X) Muhammed'in Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara (Kitabli'lara) karsi izledigi siyâset'deki degisikliklerden dogma çeliskiler:


Çeliskili hükümlerin Kur'ân'da yer almasinin nedenlerinden biri de, Muhammed'in "Ehl-i Kitab"a (yâni Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara) karsi izledigi günlük siyâsetindeki degisikliklerdir. Bakiniz nasil:


Biraz önce degindigimiz gibi Muhammed, ilk baslarda her ümmete, kendi içinden peygamberler, kendi dil'lerinden Kitap'lar gönderildigini söylemis, Allah'a ve ahiret gününe inanan Yahudi'lerin, Hiristiyan'larin ve Sâbi'lerin mükafatlandirilacaklarini, onlar için artik korku ve üzüntü bulunmadigini belirtmis, ve bu maksatla Kur'ana su tür âyet'ler yerlestirmistir: "...Yahûdi olanlar, Hiristiyanlar ve Sâbiler'den Allah'a ve ahiret gününe inanip yararli is yapanlarin ecirleri Râblerinin katindadir. Onlar için artik korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir..." (K. 2 Bakara 62; ayrica bkz. 5 Mâide 69). Dikkat edilecegi gibi âyet'de “Allah'a” ve “ahiret gününe” inanan Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, tipki Müslüman'lar gibi, Tanri tarafindan mukâfatlandililacaklari bildirilmekte.


Yine bunun gibi onlarin, kendilerine verilen Kitap'larla (yâni Yahudi'lerin “Tevrat” ile, Hiristiyan'larin “Incil” ile is görmelerinin emredildigini eklemistir. Nitekim kendisine soru soran, ve belli sorunlara çözüm bulmasini isteyen Yahudi'lere, Tevrat hükümlerine uymalarina söyler ve Tanri'dan geldigini bildirdigi su vahyi okurdu: “(Ey Muhammed!) Allah'in hükmünün bulundugu Tevrat yanlarinda iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz ceviriyorlar? Dogrusu biz yol gösterici ve nurlandirici olarak Tevrat'i indirdik...Yahudi olanlar onunla hükmederlerdi... (K. Mâide sûresi, âyet: 43-45). Bunu derken Tevrat'in, tipki Kur'ân gibi, dogru yolu gösteren bir kitap oldugunu ve bu iki kitap'tan daha “hidâyetkâr”, daha dogru yol gösteren bir Kitap bulunmadigini1 anlatmak maksadiyle su âyet'i Koyar: “Ey Muhammed!) De ki: Eger dogru sözlü iseniz, Allah katindan bu ikisinden (Tevrat ve Kur'ân'dan) daha dogru bir Kitap getirin de ben ona uyayim-'...” (K. 28 Kasas sûresi, âyet, 49)


Ayni seyi Hiristiyan'lara da yapar, ve Incil'e uymalarini salik verirdi. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: “...Tevrat'i dogrulayan Incil'i, sakinanlara ögüt ve yol gösterici olarak indirdik. Incil sâhipleri, Allah'in onda indirdikleriyle hükmetsinler... (Incil ile hükmetmeyenler) iste onlar fâsik olanlardir...” (K. Mâide sûresi, âyet 46-47).


Öte yandan her iki ümmet'e, yâni Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara sik sik sunu tekrarlardi ki Tanri onlardan, kendilerin verilen kitap'lara (Tevrat'a, Incil'e) uymalarini beklemektedir. Bu konuda Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: “...Ey Kitap ehl-i, Tevrat'i ve Incil'i ve Rabbinizden size indirlenleri geregince uygulamadikça bir temeliniz olamaz...” (K.Mâide, 68).


