I) Mekke döneminin nispeten yumusak ve hösgörülü nitelikte görünen âyet'lerinin, Medîne döneminin sert, kati, savasci âyet'leriyle çeliskili bulunmasinin nedenleri:
Kirk yasinda iken kendisini Peygamber olarak ilân eden Muhammed, ömrünün geri kalan 23 ya da 25 yilinin asagi yukari yarisini Mekke'de, ve diger yarisini da Medine'de geçirmistir. Mekke'de bulundugu süre boyunca Kur'ân'a koydugu âyet'ler Mekkî, ve Medîne'ye Hicret'ten sonra koyduklari da Medenî deyimiyle tanimlanir. Hemen belirtelim ki Mekkî âyet'ler ile Medenî âyet'ler, yumusaklik ve sertlik, ya da hösgörülü'lük ve hosgörüsüz'lük, ya da barisçi'lik ve saldirgan'lik gibi hususlar bakimindan birbirlerinden çok farkli ve genellikle çeliskili nitelikte seylerdir. Genellikle bu farkliliklar ve bu çeliskiler, Muhammed'in Mekke döneminde henüz güçsüz iken, Medîne'ye geçtikten sonra ise giderek güçlenmis olmasindan dogmustur. Daha baska bir deyimle, henüz kendisini güçlü bulmadigi dönemlerde hosgörülü imis gibi davranirken, güçlendigi an saldirgan ve savasçi kesilmis olmasindandir. Mekke döneminde iken pek az taraftar toplayabildigi, yâni henüz güçsüz durumda bulundugu için. Kur'ân'a, hösgörülü, yumusak, barisci, ögüt verici (teblig edici) gibi görünümlü âyetler koymustur, ki bunlardan bazilarini yukarda gördük. Bunlar arasinda: (Ey Muhammed!) Sen ögüt ver, esasen sen sadece bir ögütücüsün (K. Gasiye 21-22), ya da: (Ey Muhammed!) Yine de yüz çevirirlerse, artik sana düsen anacak açik bir teblig'dir (K. Nahl, 82), ya da: (Ey Muhammed!) Ayet'lerimiz hakkinda ileri geri konusmaya dalanlari gördügünde, onlar baska bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur... (K. En'âma 68), ya da: Ben de sizin taptiklariniza asla tapacak degilim. Evet siz de benim taptigima tapiyor degilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadir (K. Kâfirûn, 6) seklinde olanlari vardir. Fakat daha sonraki Medîne döneminde Kur'ân'a yerlestirdigi âyet'ler (yâni Medenî olan âyet'ler), sertlik ve siddet ifâdesi olarak bu yukardaki Mekkî âyet'lerle çeliski halindedir. Mekkî âyet'lerin teblig et, ya da ögüt ver, ya da Din'de zorlama olmaz seklindeki yumusakligi yerine, Medenî âyet'lere siddet, katilik, savasçilik ve saldirganlik gibi nitelikler egemendir. Ki bunlar arasinda: Müsrikleri buldugunuz yerde öldürünüz (K. Tevbe sûresi, âyet 5), ya da: Kâfirlerle ve munâfiklarla savas (cihadda bulun. Ve onlara kati davran!... (K. Tevbe 74), seklinde olanlari vardir. Çünkü Medîne'ye geçtikten az sonra, çete saldirilari sayesinde ele geçirdigi ganimetler ve ganimetlerden yararlanmak isteyen taraftaralrin sayisinin artmasi nedeniyle giderek güçlenmistir; artik sadece teblig edici ya da ögüt verici degil fakat emredicidir; diledigi seyleri kiliç yolu ile elde edebilicidir. Bu nedenle artik yumusak davranmak, hosgörü saçar olmak ihtiyacinda degildir; bu nedenle Kur'ân'a sert, yildirici, lâ'netleyici, ölüm saçici, savasçi nitelikte dehset saçan hükümler