2) Vermis oldugu nîmet karsiligi olarak Tanri, kendisi için namaz kilinmasini ve kurban kesilmesini emrediyor (K. 108, Kevser sûresi, âyet 1-2).


Biraz önce gördük ki Kur'ân'da, Hacc sûresi'nde, kurban kesimi ameliyesi, Tanri'yi yüceltmek, Tanri'ya sükretmek amacina yönelik bir ibâdet olarak belirtilmistir. Ayni sey Kevser sûresi'nde de tekrarlanmakta. Fakat orada, Tanri'nin Muhammed'e hitabi olarak söyle yer almakta: “(Ey Muhammed!) Kuskusuz biz sana Kevser'i verdik. Simdi sen rabbine kulluk (namaz kil) et ve kurban kes. Asil sonu kesik olan, süphesiz sana hinç besleyendir” (K. Kevser sûresi, âyet , 1-3).


Görüldügü gibi, âyet'e göre Tanri Muhammed'e hitap etmektedir; ona “Kevser”i verdigini bildirmekte, ve verdigi bu nîmet karsiliginda Muhammed'ten, kendisine namaz kilmasini ve kurban kesmesini istemektedir. Burada geçen “Kevser” sözcügü, esas itibariyle “çokluk” anlamindadir ve yorumcular bunu “çok büyük nîmet” olarak ya da “Cennet'teki bir havuz”, ya da “Cennet'in bütün irmaklarinin kaynagi olan bir nehir” seklinde tanimlarlar. Simdi sorulacaktir: Neden acaba Tanri, Muhammed'e böylesine büyük bir nîmet (“Kevser”i) vermistir, ve verdigi bu nîmet karsiliginda ondan namaz kilmasini ve kurban kesmesini istemektedir? Sorunun Islâm kaynaklarina göre karsiligi söyle Muhammed'in, Mekke'de iken ilk karisi Hatice'den dört kizi ve iki (bazi rivhayete göre dört) oglu olmus, fakat oglan çocuklarin hepsi de küçücük yaslarda ölmüslerdir. Her ne kadar Muhammed Tanri'ya, oglan çocuk vermesi için yalvar yakar olmus ise de, bir türlü oglan çocuk edinememistir. Medine'ye geçtikten sonra Marya adindaki cariyesinden bir oglu olmus ve ona Ibrahim adini koymus olmakla beraber, az geçmeden ibrahim de hastalanarak ölmüstür. Kendi neslini sürdürecek bir oglan edinemedigi için fevkalade üzülürken bir de çevresindeki kisilerin kendisi hakkinda “ebter” (nesli kesik) diye konustuklarini görünce yukardaki âyet'leri Kur'ân'a koymustur. Yâni anlatmak istemistir ki Tanri, oglan çocuk yerine kendisine, büyük bir nîmet olmak uzere “Kevser”i va'd etmistir. Bunun karsiliginda da kendisinden namaz kilmasini ve kurban kesmesini istemistir. Çünkü “namaz”, kalb, dil ve beden ile yapilan sükrün kendisi olarak önemli bir ibâdet türü'dür. Her ne kadar namaz, “ibâdet'in basi”, ya da “bütün ibâdetlerin ruhu” ve “dinin temeli” sayilirsa da, sadece namaz yolu ibâdet yeterli degildir. Tanri'yi hosnud etmek için namaz kilmaktan gayri kurban kesmek sûretiyle ibâdet edilmelidir; kurban kesmek, biraz önce degindigimiz gibi yorumculara göre, zekât ve sadaka vemekten daha fazla fedakârlik ifâde eden bir ibâdettir. Bu “fedekârlik” sadece mali bakimdan degil fakat sembolik anlamda kan akitma bakimindan söz konusudur. Su nedenle ki vaktiyle Ibrahim “peygamber”, Tanri'ya bagliligini kanitlamak için en büyük bir fedakârlik olarak kendi öz oglunun bogazlayip, kanini akitmaga hazir oldugunu Tanri'ya anlatmisti. Onun böylesine büyük bir fedakarlikta bulunacagini anladigi içindir ki Tanri ona koyun göndermis, ve oglu yerine koyun keserek bu isi görmesini bildirmisti. Bundan dolayidir ki kurban kesimi, büyük bir fedakarligin ifâdesi olmak üzere, en büyük bir ibâdet ibâdet türü sayilir.

Bütün bunlardan anlasiliyor ki Kur'ân'a göre Tanri, kendisine “tesekkür” anlamina gelmek üzere ve sirf yüceltilsin diye kendisi için kurban kesilmesini emrediyor. Daha baska bir deyimle, yoksullara yardim amaciyle degil, fakat asil kendisine ibâdet edilerek minnettarlik izhar edilsin diye kurban kestiriyor.