3) Cennet'lerin “memeleri yeni sertlesmis” ya da “turunç memeli” ve güzel iri gözlü” kizlarla (“hûrî'lerle”) dolu oldugunu ve bu kizlarin Tanri'nin hediyesi olarak müslüman erkeklere verilecegini bildiren âyet'lerin, Tanri sözleri olup olamayacagi hakkinda!


Kur'ân'da yazilanlara göre Tanri, kendi “yüce'ligini” kabul ettirebilmek, ve kul'larini kendisine ve elçisine (Muhammed'e) bas egdirtebilmek için, bir yandan “korkutma”, ve diger yandan da “mükâfat” usûllerini seçmistir; örnegin bir yandan dehset verici “cehennem” azâbindan söz eder, diger yandan da mutluluklarla dolu “cennet” müjdeleri verir. Cehennem'i ne kadar azab ve iskence yeri olarak göstermis ise, Cennet'i de o kadar bolluk, ve zevk ve sevk yeri olarak düzenlemistir. Fakat bu düzenledigi cennet'i, çöl Arap'inin hayal edip mutluluk duyabilecegi güzelliklerde göstermistir. Daha baska bir deyimle, kizgin günes altindaki uçsuz bucaksiz kum çöl'lerinde, aç ve susuz yasayan Arap bedevisinin bütün gereksinimlerini (özellikle Arap'taki sehvet bollugunu ve içki ve yiyecek düskünlügünü) hesap ederek, Cennet'leri her bakimdan bolluk ve bahtiyarlik yeri olarak düzenlemistir. Nitekim Kur'ân'da yazilanlara göre cennet'lerde “cevherlerle islenmis taht'lar, koltuklar”, Altin ve gümüs bilezikler”, “yesil ipekli giysiler”, “yakici günesi, ve dondurucu sogugu olmayan iklimler”, “sabah gölgesi gibi uzanip giden tatli gölgelikler”, “kus etinden yiyecekler”, “bas agritmayan ve sarhos yapmayan sarapla doldurulmus testiler, ibrikler”, “lâtîf yaylalar”, içenlere tad veren sarap irmaklari”, “süzme bal irmaklari”, “bahçeler ve üzüm baglari”, tükenmeyen ve yasaklanmayan sayisiz meyveler”, “meyveleri salkim salkim dizili muz agaçlari”, “kiraz agaçlari”, “çaglayarak akan sular ve su irmaklari”, “tadi bozulmadik süt irmaklari”, vs... ve daha neler var! (Bkz. Kur'ân, Vâkia 15-40; Nebe 31-36, Saffat 41-57; Sâd, 49-54; Zümer 73-74; Rahman 46-78; Muhammed 15; Tûr 19-24) Insan 5, 17-22; Kehf 30-31, 107; Hacc 23; Fâtir 33-35; Ra'd 23-24; Hadîd 12-15, 21; vs...).


Fakat türlü bu güzellikler ve nîmetler yaninda, ve bunlardan çok daha önemli olarak bu cennet'lerde “güzel iri gözlü ve sedeflerinde sakli inci gibi bakireler”, “hûrî'ler”, “memeleri yeni sertlesmis, (turunç memeli) kizlar” vardir. Nebe' sûresindeki su satirlari okuyalim: “... Süphe yok ki çekinenlere bir kurtulus ve kutluluk ve murâda eris yeri var; bahçeler, üzümler, ve memeleri yeni sertlesmis yasit kizlar. Ve dopdolu kadeh. Ne bos bir söz duyarlar orda, ne birbirlerini yalanlama...” (K. 78 Nebe sûresi, âyet: 31-34)1. Yorumcularin açiklamalarina göre, bu âyet'lerde kiz'larla ilgili olarak, esas itibariyle “kâ'ib” ve “tirb” sözcüklerinin çogulu kullanilmistir “Kâ'ib” sözcügünün çogulu “memeleri kübik, yâ'ni yeni agirsaklanmis, turunç memeli denilen taze kizlar” dir. “Tirb” sözcügü ise, hep bir yasta olan Cennet kizlarini ifâde etmekte olup, bu kiz'larin genellikle hep on alti yasinda (Cennet'teki erkeklerin ise otuz üç yasinda) bulunduklarini anlatmaktadir2. Öte yandan Vâkia sûresi'nde yazilanlara göre Tanri, bu Cennet kizlarini “sakli inciler gibi, iri gözlü, cilveli, isvekâr hûriler” seklinde ve “apayri biçimde yaratip, eslerine düskün ve yasit bâkireler” kildigini bildirmistir (K. Vâkia sûresi, âyet 21, 35-36). Yine bunun gibi Tûr sûresi'nde Tanri'nin, erkek kul'larina hitaben söyle dedigi yazili: “... Yeyin için, afiyetler olsun çalistiginiz için. Dayanarak, sira sira dizilmis a'lâ koltuklara, es etmisizdir de kendilerine güzel iri gözlü hurîleri... (K. 52, Tûr sûresi, âyet 18)3.


