Kur'ân'daki çeliskiler, Islâm'in daha ilk baslarinda göze batar olmustur:
Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki, Kur'ân'daki çeliskiler, Islâm'in daha ilk anlarindan itibaren farkedilir olmustur. O kadar ki Muhammed'in verdigi emirlerin birbirini tutmamasi, ve örnegin bir gün helâl bilip izin verdigi seyi, bir baska gün haram saymasi ya da yasaklamasi, çevrede dedi-kodu konusu olmustur. Bir takim kisiler açikca söyle konusmaga baslamislardir: Muhammed bugün emrettigini yarin yasaklayarak ashabiyla alay ediyor. Bunu söylerlerken Muhammed'i iftiraci olarak tanimlamislardir1. O dönemde henüz güçlü durumda bulunmadigi ve bu nedenle bu gibi kisilere karsi siddet yoluna basvuramayacagini bildigi için Muhammed, buyruklarin Tanri tarafindan konup, gerektiginde Tanri tarafindan kaldirildigina daîr Kur'ân'a âyet'ler koymustur. Bunlardan biri söyle: Biz bir âyet'in yerine baska bir âyeti getirdigimiz zaman -ki Allah, neyi indirecegini çok iyi bilir- Sen ancak bir iftiracisin' dediler... (K. Nahl, 101). Söylemeye gerek yoktur ki böyle bir âyet, hani sanki Tanri yanlis hüküm indirirmis de bir baska hükümle bu yanlisligi giderirmis gibi bir tanima sokmak bakimindan daha da olumsuz bir sonuç yaratmaktadir.
Fakat her ne olursa olsun Muhammed, giderek güçlendikten sonra yumusak tutumunu degistirmis, ve kendisi hakkinda bugün emrettigini yarin yasaklayarak ashabiyla alay ediyor seklinde konusanlarin hakkindan gelmesini bilmistir. Bundan dolayidir ki Muhammed'in hayatta bulundugu süre boyunca, hiç kimse Kur'ân'daki çeliskileri ortaya vurmak cesaretini gösterememistir. Fakat onun ölümünden hemen sonra, çeliskiler ve tutarsizliklar seriât uygulayicilarini bir hayli ugrastirmis ve güç durumlarda birakmistir. Örnegin Ashab-i Kirâm bu yüzden pek çok sorunlari çözümleyememis, çogu zaman çaresizlik içinde bocalamistir. Ilerdeki bölümlerde, çeliskilerin yarattigi kötü sonuçlari belirtirken, görecegiz ki Halife Osman b. Hattâb bile, Kur'ân'daki iki âyet'in bibirleriyle çatisir olmasi yüzünden belli konularda fetva verememis, ve çogu zaman isi askiya alip geciktirmek (talik etmek) zorunlugunda kalmistir. Örnegin bir kez kendisine iki kardesin mülk-i yemînde birlikte yemin edip edemeyecekleri sorulmus, o da: Ne bileyim? Bunu bir âyet helâl, öbür âyet de harâm kilmistir diyerek soruyu cevapsiz birakmistir.
Yine bunun gibi, Kur'ân bilgisine sahip ünlülerden Abdullâh Ibn-i Amr'e, Pazartesi günleri oruç tutmayi nezreden (kendi kendine adamis olan) bir kimsenin, nezir günü bayram gününe tesadüf edecek olursa, ne yapacagi sorulmus, o da: Ne bileyim? Bir tarafta Allah nezrin yerine getirilmesini emrediyor, öbür tarafta da Resûlullâh bayrâm günü oruç tutmayi yasak etmistir diyerek fetvâ vermekten çekinmistir (2) .
Çeliski'lerin yarattigi sakincalar sadece bu bakimdan degil, fakat ilerde ayrica belirtecegimiz gibi, insan beynini tutarli ve mantikli sekilde düsünemez, isleyemez ve gelisemez hâle getirmek bakimindan ortaya çikmistir. Islâm ülkelerinde fikirsel, sosyal ve siyasal alanlarda geri kalmisligin nedenlerinden biri de budur.
1 Nahl sûresi'nin 101ci âyet'inin Diyânet Vakfi tarafindan açiklanmasina bakiniz.,
2 Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Diyânet Yayinlari,) Cilt. XI, sh. 52