III) Mekke'den Medîne'ye hicret olaylari vesilesiyle konan âyet'ler arasindaki çeliskilerin nedenleri:


Mekke'den Medîne'ye hicret olaylari sirasinda da Muhammed, yukardaki taktik geregince Kur'ân'a çelismeli âyet'ler yerlestirmekten geri kalmamistir; söyleki:


Mekke'de bulundugu on yila yakin bir süre boyunca fazla taraftar toplayamayinca ve kendisine destek kimselerin (örnegin karisi Hatice ile amucasi Ebû Talib'in) ölümleri sonucu koruyucusuz kalinca, Medine'ye hicret etmege karar vermistir. Ancak ne var ki taraftarlarini hicret etmege zorlayabilecek güçte degildi. Yapilacak sey iknâ usullerini denemekti. Ikna edebilmenin etkili yollarindan biri, "niyet" unsurunu "amel" unsuruna baglamakti, yâni kisi'yi yaptigi isler yüzünden sorumlu tutmakti. Kendisiyle birlikte Medîne'ye hicret edecek olurlarsa "iyi" bir is yapmis olacaklarini, nîmetlere ve âhiretlere kavusacaklarini, aksi takdirde bunlardan yoksun kalacaklarini anlatmak üzere söyle konusmustur: "Herkesin niyet ettigi ne ise eline geçecek olan ancak odur. Artik nâil olacagi bir dünya veya nikâh edecegi bir kadindan dolayi hicret etmis kimse varsa hicreti (Allah'in ve Resûlünün rizâsina degil) sebeb-i hicret olan seye müntehîdir" 1 Böylece anlatmak istemistir ki kisi'ler hangi niyet'le hicret etmislerse, niyetlerine göre sonuç alirlar, yâni kendi verecekleri kararlara Tanri (ve elçisi) karismaz.


Kuskusuz ki o an için bu sekilde konusmak isine gelmistir, çünkü hicret edip etmemeyi Tanri kararina ve iznine birakmis olsa, gerek hicret etmek isteyenler ve gerek istemeyenler, bunu kendilerine göre bahane nedeni edinebilirler diye düsünmüstür. Yani eger "Tanri diledigini hicret ettirir, diledigini ettirmez" demis olsa, ya da "Tanri'nin rizasi olmadan hiç kimse hicret etmek için karar alamaz" seklinde konusmus olsa, hicret etmeyipte Mekke'de kalmak isteyenler: "Madem ki hicret, Tanri'nin dilek ve rizasina baglidir, o halde bizim burada kalmamiz Tanri dilegine göre olusmus demektir. Karari biz vermedik ki sorumlu olalim" diyebileceklerdi. Bundan dolayidir ki Muhammed: "Her kesin niyet ettigi ne ise eline geçecek olan ancak odur... hicret etmis kimse varsa hicreti (Tanri'nin ve elçisinin rizasina degil) hicret sebebi olan niyete yöneliktir" seklinde konusmayi, ve böylece kisileri sorumluluk duygusu içerisinde birakmayi, o an için kendi siyasetine uygun bulmustur.


Fakat Medine'ye hicret ettikten sonra durum degismistir. Zira Muhammed'in çagirisina uyup Medîne'ye hicret eden müslümanlar oldugu gibi, hicret etmeyip Mekke'de kalanlar da vardi, ve bunlar çogunluk idi. Böyle olunca, Medine'ye hicret edenler (ki bunlara “Muhacirler” adi verilmistir), hicret etmeyipte Mekke'de kalanlari örnek verip: Muhammed'e: “Nasil olur da onlari Medine'ye getiremezsin?” diyebilirler, ve kendisine basarisizlik yükleyebilirlerdi. Ve iste böyle diyemesinler diye Kur'ân'a: "(Ey Muhammed!) Tanri kimi dogru yola eristirmisse, dogru yolda olan odur ancak. Kimi de saptirmissa, sen ona, Tanri'nin disinda dost bulmazsin...” seklinde âyet'ler koymustur (Örnegin Isrâ sûresi, âyet 97). Yani demek istemistir ki “Hicret etmeyip Mekke'de kalanlar dogru yoldan sapanlardir; Tanri onlari saptirdigi içindir ki Medine'ye hicret edemediler”!


Böylece, içinde bulundugu durumlara göre, bir yandan “dogru yola” yönelmenin (örnegin hicret etmenin) kisi irâdesine bagli bulundugunu (ve bu sekilde davrananlarin cennet'lik olacaklarini) belirtirken, diger yandan, bunun tam tersine olmak üzere, dogru yola yönelmenin “özgür irâde isi” degil fakat Tanri dilegine bagli bir sey oldugunu (örnegin hicret etmeyenlerin Tanri izni olmadigi için Medîne'ye hicret edemediklerini) öngören âyet'ler koymakla çeliskilere sebeb olmustur.

1 Bu satirlari su sekilde anlamak gerek:"Her kesin niyet ettigi ne ise eline geçecek olan ancak odur... hicret etmis kimse varsa hicreti (Tanri'nin ve elçisinin rizasina degil) hicret sebebi olan niyete yöneliktir"