6) Kur'ân'daki âyet'lerin Tanri sözleri mi?, yoksa Elçi'nin sözleri mi? (insan yapisi mi?) oldugu konusundaki tartismayla ilgili diger bazi örnekler:
Kur'ân'in Tanri yapisi mi?, yoksa insan yapisi mi? oldugu konusundaki tartisma vesilesiyle verilebilecek örnekler sayisizdir. Bunlardan bir kaçini yukarda özetledik. Bir kaç örnek daha vermekte yarar var:
Neyzen Tevfik, kadin'larin Islâm seriâti'ndaki asagilik durumu konusunda yazdigi siir'lerinden birinde söyle der:
Esîr olunca kadinlik nikâha baglanmis,
Müzeyyenâta da bakmis, tel örgüdür sanmis.
Degilmi ya? Ipek, altin saâdetin temeli?
Kadinligin bu kelepçe içinde kalmis eli.
Muhakkâr (hor, hâkir tutulmus) oldugunû dinleyen eyliyor ta'lîm,
Su âyet'e bakiniz: Inne keydekûnne azîm'...
Su alti bin senedir izdivâci tanzîme,
Muvaffak olmiyan (basarili olmiyan) ezhan (zihniyet) deger mi ta'zîme (saygiya deger mi?) 1
Neyzen Tevfik bu satirlari, seriât'in kadini aklen ve dînen dûn (asagilik) yaratik sayan, nikâh yolu ile erkegin kölesi yapan, dayak atilmaga layik bulan, esek ve köpek vs.. gibi namazin bozulmasina vesile yaratan, taniklikta (sahadet'te) erkegin yari degerinde tutan, miras paylasiminda erkege nazaran yari hisseye sahip kilan, hilekârlik, düzenbazlik alaninda rakipsiz sayan, ve daha buna benze nice asagilamalarla hor ve hâkir durumlarda tutan yönlerini elestirmek maksadiyle yazmistir. Yazarken de, yukarda görüldügü gibi Su âyet'e bakiniz: Inne keydekûnne azîm'... demistir. Su âyet'e bakiniz derken anlatmak istedigi sey kuskusuz ki sudur: Hiç böyle bir âyet olabilir mi?, ya da Hiç Tanri böyle bir sey söylemis olabilir mi?. Çünkü isâret ettigi âyet, Kur'ân'daki Yûsuf sûresi'nin Inne keydekûnne azîm sözlerini kapsayan 28ci âyeti'dir. Burada geçen Keydekûnne sözcügü keyd kökünden gelme olup hile yapmak, düzen, tuzak kurmak dolap çevirmek, birisine oyun oynamak gibi son derece kötü anlamlara gelir. Bu sekliyle âyet, kadinlarin karakterce hilekâr, ve düzeni büyük yaratiklar olduklarini anlatmak üzere söyledir: ...Ey kadinlar hileleriniz (düzenleriniz) pek büyüktür sizin... (K. 12 Yûsuf sûresi, âyet 28) 2. Ve genel olarak kadinlari asagilatici bu sözler, Kur'ân'daki Yûsuf masaliyle ilgili olarak kisaca söyledir:
Kur'ân'in Yûsuf sûresi'nde Tanri: (Ey Muammed!) Biz, sana bu Kur'ân'i vahyetmekle geçmis milletlerin haberlerini ... anlatiyoruz... (K. 12, Yûsuf, âyet 3) diyerek Yûsuf masalini anlatir. Masal'a göre Yûsuf, Tanri tarafindan Peygamber olarak seçilmis olan Yakub'un ogul'larindan biridir3. Babasi tarafindan çok sevildigi için kardeslerinin kiskançligini üstüne çeker. Bu yüzden kardesleri onu öldürmek isterler ve bir gün götürüp bir kuyuya atarlar. Tanri Yûsuf'a peygamberlik vahyedip yardimda bulunacagini söyler. Nitekim oradan geçen bir ticâret kervaninin adamlari, kuyudan su çekerken Yûsuf'u bulup çikarirlar ve Misir'a götürüp köle olarak satarlar. Yûsuf'u satin alan kisi Kiral'in vezîrlerinden varlikli bir kimsedir (K. Yûsuf, 3-20). Vezîr'in çocugu olmadigi için Yûsuf'u kendi çocugu gibi yetistirmek ister ve karisina: Bu çocugu evlat edinip yetistirelim der (K. Yûsuf, 21). Yûsuf erginlik çagina erisince Tanri onu yetenekli ve ilim sahibi, bir delikanli haline getirir (K. Yûsuf, 22). Çok yakisikli bir genç oldugu için Yûsuf, vezîr'in karisinin hosuna gitmege baslar. O kadar ki kadincagiz Yûsuf'a asik olur ve onunla yatmak ister. Kocasi'nin evde olmadigi bir gün kapilari iyice kapar ve Yûsuf'a: Haydi gel der. Fakat Yûsuf: (Hasa)... kocan benim velinimetimdir... diyerek kadinin teklifini geri çevirir (K. Yûsuf, 23). Aslinda Yûsuf'un da ona meyli vardir ama Tanri onu günah islemekten