XII) Dinsel deger ölçülerinin akilci deger ölçülerine üstün tutulmasi nedeninden dogma çeliskiler
Bütün bu yukarda belirttiklerimizden gayri, bir de dinsel deger ölçülerini her seyin üstünde tutma amaciyle girisilmis davranislardan dogma âyet'ler vardir ki, bir takim çelismelere kaynak isini görmüstür. Örnegin intikam almayi önler gibi görünen veriler yaninda, intikamciligi öngören hükümlerdir; yine bunun gibi, ana-baba ve çocuklar arasinda sevgi ve saygi ilkelerini öngören buyruklar yaninda, onlarin arasina düsmanlik tohumlarini saçan buyruklar bulunmaktadir ki Muhammed'in, dinsel deger ölçülerini, akilci deger ölçülerinin üstünde tutmasinin ürünü olarak ortaya çikmis çeliskilere veilebilecek örneklerdendir..
Gerçekten de Kur'an'da, kötülüge "kötülükle" karsi konulmamasina isâret edilerek intikam duygularini frenler görünen âyet'ler yer almistir. Örnegin Fussilet Sûresi'nde: "Iyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülügü) en güzel bir sekilde önle. O zaman seninle arasinda düsmanlik bulunan kimse, sanki candan bir dost olur (K. 41 Fussilet 34-35) diye yazilidir. Sûrâ Sûresi'nde de: "Her kim... öç almayip bagislarsa iste bu hareket büyüklerin kâridir" (K. 42 Sûrâ 43) denilmistir. Muhammed'in Kur'ân olmiyarak kouydugu hükumler (yâni Hadîs'ler) arasinda da buna benzer olanlar bulunur.
Ancak ne var ki bu ayni Kur'ân'da, intikamciligi kötü bir seymis gibi gösteren yukardakilere benzer hukümlerle taban tabana zid ve çeliski yaratan hükümler de vardir ki, bunlar arasinda: "Cana can, göze göz, dise dis" seklindeki "Kisas" emreden âyet'ler basta gelir. "Kisas" denen sey, kötülügü kötülükle savmanin en kati, en insafsiz seklidir. Kur'ân'da söyle yazili: "Ey inananlar... size kisas farz kilindi ... Ey akil sahipleri kisas'ta sizin için hayat vardir" (K. Bakara sûresi, âyet: 178-179). Üstelik, Kisas'la ilgili bu hükümler yaninda, kötülüge "kötülükle" karsi koymayi emreden ve bu tür davranislari yücelten hükümler vardir. Örnegin Sûrâ Sûresi'nde söyle denmistir: "Bir kötülügün karsiligi, ayni sekilde bir kötülüktür" (K. 42 Sûrâ 40).
Hemen ekleyelim ki bu tür hükümler 1400 yil boyunca müslümanlar arasi iliskileri en olumsuz sekilde düzenlemistir; hâlâ da düzenler. Bu hükümler, en yumusagindan en siddetlisine varincaya kadar, çesitli yönleriyle ve hemen her vesile ile karsimiza çikar. Bunlari koyarken Muhammed çeliskiye düstügünü farketmemis, ya da farketse de aldiris etmemistir. Sadece dinsel deger ölçülerine agirlik veren günlük siyâsetinin gereksinimlerine uymustur. Bunu ilkesizligin bir sonucu olarak görmek mümkündür. Su bakimdan ki, akilci düsünceye bagli kisiler için ilke'lere baglilik, olumsuzluklara karsi her türlü fedakarligi göze alarak sirt çevirmeyi gerektirir; çünkü bu düsünceye