Fakat yavas yavas güçlendikten sonra, kendisini Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara “peygamber” olarak kabul ettirmege ve onlari Islâm yapmaga ve çalisir, ve bu isi basarmak için çesitli usullere basvurur. Bu usuller arasinda, Kible'yi onlarin kiblesi olan Kudüs yönüne çevirmek, ya da Yahudi'lerin yasam tarzini izlemek, örnegin saçlarini Yahudiler gibi taramak vs... gibi ödün (taviz) verici davranislardan tutunuzda, onlari kâfirlikle suçlayip korkutma siyasetine varincaya kadar her sey vardir. Daha önce onlara, Tanri'nin kendilerine verdigi Kitap'lara (Tevrat'a, Incil'e) uymalarini söylerken simdi bambaska bir agiz takinir, ve Tevrat'in ve Incil'in onlar tarafindan “tahrif” edildigini, degistirildigini ve bu nedenle Kur'ân'a uymalari gerektigini söyler. Örnegin Tanri'nin daha önce Yahudi'lere verdigi kitab'in onlar tarafindan degistirildigini anlatmak için Kur'ân'a sunu koyar: “Din konusunda onlara açik delillere verdik. Ancak onlar kendilerine ilim geldikten sonra aralarindaki cekememezlik yuzünden ayriliga düstüler...” (K. Câsiye sûresi, âyet 17). Yahudilerin Kur'ân'a uymalari için söyle der: “Dogrusu bu Kur'ân, Israilogullarina, hakkinda ihtilaf ettikleri seylerin pek çogunu anlatnaktadir” (K. Neml sûresi, âyet 76). Böylece daha önce koymus oldugu âyet'lerle çeliski yaratmis olur2.


Öte yandan Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari kazanamayacagini, muslüman yapamayacagini anlayinca, basarisiz kalmis görünmemek için, sorumlulugu Tanri'ya yüklemek istemistir. Ve bu sefer, onlarin müslüman olmamalari nedenini Tanri'nin onlari fitneye düsürmüs olmasinda aramistir. Tanri tarafindan "fitneye" düsürüldükleri için Yahudi'lerin kendisini peygamber olarak kabul etmediklerini belirtmek üzere Kur'ân'a âyet'ler koymustur. Bunlardan biri söyle: "Ey Peygamber!.... Yahûdilerden... sana gelmeyen(ler)... inkâra kosanlar seni üzmesin... Allah'in fitneye düsmesini diledigi kimse için Allah'a karsi senin elinden bir sey gelmez. Iste onlar Allah'in kalblerini aritmak istemedigi kimselerdir. Dünyâda rezillik onlaradir..." (K. 5 Mâide 41)


Görülüyor ki yukardaki âyet'leri koyarken üç yönlü bir çelismeye yer vermis olmaktadir. Su bakimdan ki, bir kere daha önce Yahûdileri kazanmak için onlari "Rablerinin katinda" imis gibi gösterirken, simdi kazanamayacagini anlayinca, birden bire "fitneye düsmüs" kimseler" olarak tanimlayivermistir. Fakat bunu yaparken, onlarin müslümanligi kabul etmeyislerinin, Tanri'dan gelme oldugunu söylemis, ve onlari: “Allah'in kalblerini aritmak istemedigi kimselerdir. Dünyâda rezillik onlaradir...” seklinde göstermistir. Yâni Yahudileri fitneye düsürenin Tanri oldugunu bildirmis ve üstelik de Tanri'yi, fitneye düsürdügü kisileri cezalandirir duruma sokmustur. Böylece Tanri'yi, hem Yahudi'lerin kalplerini aritmayan, ve hem de onlari “rezillik”le suçlayan bir durumda kilmistir.