alikor. Nitekim Kur'ând'a Tanri'nin söyle dedigi yazili; Andolsun ki, kadin (Yûsuf'a) meyletti. Eger Rabbinin isâret ve ikazini görmeseydi (Yûsuf) da kadina meyletmisti. iste böylece biz, kötülük ve fuhsu ondan (Yûsuf'tan) uzaklastirmak için (delilimizi) gönderdik... (K. Yûsuf, 24). Simdi dikkat ediniz: âyet'e göre Yûsuf'un kadina egilimi vardir, fakat Tanri onun yardimcisi olmustur; eger Tanri, Yûsuf'u kötülükten uzak tutmamis olsa, Yûsuf kadinla yatmaga hazirdir. Bu durumda kendi kendimize: Neden acaba Tanri Yûsuf'u günah islemekten korumustur da bu ayni hayirhayligi kadin'a göstermemistir? Yoksa acaba Tanri keyfilige mi kapilmistir? Ya da kadin'lara karsi düsmanlik besledigi için mi böyle yapmistir? seklinde bir soru soracak olursa, cevabini birazdan verecegiz. Fakat simdilik masalimiza devam edelim. Yûsuf'un direnisi ve odadan çikmak istemesi üzerine kadin kapiya dogru gelip onun gömlegini arkadan yirtar. Fakat tam o sirada kadinin kocasi çika gelir. Kadin, yalan uydurup kocasina Yûsuf'un kendisinin irzina geçmek istedigini söyler ve: Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezasi, zindana atilmaktan veya elem verici bir iskenceden baska ne olabilir? der (K. Yûsuf, 25). Fakat Vezîr durumu anlar ve karisini yalancilikla, hilekârlikla suçlayip: ...Ey kadinlar hileleriniz (düzenleriniz) pek büyüktür sizin... (K. 12 Yûsuf sûresi, âyet 28) seklinde konusur. Bununla beraber insafli davranip Yûsuf'a: Ey Yûsuf! Sen buna aldirma der; kadina da dönerek: sen de günahinin bagislanmasini dile, çünkü suçlusun der (K. Yûsuf, 28-29). Ancak ne var ki olay çevrede duyulmustur; sehirde bir takim kadinlar: Vezirin karisi kölesinin olmak istiyormus; sevgisi bagrini basmis; dogrusu onun besbelli sapitmis oldugunu görüyoruz (K. Yûsuf, 30) diyerek dedikoduya baslarlar. Bunu duyuca Vezîr'in karisi büyük bir yemek ziyâfeti verir ve dedikodu yapan bu kadinlari dâvet eder; her birine dayanacak yastiklar hazirlar ve ellerine birer biçak verir. Kadinlar meyveleri biçakla soyarken Vezîr'in karisi Yûsuf'a emreder: Çik karsilarina kadinlarin. Kadinlar Yûsuf'u görünce saskina dönüp ellerinde biçakla parmaklarini keserler ve: Hâsâ Rabbimiz! Bu bir insan degil, ancak yüce bir melektir diye bagirisirlar (K. Yûsuf, 31). Onlarin bu bagirismalari üzerine Vezîr'in karisi: Iste sözünü edip beni yerdiginiz budur. Andolsun ki onun olmak istedim, fakat o iffetinden dolayi çekindi. Emrimi yine yapmazsa, andolsun ki hapse tikilacak ve kahre ugrayacaktir der (K. Yûsuf, 32). Bunu duyan Yûsuf korkuya kapilip Tanri'dan yardim ister; daha dogrusu Tanri'nin kendisini kadinlarin hilelerinden uzak kilmasini diler; söyle der: Rabbim! Bana zindan, bu (kadinlarin) bendne istediklerinden daha iyidir! Eger onlarin hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder (onlara gönül verir) ve cahillerden olurum (K. Yûsuf, 33). Dikkat edilecegi gibi Yûsuf, kadinlarin isteklerine karsi kendi basina direnebilecek bir irâde gücünden yoksun oldugunu söylemekte; ve eger Tanri'nin yardimi olmamis olsa, hiç tereddüd etmeden kadinlara gönül verecektir! Ve iste Yûsuf'un bu istegi üzerine Tanri onun dua'sini kabul eder, ve kadinlarin tuzagindan onu uzak tutar (K. Yûsuf 34). Ancak ne var ki Yûsuf'a iftirada bulunan kadinin âilesi, her ne kadar Yûsuf'un suçsuz oldugunu bilmelerine ragmen, halkin dedikodusunu kesmek maksadiyle, Yûsuf'u zindana attirirlar (K. Yûsuf, 35). Her ne hikmetse Tanri, halkin dedikosunu önlemek varken önlemeyip, Yûsuf'un zindana atilmasina göz yumar! Fakat anlasilan o ki Tanri, sirf Yûsuf'un yararina olsun için buna göz yummustur. Çünkü Kur'ân'da anlatilanlara