dayali felsefe'ye göre, kisisel çikarlar ugruna ilke'ler ihlal edilmemelidir. Oysa Muhammed, yukarda deginildigi gibi, "Kötülügü iyilikle karsila" derken dahi, bunu akilciliga dayali "ahlâkilik" adina degil, fakat dinsel deger olçülerini her seyin üstünde kilan günlük siyâsetinin gereksinimi olarak söylemistir ki, o da taraftar kazanmaktir. Nitekim âyet'in devami olan: "Böyle yaparsan, aranizda düsmanlik bulunan kimse candan bir dost gibi olur..." (K. 41 Fussilet 34-35) seklindeki sözler, bunu kanitlamaktadir. Su bakimdan ki bu âyeti Muhammed, kendi taraftarlarinin, o tarihlerde henüz Islâm olmamis olan yakinlarini ve ahbablarini kazanma amaciyle koymustur. Henüz tam manasiyle güçlenmedigi için bu yolu seçmistir; çünkü tahmin etmistir ki müslüman kisiler, müslümanligi kabul etmemis kendi yakin ve hisimlaria karsi yumusak davranacak olurlarsa onlari dine çekebileceklerdir. Fakat daha sonra bu umudunu yitirince, farkli inançta olanlarla (velev ki bunlar ana, baba, kardes vs... gibi yakinlar olsun) dost olunmamasini, ya da onlar için magfiret dilenmemesini emreden âyet'ler koymustur (K. Tevbe, 23, 113); kendisi dahi kendi öz anasina, (Islâm dininde ölmedi diye) magfiret dilemeyi uygun bulmamistir.
Söylemeye gerek yoktur ki, bir yandan "Iyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülügü) en güzel bir sekilde önle. O zaman seninle arasinda düsmanlik bulunan kimse, sanki candan bir dost olur (K. 41 Fussilet 34-35 derken, diger yandan "Bir kötülügün karsiligi, ayni sekilde bir kötülüktür" (K. 42 Sûrâ 40) demek, çeliski yaratmaktan baska bir sey degildir. Ya da, bir yandan ana-baba'ya saygi ve sevgi gösterilmesini emrederken, diger yandan, farkli inançtadirlar diye onlara magfiret dilenmesini (hayir-duâ edilmesini) önlemek, yâni onlari düsman bilmek, birbiriyle çelisen iki davranista bulunmaktan baska bir sey degildir. Tekrar belirtelim ki Kur'ân'da, ana-ve baba'ya karsi sevgi, saygi, alçakgönüllü'lük ve sabir gösterilmesini iyilikle davranilmasini öngören buyruklar vardir. Örnegin Ankebût sûresi'nde söyle yazili: Biz, insana, ana ve babasina karsi iyi davranmayi tavsiye etmisizdir... (K. Ankebût, 8). Bakara sûresi'nde su var: Tanri'n... ana-baba'ya iyilikte bulunmanizi, kesin bir yargiyla buyurmustur... (K. Isrâ, 23; ayrica bkz. En'âm, 151, Nisâ 36, Bakara 83, vs...). Isrâ sûresi'nde söyle denmekte: Onlara (ana-baba'ya) alçak gönüllülük kanatlarini ger ve -'Küçükken beni yetistirip, egittikleri için (onlar bana nasil acidilarsa) sen de onlara aci- de... (K. Isrâ 24). Isrâ sûresi'nde de su yazili: ...(Ana ve baban'dan) biri, ya da ikisi de senin yanindayken kocamislik dönemine ulasirlarsa, onlara -'öf!-' bile deme!... Onlara saygili söz söyle (K. Isrâ 23; ayrica bkz. Lokman 14, Ahkâf 15).