Yine bunun gibi, önceleri Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari, Tanri'nin kendilerine verdigi kitaplari (Tevrat'i ve Incil'i) tahrif etmekle sorumlu tutup korkutmak sûretiyle Islâm'a sokmaga çalisirken ve örnegin Kur'ân'a, biraz yukarda belirttigimiz hükümler yaninda, bir de ayrica: "Kur'ân'i islerine geldigi gibi bölerek benimseyenlere de, Yahûdi ve Hiristiyanlara da Kitab indirmistik.... hepsini yaptiklarindan sorumlu tutacagiz" (K. 15 Hicr 93) seklinde âyet'ler koyarken, onlari Islâm yapamayacagini anlayinca, bu söyledikleriyle çeliskiye düsercesine, Tanri'nin onlari dogru yola sokmadigini, Islâm yapmadigini söyleyip Kur'ân'in su tür âyet'lerine sarilmistir: “Yolun dogrusu Allah'indir. Yolun egrisi de vardir. Allah dileseydi hepinizi dogru yola iletirdi” (K. Nahl 9); "Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islâmiyet'e açar, kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar" (K. 6 En'âm 125). Daha baska bir deyimle, hem bir yandan Kitap'li'lari (yâni Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari), Tanri'nin verdigi kitap'lari tahrif etmekle ve Islâm'a girmemekle suçlarken, diger yandan onlarin bu davranislarinin, kalb'lerinin Tanri tarafindan “dar ve sikintili” kilinmasindan oldugunu söylemistir. Yâni onlari Islâm yapamamanin sorumlulugunu sirtindan atmak istemistir. Böylece taraftarlarinin kendisine: “Neden Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari Islâm yapamadin?” seklinde sorabilecekleri sorulara: “Onlari Islâm yapamayan ben degilim; çünkü Tanri onlari dogru yola sokmadi, kalblerini Islâmiyete açmadi” seklinde karsilik verebilecek kolayligi yaratmistir. Ancak ne var ki bunu yaparken, yukarda görüldügu gibi, çeliskili âyet'lerin Kur'ân'a girmesine vesile olmustur.


Fakat bununla da kalmamis, bir de bu yukardaki çelismeleri biraz daha pekistiricesine, Islâm'dan baska gerçek bir din olmadigina (K. 48 Fetih 28); baska bir dine yönelenlerin sapik sayilacaklarina (K.3 Imran 19, 20, 85) ya da müslümanlar disinda hiçkimselere"mükâfat" olmadigina ve bu gibi kimselerin "asagilik kisiler" olduguna (K. 95 al-Tîn 5,6), ya da Yahudilerle ve Nasranîlerle dost olanlarin "kâfir" sayilacaklarina (K. 5 Maide 51; ayirca bk. 3 Imran 118; ve 4 Nisa 139 vs) ve nihayet Kitab ehline karsi "cizye verene ve asagilatilana kadar" savas açilmasi gerektigine (K. 9 Tevbe 29) dâir hükümler koymak sûretiyle çeliski üzerine çeliski yaratmistir. Çünkü hosgörüsüzlügü içeren bu âyet'ler, hosgörü havasi yaratir nitelikteki âyet'lerle çelisme halindedir


*


Muhammed'in, Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi uyguladigi siyâset'teki degisiklik nedeniyle Kur'ân'da yer alan çeliskiler konusunda verilebilecek ilginç örneklerden bir digeri Ibrahim (“peygamber”) ile ilgili; daha dogrusu müslümanlikla ilk olarak emrolunan kisi'nin Ibrahim mi, yoksa Muhammed mi oldugu konusunu içeren âyet'lerle ilgilidir, ki kisaca belirtilmege deger:


Kur'an'in bazi âyet'lerinde, “ilk müslüman” olarak Muhammed'in adi geçer. Örnegin En'âm Sûresi'nde söyle yazili: "(Ey Muhammed!) ... 'Dogrusu ben ilk müslüman olmakla emrolundum' de..." (K 6 En'âm 14). Ayni sûre'de bir baska âyet söyle:"(Ey Muhammed)! De ki... müslümanlarin ilki olarak böylece emrolundum" (K. 6 En'âm 163)


Her ne kadar Beyzavî gibi yorumcular bu âyet'lerle Muhammed'in, kendi ümmeti olan Arap'lar içinde ilk müslüman olarak atanmis oldugunun anlatildigini söylerlerse, biraz ilerde görecegimiz gibi böyle degildir. Esasen En'âm Sûresi'nin yukardaki âyet'lerinin: “Ben Islâmi ilk getirmekle emrolundum”, seklinde okunmasi daha uygundur. Nitekim Elmalili Hamdi'ye göre En'âm sûresi'nin 14.cü âyet'i söyle olmak gerekiyor: “Ben... cidden ehl-i islâm'in birincisi olmakla emrolundum...”. Ayni sûre'nin 163cü âyet'i de söyle: “... Seriki yoktur O'nun. Ben bununla emrolundum ve ben müslimînin evveliyim”. Bununla anlatmak istedigi sey su oluyor: “Ben Allah'a teslim olanlarin birincisiyim/en önündeyim” 3.


