XI) Arap toplumunun sapli bulundugu bâtil inanislari, ve hurafeleri degisik sekiller altinda sürdürme siyâsetinden dogma çeliskiler:

Arap toplumunun sapli bulundugu bâtil inanislardan ve hurafe'lerden bir çogunu sürdürmek, hattâ bunlara yenilerini eklemek bakimindan da Muhammed, bir takim çeliskili hükümlerin yerlesmesine sebeb olmustur. Örnegin “bâtil”i yok etmis gibi görünürken “bâtil” inanislara yer vermistir, ki bunlar arasinda, Kâ'be'deki kara tas'a tapmak, ya da seytan'lari taslamak, ya da tükürüklü ve tükürüksüz üfürükçülük'le nefes etmek vs... gibi hususlarla ilgili hükümler vardir.


Kisaca belirtelim ki “bâtil” denen sey “köksüz”, “geçersiz”, “bos”, “bozuk”, saçma, haksiz” nitelikte sey demektir1. Muhammed'in söylemesine göre Islâm” demek “hak” demektir, ve Islâm'in karsisinda olan her sey “bâtil” olup Islâm'in gelmesiyle “bâtil” gitmis demektir. Bunu anlatmak üzere Kur'ân'a koydugu âyet'ler arasinda sunlar var:


“Hak geldi, bâtil'sa yikilip gitti. Kuskusuz bâtil yikilip giden türdendir” (K. Isrâ 81);


“De ki: Hak geldi, artik bâtil ne bir seyi ortraya çikarabilir, ne de geri getirebilir” (K. 34, Sebe, 49);


“Tanri bâtil'i yok eder ve hak olani sözleriyle yerlestirir. Çünkü O yüreklerde olani bilir” (K. Sûrâ 24);


“Evet hakk'i firlatiriz bâtil'larin üzerine! O sirada bâtilin kafasini kirip beynine dek yarariz! Bir de bakmissiniz, bâtil, yikilip gitmis” (K. Enbiyâ, 18) 2.


Öte yandan “put'larin” bâtil seyler oldugunu ve onlara tapmamak gerektigini anlatmak üzere: “...Çünkü Allah, hak'in ta kendisidir. O'nun disindaki taptiklari (put'lar) ise bâtilin ta kendisidir. Gerçek su ki Allah, evet O, uludur, büyüktür” (K.22, Hac sûresi, âyet 62) seklinde âyet'ler eklemistir (Ayrica bkz. Muhammed sûresi, 3; Nahl sûresi, 72, Ankebût 67; A'raf 139).


Ancak ne var ki bir yandan Tanri'nin bâtil'i yok ettigini söylerken, diger yandan Kur'ân'a bâtil inanislari sürdürür nitelikte âyet'ler koymaktan ve bunlari bizzat uygulamaktan geri kalmamistir. Örnegin bir yandan tas, ya da tahta cinsi seylerden yapili put'lara tapmanin, ya da üfürükçülük yapmanin “bâtil”a inanmak oldugunu belirtirken, diger yandan, bir tas parçasi olan Hacer-i Ecved'i (Kara tas'i) öpüp oksamaktan, ona tapmaktan3, ve müslümanlari da ona taptirtmaktan, ya da seytan'lari taslatmaktan, ya da hastaliklari “tükürüklü ve tükürüksüz üfleme” usûlleriyle gidermege çalismaktan geri kalmamistir4 (Örnegin Hicr sûresi'nin 17 ve 33cü âyet'lerinde taslanarak kovulmus seytanlar'dan söz edilir). Bâtil denen seylere, örnegin “üfürük” usûllerine öylesine inanmisti ki Kur'ân'daki el-Felak ve en-Nâs sûre'leri (ki bunlar Muavvizeteyn, yâni “iki koruyucu” diye bilinir) ile, Ihlâs sûresi'nin5 âyet'lerini okuduktan sonra ellerini üfleyerek vucûdunu sivar, bu sûretle kendisini her türlü serr'den (“üfürükçülük ve büyücüluk yapanlarin serrinden”, “kiskanç kisilerin serrinden”, “cin ve seytan'in serrinden”, “gecelerin serrinden”) ya da hastaliklardan ve kötülüklerden korudugunu sanirdi. Gerçekten de Kur'ân'in el-Felak sûresi aynen söyle: “(Ey Muhammed!) De ki: Yarattigi seylerin serrinden, karanligi çöktügü zaman gecenin serrinden, dügümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin serrinden ve kiskandigi vakit kiskanç kisinin serrinden sabahin Rabbine siginirim” (K. 113, el-Felak, 1-5). en-Nâs sûresinde de söyle yazili: “De ki: Insanlarin kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'i andiginda) pusuya çekilen cin ve insan seytaninin serrinden, insanlarin Rabbine, insanlarin Melikine, insanlarin Ilâhina siginirim” (K. 114, en-Nâs sûresi, âyet: 1-6).


