II) Yasam sorunlarini olumsuz sonuçlara baglama bakimindan çeliskiler sisteminin, ortaya çikardigi sakincalar:
Çeliski'ler sisteminin sakincali olan yönü, sadece âyet'lerin uygulanmasinda rastlanan güçlük ve kararsizlik, degildir. Sakincali olan diger bir yönü, yasam sorunlarini olumsuz sekilde çözüme baglama zorunlugunu yaratmis olmasidir. Söyleki:
Daha önceki bölümlerde belirttigimiz gibi, Kur'ân'daki çogu sûre ve âyetlerin kesin olarak ne zaman ve nerede indigi bilinmez. Nice örneklerden biri olarak Hicâb âyeti'ni ele alalim! Katâde'ye göre bu âyet Hicret'in 5ci yilinda inmistir; Ebû Ubeyde Ma'mer'i söylemesine göre Hicret'in 3.cü yilinda, Ibn-i Sa'd' in söylemesine göre ise Hicret'in 4.cü yilinin "Zilkade'sinde"1 "nâzil" olmustur2. Bununla beraber hangi sûre'lerin ve âyet'lerin Mekke döneminde ve hangilerinin Medîne döneminde indigi hususunda az çok bir görüs birligi vardir. Bu da ortaya, birbiriyle çeliskili hükümlerden olumsuz nitelikte olanlarin, olumlu olanlari yok etmesi gibi bir sonuç dogurmakta. Çünkü akil ve mantigin emrettigi o'dur ki her hangi bir hüküm, ancak kendisinden önce konmus olan bir hükmü ortadan kaldirabilir. Gelecege muzaf olarak hüküm iptali diye bir sey yoktur. Bu itibarla çelisme ve çatisma halinde bulunan iki hükümden önce konmus olanin, sonradan konan hükümle ortadan kaldirilmis olmasi dogaldir. Bu böyle olduguna göre simdi Mekke dönemine âit âyet'lerle, Medîne dönemine âit âyet'lerin niteliklerine göz atalim:
Daha önce de belirttigimiz gibi Mekke dönemine âit bilinen âyet'ler (ki Mekkî diye bilinir), genellikle yumusak, barisçi, hosgörülü, ve insafli gibi görünen âyet'lerdir. Buna karsilik daha sonraki Medine döneminin âyet'leri (ki Medenî diye bilinir) genellikle sidddet ve ölüm ve dehset saçici, sert, saldirgan, hosgörüsüz, insafsiz nitelikte âyetlerdir. Bu itibarla Mekkî âyet'lerle Medenî âyet'ler çogu zaman tam bir çelisme halindedirler. Daha önce belirttigimiz gibi bunun da nedeni, Mekke döneminde iken Muhammed'in, henüz güçlenmemis olmasidir. Güçlenmedigi için kiliç yolu ile, yâni zor kullanarak ve siddete basvurarak is görme olasiligindan yoksundu. Buna karsilik Medîne'ye geçince yavas yavas güçlenmis, ve bu sayede siddet siyâsetine yönelmistir. Nitekim bunun böyle oldugunu anlamak için, daha önceki sayfalarda belirttigimiz çeliskili hükümleri söyle bir göz atmak yeterlidir. Örnegin Mekke döneminde indigi kabul edilen Gasiye sûresi'nde hosgörü niteliginde görünen su âyet'ler var:
Ey Muhammed, sen ögüt ver; esasen sen sadece bir ögütücüsün. Sen onlara zor kullanacak degilsin... Kim inkâr ederse Allah onu... azaba ugratir... Hesaplarini görmek Bize düsmektedir (K. 88, Gasiye 21, 22, 24, 26). Görülüyor ki burada Muhammed'in bir ögüt verici oldugu, kâfirlere karsi zor kullanmamasi gerektigi, ve kâfirlerin hesabinin Tanri tarafindan görülecegi bildirilmekte.
Ancak ne var ki bu ayni Kur'ân'in Medîne döneminde indigi kabul edilen Tevbe sûresi'nde3, Islâmi kabul etmedikleri için müsriklerin (puta tapan'larin) öldürülmelerini emreden, ve yine ayni sekilde Ehl-i Kitab'a (yâni Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara) karsi savas açilmasini ve Islâm'i kabul etmelerine, ya da cizye (kafa parasi) vermelerine kadar savasin sürdürülmesini öngören âyet'ler var. Tevbe sûresi'nin 5ci âyet'i söyle: Haram aylar çikinca müsrikleri buldugunuz yerde öldürün; onlari yakalayin, onlari hapsedin ve onlari gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eger tevbe eder, namazi dosdogru kilare, zekâti da verirlerse artik yollarini serbest birakin... (K. 9, Tevbe: 5). Görülüyor ki burada, müsriklerin ölüm tehdidi ile Islâm'a sokulmalari emredilmekte. Yine bunun gibi Tevbe sûresi'nin 29cu âyet'i söyle: Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kildigini haram saymayan ve hak dini (Islâm dinini) kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savasin (K. 9 Tevbe: 29). Görülüyor ki burada da, Tanri'ya ve Muhammed'e boyun egmeyen, ve Islâm'i din olarak benimsemeyen Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara karsi savas açilmasi, ve bu savasin, onlar tarafindan küçülerek cizye (kafa parasi) verilmesine kadar sürdürülmesi emredilmekte.
