Çeliski'lerin, Kur'ân'daki Hiç süphesiz O (Kur'ân), ... Elçi'nin sözüdür... (K. El-Hâkka, 40) seklindeki hükümler açisindan anlami
Tanri'nin agzindan çikmis sözler oldugu söylenen Kur'ân'da, bu kitabin Muhammed'in sözü olduguna dâir âyet'ler de vardir. Bunlardan birisi El-Hâkka sûresi'nin su âyeti'dir:Hiç süphesiz o (Kur'ân), çok serefli bir elçinin sözüdür (K. 69, Hakke sûresi, âyet: 40)1. Tekvîr sûresi'nde de Kur'ân'in, Tanri elçisinin getirdigi söz olduguna dâir su var: O (Kur'ân), süphesiz degerli... ve (Allah'in) katinda itibarli bir elçinin getirdigi sözdür (K. 81 Tekvîr, 19-20).
Her ne kadar Islâmcilar, burada geçen elçi sözcügünden Muhammedi ya da Cebraili anlamak gerektigini, ve söz'ün asil sahibinin Allah olup cebrail araciligi ile Muhammed'e bildirildigini ve Muhammed'in de bunu insanlara teblig ettigini söylerlerse de, bu gayretkeslikleri, çeliskilerden dogma sonucu degistirmeye yeterli degildir; o sonuç ise, böylesine çeliskilerle dolu bir kitab'in, çeliskiye düsmez oldugu söylenen bir Tanri'dan gelemeyecegidir.
Neden dolayi yukardaki âyet'lerde, Kur'ân için, elçi'nin sözüdür deyimlerinin geçtigi sorulacak olursa, bunu, Muhammed'in övünme aliskanliginda aramak daha uygun olacaktir. Su bakimdan ki Muhammed, her ne kadar Tanri'yi Yüce ve kendisini Tanri'nin serefli elçisi olarak tanimlamis ise de, zaman zaman bu tanimin disina çikarak, kendisini Tanri ile ayni kertede göstermekten, ya da hattâ Tanri'yi kendisine salât ve selâm eder sekilde tanimlamaktan geri kalmamistir. Örnegin Ahzâb sûresi'ne koydugu su âyet bunun ilginç örneklerinden biridir: Allah ve melekleri Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü'minler, siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin (K. 33, Ahzab 56). Bu dogrultuda olmak üzere Bana bir kez salât ve selâm edene Allah, bu yüzden on kez salât ve selâm eder demis ve Kim bana bir yazi içinde salât ve selâm ederse (bunu yazarsa), adim o yazida durdugu sürece melekler onu yazana salât ve selâm ederler diye eklemistir. Öte yandan, kendisine bas egenlerin Tanri'ya bas egmis sayilacaklarina dair Kur'ân'a koydugu su âyet, verilebilecek örnek'lerden bir digeridir: Ey Muhammed! Süphesiz sana bas egerek ellerini verenler, Allah'a bas egip el vermis sayilirlar (K. Fetih sûresi, âyet 10). Yine bunun gibi, Nisâ sûresi'ne koydugu bir âyet'le, kendisine bas egen kimselerin, Tanri'ya bas egmis gibi, Cennet'e konacaklarini bildirmistir: Allah ve Peygamberi'ne kim itâat ederse Allah onu bu cennetlere kor (K. Nisâ, 13-14). Yine ayni sekilde, kendisine salâvat okuyanlarin, günahlardan kurtulacaklarini anlatmak üzere söyle konusmustur: Bugün benim üzerime seksen salâvat okuyanin, seksen senelik günâhi avfedilir. Bunlara eklenebilecek daha pek çok örnek var.
Söylemeye gerek yoktur ki, kendini yüceltmek maksadiyle Kur'ân'a: Allah ve melekleri Peygamber'e (Muhammed'e) çok salevât getirirler. Ey mü'minler, siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin (K. 33, Ahzab 56) seklinde âyet'ler koyan, yâni Tanri'yi bile kendisine salevât getirir gibi gösteren, ya da: Bana bir kez salât ve selâm edene Allah, bu yüzden on kez salât ve selâm eder diyen, ya da: Kim bana bir yazi içinde salât ve selâm ederse (bunu yazarsa), adim o yazida durdugu sürece melekler onu yazana salât ve selâm ederler diye ekleyen Muhammed gibi bir kimsenin, Kur'ân'i kendi sözleri olarak tanimlamasi kadar dogal bir sey olamaz!