göre Yûsuf, zindan'daki arkadaslarina anlattigi rüyâ'lar sayesinde ün salacak, ve adinin Kiral tarafindan duyulmasini üzerine ülkenin en önemli mevkilerine getirilecektir (K. Yûsuf, 36- 56). Yûsuf masali'nin geri kalan kismini burada anlatmaga gerek yok4. Çünkü konumuz, kadinlari hilekârlikla damgalayan yukardaki âyet'in Tanri yapisi mi? yoksa insan yapisi mi? oldugu hususu ile ilgilidir. Bu hususta bir sonuca varabilmek için, Kur'ân'in: Tanri diledigini dogru yola sokar, diledigini de saptirir seklindeki hükümlerini (örnegin En'âm sûresi, âyet 125) göz önünde tutmamiz gerekir. Zirâ yukarda kisaca özetledigimiz Yûsuf masalinda Tanri, ortada hiçbir sebeb yok iken Vezîr'in karisini saptirmis, buna karsilik Yûsuf'u dogru yola sokmus, günah islemekten alikomustur! Eger Yûsuf'u korumamis olsa, Yûsuf kadinla yatmaga hazirdir. Su durumda Tanri, Yûsuf'un lehine ve kadin'in aleyhine olacak sekilde keyfî bir davranista bulunmus degil midir? Ve bu soru bizi: Hiç Tanri keyfîlige sapar mi? Ya da keyfîlige sapip adâletsiz davranista bulunur mu? seklindeki diger sorulara sürükler. Bu sorulara: Evet Tanri keyfîlige dayali olarak is görür seklinde bir yanit verecek olursak Tanri'nin Yüceligi fikrini zedelemis olmaz miyiz? Öte yandan bu sorulara: Hayir! Tanri keyfî davranmaz, çünkü keyfîlik adâletsizlige yol açar, oysa adâletsizlik Tanri'nin Yüce' olan niteligiyle bagdasmaz seklinde karsilik verecek olursak bu kez Yûsuf'la ilgili yukardaki sözlerin Tanri'dan gelmeyip insan yapisi seyler oldugunu kabul etmemiz gerekmez mi?
Bütün bunlar bir yana fakat bir de su var: Yukarda özetledigimiz Yûsuf masalinda Vezîr'in karisi, güzelligine asik oldugu Yûsuf'a Gel benimle yat seklinde bir teklifte bulunuyor, ve teklifinin Yûsuf tarafindan geri çevrilmesi üzerine, bir takim hile'lere basvurarak onun zindana atilmasina sebeb oluyor. Ve onun bu davranisi nedeniyle Tanri, kadinlarin hilelerinin büyük oldugunu ilân ediyor ve: Inne keydekünne azim diye âyet indiriyor! Pek güzel ama olayimizda vezir'in karisinin hilekâr davranisi, bütün kadinlarin hilekâr karakterde sayilmalarini gerektirir mi? Kuskusuz ki kadinlar arasinda hilekâr olanlari vardir; fakat erkekler arasinda da, hattâ çok daha fazla sayida olmak üzere hilekâr olanlari var. Eger bir kadin'in ya da bazi kadinlarin hilekâr olmalari yüzünden bütün kadinlari hilekâr olarak damgalamak gerekiyor ise, ayni seyi erkekler için de yapmak gerekmez mi? Oysa Kur'ân'in hiç bir yerinde: Ey erkekler! hileleriniz, düzenleriniz büyüktür sizlerin seklinde bir âyet görmüyoruz. Eger kadin'in kötülügü'nün ve hilekârligi'nin Havva ile basladigi ve çünkü Havva'nin Adem'i günah islemege sürükledigi öne sürülecek olursa, böyle bir iddiâ, tarihi bakimdan temelsiz olmak bir yana, fakat asil Tanri fikrini zedelemek bakimindan sakincalidir
Yukarda belirttigimiz hususlarla ilgili olarak sunu da eklemekte yarar vardir ki, Kur'ân'in Yûsuf sûresi'nde anlatilan yukardaki masal, Tevrat'taki Yûsuf efsanesi'nden Kur'ân'a aktarilmistir (Tevrat/Tekvin, Bap 39-40). Fakat aktarilirken önemli bir degisiklik yapilmistir ki o da kadinlari fitne, hilekârlik kaynagi olarak göstermek maksadiyle Kur'ân'a eklenen hükümlerdir. Zirâ Tevrat'da anlatilan masal'da Yûsuf, Benimle yat diyen kadinin iftirasi üzerine zindan'a attirilir; fakat bu hikâye ile ilgili olarak orada kadinlarin hileleri ve düzenleri büyük yaratiklar olduklarina dair bir sey yoktur5. Olmamasi dogaldir; çünkü Yüce olarak kabul edilen bir Tanri'nin, kendi yarattigi kadinlari asagilik birer yaratik seklinde gösterebilecegini düsünmek olasi degildir; daha dogrusu Tanri fikrini zedelemek olur.
