B) Ibrahim (peygamber) ile oglu Ishak'in hikâyesi:
Kurban geleneginin, kan akitma yolu ile ibâdet demek oldugunun kaniti sadece Adem'in iki ogluyla ilgili yukardaki hikâye degildir. Tevrat'tan aktarma olarak Kur'ân'da yer alan bir baska hikâye vardir ki Ibrahim peygamberin, ibâdet yolu ile Tanri'ya bagliligini ispat maksadiyle kendi öz oglu Ishak'i kurban etmek istemesiyle ilgilidir. Güyâ Tanri, Ibrahim'in iymani'ni denemek için ondan büyük bir fedakârligi göze alip oglunu kurban etmesini istemis ve onun bunu yapmaga hazir oldugunu görünce iyman sahibi oldugunu anlamis, ve bunun üzerine ona bir koyun gönderip, Ishak yerine koyunu kesmesini emretmistir; ve Ibrahim de öyle yapmistir; yâni kendi oglunu bogazlayacak yerde, koyunu bogazlayarak Tanri'ya karsi ibâdetini tamamlamistir. Koyunu bogazlamasi, ve kan akitmasi, Tanri'ya ibâdet için kendi öz oglunu fedâ etmege hazir oldugunun sembolik bir ifâdesidir. Söylemeye gerek yoktur bu olayda sosyal bir yardim amaci diye bir sey yoktur. Sirf Tanri'ya bagliligin kan akitimi yolu ile kanitlanmasi vardir. Tevrat'daki bu hikâye'yi Muhammed, ufak bir iki degisiklikle Kur'ân'a yerlestirmistir; yaptigi degisiklik, özellikle, hikâye'de geçen Ishak adi yerine Ismail adini koymak olmustur. Bilindigi gibi Ismail, Ibrahim'in diger bir ogludur ki cariyesi Hacer'den olmustur. Ishak ise Ibrahim'in, kendi esi olan Sara'dan dogma ogludur. Muhammed, kendi kavmi olan Arap'lari, Ibrahim'in ve Ismail'in soyundan bildigi içindir ki böyle bir degisiklik yapmayi uygun bulmustur. Fakat hemen ekleyelim ki Kur'ân'a koydugu âyet'lerin içerigini anlayabilmek için, Ibrahim ile oglunun Tevrat'ta anlatilan hikâye'sine göz atmak gerekir. Tevrat'in Tekvin kitabinda yer alan hikâyenin özeti söyle: Tanri, Ibrahim'i denemek ister ve ona der: Ey Ibrahim! Simdi oglunu, sevdigin biricik oglunu, Ishak'i al ve Moriya diyarina git, ve orada sana söyliyecegim daglarin biri üzerinde onu yakilan kurban olarak takdim et (Bkz. Tevrat/Tekvin, Bap: 22: 1- 3). Bu emir üzerine Ibrahim, usaklarindan ikisini ve oglu Ishak'i alir, esegine palan vurup Allah'in söylemis oldugu yere gitmek üzere yola koyulur. Üç günlük bir gidisten sonra Ibrahim, gözlerini kaldirip, Tanri'nin belli ettigi yeri uzaktan görür. Usaklarina: Siz burada esekle beraber kalin, ve ben çocukla beraber oraya gidecegim; secde edip yaniniza döneriz der. Ve sonra bir miktar odunu Ishak'in sirtina yükler, ve eline bir biçak alarak o belli edilen yere dogru yollanir. Yolda Ishak babasina sorar: Ey baba! Iste ates ve odun, fakat yakilan kurban için kuzu nerede? . Ibrahim: Oglum, yakilan kurban için kuzuyu Allah kendisi tedarik eder der. Nihâyet Tanri'nin belli etmis oldugu yere varirlar; orada Ibrahim bir mezbah yapip odunlari dizer ve Ishak'i baglayarak odunlarin üzerine yatirir. Sonra eline biçagi alir ve tam oglunun boynunu kesmek üzere iken Tanri'nin melegi göklerden seslenir: Elini çocuga uzatma, ve ona bir sey yapma, çünkü simdi bildim ki, sen Allah'tan korkuyorsun ve kendi biricik oglunu benden esirgemedin (Bkz. Tevrat/Tekvin, Bap 22: 4-12). Bu seslenme üzerine Ibrahim gözlerini kaldirip baktiginda görür ki çaliliklar içinde bir koyun (koç) boynuzlarindan tutulmus durmaktadir. Hemen gidip oradan koyunu alir ve oglu'nun yerine koyunu yakilan kurban olarak takdim eder (Bkz. Tevrat/Tekvin, Bap 22: 13). Az geçmeden Tanri'nin melegi ikinci kez göklerden Ibrahim'e seslenir ve söyle der: Madem ki her seyi yaptin, ve biricik oglunu esirgemedin, seni ziyâdesiyle mubarek kilacagim, ve senin zürriyetini... deniz kenarindaki kum gibi çogaltacagim; senin zürriyetin düsmanlarinin kapisinda hâkim olacaktir... çünkü sözümü dinledin (Bkz. Tevrat/Tekvin, Bap 22).