Fakat Tanri'nin nîmetleri bununla da bitmis degil; çünkü yine Kur'ân'dan ögrendigimize göre Tanri, cennet'te, taht'tan koltuklara yaslanmis olarak istahlarinin çektigi meyve ve etlerden dilediklerince yerken kadeh çekistiren erkek kul'larina, bir de ayrica hizmet etmek üzere “oglan'lar“ (“gilman'lar”, “vildan'lar”) verecektir. Nitekim biraz önce degindigimiz Vâkia sûresi'nde, “Murassa tahtlar üstünde, karsi karsiya kurulmus” olan cennet erkeklerine ölümsüz oglan'larin” (Muhalled evlâdlar'in) hizmet sunacagi bildirilmistir. Yine bunun gibi Tûr sûresi'nde bu oglanlarin “sedeflerinde sakli inci” gibi olduklari belirtilmekte. Gerçekten Tûr sûresi'nde Tanri'nin söyle konustugu yazili: “... Biz onlari, iri (güzel) gözlü hûrîlerle eslendirecegiz. (Cennette) onlara, istahlarinin çektigi meyve ve etlerden dilediklerince verecegiz alabildigine. Ve onlar orada kadeh tokusturacaklar. Içinde bos ve günah olmiyan biçimiyle... Ve ‘gilman' (oglanlar) onlara hizmet sunacak. Sedeflerinde sakli inci gibidirler (oglanlar)...” (K. Tûr sûresi, âyet 19, 20, 22-24)4.


Bu yukardaki âyet'lerle ilgili olarak Muhammed'in söylemesine göre Tanri, sevgili erkek kul'larini Cennet'e alirken, onlari “tüysüz, emred (yâni sakali ve biyigi çikmamis), gözleri sürmeli, otuz, otuz üç yasinda olarak” sokacaktir5


Bütün bunlardan anlasilan su ki Tanri, dünyâ yasami sirasinda kendisine ve Muhammed'e bas egmis erkek kul'larini ebedî mutluluga kavusturmak için onlara Cennet'te bahçe'ler”, “üzüm baglari”, “içki dolu kadeh'ler”, “kus etleri” vs... yaninda, bir de ayrica memeleri yeni sertlesmis”, ya da “turunç memeli” denilen ve yaslari on alti olan güzel kiz'lar, ayrica “gilman'lar” (oglan hizmetkârlar) verecegine dair yeminler etmistir.


Simdi bütün bunlari gözden geçirdikten sonra, muhtemelen kendi kendinize sunu soracaksinizdir: “Hiç Yüce bir Tanri, insanoglunun agzindan bile çikmasi beklenmeyen bir dil ile konusur mu? Hiç kalkipta: -'Eger bana bas egerseniz, ben de size memeleri yeni sertlesmis, ceylân gözlü güzel bakire kizlar, ve sedeflerinde sakli inciler gibi oglanlar (gilman'lar) veririm'-, seklinde laf eder mi?”. Yine muhtemeldir ki, kendi kendinize sordugunuz bu soruyu: “Hayir! Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri'nin agzindan çikmis olamaz bu sözler” seklinde yanitlayacaksinizdir.