*
Yine bunun gibi Kur'ân'da Tanri'nin, kendi yarattigi insanlara karsi azamet savurdugu, övünmekten hoslandigi, ya da insanlari kul (köle) olarak, ve sirf kendisine taptirtmak, yerlere kapandirtmak, minnettar kilmak, övgüler yagdirtmak, ve kendisini onlara efendi kilmak için yarattigi yazili. Hiç Yüce oldugu söylenen bir Tanri böyle seyler yaparmi? Siz hiç Tanri'nin, kendi yaptigi seylerle övünebilecegine ve örnegin : Göklerde ve yerde olanlar O'nundur, Hepsi ona boyun egmistir (K. Rûm, 26), ya da kendi kendisi için O'nun benzeri yoktur... (K. Sûrâ, 11), ya da ... Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur... (K. Bakara 255), ya da Allah, göklerin ve yerin nuru'dur. O'nun nuru, içinde isik bulunan bir kandil yuvasina benzer... (K.Nûr, 35) ya da daha nice buna benzer seyler diyebilecegine yer verebilir misiniz? Elbette ki veremezsiniz, çünkü Yüce olduguna inandiginiz Tanri'nin övünme ihtiyacinda olmadigini, ve böyle bir dil kullanmayacagini bilirsiniz.
Siz hiç Tanri'nin insanlara nîmet'ler verdigini ve verdikten sonra bununla övündügünü, ve iyiliklerini insanlarin yüzlerine kaktigini kabul edebilir misiniz? Elbetteki etmesiniz. Oysa Kur'ân'da, örnegin Rahman sûresi'nde, Tanri'nin insan'lara (ve cin'lere) verdigi nîmetlerin yalanlanamayacagina dâir: (Ey cin ve insan topluluklari) siz Tanri'nin hangi nimetini yalanlayabilir siniz? dedigi yazili; ve bu sözler Rahman sûresi'nde otuz bir kez aynen bu sekilde tekrarlanmakta.
Siz hiç Yüce oldugu söylenen bir Tanri'nin, insanlari kul (ki abd sözcügünden gelme olarak köle demektir) olarak yaratip sirf kendisine ibadet ettirmek için yerlere kapandirmaktan hoslanabilecegini düsünebilir misiniz? Oysa Kur'ân'da, Tanri'nin insanlari köle edinip kendisine ibâdet ettirmek için yarattigina dâir nice âyet var ki bunlardan biri Zâriyat sûresi'nin su âyet'i: Ben, cinleri ve insanlari bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattim yalnizca... (K. Zâriyat, sûresi, âyet 56-58). Ahzâb sûresi'nde Tanri, kendisine boyun egip ibadet edenlere mükâfat va'd ediyor: ... boyun egip ibâdet eden erkekler ve boyun egip ibadet eden kadinlar... Tanri bunlara bagislama ve büyük karsilik (ecr) hazirlamistir (K. Ahzâb, 35). Tevbe sûresi'nde su var: ... Tevbe edenler, ibâdet edenler, hamd edenler... rûku edenler, secde edenler... (Ey Muhammed!) Bu inanirlara müjde ver... (K. Tevbe, 112). Mü'min sûresi'nde Tanri, kendisine kul'luk etmeyen, ibâdet etmeyen insanlari cehennem atacagini bildirmekte: Rabbiniz: -'Bana kulluk edin ki, size karsiligini vereyim. Bana kulluk (ibadet) etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler, alçalmis olarak cehenneme gireceklerdir- buyurmustur (K. Mü'min, 60). Bu tür hükümleri hakli ve geçerli göstermek maksadiyle seriâtçi'lar, Tanri'nin, insanlarin putlara ya da baskaca seylere tapmaktan vazgeçirtmek için böyle konustugunu söylerler. Oysa her kime olursa olsun tapmak denen sey, insan varliginin haysiyet duygusunu ve özgürlügünü körletir. Yüce bir Tanri, kendi yarattigi insan'in yerlere kapanarak kendisine tapmasini degil fakat basi dimdik, haysiyet ve özgürlügüne sahip olarak is görmesini ister, ve böyle bir insani deger verilmege layik bulur.
