III) “Düsünme gücünü yipratmak ve “yaratici zekâ”yi yok kilmak bakimindan çeliski'ler sistemi'nin ortaya çikardigi sakincalar:


Seriât hükümleri (ve özellikle Kur'ân âyet'leri) arasindaki çeliski'lerin yarattigi en sakincali sonuç, insan beyninin körlenmesi, düsünme gücünün yitirilmesi ve bu nedenle kisinin fikren gelisemez ve akilci yönde is göremez durumlara sürüklenmesi seklinde kendisini belli eder. Müslüman halklarin bin dört yüz yillik bitmeyen gerilikleri, yaratici zekâ ve düsünme gücünden yoksunluklari bunun en belirli kanitidir. Her vesileyle tekrarladigimiz gibi, vaktiyle var oldugu kabul edilen ve iki yüz yil gibi kisa denebilecek bir süreyi kapsayan Islâm uygarlig'ini yaratan sey Kur'ân egitimi ya da Islâm'in kendisi degildir; eski Yunan ve Roma kaynaklaridir. Iki yüz yillik kisa bir süreyi asmayan bu Islâm uygarliginin yapicilari, Kur'ân ile ilim yapilamayacagini bildikleri için, çogu zaman seriât'a bagli imis gibi görünerek, seriât çemberini asabilmisler, ve eski Yunan, Roma uygarliklarinin kurucularindan yararlanarak ilim yapabilmislerdir. Bu husus, Islâm uygarligini yaratan bilim adamlarinin kendi agizlariyle ortaya vurduklari bir gerçektir1. Ve bu bilim adamlari, Kur'ân kaynagi yerine eski Yunan ve Roma'nin akilci bilim kaynaklarini benimsediler diye kisa zamanda “zindik”likla ve dinsizlik”le damgalanmislardir; ve bu yüzden bu kaynaklar terkedilmis, ve terkedildigî andan itibaren Islâm uygarligi sona ermistir.


Yine tekrar edelim ki çeliskili seriât verileriyle egitilen kisi'nin düsünme yetenegi öylesine körletilmistir ki, birbirine ters düsen seyleri ayni zamanda “geçerli” imis gibi kabul edebilir hale gelmistir. Bu nedenle çelisme'nin "çelisme" oldugunu farkedemez, farketse de bunda bir "hikmet" yattigini sanir olmustur. Verilecek örnekler pek çok; bunlardan bir kaçini belirtmekle yetinelim:


Daha önceki sayfalarda degindigimiz gibi, seriât egitiminden geçmis olan kisi, bir yandan "Islâm'da zorlama yoktur" (K. Bakara 256) seklindeki hükümlere dayanarak "Islâm hosgörü dinidir" diye konusurken, diger yandan zorlamayi öngören ve hosgörü'yü kökünden yok eden hükümlere dayali olarak farkli din ve inançta olanlara karsi düsmanlik beslemekten geri kalmaz ve örnegin Kur'ân'daki "Islâm'dan gayri bir dine yönelenler sapiktir!” (K. Imrân 85; Tevbe 33, vs... ), ya da “Müsrikleri nerede görürseniz öldürün!” (K. Tevbe, 5 ya da “Islâm'a aykiri bir inanista ise analariniz, babalariniz, yakinlariniz için magfiret dilemeyin, onlarin namazini kilmayin vs..." (örnegin K. Tevbe 23, 84, 113; Ahzâb 60-61) seklindeki nice buyruklarlara uymayi dogal sayar.


Bu ayni kisi, bir yandan: "Kur'ân'in 14 asir önce ilân ettigi kadin haklari hâlâ ulasilamamis bir yüceliktedir" seklinde konusurken(2), diger yandan, seriât'in kadini asagilatan hükümlerine sarilmakta sakinca bulmaz; bunlari rahatlikla savunabilir, ki bunlar arasinda:"Kadinlar aklen ve dînen dûn yaratilmislardir; Iki kadinin tanikligi bir erkegin tanikligina denktir; Cehennemin çogunlugu kadinlardandir; Sûtresiz olarak namaz kilanin önünden esek, köpek, kadin geçerse namaz bozulur vs ..." seklinde insan sahsiyetinin haysiyetiyle bagdasmayan hükümler vardir. Birbiriyle çelisen ve çatisan bu iki düsünce tarzina saplanmislik ona ters gelmez. Daha dogrusu çelisme ve çatisma'nin varligindan muhtemelen habersizdir.