Ancak ne var ki Kur'ân'da bu yukardaki buyruklarla taban tabana zit hükümler bulunmaktadir ki, farkli inançta olan ana-baba'ya karsi düsmanlik duygularini bilemek gibi sonuçlar dogurur. Örnegin Tevbe sûresi'nde, munafik olarak ölen kimseler (velev ki ana-baba ya da yakin akraba olsunlar) için namaz kilmayi, magfiret dilemeyi ve hattâ onlarin kabri basinda bulunmayi yasaklayan âyet'ler vardir. Bu âyet'lere göre güyâ Tanri söyle demistir: ...o munafiklardan hiç birinin ebeden namazini kilma. Hiçbirinin kabri basinda da durma... (K. Tevbe 84) diye emretmistir. Öte yandan Kur'ân'da, ana ve baba'yi, kendi çocuklarina karsi yabanci, hatâ düsman kilici âyet'ler bulunur. Örnegin Enfâl sûresi'nde, çocuk'larin ana ve baba için birer fitne olduklari yazili: Bilesiniz ki, mallariniz ve çocuklariniz, fitne'den baska degildir. Büyük karsiliksa, Tanri katindadir (K. Enfâl sûresi, âyet 28)1. Buna benzer bir âyet Tegabün sûresi'nde aynen söyle: Ey inananlar..., mallariniz ve çocuklariniz, fitneden baska (bir sey) degildir... (K. 64, Tegâbûn sûresi, âyet 15)2. Söylemeye gerek yoktur ki çocuklari, kendi ana ve baba'larina karsi fitne seklinde tanimlayan bu âyet, ana ve baba'yi çocuklarina karsi, çocuklari da ana-baba'larina karsi düsman safta toplar niteliktedir. Bu âyet'i koymakla Muhammed, Tanri'ya ve kendisine, ve Kur'ân buyruklarina bas egmenin, çocuk sevgisinden çok üstün bir sey oldugunu ve bu ugurda her seyi gözden çikarmanin, örnegin çocuk sevgisini ve çocuklari feda etmenin gerekli bulundugunu, aksi takdirde Tanri'ya ve Resulüne hiyânet edilmis olacagini anlatmak istemistir. Daha baska bir deyimle çocuk sevgisine kapilip Kur'ân'daki buyruklara uymamanin günah islemek oldugunu bildirmistir. Bir yorumcunun (Elmalili H. Yazir'in) açiklamasi söyle: ... her halde mallariniz ve evlâdlariniz bir fitnedir'- sizi meftun edip bir takim zahmetlere ve günahlara sokmaga sebeb olan ve bir takim hayirlardan... alikoyan bir ibtilâ ve mihnettir. Halbuki Allah, büyük ecir onun yanindadir. Binaenaleyh Allah mahabbetini... evlâd mahabbetine dahi tercih etmeli, mal ve evlâd kaygilariyle ugrasirken Allah için ibadat... haleldar edilmemelidir... 3. Simdi geliniz söz konusu âyet'lerle ilgili bir örnek düsünelim; diyelim ki müslüman bir kisi, müsrik'lerden birini öldürdü. Ve bunu gören karisi, ya da oglu ya da kizi kalkipta kendisine: Neden bu kisiyi farkli bir inançta'dir diye öldurdün? Hiç bu insanliga yakisir mi? Hosgörüyle bagdasir mi? diyecek olsa, adam Kur'ân'daki Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün seklindeki âyet'i göstererek onlara had'lerini bildirecektir. Ya da diyelim ki bir adam, karisi'nin serkesliginden endiseye düsüyor ve bu endiseye kapilip karisina dayak atiyor. Bunu gören çocugu kalkipta kendisine: Ey babacigim, anami dövmek (ve hele süphe üzerine dövmek) sana yakismaz diyecek olsa, babasi Kur'ân'in: ... serkeslik etmelerinden endiselendiginiz kadinlari... dövün (K.Nisâ sûresi, âyet 34) seklindeki âyeti'ni gösterip çocugunu fitneci (kendisine düsman) sayacak, muhtemelen evinden kovacaktir. Örnekleri sonsuza dek çogaltmak kolay!