*
Kur'ân'i, Muhammed'in sözü (ya da onu derleyenlerin yapiti) olarak kabul etmek gerektigi fikrini pekistiren hususlardan biri de, daha önce ele almis oldugumuz su âyet'tir: "Eger Kur'an Tanri'dan baska bir yerden gelseydi, onda birbirini tutmaz (çeliskili) bir çok seyler bulunurdu" (K. 4 Nisâ 82). Bu sözler, birbirini tutmaz ve çeliskili nitelikte seyler kapsayan bir kitabin, Tanri sözleri olamayacagini anlatmaktadir. Ancak ne var ki, eger çeliskinin yoklugunu, Kur'an'in Tanri'dan gelmisligine kistas yapacak olursak, bu takdirde çeliski ve tutarsizlik bulundugunun anlasilmasi halinde bu kitab'in Tanri sözleri olamayacagi sonucu, kendiliginden ortaya çikmis olur! Ve iste bunu bildigi içindir ki Muhammed, bir yandan Kur'ân'da Kesin ve mütesabih âyet'ler oldugunu söylerken, diger yandan da Kur'ân'daki bazi âyet'lerin Tanri tarafindan yürürlükten kaldirilip yerlerine baskalarinin kondugunu, ve bu yüzden ortada çeliskili imis gibi görünen âyet'ler bulundugunu belirterek Tanri'nin söyle konustugunu bildirmistir:"Biz bir âyetten herhangi bir kismini (veya tamamini) nesheder, yâhud o (nun hükmünü ve inzâli) ni te'hir edersek, ondan daha hayirlisini, yâhud onun benzerini ve dengini getiririz. Ey Peygamberim, bilmez misin ki Allah her seye her zaman kâdirdir (K. Bakara: 106)2. Bu âyet'i su sekilde okumak da mümkün: Biz bir ayetten her neyi nesh veya insa edersek, ondan daha hayirlisini, yahut mislini (dengini) getiririz. bilmez misin ki Allah herseye kadîr, dâima kadîrdir3. Yorumcularin bildirmesine göre, burada geçen nesh deyimi degistirmek, ortadan kaldirmak, dini bir hükmün süresini sona erdirmek gibi anlamlara gelir. Insa deyimi ise, unutturmak hafizadan silmek, Ayet'in hükümünün uygulanmasini ertelemek anlamindadir4.
Görülüyor ki her seye kâdir oldugunu söyliyen Tanri, âyet'lerden diledigini kaldirip yerlerine daha hayirlisini ya da benzerini, dengini getirdigini belirtmektedir. Pek güzel ama ne demektir Bir âyet'i kaldirip yerine daha hayirlisini koymak?. Bir âyet'in, ondan daha hayirli bir âyet'le degistirilmesi demek, ilk konan âyet'in isabetsiz yere konmus oldugunu ifade etmez mi? Su durumda Tanri, bir bakima, kendi agziyle hatâ yapabilir, yâni yanlis bir âyet koyabilir oldugunu ve böyle bir halde âyet'in yerine daha iyisini koyabilecegini bildirmis olmuyor mu? Hâtâ yapmamis olsa, koydugu bir âyet'i daha hayirli bir âyet'le degisitirmekten söz eder miydi?