Öte yandan bir de su var: Kur'ân'in biraz önce degindigimiz Vâkia sûresi'nde, Tanri'nin “ceylân gözlü güzel bâkire” kizlari yeniden “insa” ettigi (yarattigi) bildirilmekte. Ayet'lere göre Tanri aynen söyle demekte: “Biz ceylân gözlüleri, defterleri sagdan verilenler için yeniden yaratmisizdir (yeniden “insa etmisizdir”); onlari bâkire, eslerine düskün ve yasitlari kilmisizdir... ” (K. 56, Vâkia sûresi, âyyet 34-37). Bu ne demektir? Yâni neden Tanri ceylân gözlüleri yeniden “insa” etmis, yeniden yaratmistir? Yorumcularin bildirmesine göre burada geçen “(Biz onlari) yeniden yaratmisizdir” deyimi “(Biz onlara) insa suretiyle yeni bir neset vermisizdir” anlamina geliyor, ve bu “insa” olunan kadinlar “dünya'da kocamis, burusmus” kadinlardir6. Anlasilan o ki Tanri kocamis ve burusmus kadinlarin cennet'e girmelerini istememistir. Zirâ yine yorumcularin anlatmalarina göre güyâ bir gün bir kocakari Muhammed'in yanina gelip söyle der: “Ya Resulâllah! Allaha duâ et beni Cennete koysun”. Muhammed kendisine söyle yanit verir: “Cennete hiç kocakari girmez”. Bu yaniti alinca kadincagiz aglamaga baslar ve dönüp gider. Az sonra Muhammed söyle der: “Haber verin ona (ki) kocakari olarak (Cennet'e) girmez, çünkü Allah Tealâ söyle buyurdu: -'insa edip de onlari hep bikir kizlar kilmisizdir-...”7 . Daha baska bir deyimle sunu anlatmak ister ki Tanri, dünyâ yasami sirasinda burusmus kocakari olarak ölen kadinlari Cennet'e alirken “ceylan gözlü güzel hürî” sekline sokup (“insa edip), “Defteri sagdan verilmis” (“Eshabi yemin”e) olan erkek kul'larina hediye etmistir8.


Simdi söyle bir düsünelim: hiç Yüce oldugu söylenen Tanri böyle bir sey yapar mi? Yâni dünyâ yasami sirasinda “imanli” kadinlari “burusmus kocakari” haline getirip azâb ve üzüntü içerisinde tuttuktan sonra canlarin alir ve, sirf cennet'teki erkek kul'larini hosnud etmek istercesine, ceylan gözlü bakire kizlar olarak yeniden yaratir mi? Cennet erkeklerini mükafatlandiracagim diye, bu kadinlari onlara hediye eder, onlarin keyfinde ve emrinde tutar mi? Bu adâletsizlik ve esitsizlik sayilmaz mi? Cennet'i “iman sahibi erkekler” için oldugu gibi iman sahibi kadin'lar” için de mutluluk yeri yapsa, daha âdil bir is yapmis olmaz mi? Ya da Cennet erkeklerine “ceylân gözlü, memeleri yeni sertlesmis kizlar” saglarken, Cennet'teki kadinlara da, mutluluklar saglasa, örnegin “Ey kadinlar! iste yakisikli delikanlilar; biz onlari sizin için insa ettik; dilediginiz gibi onlarla yasayin” dese, daha iyi olmaz mi?