Siz hiç Tanri'nin, biraz yukarda degindigimiz gibi, cehennem'i insanlarla dolduracagina dâir kendi kendine yeminler ettigini ve yeminini tutmak için insanlardan bir kismini cehennem için yarattigini kabul edebilir misiniz? Muhtemelen etmezsiniz, çünkü bu tür konusmalarin Tanri'nin yüceligi fikriyle bagdasmayacagini bilirsiniz. Simdi geliniz Kur'ân'daki su âyet'leri tekrar okuyalim: Secde ve Hûd sûrelerinde Tanri'nin, Cehennem'i insanlarla dolduracagina dair yeminler ettigi görülür: Andolsun ki, cehennem'i, tümüyle cinler ve insanlarla dolduracagim (K. Hûd, 119; Secde 13). Hiç Yüce bir Tanri, insanlari cehennem atesine atip kavurmaktan hoslanir mi? Üstelik de insanlardan bir kismini cehennem'e atmak için yarattigini söyliyerek: Andolsun ki, cin ve insanlardan bir çogunu cehennem için yarattik... (K/ A'raf sûresi, âyet 179). Anlasilan o ki Tanri, cehennem'i insanlarla dolduracagina dâir kendi kendine yeminler ettigi için, sirf bu yeminin yerine getirmek maksadiyle insanlardan bir kismini günahkar olarak, ya da günah islesinler diye yaratmistir! Hiç Yüce oldugu kabul edilen Tanri böyle bir sey yapar mi? Bu sekilde konusmus olabilir mi?
Öte yandan Kur'ân'a göre Tanri'nin, sir kendisine ibâdet etsinler, yalvar yakar olsunlar diye Kul olarak yarattigi insanlardan gayri bir de bu kul'larina kul'luk edecek insanlar yarattigi anlasilmaktadir; bunlar, kendi sahiplerine, yâni efendilerine köle olarak is görürler. Daha baska bir deyimle Kur'ân, kölelik denen kurulusu Tanrisal bir kurulus olarak tanimlamistir. Örnegin Nahl sûresi'nde Tanri'nin, insanlari köle ve efendi (ki o da bir bakima kul) olmak üzere yarattigi, ve baskasinin mali olan ve hiçbir seye gücü yetmeyen köleler, ile kendilerine güzel nîmetler verdigi efendilerin birbirlerine esit sayilamayacagini açikladigi ve bununla övündügü yazili: Allah, hiçbir seye gücü yetmeyen ve baskasinin mali olan bir köle ile, kendisine verdigimiz güzel nimetlerden gizlice ve açikca sarfeden kimseyi misâl gösterir. Hiç bunlar esit olur mu? Övülmeye layik olan Allah'tir... (K. Nahl sûresi, âyet 75). Yorumcularin bildirmesine göre burada, iki sinif insan arasinda kiyaslama yapilmistir ki bunlar hürler ile kölelerdir. Köle'ler hürriyet'lerine sahip olmayip baskalarinin mali olan âciz kisilerdir. Hürler sinifi ise Tanri'nin kendilerine güzel bir rizik nâsib ettigi siniftir6. Bu nedenle bu iki sinif esit sayilamazlar. Daha baska bir deyimle Tanri, köleligin dogal bir kurulus oldugunu bildirmekte, ve bundan dolayi kendi kendini övgüye layik görmektedir! Her ne kadar seriâtçilar, kölelik gibi insan haysiyetiyle bagdasmaz kötü bir kurulusun Kur'ân'da yer almasindan dogma bir eziklikle yukardaki âyet'e farkli bir anlam vermege çalisilarsada (örnegin bu âyet'in putatapar'lar ile müslümanlari kastettigini söylerlerse de), cabalari bosadir; çünkü Muhammed, gerek Kur'ân yolu ile ve gerek kendi günlük yasamlariyle köleligi mesrû bir kurulus halinde tutmustur. Hem de öylesine ki kendisi, yasami boyunca düzinelerle köleler edinmis (söylendigine göre yüz kadar kölesi vardi), köleleri kendi hizmetinde kullanmis, ya da ona buna hediye etmistir. Köle'lerin en sadik ve en iyi bir sekilde efendilerine hizmet görmeleri, ve efendilerini asla terketmemeleri için her seyi öngörmüstür; o kadar ki ölümünden önce söyledigi Veda Hutbesi'nde: ... efendisinden baskasina intisâba kalkan köle, Allah'in, meleklerinin ve bü un insanlarin lânetine ugrasin. Cenab-i Hak bu gibi insanlarin ne tevbesini, ne de adalet ve sahâdetini kabul eder... demistir7.