Simdi bu hikâye'nin Kur'ân'da yer alan seklini görelim. Tevrat'da anlatilan hikâye'yi Muhammed, Saffât sûresi'ne su sekilde sokmustur: Kendi kavmini putlara tapmaktan alikoyamayinca Ibrahim: Dogrusu ben Rabbim ugrunda sizi birakip gidiyorum; O beni dogru yola eristirir der (K. 37 Saffât, 99). Sonra Tanri'ya yalvarida bulunarak kendisine iyilerden bir çocuk vermesini ister (K. 37 Saffât, 100), ve Tanri da ona yumusak huylu bir oglan verir (K. Saffât, 101). Fakat Ibrahim, Tanri'ya olan bagliligini kanitlamak için, oglunu (Ismail'i) O'na kurban etmek ister. Ve bir gün çocugunu alip yola çikar, ve yolda giderlerken ogluna söyle der: Ey ogulcugum! Dogrusu ben uykuda iken seni bogazladigimi görüyorum; bir düsün, ne dersin?. Yani anlatmak ister ki Tanri kendisini denemek istemis, ve oglunu kurban etmesini emretmistir. Bu beklenmedik soruya oglu (Ismail) söyle cevap verir: Ey babacigim! Ne ile emrolundunsa yap; Allah dilerse, sabredenlerden oldugumu göreceksin (K. Saffât, 102). Bunun üzerine Ibrahim, bogazlamak için oglunu alni üzerine yatirir. Fakat tam bu sirada Tanri seslenerek, Ibrahim'i denemek için böyle yapmasini emrettigini, ve iyi davrananlari ödüllendirdigini bildirir ve fidye olarak kendisine büyük bir kurbanlik verir. Kur'ânda söyle yazili: Böylece ikisi de Allah'a teslimiyet gösterip, babasi oglunu alni üzerine yatirinca Biz: -Ey Ibrahim! Rü'yâ'yi gerçek yaptin; iste biz iyi davrananlari böylece mükafatlandiriz- diye seslendik. Dogrusu bu apaçik bir deneme idi. Ona, fidye olarak büyük bir kurbanlik verdik (K. Saffât, 103-197).
Görüldügü gibi bu âyet'lere göre Tanri, Ibrahîm'in teslimiyetini denemek istiyor ve bu maksatla ona oglunu kurban etmesini emrediyor. Ibrahim'in bunu yapmaga hazir oldugunu görünce, onun tam bir iyman sahibi oldugunu anliyor ve oglunun yerine kesilmek için ona fidye olarak bir koyun gönderiyor. Ibrahim de kendi öz çocugunu bogazlayacak yerde koyunun bogazini kesiyor! Dikkat edilecegi gibi burada söz konusu olan kurban kesiminin, yoksul'lara yardim gibi sosyal bir amaçla ilgisi yok. Tanri fidye olarak Ibrahim'e koyun verirken, kesilecek olan bu koyunun etiyle yoksullari doyursun diye vermis degildir. Sadece oglunu kesecek yerde, bir hayvani kessin diye vermistir. Eger kan akitilmasini istemiyor, ve bundan hoslanmiyor idiyse neden Ibrahim'e, kesip kan akitmasi için koyun verir. Fidye denen sey'in baska sekli yok mudur? Evet, neden dolayi Tanri Ibrahim'e, kurban olarak ille de bir canli bir hayvan, bir koyun vermistir? Esasen Ibrahim, kendi oglunu kesmeye hazir oldugunu ortaya vurmak sûretiyle zaten Tanri'ya olan teslimiyetini (iman sahibi oldugunu) kanitlamis degil miydi? Ve Tanri bundan dolayi: Ey Ibrahim! Rü'yâ'yi gerçek yaptin diyerek onun sinavdan basariyla çikmis oldugunu bildirmis degil miydi? Bu durumda fidyenin anlami ne? Yâni neden dolayi Tanri Ibrahim'e, fidye olarak koyun verir ve ille de kan akitilmasini ister? Fidye denen sey Kurtulmalik sey demek degil midir? Örnegin ibâdet sirasinda islenen suçtan, günahtan kurtulmak için verilen sey degil midir?1 Ibrahim'in isledigi bir günah yoktur ki, fidye yolu ile kurtulsun! Aksine, kavmini ve hattâ babasini putperest'tirler diye terketmis, iyman sahibi oldugunu bildirmis, ve üstelik kendi oglunu kesmeye hazir oldugunu ispat etmekle Tanri'ya teslimiyetini ortaya vurmustur. Ve nitekim bundan dolayidir ki Tanri ona, biraz önce isâret ettigimiz gibi: ... Ey Ibrahim! Rü'yâ'yi gerçek yaptin; iste biz iyi davrananlari böylece mükafatlandiriz diye seslenmistir. Su durumda Ibrahim'in günahkâr bir durumu yoktur; olmadigina göre neden dolayi Tanri ona, günaht'tan kurtulmak üzere fidye olarak koyun vermistir?