Daha baska bir deyimle güyâ Tanri Muhammed'e ve bütün müslümanlara sunu bildirmistir ki, yer yüzündeki kötülüklerden, ya da karanlik bastiginda gece'nin serrinden, ve ayrica “dügümlere üfürüp büyü yapan” kadin erkek her türlü sihirbazlarin serrinden, ve bir de hasetçilerin (yâni baska kisilerin sahip bulunduklari nimetleri çekemeyip ona göz diken, ve onun yok olmasini dileyen kimselerin) serrinden korunmak ancak kendisine siginmakla mümkündür. Anlasilan o ki Muhammed, kendisine büyü yapilmasindan (yâni “büyü”lenmekten) korkar, ve büyü'nün etkisinden kurtulmanin yollarini Kur'ân'a koydugu âyet'lerden bazilarini (örnegin Felâk ve Nâs sûre'lerinin âyet'lerini) okuyup nefes etmekte, üflemekte bulurdu. Nitekim bunun böyle oldugunu, Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz. Su bakimdan ki yukardaki âyet'lerle ilgili olarak bazi yorumcular su olayi anlatirlar: Yahudi'lerden A'sam oglu Lebîd adinda biri, Muhammed'e büyü yapmak maksadiyle bir ipe üfürerek on iki dügüm baglar ve bunu bir kuyuya sallar. Bunun üzerine Muhammed hastalanir. Sevgili “peygamberi”nin hastalandigini gören Tanri, derhal Felâk sûresi'nin yukardaki âyet'lerini indirir. Muhammed adamlarini gönderip kuyunun suyunu bosalttirir ve on iki dügümlü ipi buldurur ve sonra bu âyetleri okumaya baslar. Ayet'ler okundukça dügümler çözülür ve dügümler çözülür çözülmez Muhammed hastaliktan, daha dogrusu büyücü'nun kötülügünden kurtulup iyilesir6.


Söz konusu âyet'lerle ilgili bir baska rivâyet söyle: Bir gün Muhammed, kendisine büyü yapildigini ve bu yüzden hastalandigini ve fakat Tanri'nin kendisine, büyü'den ve dolayisiyle hastaliktan kurtulmanin yolunu bildirdigini Ayse'ye anlatir; ve bu anlattigi sekliyle hikâyenin devami söyle: Güyâ Cebrail ve Mikâil adindaki iki melek gelip Muhammed'in basucunda durmuslardir. Biri digerine, Muhammed'in hastaliginin ne oldugunu sormus, o da bunun büyü'den oldugunu ve bu büyü'yü, A'sam Oglu Lebid adinda birinin “Bir tarakla saç ve sakaldan alinan killarla” ve “erkek hurmanin kurumus çiçek kapçigiyla” yaptigini, ve yaptigi yerin “Zervan kuyusu” oldugunu bildirmistir. Ve iste bunlari ögrendikten sonra Muhammed çikip kuyuya gider ve sonra Ayse'ye sunu der: “Aise! Kuyu'nun yanindaki hurma agacinin uçlari, seytan baslari gibi...” . Bunu dinleyen Ayse sorar: “Yâ Resûla'llâh! Siz o sihri çikarip çözdünüz mü?”. Ayse'nin bu sorusuna Muhammed: “Hayir çikarmadim. Çünkü Allah bana sifâ verdi” diye cevap verir, ve sihri çikarmamasinin nedenini söyle belirtir: “... Bir de sihri çikarip çözmekle halk arasinda sihir serrinin suyuûndan endise ettim. Sonra kuyunun kapatilmasini emrettim” 7.


