Kur'ân'da Çelisme Olmadigina Dâir Islâmci'larin Öne Sürdükleri Iddiâ'lar
ve
Bu Iddiâ'lardaki Geçersizlikler.
Islâm'cilar Kur'ân'da hiçbir çeliski, hiçbir tutarsizlik ya da uyumsuzluk bulunmadigi gibi "onun anlattigi teferruatta da zerre kadar uygunsuzluk olmadigi" iddiasindadirlar. Kur'ân'daki sözlerin içerdigi anlam, hüküm ve haber'lerde tam bir tutarlilik, bütünlük, sihhat ve uyum bulundugunu savunurlar. Insanlarin söyledikleri sözlerde çelisme ve tutarsizlik bulunabilecegini ve fakat Tanri sözlerinde asla böyle bir sey olamayacagini tekrarlarlar. Iddiâ'larini kanitlayabilmek için, bu kitabin dogrudan dogruya Tanri'dan gelme ve Tanri'nin sözleri oldugunu söylerler; bu söylediklerini Kur'ân'dan âyet'lerle kanitlamaga çalisirlar ki bunlardan biri söyle: Hâla Kur'ân üzerinde geregi gibi düsünmeyecekler mi? Eger o, Allah'tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi, onda bir çok tutarsizlik bulurlardi (K. Nisâ sûresi, âyet 82). Kur'ân'da tutarsizlik ve çelisme diye bir sey olmadigini iddiâ ederlerken diger dinlerin Kutsal sayilan Kitap'larinda, örnegin Incil'de "uyumsuzluklar", "çeliskiler" bulundugunu öne sürerler 1.
Daha baska bir deyimle seriât'çilar, Kur'ân'da çelisme olabilecegi ihtimaline yer vermezler; olsa olsa: "Bize göre çelisme vardir; Tanri'ya göre yoktur" deyip isin içinden çikarlar. Ya da Akil ile vahyin çelisir gibi görünmesine, insanin inadi ve aceleciligi sebeb teskil etmektedir... diyerek suçu insanin sabirsiz ve cahil olusunda ararlar. Bunu yaparlarken kisi'yi vahiy önünde teslimiyete, yâni imanciliga çagirirlar ve aklin Kur'ân rehberliginde is görmesi luzumuna sariliralar. Aslinda onlarin bu tutumu, akilci düsünceyi önlemege yönelik bir kurnazliktan baska bir sey degildir. Fakat onlar bu kurnazligi: Bu teslimiyet, aklin mahkumiyeti degil, sinirlari içinde ve aceleye düsmeden faaliyet göstermesidir seklindeki bir canbazlikla gizlemesini bilirler. Seriât verileriyle ve seriâtçi ruh'la yetismis olduklari için, onlarin bu tutumunu dogal bir sonuç gibi kabul etmek gerekir. Çünkü bir kere seriâtçi'lar, Kur'an'in"Tanri sözleri" olduguna ve, "Arapça olarak Muhammed'e vahyedildigine" inanmislardir. Inanmalarinin nedeni, bunun böyle oldugunun kendilerine Kur'ân âyet'leriyle belletilmis olmasindandir; örnegin Nisa Sûresi'nde: "(Kur'ân) Allah katindan baska bir yerden gelseydi, onda birbirini tutmaz bir çok seyler bulurlardi" (K. 4 Nisâ 82) diye yazilidir. Bakara Sûresi'nde söyle yazilidir: "Bu, dogrulugu süphe götürmeyen... Kitab'dir... " (K. 2 Bakara 2-4). Ayni Sûre'de:"... (Allah) Kur'an'i...inananlara müjdeci olarak senin (Muhammed'in) kalbine indirmistir" (K. 2 Bakara 97). Meryem Sûresi'nde su var:"Ey Muhammed! Biz Kur'an'i... senin dilinde indirerek kolaylastirdik."(K.19 Meryem 97; ve bkz. K. 20 Tâhâ 113). Benzerî hûkümler Kitab boyunca siralanmistir. Kuskusuz ki, Kur'ân'i Tanri'nin agzindan çikmis sözler olarak kabul edenler için: Kur'ân'da çeliski vardir demek söz konusu degildir.