Kur'ân yorumcularina göre güyâ Ibrahim, eger bir oglu olacak olursa onu Allah yolunda Tanri'ya kurban edececegine dair kendi kendine söz vermis (yâni oglunu Tanri'ya adamis), fakat sonra bunu unutmustur. Ve iste rü'yâ bunu ona hatirlatmistir. Her ne kadar çocugunu bogazlamaya kalkismakla Tanri'ya olan teslimiyetini kanitlamis ise de, kendi kendine verdigi sözü yerine getirmemis durumdadir. Yâni bir bakima günah islemis durumdadir. Ve iste Tanri ona, bu günah'tan kurtulmak üzere fidye olarak koyun vermis, o da koyunu bogazlamistir. Bundan dolayidir ki Imam-i a'zam'in: Çocugunu kurban etmegi nezr edene (adayan'a) bir koyun kesmek vacip olur dedigi söylenir 2.
Bütün bu yukarda söylediklerimizden anlasiliyor ki Kur'ân'a göre Tanri, kul'larini denemek için kan akitma ölçegine basvurma yolunu seçmistir. Kan akitilmasindan hoslanamasa Ibrahim'e koyun yerine cansiz bir seyi fidye olarak sunmasini emrederdi. Hattâ biraz önce dedigimiz gibi, aslinda böyle bir sey istemesine de gerek yoktu, çünkü Ibrahim'i denemis, ve onun mutlak sekilde boyun egen bir kul oldugunu ögrenmisti, o halde artik ondan, baskaca bir sey beklemesi gerekmezdi. Öte yandan Ibrahim'e kesilmek üzere koyun verirken, bunu, yoksullara yardim olsun diye vermis degildir; sirf fidye olarak vermistir. Fidye deyimi ise: kurtulma karsiliginda verilen bir sey anlamina gelir. Oysa ortada, Ibrahim'in kurtulmak ihtiyacinda bulundugu bir günah yoktur. Bütun bunlr bir yana, fakat tanri'nin Ibrahim'i denemek icin bu yollara basvurmasi da pek anlasilir gibi degil! Çünkü eger Tanri, her gizli seyi bilen bir Yaratan ise, ve kul'larinin yaptiklarindan ve yapacaklarindan haberli ise, o halde Ibrahim'i denemek niye? Nasil olsa onun ne sekilde hareket edecegini zaten biliyor degil miydi?
Öte yandan eger Tanri kan akitma amacina dayali kurban'dan hoslanmasa ve kurban denen seyi sadece yoksulun korunmasi amacina baglamis olsaydi bunu açikca belli etmez miydi? Su durumda bizim molla'larimizin kalkipta: Yoksulun korunmasi baska bir sey vermekle daha iyi saglanacaksa, o seyi kurbana tercih edin demelerinde anlam olur mu? Bunu söylemekle Kur'ân'a ters düsmüs olmiyorlar mi? Ve Tanri'yi, hani sanki maksadini açiklayamamisda onlarin bu sekildeki açiklamalarina muhtaçmis gibi bir duruma düsürmüs olmiyorlar mi?
Bu vesileyle ekleyelim ki aradan 1400 geçmesine ve bu 1400 yil boyunca insanlik anlayisinda nice gelismeler görülmesine ragmen Islâm ülkelerinde hâlâ, Ibrahim'in yukardaki davranisina özlem duyup ogul'larinin bogazini kesmek isteyenler vardir. Bunun utanç verici bir örnegine, bundan 30-40 yil kadar önce Türkiye'de rastlanmistir. Asker'den kaçmak isteyen bir kisi, eger bu mükellefiyetten su ya da bu sekilde kurtulacak olursa, Mizrap adindaki oglunu kurban etmeye karar vermis, ve gerçekten de askerlik'ten kurtulur kurtulmaz oglunun bogazini ekmek biçagi ile kesmistir. Olay ortaya çiktiginda savcilik ise el atmis ve dava sonucunda bu kisi layik oldugu ceza'ya mahkum olunmustur. Ne esef vericidir ki o zaman'in Yargitay'i, söz konusu cinâyetin dinsel inançlar etkisiyle islenmis oldugunu, ve dolayisiyle bu inançlarin cezâ'yi hafifletici sebeb (esbab-i muhaffefe) olmasi gerektigini bildirerek mahkeme kararini bozmustur. Olay adalet tarihimizde Mizrap Çocuk olayi olarak yer almistir.
1 Fidye konusunda Bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, cilt V, sh. 119 ve d.
2 Yorumcularin bu konudaki açiklamalari için bkz. Elmalili H. Yazir, Hak Dini, Kur'ân Dili, (Bedir Yayinevi, 1993, Cilt V, sh. 4063)