Bütün bunlar bir yana, fakat bir de Muhammed, hastaliklarin üfürükle tedavisi karsiliginda ücret alinmasina dahi izin vermis, hattâ tükürüklü ya da tükürüksüz tedavi yolu ile kazanilan ücretlere kendisi dahi ortak olmustur8. Konuyu diger yayinlarimizda ele aldigimiz için burada fazla durmayacagiz9


Yine Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, Kur'ân'a koydugu ve “iki koruyucu” anlaminda olmak üzere “Muavvizeteyn” diye adlandirdigi Felâk ve Nâs sûre'lerinin yukardaki âyet'lerini, ölüm döseginde iken, devamli sekilde ve sik sik okumus ve okuduktan sonra ellerini üfleyerek kendi vucûduna sürmüstür. Fakat hastaligi artinca son derece güçsüz düstügü için bu isi yapamaz olmus ve Ayse'den kendisine yardim etmesini istemistir. Böylece Ayse, ona nefes ederek eline üfler ve sonra eliyle vucûdunu sivamasini saglar olmustur. Ayse'nin anlatmasi söyle: “Resûlullâh... her zaman hastalandiginda Muavvize sûrelerini okuyup kendi ellerini üflemek ve (ondan ifâkat10 için) eliyle vucûdunu sivamak i'tiyadinda idi. (Ölümüne sebeb olan) hastaliga tutulunca onun nefes ettigi Muavvize sûreleriyle ben de kendisine nefes etmege (ve hastaliktan iyilesmesi için) eline üfleyip kendi eliyle vucûdunu meshetmege (sivamaga) basladim” 11.


Yine bunun gibi Muhammed, Kur'ân'da “Ayetü'l Kürsî” (yâni “Kürsi Ayet'i”) adiyle yer alan ve Tanri'yi “Melik” (yâni “Kiral”) olarak tanimlayan ve içinde “kürsî” sözcügü geçen âyet'lere özel bir önem tanimis ve bu âyet'lerin okundugu yere, bir süre seytanlarin girmeyecegini bildirmistir (örnegin Bakara sûresi'nin 255. âyet'i bu örneklerden biridir). Nitekim Bakara sûresi'nin 255ci âyeti ile ilgili olarak söyle demistir: “Kur'ân'da en büyük âyet, Ayetü'l kürsî'dir. Onu okuyana Allah bir melek gönderir, onun hasenâtini yazar. Içinde okundugu evi, seytan otuz gün terkeder. O eve kirk gün sihir ve sihirbaz giremez. Yâ Ali! Bunu evlâdina, ailene ve komsularina ögret” 12. Bir baska vesileyle de söyle demistir: “Ayetü'l kürsî'yi her namazin ardindan okuyan kimsenin cennete girmesine, ancak ölüm engel olabilir”13.


Yine ayni sekilde, Kur'ân'in Isrâ sûresi'ne koydugu âyet'lerle sabah namazi kilmanin “sahidli” oldugunu bildirmistir. Ayet söyle: “Gündüzün günes dönüp gecenin karanligi bastirincaya kadar (belli vakitlerde) namaz kil; bir de sabah namazini. Çünkü sabah namazi sahidlidir” (K. 17 Isrâ, 78). Bununla sunu anlatmak istemistir ki, günde bes vakit namaz kilmak gerekir, ve bu namazlar içerisinde sabah namazi'nin özel bir yeri vardir. Zirâ bu namaz kilinirken gündüz melekleri ile gece melekleri bir araya gelip bulusurlar, ve hep birlikte sabah namazinin kilindigina sahit olurlar. Namaz'dan sonra gündüz melekleri kalir ve gece melekleri gökyüzüne yükselirler14!