Fakat buna karsilik yine Kur'an'da (ve ayrica hadîs‘lerde) “ilk müslümanlikla emrolunan” kisi'nin Ibrahim oldugu ve Muhammed'in de onun izince gidenlerden bulundugu yazilidir. Örnegin Imrân Sûresi'nde söyle yazili: "Ibrahim ne yahudi idi, ne nasrânî (hiristiyan) ve lâkin müslim bir hanif... idi ve müsriklerden olmamisti. Dogrusu insanlarin Ibrahim'e en yakini, her halde onun izince gidenler su peygamber (Muhammned) ve iman edenlerdir...” (K. Imrân sûresi, âyet 67-68).


Hac sûresi'nde de Ibrahim'in, insanlar arasinda hacci ilân eden, ve insanlari hacca çagiran “peygamber” oldugu bildirilmistir (K. 22, Hac, 26-29)


Yine bu dogrultuda olmak üzere, Kur'ân'in Nahl Sûresi'nde, Tanri'nin Ibrahim'i seçip dogru yola “hidayet buyurdugu”, ona san ve seref verdigi ve ahirette de onu sâlih'lerden kildigi ve bütün bunlardan sonra Muhammed'e vahy eyleyip Ibrahim'in dinine uymasini emrettigi su sekilde belirtilmekte: “Ibrahim gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi. Allah'a ortak kosanlardan degildi... Çünkü Allah onu seçmis ve dogru yola iletmisti. Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir. Sonra da sana (Ey Muhammed!): -'Dogru yola yönelerek Ibrahim'in dinine uy! O müsriklerden degildi'- diye vahyettik” (K. Nahl, 120-123).


Benzerî bir açiklamayi En'âm Sûresi'nin su âyet'inde görmekteyiz: "(Ey Muhammed) De ki-'Süphesiz Rabbim beni ... gerçek dine... yönelen... Ibrahîm'in dinine iletmistir'- " (K. 6 En'âm, 161). Yâni burada da Tanri, Ibrahim'in, Muhammed'ten önce müslüman olarak gönderildigini açikliyor, ve Muhammed'e Ibrahim'in dinine yönelmesini bildiriyor; böylece Ibrahîm'in, Muhammed'ten daha önce, yâni ilk müslümanlikla emrolunmus “peygamber” bulundugunu anlatmaktadir. Eger Muhammed “Müslümanlarin ilki” ya da “birincisi” olmus olsaydi, Ibrahim'in dinine yönelmesi gerekir miydi?


Ne ilginçtir ki bu ayni Tanri, Ibrahim'in ilk müslüman oldugunu yukardaki sekilde açikladiktan üç âyet sonra, biraz önce söyledigi ile çeliskiye düsercesine konusmakta ve ilk müslüman olarak Ibrahîm'in degil fakat fakat Muhammed'in gönderildigini söylemektedir: "(Ey Muhammed!) ... -'müslümanlarin ilki olarak böylece emrolundum-' (de)..." (K. 6 En'âm 163). Her ne kadar bu âyet'in: “De ki: ... ‘ben müslimin evveliyim!'...” seklinde okundugu ve bununla “Ben Allah'a teslim olanlarin birincisiyim/en önündeyim-'...” seklinde anlam tasidigi belirtilirse de4, degisen bir sey yoktur. Çünkü bu âyet'lerle anlatilmak istenen sey Muhammed'in müslümanlarin ilki ve izlenmesi gerekeni oldugudur, ki Ibrahim'in “ilk müslüman peygamber” oldugu hususu ile ilgili biraz yukardaki âyet'lerle çatisir.


