceklerdir! Bir kisim yorumculara göre anlatilmak istenen sey, karindan karina, ya da yüzyil'dan yüzyila, ya da yirmi yildan yirmi yila, ya da ümmet'ten ümmet'e olusan degisikliklerdir ki sonunda Allah'a dönüsümü kapsamaktadir. Bir kisim yorumcular, Abbas Ibn-i Abdilmüttalib'in bu âyet'le ilgili görüslerini yansitirlar; güyâ Muhammed'i yüceltmek maksadiyle Abbas: Sen dogdugun vakit Arz aydinlandi ve nurunla ufuk parladi diyerek bir sulb'den bir rahime geçis nedeniyle yeni ve üstün bir âlem olustugunu, ve sonunda Allah'a varip hesap verme durumunun dogdugunu anlatmistir! Bazi yorumculara göre bu âyet, Tanri'nin, hem bir yandan Muhammed'e ve hem de ona bas egen müslümanlara hitap ettiginin ifâdesidir; ve güyâ müslümanlara sunu haber vermektedir ki Muhammed'e bas egdikleri oranda, halden hâle, tabakadan tabaka'ya yükselerek Tanri'ya yaklasacaklardir9.
Neden Tanri böylesine degisik ve anlasilmasi güç seyler üzerine yeminler ederek konusur? Neden maksadini herkesin anlayabilecegi bir dil ile ortaya vurmaz? Ve bütün bunlar bir yana, neden Tanri yemin eder? Hiç yüce oldugu söylenen bir Tanri yemin eder mi?
Bu konuda yukardakilere eklenebilecek örnekler daha pek çok. Fakat ilginç olan diger bir husus su ki, her an ve her sey için yeminler eden Tanri, yemin etmenin kötü bir sey oldugunu söylemekten ve yemin ederek konusanlari küçültmekten, hakir görmekten geri durmaz. Örnegin Kâlem sûresi'nde, çok yemin edenleri alçak zorba seklinde tanimlayarak söyle der: Ey Muhammed! Diliyle igneleyen... çok yemin eden alçak zorbaya... aldiris etme (K. Kâlem sûresi, âyet 10-14). Tevbe sûresi'nde de, Allah'a yemin edenlerin korkak olduklarina deginerek söyle ekler: Sizden olmadiklari halde, sizinle beraber olduklarina Allah'a yemine derler. Oysa onlar, korkak bir topluluktur (K. Tevbe, 56). Yine Tevbe sûresi'nde fâsiklerin (günah islemis olanlarin) yemin eder olduklarini ve onlardan hoslanmadigini bildirir: Onlardan hosnut olsasiniz diye, size yemin ederler. Siz onlardan hosnud olsaniz da (Tanri) fasiklardan asla hosnut olmaz (K. Tevbe, 96).
Görülüyor ki Kur'ân'daki Tanri, bir yandan, su ya da bu nedenle yemin edenleri alçak zorba ya da korkak olarak damgalarken, diger yandan kendisi, yemin üzerine yemin etmektedir! Simdi bir an için düsünelim: bir Tanri ki, yemin etmenin kötü bir sey oldugunu bildigi halde yemin etmekten çekinmemekte! Bir Tanri ki bütün yüce'ligine ve güçlü'lügüne ragmen, yemin etmeden hiç kimseleri kendisine inandiramayacagini düsünmekte! Bir Tanri ki, kendi yarattigi kul'larinin bile yapmaktan kaçinacaklari sekillerde yeminler etmekte! Bir Tanri ki incir, zeytin, kusluk vakti vs... gibi seyler üzerine yemin etmeyi kendisine uygun görmekte! Olacak sey midir bu? Aklin alacagi sey midir bu?
Öte yandan yemin etmek, genellikle yalan söylemeyi gelenek edinmis kimselerin basvurduklari bir yol degil midir? Bilimsel çalismalar (örnegin psikoloji ilmi) bunun böyle oldugunu ortaya vurmus degil midir? Elbette ki öyledir, çünkü yemin ederek konusan kimseler, söyledikleri sözlerin yeminsiz olarak inandirici olmadigini düsünürler, ve bu nedenle söylediklerini yeminlerle güçlendirmek isterler. Yemin ederek karsilarindakine güvence saglamayi düsünürler. Oysa Tanri için böyle bir sey söz konusu olmamak gerekir. Çünkü eger Tanri, bu evren'in ve doga'nin ve her seyin yaraticisi ise, insanlarin evren'e ve doga'ya bakarak kendisine inanacaklarini bilir, ve bu nedenle yemin etme geregini hissetmez!
Bu böyle olduguna göre Tanri'nin yeminlerle konusabilecegini düsünmek güçtür. Ancak ne var ki Muhammed, Arap'larin çok yalan söyliyen ve çok yemin eden bir toplum oldugunu bildigi için, Arap'lara hitap eden bir Tanri'yi, her daim yemin ederek konusur sekilde tanimlama gereksinimini duymus olmalidir. Bu durumda Kur'ân'i, Kur'ân'da yazili oldugu gibi, Tanri elçisi'nin sözüdür seklinde kabul egilimine yer vermek gerekmez mi?
Fakat her ne olursa olsun gerçek su ki, Kur'ân egitiminin olusturdugu ortamda insanlar, inandirici olabilmek için mutlaka ve her konusma sirasinda yemin etme ihtiyacini duyarlar, ve hemen her söylediklerini, hiç degilse Vallahi (Allah hakki için) diyerek kanitlamaga çalisirlar.
1 Bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt IV, sh. 2999-3000)
2 Zilhicce ayi, Arabî aylarin on ikincisi'dir ki haci olma töreni ve kurban bayrami bu ayda olur.
3 Razî, Yunus, Imam Ahmed, Tirmizî vs gibi kaynaklar için bkz. Elmalili H. yazir, age (Cilt VII, sh. 5791 ve d.)
4 Bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VII, sh. 5699-5700)
5 Ebû ümame'nin rivâyeti için bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VII, sh. 5701)
6 Bkz. Elmalili H. yazir, age (Cilt VII, sh. 5704 ve d.)
7 Bkz. Elmalili H. Yazir, age, (Cilt VI, sh. 4550 ve d.)
8 Bkz. Elmalili. H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 4551-2)
9 Bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VII, sh. 5679 ve d.)