Yine bu dogrultuda olmak üzere Kur'ân'a, sag'in sol'a “fazli”ni (üstünlügünü) dile getirir nitelikte âyet'ler koymustur. Bu âyet'lere göre, her insanin saginda ve solunda iki melek oturmakta ve o kisinin konustuklarini tutanak olarak yazmaktadirlar (K. Kaf sûresi, âyet 17-18). Ancak ne var ki sagdakiler mutlu, “soldakiler bahtsizdirlar, çünkü Tanri: “Sagdakiler, ne mutlu o sagdakilere. Soldakiler, ne bahtsizdilar onlar” diye konusmustur (K. 56, el-Vâkia sûresi, âyet: 8-9). Kiyamet koptugu zaman defteri sag'dan verilen kisiler cennet'e, sol'dan verilenler ise cehennem'e gireceklerdir (K. Hâkka sûresi, âyet 19-35; Insikâk sûresi, âyet: 7-12). Öte yandan “iyman edenler” arasinda birbirlerine sabri tavsiye eden ve acimayi ögütleyenler sag'dakilerdir; Tanri'nin âyet'lerini inkâr edenler ise sol'dakilerdir, ve onlar, “kapilari simsiki kapatilmis bir ates”te kalacaklardir (K. es-Sems sûresi, âyet 17-20). Ve iste sag'in sol'a üstün olmasi nedeniyledir ki kisiler için hayirli isleri sag'dan yapmak gerekir: örnegin sag ayak'la yataktan çikmak, sag el ile yemek yemek, bardagi sag elde tutarak su içmek, vs... Ve iste bunun gibi, sabahleyin yataktan sag ayakla çikilmasindan, ya da yemegin sag el ile yenilmesinden tutunuzda, sinegin bir kanadinda sevap digerinde günah oldugu için yiyecegin içine düsen sinegin disarda kalan kanadini iyicene batirmak sûretiyle günah'lardan kurtulunmus olacagina, ya da horozlarin melek gördükleri zaman öttükleri için, onlarin ötmeleri sirasinda “Allah'in fazl-ü kereminden istemek” gerektigine, ya da “def-i hâcet”ten sonra üç tas kullanmanin, Tanri'yi anmak (daha dogrusu Tanri'nin tek oldugunu kanitlamak) anlamina geldigine dair ve daha sayisiz denecek kadar çok bâtil inanislara yer vermistir15. Bunlarla ilgili hükümlerin bir çogunu Muhammed Kur'ân olmayarak yerlestirmistir. Fakat hemen eklemek gerekir ki “Kur'ân olmayarak” yerlestirigi bu hükümleri dahi vahiy niteliginde olmak üzere yerlestirmistir, çünkü Tanri'dan gelmeyen hiç bir seyi buyruk olarak koymadigini bildirmistir.