Konuyu diger yayinlarimizda inceledigimiz için fazla durmayacagiz. Burada deginmemizin sebebi, Tanri'nin insanlari hür'ler ve köle'ler seklinde yarattigini söyleyip: Hiç bunlar esit olur mu? diyerek kendi kendine övünmesinin Yüce'lik fikriyle bagasip bagdasmayacagini tartismak, ve bu tür hükümlerin Tanri yapisi mi? olup olamayacagini arastirmaktir.
Kur'ân'da Tanri'nin, insanlari sirf kendisine taptirmak maksadiyle yarattigina, her vesileyle onlari kendi önünde yerlere kapanircasina duâ'lar ettirererek kendisine taptirdigina, ve bu sekilde davranmayan kisilere hiç bir önem ve deger tanimadigina dâir hükümler var. Örnegin Furkan sûresi'nde Tanri, insanlari sirf kendisine ibâdet etsinler, kendisine yalvarip yakarsinlar diye yarattigini ve onlari ibâdet'lerine göre degerlendirdigini söyle bildirmekte: (Ey Muhammed!) de ki: Dua'niz olmasa Tanrim size ne diye deger versin?... (K. 25, Furkan, 77). Buradaki duâ deyimi ibadetiniz (duâuküm) karsiligi olmak üzere kullanilmis olup Tanri'ya bas egmek, siginmak, yalvarip yakarmak gibi anlamlara gelmekte. Daha baska bir deyimle Tanri insanlari, sadece kendisine duâ etsinler için yaratmistir, ve duâ etmeyen insanin Tanri indinde yeri yoktur! Ibnü'l Arabî gibi din bilginleri, kisi'yi Tanri'ya kolaylikla yalvarir durumda kilabilmek için yukardaki âyet'i su sekilde okurlar: (Ey Muhammed!) De ki: -Sizin duaniz-yâni Tanri'ya yönettiginiz isteginiz, irâdeniz olmasa Tanri sizi ne yapsin? Duaniz olmasa siz tipki haserat gibi önemsenmeyen, umursanmayan türde bir sey olurdunuz 8. Ibnü'l Arabî gibi yorumcular, istek ve irâdenin, insani haserattan ayiran bir kistas oldugunu söylemek sûretiyle Tanri'ya bas egmeyi kolaylastirma hevesindedirler. Ancak ne var ki istek ve irâde'nin insan sahsiyetinin haysiyetini rencide eder sekilde kullanilmasinin insani haserattan ayirmayacagini hesap etmemektedirler. Yüce bir Tanri'nin insanlari kendisine minnettar kilmak gibi, yücelikle bagdasmayan bir davranisa tenezzül etmeyecegini, bilakis onlari özgürlükleriyle basbasa ve baslari dimdik olarak birakacagini düsünmemektedirler. Düsünmüs olsalar, söz konusu âyet'lerin insan yapisi seyler oldugu sonucuna varmakta güçlük çekmezlerdi.
Öte yandan, yukardaki âyet'e dayali olarak diger bazi yorumcular söyle derler: ... yaratilisimizin hikmeti ibadet ve ubudiyettir. Onun için ibadet ve ubudiyyetiniz olmasa Allah indinde ne kiymet ve ehemmiyetiniz olurdu. Duaniz olmadigi takdirde tekzib etmissiniz, rabbiniza inanmamissiniz demektir. O surette de o tekzibin cezasi kesbi lüzum eder, yarin boynunuza geçer9. Dikkat edilecegi gibi burada da ubudiyyet insan varliginin ögesi sayilmistir. Oysa Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri için, insan sahsiyetinin haysiyeti, ubudiyyetten (bas egmekten) daha önemli olmak gerekir. Yine bunun gibi Mü'min sûresi'nde Tanri'nin söyle konustugu yazili: ... (Ey kul'larim) Siz bana dua ediniz (benden isteyiniz) ki ben de size icâbet edeyim (dileginizi vereyim). Bana ibâdetten kibirlenen gâfiller zelîl ve hâkir olarak cehennem'e girecekler... (K. Mü'min, 60). Yâni Tanri ister ki kisi, ibâdet yolu ile her seyi ondan istesin, ve O da her istenen seyi saglamak sûretiyle kisiyi kendisine minnettar kilsin. Yüce bir Tanri'nin insanlari minnet altinda tutmak isteyecegini kabul etmek güçtür. Güç oldugu içindir ki bu tür âyet'lerin, insan yapisi seyler oldugu sonucuna yönelmekte sakinca bulunmamak gerekir.
