IV) Medine'ye hicret'ten sonra, oradaki Yahudi'lerle olan iliskiler yüzünden ortaya çikan çeliskili âyet'ler:


Daha önce de degindigimiz gibi Muhammed, Medîne'ye hicret'ten sonra oradaki Yahudileri müslüman yapmak istemis, fakat bütün cabalarina ragmen yapamamistir1. Ve iste izledigi bu siyâsetle ilgili olarak Kur'ân'a bir takim hükümler koymustur ki hepsi de birbiriyle çeliskilidir. Su bakimdan ki, bir kere Yahudi'leri müslüman yapamayinca kendi taraftarlari: "Haniya sen, Tanri'nin peygamberi olarak her seyi bilen ve her seyi yapapabilen bir kimsesin, nasil olur da Yahudileri müslüman yapamazsin?" seklinde söylendiklerinde, kusurun kendisinde olmadigini anlatmak ve prestijini kurtarmak için: "Tanri dilediginin kalbini açar müslüman yapar, diledigini saptirir kafir yapar" (K. En'âm 107, 125; Nahl 93; Zümer 22-23; vs...), ya da: “Allah kimi hidâyete erdirirse dogru yolu bulan o'dur...” (K. A'raf, 178) seklindeki âyet'lere basvurmustur


Bununla beraber isine geldigi zaman: "Her kese islediklerinin karsiligi ödenir" (K. 46, Ahkâf sûresi, âyet:19) seklindeki âyet'lerden yararlanmayi da ihmal etmemistir. Bunun böyle oldugunu iyice anlayabilmek için onun, daha önce, Mekke döneminde Kureysli müsrik'lere (puta tapanlara) uyguladigi siyâseti animasamakta yarar vardir. Zirâ müsrik'leri (puta tapanlari) müslüman yapamayinca Kur'ân'a:"Allah dileseydi puta tapmazlardi" (K. 6 En'am 107) seklinde âyet'ler koydugunu, ve böylece: "Eger putperestler beni peygamber olarak kabul etmiyor ve puta tapmaktan vazgeçmiyorlarsa bu benim kabahatim degil; çünkü Tanri dileseydi onlar puta tapmazlardi" seklindeki bir mantiga siginarak prestijini kurtarmaga çalistigini yukarda görmüstük. Mekke'de iken: "Allah dileseydi puta tapmazlardi" (K. 6 En'am 107) seklinde konusurken, Medine'ye geçtikten ve iyice güçlendikten sonra bu söylediklerinin tam tersine olarak Kur'an'a: "Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" (K. 9 Tevbe 5) seklinde çelismeli âyet'ler koymaktan geri kalmamistir. Mekke'de iken "Allah dileseydi puta tapmazlardi" seklinde âyet'ler koymasi, kuskussuz ki güçsüz olmasindandi. Medîne'ye geçtikten sonra: "Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" seklinde âyet'ler koymasi ise, artik güçlenmis olarak “müsrik”leri kiliç yolu ile müslüman yapabilecegini bilmesindendir. Böylece Tanri'yi, hem insanlari “müsrik” (putatapan) ya da “sapik” yapan ve hem de “müsrik” ve “sapik” yaptiktan sonra öldürten durumlarda birakmak sûretiyle çelismeler zincirine yenilerini eklemistir. Ve iste bu ayni taktigi, Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari müslüman yapmak üzere basvurdugu siyâsete de araç kilmistir. Söyleki:


Kur'ân'da, Islâm'dan gayri dinlerin varligini kabul eder görünen, örnegin Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin ve Sabi'lerin ve hattâ putperestlerin "dîn”lerinden (inançlarindan) söz eden âyet'ler bulundugu gibi, Islâm'dan gayri baskaca din olmadigina dâir âyet'ler de vardir ki çelismeli olarak siralanmislardir. Örnegin Kafirûn Sûre'sinde “müsrik”lerle ilgili olarak: "Sizin dininiz size, benim dinim bana" (K. Kafirûn 6) diye yazilidir. Bakara Sûresi'nde de Yahudi'ler, Hiristiyan'lar ve Sabi'lerle ilgili olarak: "...(onlardan Allah'a ve ahiret gününe inanip yararli is yapanlar) Rablerinin katindadir. Onlar için artik korku yoktur" (K. 2 Bakara 62) diye yazilidir. Yine Bakara Sûresi'nde: "Kendi dinlerine uymadikça Yahudiler ve Hiristiyanlar senden hosnud olmayacaklardir" (K. 2 Bakara 20) diye âyet vardir. Görülüyor ki bu âyet'lerde, Islâm'dan gayri din ve inançlara (örnegin Yahudi'lige ya da Hiristiyan'liga) yönelmenin kisiye bagli bir is oldugu anlami yatmakta.


Fakat buna karsilik Kur'ân'da, Islâm'dan gayri din olmadigina, ve baska bir dine yönelenlerin “sapik” sayilip cezlandirilacaklarina, ve nihâyet onlara karsi savas açilmasi ve Islâmi kabul etmelerine kadar savasin sürdürülmesi gerektigine dâir âyet'ler de vardir ki, sik sik tekrarladigimiz gibi, bazilari söyledir: "Allah katinda din süphesiz Islâmiyettir" (K. Imran 19); "Kim Islâmiyet'ten baska bir dine yönelirse onunki kabul edilmeyecektir. O âhirette de kaybedenlerdir" (K. Imran 85); “...Müsrikleri buldugunuz yerde öldürün...” (K. Tevbe 5); “Kendilerine kitap verilenlerden (Yahudi'ler, Hiristiyan'lardan) Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ile Resûlünün haram kildigini haram saymayan ve hak dini (Islâm dinini) kendine din edinmeyen kimselerle , küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savasin” (K. Tevbe, 29);“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münâfiklarla savas (cihadda bulun). ve onlara kati davran (sertlik göster) Varacaklari yer cehennemdir...” (K. Tevbe, 74; Tahrim 9).


Söylemeye gerek yoktur ki farkli din ve inançta olanlari zorla, siddet yolu ile Islâma sokmaga yönelik bu tür âyet'ler, biraz yukarda gördügümüz “Din'de zorlama olmaz” , ya da "Sizin dininiz size, benim dinim bana" seklinde âyet'lerle çatismakta. Bu çatisma, yine Muhammed'in "güçsüz" durumdan "güçlü" duruma geçmesiyle ilgilidir. Güçsüz bulundugu dönemde Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi pek bir sey yapamadigi için, ya da onlari kazanmak amaciyla, yumusak bir siyâset izlemis, onlari kendi inançlari içinde yasar kabul etmistir; fakat güçlendigi an Islâm'dan baska din olmadigini ileri sürerek üzerlerine yürümüstür. Konuyu “Islâm'a Göre Diger Dinler” ve “Kur'ân'daki Kitaplilar” baslikli kitablarimizda ele aldigimiz için burada fazla durmayacagiz.

1 Bu konuda benim “Islâm'a Göre Diger Dinler”, ve “Kur'ân'daki Kitaplilar” adli çalismalarima bakiniz.