Bundan gayri bir de Kur'ân'da, Kur'an'in Muhammed tarafindan "uydurulmadigini" açiklayan ve "uydurdu" diyenlere tehditler savuran âyetler vardir. Muhammed bu tehditleri, Kur'ân'in Tanri'dan gelmedigini söyleyenlere yöneltmisti. Çünkü inanmayan'lar, ve özellikle Yahudiler ve Hiristiyanlar, onun, Tevrat'tan ve Incil'den ögrendiklerini sanki kendisine Tanri'dan gönderilmis seyler gibi gösterdigini, ve dolayisiyle Kur'ân'in Tanri yapisi degil insan yapisi bir sey oldugunu söylerlerdi. Hadice'nin kervanlarini Suriye'ye götürmek için yaptigi seyahatler sirasinda Muhammed'in orada rastladigi bir papaz'dan Incil hakkinda bilgiler aldigini ve bunlari Tanri'dan kendisine vahyolunmus gibi gösterdigini ileri sürerlerdi. Iste onlari susturmak için Muhammed, Tanri'nin söyle dedigini söylerdi: "And olsun ki: 'Muhammed'e elbette bir insan ögretiyor' dediklerini biliyoruz. Kasd ettikleri kimsenin dili yabancidir, Kur'an ise fasih Arapca'dir" (K.16 Nahl 103). Söylerken de Kur'ân'in çelismeli ve tutarsiz hükümler kapsamadigini, belirtir, örnegin biraz önce degindigimiz gibi: "...(Kur'ân) Allah katindan gayri bir yerden gelseydi, onda birbiribini tutmaz bir çok seyler bulurlardi" (K. 4 Nisâ 82) seklinde âyet'ler yerlestirirdi. Ilerde ayrica görecegimiz gibi bu âyet'leri koyarken Muhammed, müslüman kisiyi Kur'an'daki çeliskilere âdeta hazirlamis gibidir. Daha dogrusu istemistir müslüman kisiler, Tanri'dan çeliskili bir sey gelemeyecegine inanmis olsunlar.
Öte yandan yine istemistir ki müslüman kisiler, âyet'lerin çeliskili olabilecegi konusu üzerinde hiç durmasinlar; yâni çeliskili gördükleri âyet'leri birbirleriyle karsilastirip kuskuya düsmesinler, ya da tekzib'e girismesinler. Nitekim Taberanî'nin Abdullah b. Ömer'den rivâyetine göre Muhammed söyle demistir: Kur'ân'i birbirine vurmayiniz; onun âyet'lerini karsilastirmakla tekzîbe kalkismayiniz; onun âyet'leri birbirini tasdik eder. O (yedi) vücûh üzere nâzil olmustur2
Bundan dolayidir ki müslüman kisi için Kur'ân'daki çeliskileri kesfedip ortaya vurma olasiligi yoktur. Nitekim seriât egitiminden geçmis kisinin beyni bu yukardaki buyruklarla öylesine yogurulmustur ki, biraz yukarda degindigimiz gibi, çelismenin "çelisme", ya da tutarsizligin tutarsizlik oldugunu farketmez. Farketse bile, bunu bilmezlikten gelir ve örnegin: "Çelismeler bize göredir; Tanri'ya ve Peygamber'e göre degildir" diyerek sanki bütün kusur kendi yetersizliginde imis gibi bir davranisa yönelir.
Bütün bunlar bir yana fakat seriâtçi'nin basvurdugu bir kurnazlik daha vardir ki o da, Kur'ân'daki çeliskileri, sanki fikir özgürlügüne yer veren seylermis gibi göstermektir. Bu hususu biraz ilerde muhkem ve mütesabih âyet'ler konusunu incelerken tekrar ele alacagiz. Fakat simdilik sunu hatirlatalim ki Kur'ân'daki çeliskiler konusunda seriâtçinin izledigi kurnaz siyâset, Kur'ân üzerinde tartisma olasiligina, ve hele âyet'lerin birbirleriyle karsilastirilmasina asla firsat birakmamaktir. Bunu saglamak üzere yaptigi ilk sey, Muhammed'in, biraz yukarda belirttigimiz su sözlerine sarilmaktir: "Kur'ân'i birbirine vurmayiniz; onun âyet'lerini karsilastirmakla tekzibe kalkmayiniz" 3. Bunu yaparken bir de Kur'ân âyetleri'nden bazilarinin "kesin", bazilarinin da "süpheli" ("mütesabih") âyetler oldugunu ve bunlarin anlaminin gizli tutuldugunu ileri sürmekten geri kalmaz4.
Biraz ilerde, Kur'an'daki çelismelerin nedenlerini açiklayacagiz ve görecegiz ki bu çelismeler, genellikle, Muhammed'in yasam gereksinimlerinin ürünü olarak ortaya çikmistir. Ancak ne var ki seriâtçi çevreler bunu bilmezler; genellikle çelismelerin gerçek nedenlerinden habersizdirler; haberli olsalar bile bu nedenlerin bilinmesini istemezler. Bin dört yüz yil boyunca yalan siyâsetini, her alanda oldugu gibi bu alanda da sürdürmüslerdir.
1 Ömer. R. Dogrul, age, (sh. 128, Nisa Sûresi'nin 82ci âyeti'nin açiklanmasi vesilesiyle)
2 Gazalî, Ihyâu Ulumi'd-din ... (Istanbul 1975) Cilt. II, 881
3 Ibid.
4 Sahih-i..., (Cilt X, sh. 62)