Gorülüyor ki Tanri'nin yukardaki sekilde konustugunu bildiren âyet'ler dahi, birbirleriyle çeliskili durumdadir; yâni bunlari söylerken Tanri, kendi kendisiyle çelisme içerisindedir. Su bakimdan ki, bir âyet'i yürürlükten kaldirdigi, ya da unutturdugu zamanlar, bunlar yerine ya daha hayirli bir âyet, ya da benzerî nitelikte bir âyet indirdigini söylemektedir. yâni daha açikcasi, daha hayirli bir âyet getirmekle, daha önce getirdigi âyet'in olumsuzlugunu ortaya vurmus olmaktadir. Kendisini her seyi bilir olarak tanimlayan. örnegin ana karnina düsmüs olanlari (Rahimlerde bulunanlari), ya da Kiyamet saatini bilecek kadar her seyi önceden bildigini, ve her seyden haberdar oldugunu söyliyen bir Tanri5, hiç olumsuz bir âyet indirmis olabilir mi? Yine bunun gibi, eger benzerî bir âyet'i getirecek idiyse, mevcut olani yürürlükten kaldirmasinin anlami olur mu? Yok eger daha hayirli olan bir âyet'i yerlestirmek olanagina sahip idiyse, bunu neden daha önceden yerlestirmemistir? Madem ki Tanri ileriyi gören, her seyi önceden bilendir, ve üstelik de yanilgiya asla düsmeyendir, o halde daha hayirli olabilecek bir seyi, geriye birakmayip önceden yerlestirmesi gerekmez miydi?
Söylemeye gerek yoktur ki, Muhammed'in hiçbir sekilde yanilmaz ve hâtâ yapmaz olarak tanimladigi bir Tanri'nin yukardaki sekilde, yâni: "Her hangi bir ayet'in hükmünü yürürlükten kaldirir veyâ unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya onun benzerini getiririz... diyerek konusmasi sasirticidir6. Bundan dolayidir ki, hiç yanilmaz bir Tanri'nin yanilgiya düserek âyet koyabilecegini, ve koyduktan sonra farkina varip bunun yerine bir baska âyet indirecegini kabul edemeyen kisiler Muhammed'i: Bunlari sen kendi kafandan uyduruyorsun diyerek suçlamislardir (Örnegin bkz. Nahl sûresi, âyet 102). Onlarin bu tür suçlamalarina karsi Muhammed, yine Tanri'yi kendisine destek yapmis ve O'ndan geldigini söyledigi sözlerle: Hayir öyle degildir! diyerek kendisini savunmustur. Kur'ân'a koydugu su âyet, bunun böyle oldugunun örneklerinden biridir:"Bir âyet'in yerini baska bir âyetle degistirdigimizde... Onlar: -Muhammed! Sen sadece uyduruyorsun'- derler. Hayir öyle degildir..." (K. 16, Nahl: 102).
Bütün bunlar bir yana, fakat bir an için Tanri'nin yanilgiya düsebilir ve hâtâ yapabilir oldugunu, ve yaptiktan sonra bunun farkina varip yanlislikla koydugu bir âyet yerine daha hayirlisini getirdigini kabul etsek bile, yine de ortada, Muhammed'in Tanri'sindan beklenmeyen bir durum var ki o da su: Kur'ân'daki hangi âyet'lerin nesh olundugu, hangi âyet'in yerine hangi âyet'in kondugu belirtilmemistir. Yâni Tanri, koymus oldugu bazi âyet'leri kaldirip yerlerine baskalarini koydugunu söylerken bunlarin neler oldugunu bildirmemistir. Hangi âyet'in hükmünü yürürlükten kaldirip geçersiz kildigini, ya da hangi âyet'in hükmünün uygulamasini erteledigini açiklamamistir. Her seyi askida birakmis, ve bu yüzden içinden çikilamaz durumlar yaratmis gibidir! Bundan dolayidir ki Kur'ân bilimcileri, çogu zaman hangi âyet'in nesh (ilga) edildigini, ya da hangi âyet'in hangi âyet'le degistirildigini, ya da hangi âyet'in sözlerinin kaldirilip hükmünün geçerli olarak kaldigini, ya da hangi âyet'lerin sözlerinin ve hükmünun Kur'ân'da yer almadigini, ya da âyet'lerin ne kadarinin indirildikten sonra kaldirildigini, ya da hükmü kaldirilip sözleri Kur'ân'da bulunan âyet'lerin hangi âyet'ler oldugunu bilemezler; birbirleriyle çekisirler. Örnegin Recm âyeti diye bir âyet var ki söyle: Yasli (evli) erkek ve kadin zina ettiklerinde, ikisini de recmedin (ölünceye kadar tasa tutun). Tanri'dan verilmis bir ceza olarak... Tanri güçlüdür. Rivâyete göre Hattab oglu Ömer'in okuyusuyle bu âyet söyle: Evli bir erkek ve evli bir kadin zina ettiklerinde, ikisini de recm edin kesinlikle (Tasa tutarak öldürün kesinlikle). Kur'ân bilginlerine göre bu âyet'in hükmü geçerli olmakla beraber sözleri Kur'ân'da bulunmamaktadir. Bununla beraber Islâm kaynaklarinin bazilarinda, ve bazi hadis'lerde Recm âyetinin bir parçasinin yer aldigi anlasilmakta. el-Itkân yazari Süyûtî, ve Tefsir yazari Râzî gibi en ünlü Kur'ân yorumcularinin görüsleri hep bu dogrultuda7.