Simdi muhtemelen söyle denecektir: Neden acaba Kur'ân'da bu tür hükümler yer almistir? Neden Tanri, kendi yarattigi kul'larini kendisine ibâdet eder ve körü körüne bas eger (ubudiyyet eder) ve dagittigi nîmetleriyle minnet altinda kilar durumda gösterilmistir?. Bu sorulara yanit ararken karsimiza, Tanri'ya ibâdet etmenin, bas egmenin (ubudiyyet etmenin), yalvar yakar olmanin, ayni zamanda Muhammed'e bas egmek olduguna, ve hattâ Tanri'nin dahi Muhammed'e salâvat getirdigine dair Kur'ân âyet'leri çikmaktadir ki, Kur'ân'in Elçi'nin sözleri oldugu kanisini pekistirmege yeter. Konuya biraz yukarda deginmis olmakla beraber, kisaca su tekrarda bulunmakta yarar vardir. Fetih sûresi'nde: Ey Muhammed! Süphesiz sana bas egerek ellerini verenler, Allah'a bas egip el vermis sayilirlar (K. 48, Fetih sûresi, âyet 10) diye yazili. Bu tür âyet'lere dayali olarak Muhammed söyle konusmustur: Bana bir kez salât ve selam edene, Allah bu yüzden on kez salât ve selâm eder. Ve yine Kur'ân'da, Tanri'ya ve Muhammed'e ubudiyyet edenlarin (bas egenlerin) Cennet'lere girecegi yazili: Allah ve peygamberine kim itâat ederse Allah onu bu Cennet'lere kor (K., 4, Nisâ 13-14). Fakat bütün bunlardan gayri bir de Kur'ân'da, Tanri'nin dahi Muhammed'e salât ve salâvat getirdigi yazili. Örnegin Ahzâb sûresin'de Yanri'nin söyle konustugu bildiriliyor: Süphe yok ki Allah ve melekleri, salâvat getirirler (Muhammed'e); ey inananlar siz de ona salâvat getirin; tam teslim olarak da selâm verin (K. 33, Ahzâb sûresi, âyet 56). Ayet'in bir baska çevirisi söyle: ... Allah ve melekleri, o Yüce Nebî Muhammed'e salât ederler. Ey mü'minler siz de ona salât ediniz ve hulûs ile selâm veriniz. Görülüyor ki burada Tanri, melekleriyle birlikte Muhammed'e salât ve salâvat getirdigini bildirmekte, ve kul'larina da ayni seyi yapip tam olarak ona teslim olmalarini emretmekte! Daha baska bir deyimle, her vesileyle kendisini Yüce ve salât edilmek gereken bir Yaratan seklinde tanimlayan Tanri, simdi burada bizzat kendisi Muhammed'e salât eder bir duruma girmis gibidir. Tekrar edelim ki Salât, ya da Salâvat sözcükleri, hem övmek, kutlamak (ta'zîm ve tebrik) anlamindadir ve hem de duâ, namaz seklinde ibâdet demektir. Yorumcularin açiklamalarina göre Salât deyimi, duâ'nin en mükemmel sekli olan namazin karsiligidir; salâvat deyimi de namazlar ya da bes vakit namazlariyle diger namazlarin kaffesidir10. Ve kisi, salât ve sabir yolu ile Tanri'dan nîmetler diler. Çünkü Kur'ân'da: Sabir ve namaz ile Allah'tan yardim isteyin... (K. Bakara sûresi, âyet 45) yazilidir. Bu âyet'i, Ahzâb sûresi'ndeki: ... Allah ve melekleri, o Yüce Nebî Muhammed'e salât ederler. Ey mü'minler siz de ona salât ediniz ve hulûs ile selâm veriniz (K. Ahzâb 56) âyet ile yan yana koyacak olursak, hani sanki Tanri ile Muhammed'in yer degistirdigi kanisina kapilmis oluruz. Oysa böyle bir kani, Tanri fikrini zedeler. Bu nedenle yukardaki âyet'lerin Kur'ân'a alinis sekline göz atmakta yarar vardir. Su bakimdan ki Muhammed, Mekke'de güçsüz durumda iken, Medîne'ye geçipte çete saldirilari ve savas'lar sayesinde her bakimdan güçlendikçe, kendisine kayitsiz ve sartsiz itaat edilmesini, sorgusuz sualsiz bas egilmesini ister olmustur; tipki tarih boyunca iktidar sahiplerinin, giderek güçlenmek sûretiyle yaptiklari