Yine bunun gibi, bir yandan Kur'ân'in: "Basiniza gelen her hangi bir musibet kendi ellerinizin yaptigi isler yüzündendir" (Sûra 30; Nisha 79 vs...); ya da:"Yaptiklarinizdan dolayi mutlaka sorguya çekileceksiniz" (al-Nahl 93) seklinde olan ve “irâde serbestisi”ne ve “kisi'nin sorumlulugu”na yer verir gibi görünen âyet'lerine sarilirak "Islâm akil dinidir, özgürlük dinidir" diye konusurken, diger yandan Kur'ân'in bu hükümleriyle çatisan, örnegin:"Süphesiz Allah diledigini saptirir, diledigini de dogru yola eristirir" (K. al-Nahl 36, 93: Fâtir 8; Müddessîr 31, 42, vs); ya da: "Tanri dilediginin gönlünü açar onu Müslüman yapar... dilediginin kalbini dar kilar (kâfir yapar)" (K. En'âm 125); ya da: "Allah isteseydi puta tapmazlardi..." (K. En'âm 107) seklinde olan hükümlerini benimseyerek, gerçeklere “irâde serbestisiyle”, yâni “akilci düsünce” yolu ile degil fakat gökten indigi söylenen Kur'ân hükümleriyle gidilebilecegini savunur. Bundan dolayidir ki Islâm dünyasinin "büyük bilgin ve düsünür" diye bildigi nice kisiler "Ben aklimi kullanmam, kullanmamakla iftihar ederim" diyebilecek kadar kendilerini vahy”lerin egemenligine terketmislerdir 3 .


Yine bunun gibi seriâtçi kisi, bir yandan :"Islâm esitlik dinidir; irk, renk, cins farki gözetmez; ne Arap, ne Acem, ne Türk vs... (gözetmeyip) insanligin güzel usaresinin bir belirisi(dir)" derken, diger yandan köleligin dogal oldugunu vurgulayan seriât hükümlerini (örnegin al-Nahl sûresi, âyet: 75) ya da siyah derili insanlarin tiksinti yaratici bir cild'e sahip olduklarina daîr hüküm'leri, ya da Arap'larin "Kavm-i necib" olarak diger müslümanlara üstünlügünü tanimlayan yönlerini benimseyebilir. Yani bir yandan Islâm'in esitlik dini oldugunu söylerken, diger yandan Seriât'in insanlar arasi esitligi yok bilen hükümlerini benimseyebilir; ve bunda bir çelisme görmez.


Yine ayni sekilde seriâtçi kisi, “kisirlik” denen seyin Tanri'dan geldigini öngören hükümlerle, kisirligin Tanri tarafinda kötülendigini bildiren hükümleri ayni zamanda benimseyebilir; bu hükümler arasindaki çeliskiyi farketmez, farketse de önemsemez: “Çeliski bize göredir, Tanri'ya göre degildir” deyip geçer! Gerçekten de Kur'ân'in Sûrâ sûresi'nde söyle yazili: “(Allah)... diledigini yaratir; diledigine kiz çocuklari , diledigine de erkek çocuklari bahseder.... Diledigini de kisir kilar. O, her seyi bilendir, her seye gücü yetendir” (K. 42 Sûrâ, 49-50; ayrica bkz. Fatir sûresi, 11). Ancak ne var ki, diledigini “kisir” kildigini söyleyen bu ayni Tanri, kisirligi bir kadin için “eksiklik”, “kusur” sayar ve hakâret vesilesi yapar. Nitekim Muhammed söyle demistir: “Evin kösesindeki bir hasir, döl getirmeyen kisir kadindan daha hayirlidir”. Görülüyor ki Muhammed, hem bir yandan Tanri'nin diledigi kadinlari kisir kildigini bildirmekte, ve hem de diger yandan, Tanri'nin kisir kildigi kadinlari hakâret edilmege layik kildigini anlatmakta4! Öte yandan, yine Muhammed'in Kur'ân olmayarak koydugu hükümlere göre, döl getirmeyen kadinlarla asla evlenmemek gerekir; ve döl getiren siyah kadin, döl getirmeyen güzel kadindan daha hayirlidir. Buyruk aynen söyle:“Sevimli ve döl getiren kadinlarla evlenin... Döl getiren siyah kadin, dogurmayan (kisir beya) güzel kadindan hayirlidir”. Görülüyor ki Tanri, hem diledigi kadinlari kisir kilmakta, ve hem de, kisir kildigi bu kadincagizlari evlenme olasiligindan yoksun tutmaktadir. Kuskusuz ki bütün bunlar çelisme halinde bulunan hükümlerin ortaya vurdugu olumsuz sonuçlardir.