Öte yandan Kur'ân âyet'lerinin ne kadarinin indirildikten sonra kaldirildigi, daha dogrusu okunmaz oldugu, kesin olarak bilinmez. Örnegin Muhammed'in eslerinden Ayse'nin söylemesine göre Ahzâb sûresi, Muhammed zamaninda 200 âyet olarak okunmaktaydi. Ancak bugün elimizde bulunan Kur'ân'a göre Ahzab sûresi 73 âyet'ten olusmakta! Bundan dolayidir ki Muhammed'in söyle dedigi bildiriliyor: Sizden kiminiz: -'Kur'ân'in tümünü elde ettim-' der. Oysa Kur'ân'in tamaminin ne oldugunu bilmez. Kur'ân'dan bir çogu (yiyip) gitmistir. Her hangi biriniz: ('Kur'ân'in tümünü elde ettim-' demesin de) -Kur'ân'dan olabildigince elde ettim- desin 8.
Bunun gibi, hükmü kaldirilan fakat sözleri Kur'ân'da bulunan âyet'ler de vardir ki bunlardan bazilarini, yukardaki bölümlerde belirttik. Oysa ki, eger Tanri bir ayet'in yerine bir baskasini koymak istiyor idiyse, neden ilga ettigi âyet'i Kur'an'da muhafaza etmis olsun? Neden "Falanca âyet yerine filanca âyet'i indirdik. Öteki âyet -mensuh'tur-. vs.." sekline bir seyler söylemesin, ve mensuh olan âyet'i Kur'ân'dan silmesin? Ve neden kisilerin zihinlerinde "hangi âyet geçerlidir, hangisi geçersizdir?" diye tereddüdler yaratsin? Madem ki Kur'ân'i "açik ve seçik" olmak üzere, iyice anlasilsin diye göndermistir, o halde neden çeliskili âyet'lerle doldurmakla kalmayip bir de kul'larini Bu âyet'lerden hangisi geçerli, hangisi geçersizdir? seklindeki sorularla saskina çevirsin?
Bütün bunlar göz önünde tutulacak olursa Kur'ân'i, Muhammed'in sözleri ya da onu derleyenlerin yapiti olarak kabul etmenin mümkün bulundugunu söylemek dogal olmaz mi?
1 Diyânet Vakfi çevirisinden.
2 Bu çeviri için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt XI, sh. 43)
3 Elmalili Hamdi Yazin'in çevirisi böyle.
4 ibid.
5 Örnegin Lokman sûresi'nde su var: Kiyamet saatini bilmek, ancak Allah'a mahsustur. Yagmuru O indirir; rahimlerde bulunani O bilir, kimse yarin ne olacagini bilmez ve hiç kimse nerede ölecegini bilemez, Allah, süphesiz Bilen'dir, her seyden Habedar'dir (K. Lokman sûresi, âyet 34).
6 Nitekim Übey Ibn-i Kâ'b gibi bazi ünlüler Kur'ân'dan bazi seylerin nesholundugunu kabûl etmezlerdi. Fakat Ömer b. Hattâb gibi diger ünlüler Bakara sûresi';nin yukardaki 106ci âyeti'ni öne sürerek neshin varligini öne sürmüslerdir. Bu hususta Buharî'nin Abdullâh Ibn-i Abbâs'dan rivâyeti için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt XI, sh. 43, Hadîs no. 1676)
7 Bu konuda bkz. T. Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Cilt III, sh. 130 ve d).
8 Suyûtî'nin el-Itkân adli yapitindan naklen. Bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi (Cilt III, sh. 132-133)