Öte yandan yine Kur'ân'da, Ibrahîm'den sonra gelen peygamberlerin hepsinin (örnegin Ishak, Ismail, Ya'kub, Davud, Süleyman, Musa, Harun vs... ve Isa) müslüman olduklarini bildiren âyet'ler vardir; örnegin Ibrahîm (K. Bakara Sûresi, âyet: 129-130) Ismail (K. Meryem sûresi, âyet: 54), Harun (K. 19 Meryem 52); Idris (K. Meryem sûresi, âyet: 56) vs... hep, Muhammed'ten önce müslümanlikla emrolunmus "peygamberler” olarak görünmektedirler. Ve ne ilginçtir ki bu tür âyet'ler, Muhammed'i "ilk müslüman" peygamber olarak gösteren âyet'lerle çogu kez yan yana, ya da iç içedir.


Hemen belirtelim ki bütün bu çeliskiler, Muhammed'in Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi izledigi siyâsetin diger bir sonucudur. Su bakimdan ki, ilk baslarda kendisini "Arapça Kur'ân" ile Arap'lara gönderilmis olarak tanimlarken, Medîne'ye hicret ettikten sonra kendisini Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara ve diger ümmetlere de peygamberi olarak kabul ettirmek istemis, bu nedenle Ibrahim'in müslümanlikla emrolundugunu, ve onun ahfadindan olanlarin (Israilogullari'nin) daha önce muslüman olduklarini bildirmis ve kendisinin de Ibrahim'in dînini izlemekle görevli kilindigini söyliyerek yukardaki çelismelere sebeb olmustur.

Tekrar hatirlatalim ki Muhammed, kendisini “peygamber” olarak ilân ettigi ilk baslarda, Tanri'nin her ümmet'e, o ümmet'in kendi içinden peygamberler gönderdigini, kendi dillerinden kitablar verdigini ve Arap'lara da kendi içlerinden kendisini, Arapça Kur'ân ile gönderildigini söylerdi. Böylece Müslümanlikla emrolunmüs olan ilk “peygamber” olarak görünürdü. Mekke döneminin baslarinda bu fikre öylesine saplanmisti ki, farkli din ve inançta olanlara karsi : "Bizim dinimiz bize, sizin dininiz size" (K. Kafirûn 6) diye konusurdu. Yahudi'lere ya da Hiristiyan'lara daha önce Islâm'in gönderilmis oldugunu söylemek, ya da Ibrahim'i, Musa'yi, Isa'yi (ve “peygamber” diye bilinen digerlerini) müslüman olarak göstermek aklindan geçmezdi. Fakat Medîne'ye hicret ettikten sonra güçlenipte, Arap'lardan gayri bir de Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara “peygamber” olma fikrine kapilinca, Islâm dini'nin daha önce onlara indirildigini, Ibrahim'in “ne yahudi, ne de hiristiyan olmayip “dosdogru bir müslüman oldugunu” (K. Al-i Imrân 67), Ibrahim'den sonra Isa'ya kadar gelmis geçmis bütün “peygamber”lerin hep Islâm dîninden olduklarini, kendisinin de Ibrahim'in dînini izlemekle görevli kilinip peygamberlerin dizi'sinin sonuncu halkasi oldugunu söylemis, onlari, Tevrat ve Indcil'i “tahrif” etmekle ve gönderilen “peygamber”leri inkâr etmekle suçlamis ve “Ey ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramizda müsterek olan bir söze geliniz...” (K. Al-i Imrân 64) diyerek Islâm'a çagirmistir.


Öte yandan ilk baslarda Kur'ân'i Arap dilinde, Arap'larin geleneklerine uygun olmak üzere gönderilmis bir Kitab olarak göstermis örnegin su âyet'leri koymustur:


"Bu indirdigimiz... Mekkelileri ve etrafindakileri uyaran... Kitab'dir..." (K. 6 En'am 92);


"...Bu Kitab Arab diliyle indirilmis(tir)" (K. 46 Ahkâf 12) "Biz onu, anlayasiniz diye, arapça okunmak üzere gönderdik" (K. 12 Yusuf 2);


"Bu Kitab... bilen bir millet için müjdeci olmak üzere arapça okunarak, âyetleri uzun uzun açiklanmistir." (K. 41 Fussilet 2-5);