Bu sorulari sorarken akla bir de su gelmekte: Hiç “Yüce”, “Adil” ve her seye kâdir bir Tanri, insanlari kendisine bas egdirtebilmek için, mükâfat usûlune gerek duyar mi? Hani sanki “rüsvet” verirmis gibi is görür mü? Ve hele bu isi, kadinlari erkeklerin keyfine feda edercesine yapar mi? Örnegin erkek kul'larini kendisine taptirtabilmek için: “Ey erkek'ler! Eger iman sahibi olur, Bana (ve Muhammed'e) bas egerseniz, buyruklarimi yerine getirirseniz, Ben de size güzel kadinlar bulurum; hattâ dünyâ yasamini burusmus kocakari olarak bitiren kadinlari yeniden yaratip (insa edip) ceylân gözlü, ve memeleri yeni sertlesmis kizlar olarak sizlere mükâfat olarak veririm!” seklinde konusur mu? Ve eger böyle yaparken, yâni “mükâfat” yolu ile erkek kul'larini kazanmak isterken, insan sahsiyetinin haysiyetini incitmis olmaz mi? Çünkü bilindigi gibi “mükâfat” usûlü, aklen ve fikren olusmamis kimselere, daha dogrusu çocuklara bir seyler yaptirtmak maksadiyle uygulanir. Oysa çocukluk yasini asmis, yâni rüste erismis kimselere, mükâfat usûl'leri degil fakat akilci usûl'ler uygulanmak gerekir. Örnegin aglayip sizlayan, yaygara koparan küçük bir çocuga Uslu durursan sana oyuncak alirim” der ve uslu durdugu takdirde “Aferin sana” diyerek onu hediyelerle mükâfatlandirirsaniz, belki isabetli bir sey yapmis sayilabilirsiniz9; ve fakat çocuk büyüyüp erginlige eristikten sonra onu, “iyi” seyler için mükâfatlandirmaga devam edecek olursaniz, onu çocuk yerine koymus ve dolayisiyle onun haysiyetiyle oynamis olursunuz. Çünkü “Yüce” oldugu söylenen bir Tanri'nin, insan haysiyetini çigner sekilde konusabilecegini, insanlari “mükâfat” (bir bakima “rüsvet”) yolu ile kendisine (ya da Muhammed'e) bas egdirtmek isteyebilecegini düsünmek yersizdir; daha dogrusu böyle bir düsünce Tanri fikrindeki yüceligi yok etmege yeterlidir. Bunun böyle oldugunu, az sayida da olsa, Islâm ülkelerinde anlamaga baslayanlar vardir10. Beklenir ki bir gün gelip bu anlayisa yönelik insanlarin sayisi çogunluk olacak, ve bu insanlar yukardaki (ya da benzerî) âyet'ler için: “Bunlar Tanri sözleri midir, yoksa insan sözleri mi?” seklindeki sorulari kolaylikla cevaplandiracaklardir; yeterki kendilerine akilci egitim, ve akilci yoldan düsünme olanagi saglansin.

1 A. Gölpinarli'nin Kur'ân çevirisinden.

2 Bu konuda bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VII, sh. 5544-5). Ayrica bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, Cilt IV, sh. 75).

3 Elmalili H. Yazir'in cevirisinden. Su sekilde cevirmek de mümkün: “... ‘Yiyin için! Doyun kolaylikla. Yaptiklarinizin karsiligi olarak. Dizi dizi tahtlara yaslanarak' denecek onlara. Biz onlari, iri (güzel gözlü hurilerle) es edecegiz...”


4 Bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi... (Cilt IV, sh. 75-76; Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 4555)

5 Tirmizî'nin Mu'az'dan rivâyet ettigi hadîs için bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI. sh. 4709).

6 Ibn-i Cerir ve Tirmizî'nin ve digerlerinin Enes'den rivâyet'leri için bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 4708).

7 Tirmizî'nin Semail'den rivâyeti için bkz. Elmalili, age (Cilt VI, sh. 4708-9).

8 Tirmizî'nin Mu'az'dan rivâyeti için bkz. Elmalili, age (Cilt VI, sh. 4709).

9 “Belki” diyoruz, çünkü çocuklari dahi “mükâfat” yolu ile yetistirmenin sakincali oldugu söylenebilir.

10 Islâm ülkeleriyle ilgili arastirmalarda bulunan Hintli yazar V. S. Naipaul'un “Beyond Belief: Islamiç Excursions Amonmg the Converted Peoples” ( Random House, New York, 1998, sh. 182) adli kitabina bakiniz.