Bu örnekleri çogaltmak kolay, fakat söylemek istedigimiz sudur ki seriât egitimiyle yetistirilmis kisi'nin kafa yapisi, çeliskili hükümlerle yogurulmustur. Sadece çeliskili hükümlerle degil fakat bir de Muhammed'in yasam ve davranislarina egemen olan çeliski örnekleriyle sekillenmistir. Su bakimdan ki Muhammed, bir yandan “barisci” ve “hosgörülü” imis gibi görünürken, diger yandan farkli inançtakilere karsi korku ve dehset saçmistir. Bir yandan “teblig edici ve “ögüt verici” olarak görünürken, diger yandan kiliç yolu ile is görmüstür. Bir yandan Arap kavmine, Arapça Kur'ân ile, gönderildigini söylerken, diger yandan tüm insanlara yollandigini savunmustur. Bir yandan , "alçak gönüllü" ("mütevazi") imis gibi görünürken, diger yandan Tanri'yi kendisine "salavat getirir" durumlarda kilarcasina, ya da kendisine bas egenlerin Tanri'ya bas egmis sayilacaklarini açiklarcasina övünmüs, kendi yüceligini dile getirmistir. (Böylece müslüman kisi, hem bir yandan Tanri'nin tek'ligine ve yüceligine inanirken, hem de diger yandan bu “yüce” Tanri'nin Muhammed'e salevat getirir olmasina inanmakta her hangi bir çeliski oldugunu düsünemez olmustur! )


Muhammed'le ilgili yukardaki örnekleri çogaltmak kolay. Bu örneklerin ortaya vurdugu gerçek o ki Muhammed, kendi yasamini olusturan tutum ve davranislarindaki çeliskileri saskinlik yaratacak boyutlara ulastirmakla, müslüman kisi'nin düsünce tarzi üzerinde sinirsiz bir etki yaratmistir.


Yine tekrar edelim ki, böyle bir ortam içerisinde yetisen insanlarin, çeliskili hükümler karsisinda tepkisiz kalmalari kadar dogal bir sey olamaz. Tanri'dan ve "peygamber'den" geldigini sandiklari verilerde çelisme ve tutarsizlik olamayacagina öylesine inanmis, ve kendi tutum ve davranisinin çelismelerle dolu oldugunu öylesine düsünemez hâle gelmislerdir ki, "Kur'ân'da (ya da Kur'ân olmiyarak konmus hükümlerde) çelisme vardir" diyenleri “bilgisizlikle” ve dinsizlikle” suçlamayi olagan saymislardir.

1 Aydin ve “Aydin!” adli kitabimda bu hususlar, etraflica belirtilmistir.

2 Diyânet Isleri Baskanligi'nin bu tür bildirileri çoktur. Bunlardan biri, seriât'in kadin haklarina yer vermez olduguna deginen bir yazim vesilesiyle Baskanligin Tercüman Gazetesinde (7 Haziran 1973) yayimlanan yukardaki bildirisidir.

3 Imâm Mâlik örnegi için bkz. Arsel, Teokratik Devlet..., (Ankara, 1975, sh. 376 ve d.)

4 Bu konuda “Seriât ve Kadin” adli kitabima bakiniz.