Simdi geliniz yukarda belirttigimiz Gasiye sûresi'nin âyet'leri ile Tevbe sûresi'nin âyet'lerini birbirlerine vuralim. Kuskusuz ki Gasiye sûresi'nde yer alan "Ey Muhammed! ögüt ver, sen sadece ögütçüsün. Sen onlara zor kullanacak degilsin" seklindeki âyet'lerle, Tevbe sûresi'nde yer alan ve müsriklerin öldürülmelerini ve Yahudi'lerle Hiristiyan'lara karsi savasilmasini emreden, yâni siddet ve savas yolunu öngören yukardaki âyet'ler, birbirleriyle çelisme halindedirler. Zira birinciler hösgörürlüge yer verirmis gibi görünen, ikinciler ise hosgörü nedir bilmeyen âyet'lerdir. Simdi ne olacak? Birbiriyle çeliskili, ve bir birine ters düsen bu âyet'leri, birlikte uygulamak olanagi bulunmadigina göre bunlardan hangisini geçerli, ve hangisini geçersiz sayacagiz? Eger denecek olursa ki Birbiriyle çelisen âyet'ler içerisinde, önce indigi kabul edilen âyet'ler, daha sonra indigi söylenen âyet'ler tarafindan ortadan kaldirilmistir, bu takdirde Gasiye sûresi'nin hosgörü niteliginde sayilabilecek yukardaki âyet'lerinin yok sayilip, Tevbe sûresi'nin, müsriklerin öldürülmelerini, ya da Ehl-i Kitab'a karsi savas açilmasini öngören âyet'lerinin uygulanmasi gerekir. Çünkü Gasiye sûresi'nin bu âyet'leri Mekke dönemine (yâni daha önceki döneme), fakat Tevbe sûresi'nin âyet'leri ise, daha sonraki Medîne dönemine âit'tir. Böyle olunca, Mekke döneminin hosgörülü hüküm'leri (yâni Gasiye sûresi'nin 21, 22, 24, 26ci âyet'leri), Medîne döneminin ölüm saçan âyet'leriyle (yâni Tevbe sûresi'nin 5, ve 29cü âyet'leriyle) geçersiz kilinmis olacaktir. Nitekim Muhammed, Mekke döneminde iken Gasiye sûresi'nin yukardaki hükmü (ya da Kur'ân'in benzerî âyet'leri) dogrultusunda olmak üzere is görürken, yâni kendisini teblig edici, ögüt verici gibi gösterirken ve çete göndermek ya da savas yapmak gibi yollara hiç yönelmemis iken, Medine'ye geçtigi tarihten ölümü tarihine gelinceye kadar hep Tevbe sûresi'nin yukardaki âyet'leri (ya da Kur'ân'daki benzerî hükümler) dogrultusunda olmak üzere kiliç yolu ile is görmüs, zor kullanmis, yirmi dokuz savas yapmis, kirk kadar seriye (çete) göndermis, müsrikleri yok etmis, Kitaplilari (Yahudi'leri ve Hiristiyan'lari) kiliçtan geçirmis ya da yerlerinden sürmüs, esirler, ganimetler almistir.
Kur'ân'in nispeten yumusak, barisci ve hösgörülü gibi görünen âyet'leri genellikle Mekke döneminde, buna karsilik sert, dehset saçan, savasci ve hösgörüsüz âyet'leri daha sonraki Medine döneminde kabul edildigine göre, ikincilerin birincileri yürürlükten kaldirmasi halinde nasil korkulu bir sonucun ortaya çikacagi asikârdir. Nitekim daha ilk anlardan itibaren Kur'ân'in olumlu imis gibi görünen âyet'leri, olumsuz nitelikteki âyet'ler arasinda kaybolup gitmis ve bu yüzden Islâm seriâti korku ile verilen, ve kiliç yolu yerlestirilen bir din niteligine bürünmüstür. Bundan dolayidir ki Islâm seriâti tarihi, bir yandan Orta Asya'lara, diger yandan Afrika'nin kuzeyinden Ispanya'lara kadar uzanan saldiri ve savaslarla, kiliçla, dehset saçarak, kan akitarak dini yaymak, ve insanlari zor kullanarak ve özgürlükten yoksun tutarak yönetmek gibi örneklerle dolu bir tarih olmustur. Sadece Orta Asya'daki Türklerin, Arap ordulari tarafindan kiliçtan geçirilerek müslüman kilinmalarinin örnegine göz atmak, bu konuda fikir edinmek için yeterlidir.
Denebilir ki Kur'ân âyet'lerinin çeliskili olusu, yasam sorunlarina pek olumsuz, pek yikici, ve pek kötü bir çözüm bulma sonucunu yaratmistir.
1 Zilkâde, Arabî aylarin on birincisi'dir.
2 Sahih-i Buharî Muhtasari..., (Cilt XI, sh. 48)
3 129 âyet'ten olusan Tevbe sûresi'nin son iki âyet'i (yâni 128 ve 129cü âyet'ler) hariç, digerleri Medîne döneminde inmis kabul edilir