Öte yandan yukardaki âyet'lerden gayri Muhammed, Isrâ sûresi'ne koydugu âyet'lerle çocuklarin, seytan ile ortakligindan söz etmis ve Tanri'nin Iblis'e söyle dedigini bildirmistir: Allah buyurdu: Git! ... Onlardan gücünün yettigi kimseleri dâvetinle sasirt; süvarilerinle, yayalarinla onlari yaygaraya bog; mallarina, evlâtlarina ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun... (K. 17, Isrâ sûresi, âyet 63-64).
Hemen ekleyelim ki Kur'ân, çocuklari ana ve baba'ya, ya da ana-baba'yi çocuklarina karsi yabanci ya da düsman kilici hükümler yaninda bir de kadin'i kocasina ve çocuklari baba'larina karsi düsmanlik yapabilir gibi gösterici hükümlere yer vermistir ki, bunlardan biri Tegabûn sûresi'nin 14cü âyet'i olarak söyle: Ey iman edenler! Eslerinizden ve çocuklarinizdan size düsman olanlar da vardir. Onlardan sakinin... (K. 64, Tegâbün sûresi, âyet 14). Her ne kadar burada yer alan eslerinizden deyimi (ki ezvac karsiligidir)4, çogul olarak hem erkege (yâni zevce) ve hem de disi'ye (yâni zevceye) karsilik tutulabilirmis gibi görünmekte ise, aslinda sadece kadinlari kapsar anlamdadir. Yorumcularin açiklamalarina göre bu âyet'le Tanri, müslüman erkek kul'larina sunu demek istemistir: (Karilariniz) ve evlâd (toplami) olan ailelerinizin hepsi degil ise de içlerinden ba'zisi... size bilerek veya bilmeyerek bir nev'i düsmandir. Alemde kocalarina adavet eden, canina bile kitymaga kadar giden, yemegine zehirler katan, akli bir ifsad eden, malina, irzina, namusuna hiyanet eyliyen, dinini diyanetini selbeden, Cehenneme sürükleyen nice kadinlar ve evlâdlar buluna gelmistir 5. Yine yorumculara göre, her ne kadar erkeklerden de karilarina hiyanet edenler olmakla beraber, âyet'de bu husus söz konusu edilmemistir. Bunun da sebebi, müslüman erkeklerin, karilarina ve çocuklarina düsmanlik etmeyecek nitelikte yaratilmis sayilmalaridir: çünkü güyâ Tanri onlari tam akil sahibi kilip âile reisligine seçmis, âilenin bakim ve egitimi isleriyle görevlendirmistir. Güyâ anlatmak istemistir ki akil sahibi ve aile reisi olarak müslüman erkegi, kendi âilesine düsmanlik besleyemez, ahlaksizlik edemez. Nitekim yorumcualrin görüsü söyle:... bir âile resinin âilesine adaveti ve ahlâksizligi, erkegin akil ve iyman hasletleriyle mütenasib olmiyacagi... vuzuh ile anlatilmak için(dir ki) bu cihet (âyet ile) tasrih olunup mukabili terk veya izmar edilmistir (sakli kilinmistir)... 6. Fakat buna karsilik kadinlar ve çocuklar için durum farkli kilinmistir. Zira Tanri kadinlari dinen ve aklen dûn yaratik saymistir. Bu itibarla kadinlar kocalarina karsi düsmanlik yapabilirler; çocuklar için de durum aynidir. Ve iste güyâ Tanri, yukardaki âyet'i indirmekle müslüman erkek kullarina sunu anlatmak istemistir: ... sizlerin erkekliginiz, akliniz, iymaniniz ve mucebince salâh fikriniz size muzaf olan âilenize düsmanlik etmege müsaade etmemek iycab ederse de, zevceleriniz ve evlâdiniz içinden akil veya dinde noksanliklari hasebiyle sizlere düsman olan, basiniza gaile çikarmak isteyen ba'zilari da bulunabilecegi muhakkaktir; o halde o düsmanlardan hazer ediniz (sakininiz)- onlara dikkat edip mahzurlarindan sakininiz- serlerinden, gailelerinden emin olup da kendinizi onlara kaptirmayiniz... 7
Sunu ekleyelim ki Muhammed, bu ve bundan önce belirttigimiz âyet'leri, Mekke'den Medîne'ye hicret etmege hazirlanan ve fakat esleri ve çocuklari tarafindan bunu yapmaktan alikonan müslüman erkeklerle ilgili olarak Kur'ân'a koymustur. Rivâyete göre müslümanligi kabul eden bu kisiler, Medîne'ye hicret etmenin kendilerine ahireti kazandiracagini düsünerek, kendileriyle birlikte hicret etmek istemeyen eslerini ve çocuklarini terketmeyi tercih etmislerdi. Fakat esleri ve çocuklari, perisan duruma düseceklerini öne sürerek kocalarini ya da babalarini bundan vazgeçirmege çalismislardir. Ve iste bundan dolayidir ki Muhammed onlari birer fitne ve düsman sayan yukardaki âyet'leri koymustur.