Bütün bunlar bir yana, fakat bir de Kur'ân'da Cin'lerle ilgili âyet'ler var ki, bir bakima bâtil inanislara destek yaratmakta! Konu basli basina bir bölüm olusturacak kadar genis olmakla beraber kisaca fikir vermek üzere belirtelim ki Islâm'da Cin sözcügü “gizli ve gözle görülmeyen varlik” anlamindadir ki, tipki insanlar gibi kimisi iman'li olmak itibariyle “salih” (yâni iyi) , kimisi de imansiz'dirlar (yâni kötü'dürler). Her ne hikmetse Tanri, kötü Cin'lerin en azilisi olan Iblis'i ates'ten yaratmis (K. Hic sûresi, âyet 27), buna karsilik insan'i kuru balçik, çamur'dan yapmistir. Cin'lerin imanlilari Muhammed'in Kur'ân okudugunu duyup Müslümanligi seçmis olanlardir ki Kur'ân'da söyle anilmislardir: “Ey Muhammed! De ki: Cinlerden bir toplulugun Kur'ân'i dinledigi bana vahyolundu; onlar söyle demislerdir: -Dogrusu biz, dogru yola götüren, hayrete düsüren bir Kur'ân dinledik de ona inandik; biz Rabbimize hiçbir seyi oirtak kosmayacagiz” (K. 72, Cinn sûresi, âyet 1-2). Yorumcularin bildirmesine göre, olay Muhammed Tâif dönüsü sirasinda olmus. Güyâ Muhammed Batn-i Nahle denen bir yere geldiginde, sabah namazini kildirmis, Kur'ân okumus, ve iste tam bu sirada orada bulunan Cin'ler Kur'ân'i dinleyip müslüman olmuslarmis. Ancak ne var ki görünmeyen varliklar olduklari için Muhammed onlari görmemis. Cin'lerin bu sekilde davrandiklarini görüp Muhammed'e haber veren Tanri imis. O Tanri ki, diledigini dogru yola sokup müslüman yapan, ve diledigini kâfir kilan oldugu için, Iblis'i (ki kotü cin'lerin babasi sayiliyor) imansiz ve buna karsilik diger bazi cin'leri kâfir yapiyor! Fakat neden dolayi bu cin'leri görünmez kildigini, ve görünmez varliklarin ne ise yaradigini bildirmiyor!


Söylemeye gerek yoktur ki, “bâtil”i yok ettigini öne süren bir sistemin, bâtil inanislara böylesine yer vermesi, çeliski'den baska bir sey degildir.

1 Bu konuda bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi (Cilt III, sh. 243)

2 Ayrica bkz. Enfâl sûresi, âyet 8; Enbiyâ 18; Kehf 56; Mü'min, 5; Fussilet 41-42. “Bâtil” sözcügünün Kur'ân'daki çesitli kullanilisi için bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Cilt III, sh. 247)

3 Buharî'nin Ibn-i Abbas'tan rivâyeti söyle: “(Nebî... Haccetü'l-Vedâ'da Mihcen (denilen degnek) ile (Hacer-i Esved'i) istilâm edereek deve üzerinde tavaf etti” (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt VI, sh. 117-118, Hadis no. 798; ayrica 791, 795, 797, 798, ve 799 sayili hadîs'lere bakiniz).

4 “Din Adamlari” adli kitabima bakiniz.

5 Kur'ân'in Ihlâs sûresi söyle: “De ki:O, Allah birdir. Allah ameddir. O, dogurmamis ve dogmamistir. Onun hiçbir dengi yoktur” (K. 112, el-Ihlâs, 1-4)

6 Bu hikâye ile ilgili olarak Abdülbähi Gölpinarli'nin “Kur'ân-i Kerim ve Meâli” adli çevirisinde Felâk sûresi âyet'lerinin yorumuna bakiniz.

7 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Diyânet Isleri Baskanligi yayinlari Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt IX. sh. 52-54, Hadîs no. 1352; ve Cilt VIII, sh. 471, Hadîs no. 1312). Turan Dursun, Din Bu (Kaynak yayinlarI, Istanbul 1990, Kitap I, sh. 116 ve d.)

8 Buharî, Ebû Davud, Tirmizi ve Nesâi gibi kaynaklarda yer alan bu hususlar için benim: “Din Adamlari” adli kitabima bakiniz.

9 ibid.

10 “ifâkat” sözcügü “hastaliktan kalkma” , “iyilesme” anlaminadir.

11 Diyânet Isleri Baskanligi yayinlarindan: Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt XI. sh. 11, Hadîs no. 1664).

12 Diyânet Vakfi'nin bu âyet'le ilgili yorumuna bakiniz.

13 Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Cilt VIII, sh. 11)

14 Isrâ sûresi'nin 78ci âyeti'nin Diyânet Vakfince yapilan yorumuna bakiniz.

15 Bu konuda daha genis bilgi için benim: “Din adamlari” adli kitabima bakiniz