"Bu Kitab... Allah'tan baskasina kulluk etmeyesiniz... diye âyetleri kesin kilinmis, sonra da uzun uzadiya açiklanmis bir Kitab'dir" (K.11 Hûd 1-3)


Böylece Kur'an'i, sadece Araplar için, özellikle Mekkeli'leri uyarmak üzere indirilmis gibi gösterirken, Yahudi'lere daha önce Tevrat'in, Hiristiyan'lara da Incil'in verildigini ve bu nedenle onlarin kendi kitap'larina göre is görmeleri gerektigini bildirmis ve biraz yukarda degindigimiz gibi Kur'ân'a su tür âyet'ler koymustur:


"Yahudiler Tevrat'a göre amel etsinler" (K. 5 Mâide 43);


“Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap tasiyan merkebin durumu gibidir. Allah'in âyet'lerini yalanlamis olan kavmin durumu ne kötüdür...” (K. 62 Cum'a sûresi, âyet 5).


"... Incil sahipleri Allah'in onda indirdikleri ile hükmetsinler. (Onunla. hükmetmeyenler), iste onlar fâsik olanlardir." (K. 5 Mâide 46-47).


Bu arada sunu da belirtmekten geri kalmamistir ki, eger Tanri istemis olsaydi: ".... sizi bir tek ümmed yapardi" (K. 5 Mâide 48)


Ancak ne var ki daha sonralari, yani güçlenipte Yahudi'leri ve Hiristiyanlari Islâma zorlama siyasetine basvurunca, Kur'ân'a koymus oldugu yukardaki âyet'lerle çeliski yaratacak nitelikte hükümlere yönelmistir. Örnegin önceleri onlara, kendi kitaplarina (yâni Tevrat'a, ya da Incil'e) göre is görmelerini söylerken, simdi bu kitaplarin asillarinin Kur'ân tarafindan onaylandigini ve fakat onlar tarafindan tahrif edilmis oldugunu ve bu nedenle Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin Kur'ân'a uymalari geregini bildirmistir. Bu vesileyle koydugu âyet'lerden bir kismi söyle:


“... Dogrusu (Kur'ân'daki) bu hükümler, ilk sahifelerde, Ibrahim ve Musa'nin sahifelerinde de vardir” (K. 87, A'lâ sûresi,m hayet 18-19).


“Ey Israilogullari!... Elinizde bulunan Tevrat'i te'yid ederek indirdigimiz Kur'ân'a inanin... âyet'lerimizi degistirmeyin...” ()K. Bakara, 41; Ayrica bkz. Nisâ 47)


"Rabbinin katindan bir belgesi olanlar... önlerinde de Musa'nin Kitab'i önder ve rahmet olarak bulunanlardir ki, iste onlar Kur'ân'a inanirlar. Hangi topluluk (Kur'ân'i) inkâr ederse yeri atestir..." (K. 11 Hûd 17).


"Ayet'lerimize inanip, yanlarindaki Incil'de ve Tevrat'ta yazili bulduklari o elçiye, o ümmî Muhammed'e uyanlar (var ya)... O peygambere'e inanip ona saygi gösteren, ona yardim eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, iste kurtulusa erenler onlardir" (K. 7 A'râf 156-157);

Daha baska bir deyimle Tevrat'in ve Incil'in, esas itibariyle Kur'ân demek oldugunu, fakat onlar tarafindan tahrif olundugunu, bu nedenle Kur'ân'i kutsal kitap olarak kabul etmeleri gerektigini bildirmistir. Bunu yaparken, daha önce onlara kendi kitaplarina göre hareket etmelerine dair söyledikleriyle çeliski yaratmistir.

1 Bu konuda bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3743).

2 Bu konuda benim “Islâm'a Göre Diger Dinler” ve “Kur'ân'daki Kitaplilar” adli yayinlarima bakiniz.

3 Elmalili Hamdi Yazir'in çevirisine bakiniz.

4 Elmalili Hamdi Yazi'nin bu âyet'lerle ilgili açiklamasina bakiniz (Cilt III, sh. 1890 ve d.; sh. 2114 ve d.)