Söylemeye gerek yoktur ki, çocuklarini yetistirmek için katlandiklari fedakarlik nedeniyle ana ve baba'yi saygi ve sevgiye layik bulan âyet'lerin (örnegin Isrâ, 23), sirf farkli inançtadirlar diye (ya da diger nedenlerle) çocuklari kötüler nitelikteki âyet'ler ile (örnegin Tevbe 84) birlikte ve yan yana yer almasi çeliski'den baska bir sey degildir. Bu çeliskinin nedeni, biraz önce dedigimiz gibi, Muhammed'in günlük siyâsetine, dinsel deger ölçüleri'nin egemen olmasindandir. Bunun böyle oldugunu kanitlayan olaylardan biri söyle:
Birinci Mekke döneminde, Muhammed'e inanmis olarak Islâm'i ilk kabul edenlerden biri Ebû Bekir'dir. Fakat Ebû Bekir'in oglu Abdurrahman, müslüman olmak istememis ve hattâ kendisini Islâm yapmaga çalisan ana ve babasi'nin israrlarindan usanmis olarak öf be size, (artik sizden biktim)... demistir. Ana'si ve babasi: ...Yaziklar olsun sana! Imân et. Allah'in vâdi gerçektir dedikleri halde o, onlari dinlememis ve Bu (Kur'ân) eskilerin masallarindan baska bir sey degildir diye direnmistir (Bkz. K. 46, Ahkâf sûresi, âyet 18). O tarihlerde Muhammed henüz fazla taraftar toplayamadigi ve güçsüz durumda bulundugu için, Abdurrahman'in bu tutumuna karsi sert bir davranis göstermenin faydasiz, hattâ sakincali oldugunu düsünmüstür. Bu nedenledir ki, kötülügün iyilikle karsilanmasi gerektigine dair, Tanri'dan: "Iyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülügü) en güzel bir sekilde önle. O zaman seninle arasinda düsmanlik bulunan kimse, sanki candan bir dost olur (K. 41 Fussilet 34-35) seklinde âyet'ler geldigini söylemistir8. Fakat Islâm'a girmeyen çocuklarin (ya da es'lerin), Islâm'a girmis olan ana ve baba'larini (ya da kocalarini) etkileyebileceklerini anlayarak, yukardaki hayet'leri koyarak onlari birbirlerine yabanci kilmayi, hattâ aralarina düsmanlik salmayi gerekli bulmustur.