gibi! Bundan dolayidir ki Muhammed, kendisini bir takim imtiyazlarla donatirken (örnegin baskalarina dört kadin alma hakki tanirken kendisini bu kural'in disinda tutmasi, ya da daha baskaca ayricaliklara basvurmasi gibi), diger yandan Tanri'ya bas egmenin, kendisine bas egmek demek olduguna dâir Kur'ân'a hükümler koymus, (örnegin Nisâ sûresi âyet 13-14) ancak bunu da yetersiz bulup, Tanri'nin dahi kendisine salât eder oldugunu söylemis ve yukardakine benzer âyet'leri (örnegin K. Ahzâb 56) yerlestirmistir. Istemistir ki her nerede ve her ne vesileyle kendi adi zikredilecek olursa, kendisine salevât getirilsin. Ahzâb sûresi'nin: ... Allah ve melekleri, o Yüce Nebî Muhammed'e salât ederler. Ey mü'minler siz de ona salât ediniz ve hulûs ile selâm veriniz (K. Ahzâb 56) seklindeki âyet'inin yorumu vesilesiyle yorumcular: Bu âyet gösterir ki Peygamberfe salevât getirmek farzdir... Sahih olan budur ki (Muhamed'in ) ismi zikrolundukça vacib olur derler11. Yine Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, kendi adi zikrolundugu zaman salâvat getirmeyenlere lânet etmis, örnegin söyle demistir: Burnu sürtülsün o adaminki yaninda ben zikrolunmusumdur da bana salevat getirmemistir. Bir baska vesileyle de söyle demistir: Allah tealâ bana iki Melek müvekkel kildi, ben bir müslimin yaninda anildim da bana salevât getirmedimi behemehal o iki Melek ona: -'Allah sana magfiret etmesin-' derler 12.
Bütün bunlari okurken kendi kendimize: Hiç evreni ve her seyi yaratan yüce ve güçlü bir Tanri, kendi elçisine salât ve salâvat getirir mi? diye sormamiz dogaldir. Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir soru Kur'ân âyet'lerinin elçi'nin sözleri, ya da beserî nitelikte seyler oldugu kanisini destekleyici bir yanita yer vermege yeterlidir!
1 Bu satirlar, Neyzen Tevfik'in, 1921 yilinda yazdigi Ferdâ'yi Vahdet adli si'iri'nden alinmadir. Bkz. Neyzen Tevfik ve Azâb-i Mukaddesi, (TuncaYayinlari, Istanbul, 1983, sh. 264).
2 Diyânet Isleri Baskanligi'nin Kur'ân çevirisinde söyle: ... siz kadinlarin düzeni büyüktür...; Diyânet Vakfi çevirisinde söyle: ... (Ey kadinlar) sizin tuzaginiz gerçekten büyüktür...; Ömer Riza Dogrul'un çevirisnde söyle: ...(Ey kadinlar) sizin hileleriniz ne büyüktür...
3 Tevrat'da anlatilanlara göre Yûsuf, Yahudi'lerin atasi sayilan Ibrahim'in oglu Ishak'in oglu olup daha sonra adi Tanri tarafindan Israil'e çevrilecek ve Israilogullari'nin atasi olacaktir.
4 Yûsuf masali için benim: Seriât'tan Kissa'lar adli kitabima bakiniz.
5 Adem ile Havva hikâyesi için benim Seriât'tan Kissa'lar adli kitabima bakiniz.
6 Nahl sûresi'nin 75.ci âyeti'nin yorumu için bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt IV, sh. 3111)
7 Islâm'da kölelik konusunda benimSeriât ve Kölelik ve ayrica Seriât Devleti'nden Laik Cumhuriyet'e adli kitaplarima bakiniz.
8 Bu konuda benim Seriât ve Insan adli kitabima bakiniz. Yarica bkz. Turan Dursun'un Kur'ân Ansiklopedisine bakiniz (Cilt IV. sh. 262).
9 Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3616)
10 Bu hususlar için Diyânet isleri Baskanligi yayinlarindan olan Sahih-i Buharî Muhtasari Tecrid-i Sarih Tercemesi adli yayinlara (Cilt II. sh. 876) bakiniz.
11 Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3923).
12 Elmalili H. Yazir, age (Cilt V. sh. 3923).