koymustur1. Güçsüz durumda iken Kur'ân'a: Biz Resûl'leri, sadece müjdeciler ve uyaricilar olarak göndeririz... (K. 18, Kehf 56), ya da: "Ey Muhammed, sen ögüt ver, esasen sen sadece bir ögütcüsün . Sen onlara zor kullanacak degilsin" (K.88 Gâsiye 22-24), ya da: "Dinde zorlama olmaz" (K. 2 Bakara 256) seklinde hosgörülü imis kanisini yaratici âyet'ler koyarken2, güçlendigi an sert ve dehset saçar nitelikte âyet'ler yerlestirmistir ki, bunlarin arasinda Allah yolunda Kitali öngören (K. Nisâ 84), ya da müsrik'leri Müslüman yapincaya kadar savasi emreden (örnegin: "...(kâfirlerin) boyunlarini vurun, parmaklarini dograyin" (K. 8 Enfal 12), ya da "Onlari buldugunuz yerde öldürün... Fitne kalmayip yalniz Allah'in dini ortada kalana kadar onlarla savasin" (K. 2 Bakara 191-193); seklinde olan, ya da Yahudi'lere Hiristiyan'lara karsi savas açilmasini ve Islâm'i kabul etmelerine, ya da cizye (kafa parasi) vermelerine kadar savasin sürdürülmesini öngören hükümler vardir ki bunlar arasinda: "(Kitab ehli'ne yani Yahudilere ve Hiristiyanlara ve Islam'i din edinmeyenlere karsi) ... boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savasin" (K. 9 Tevbe 29)), ya da:"Ey Peygamber! Kafirlerle ve munafiklarla savas. Ve onlara kati sert davran! Varacaklari yer Cehennemdir..." (K. Tevbe 73, Tahrim 9) seklinde olanlari var.
Öte yandan yine henüz yeteri kadar güçlü bulunmadigi zamanlar, özellikle Mekke döneminde, husumet celbetmemek maksadiyle, tedbirli davranmayi tercih etmis, örnegin Tanri'yi inkar edenlere ya da puta tapanlara satasilmamasini, onlarin taptiklari seylere sövülmemesini istemistir. Çünkü aksi takdirde onlarin da kendisine ve taraftarlarina saldiracaklarini ve sövmeye baslayacaklarini bilirdi. Bundan dolayidir ki Kur'ân'a: "Allah'tan baska yalvardiklarina sövmeyin ki onlar da ... Allah'a sövmesinler." (K. 6 En'am 108) der, ya da:"...onlar savasmadikça, siz de onlarla savasmayin..." (K.2 Bakara 191) seklinde yumusak ve barisci nitelikte görünen âyet'ler koymustur. Fakat Medîne'ye geçipte güçlendikten sonra artik çekingen ve barisci siyâset izlemeye gerek kalmadigi için Kur'ân'a:Ey Peygamber! kâfirlerle ve munâfiklarla savas (cihadda bulun!). Ve onlara kati davran (Sertlik göster)! Varacaklari yer cehennemdir... (K. Tevbe 74; ayrica: Tahrîm 9) seklinde, ya da biraz önce degindigimiz gibi, yildirici ve dehset saçici hükümler koymustur3
1 Her ne kadar Medîne dönemine âit âyet'lerin kimi çevirisinde uyarici deyimleri geçmekle beraber âyet'lerin Arapca aslinda kullanilan inzâr ve nezir sözcükleri, genellikle korkutma anlamini tasir. Bu konuda bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Cilt VII, sh. 185)
2 Ayrica bkz. Imrân 20; Mâide 92, 99; Ra'd 40; Nahl 35, 82; Nûr 54; Ankebût 18; Yâ-Sîn 17. Bu konuda Turan Dursun'un Kur'ân'daki Çeliskiler baslikli yazisi için bkz. Ikibin'e Dogru, 17 Aralik 1989, sh. 49
3 Bu konuda bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi (Cilt IV. sh 97 ve d.);