Baskaca olaylar vesilesiyle de kötülüge karsi kötülükle davranilmasini öngören (örnegin K. 42 Sûrâ 40), ya da farkli inançta ölen ana baba ve yakinlar için magfiret dilenmesini yasak eden hükümler koymaktan geri kalmamistir; örnegin Tevbe sûresi'ne koydugu âyetler arasinda sunlar var: Ey inananlar! babalarinizi, kardeslerinizi, -eger küfrü imana tercih ediyorlarsa- dost edinmeyin (K. Tevbe 23); Akraba bile olsalar, müsrikler için magfiret dilemek Peygamber'e ve mü'minlere yakismaz (K. Tevbe 113; ayrica bkz. Tevbe 84). Bu hükümler dogrultusunda olmak üzere Muhammed, kendi öz anasi Amine, ve kendisine babalik eden amucasi Ebû Tâlib için magfiret dilememek, onlarin (örnegin Ebû Talib'in) namazini kilmamak sûretiyle kendisinden örnekler vermisti. Kendi öz anasi ve babasi, daha henüz Islâm gelmeden önce ölmüs olduklari halde, onlar için magfiret dilememistir; hem de sorumlulugu Tanri'ya yükleyerek. Gercekten de anasi Amine hakkinda söyle demistir: Vâlideme istigfâr etmek için Rabbimden izin diledim; müsaade buyurulmadi. Çok küçük yasinda iken kaybettigi babasi için de: Benim ... babam cehennemde'dir demis, kendisine babalik eden, kendisini yetistiren Amucasi Ebû Tâlib'in ölumü sirasinda da söyle demistir: Ebû Tâlib (simdi Cehennem'de) topuklarina kadar atesten bir çukur içindedir.9
Bu sekilde davranmakla sunu düsünmüstür ki, eger farkli inançta bulunan ana-baba, çocuklar ya da yakinlara karsi düsmanca davranista bulunmak hususunda kendisi örnek yaratacak olursa, kendi taraftarlari da ayni sekilde hareket edeceklerdir; aksi takdirde müslümanligi kabul etmis olan kimseler, Islâm olmayan ana ve babalarinin etkisiyle Islâm'dan çikabileceklerdir.
Görülüyor ki ana-baba'ya iyi davranmayi öngören âyet'lerle, baska din ve inanca yönelmis olan ana-baba ile dost olunmamasini, ya da onlar için magfiret dilenmemesini emreden âyet'ler arasindaki çeliski, farkli durumlara çözüm bulmak nedeniyle ortaya çikmis bulunmaktadir, ki biraz yukarda degindigimiz gibi ilkesizlige ve dinsel deger ölçülerinin üstünlügüne dayali günlük bir siyâsetin gereksinimlerine dayalidir
1 Turan Dursun çevirisi için bkz. Kur'ân Ansiklopedisi, (Cilt IV, sh. 155). Elmalili H. Yazir'in çevirisi söyle: Ey o bütün iyman edenler!. Allaha ve Resulüne hiyanet etmeyin ki bile bile emanetlerinize hiyanet etmiyesiniz. Ve iyi bilin ki mallariniz, evlâdlariniz bir fitneden ibarettir, Allah yaninda ise azîm ecirler vardir... (K. Enfâl, 28).
2 Elmalili H. Yaziri'in çevirisi söyle: ... Her halde mallariniz ve evlâdlariniz bir fitnedir, Allah ise büyük ecir, onun yanindadir... (K. Tegabûn, 15).
3 Elmalili H. Yazir, age, (Cilt VI, sh. 5037-8)
4 Arapça aslinda kullanilan sözcük Ezvac dir ki zevcin çoguludur, ve bu sekliyle erkege de disi'ye uygulanabilir.
5 Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 5036)
6 Elmalili H. Yazir'in yorumundan, age (Cilt VI, sh. 5036).
7 Tegabûn sûresi'nin 14cü âyeti'nin yorumu olarak Elmalili H. Yazir'in bu görüsleri için bkz. age (Cilt VI, sh. 5035-6).
8 Taberî'de yer alan ve Ibn Abbas'tan rivâyet olarak gelen bu hususlar için bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Kaynak Yayinlari, Istanbul 1994, Cilt II, sh. 198 ve d.)
9 Bu hususlar ve kaynaklar için benim Seriât ve Kadin ve Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din adamlari adli kitaplarima bakiniz.