I) Övünürken ve kendisini yüceltirken, insanlari asagilayici ve ezik kilici, hattâ benlik duygusundan uzaklastirici tutum ve davranislara yönelir.
Muhammed'in övünmesi, her seyden önce insanlara karsidir. Kendisini genellikle bütün insanlarin en "ulu", "en yüce", "en hayirli", ve en "serefli" olani gibi, ve Tanri'nin her hususta tercih ettigi kulu olarak göstermistir; ayrica da sehvet gücü bakimindan Tanri tarafindan onlara üstün kilindigini bildirmistir. Bunu yaparken, insanlari küçülttügünü ve benlik duygusundan yoksun kilici dogrultuda etkiledigini bildigi muhakkaktir. Bu dogrultudaki övünmelerinden bir kaç örnek söyle:
A) "Gözünüzü açin! Ben bütün insanlarin en yücesi'yim, en sereflisiyim (...) Mahser halkinin efendisiyim" , ya da "Ben Adem ogullarinin seyyidiyim..." diyerek, ve "ahlâk cömertligini" ve insanlik faziletini" tamamlamak üzere gönderildigini söyliyerek övünür. Övünürken de "böbürlenmedigini" ekler!
Muhammed, hemen her vesileyle kendisinin, "ilk nûr" 1 olmak üzere, Adem'den önce yaratildigini söyler, "Ben Adem ogullarinin seyyidiyim..." diye eklerdi. Tanri'nin kendisi için: "Ey o Peygamber (Muhammed)! Biz seni... nûrlar saçan bir savk (isik) olarak gönderdik..." (Ahzâb sûresi, âyet 46) dedigini öne sürer ve bütün insanlarin ve gelmis geçmis bütün peygamberlerin, her bakimdan en "ulu'su", "en yüce'si", "en serefli'si" ve "en efendisi" oldugunu, ve bu niteliklere sahib bir baska varligin yaratilmadigini bildirirdi. Bildirirken de bu "emsalsizligini" bazan saskinlik yaratacak sekilde, fakat bazan da karsisindakilere dudak büktürecek tarzda ortaya vurmaktan kaçinmazdi. Üstelik sinirsiz sekilde övünürken, övünmedigini öne sürmek sûretiyle çeliskiye düserdi. Örnegin kendisini, gelmis geçmis bütün insanlarin "efendisi" olarak tanimlamak üzere:
"Ben Adem ogullarinin seyyidiyim, ama ögünmüyorum..." derken yaptigi buydu2.
Ya da:"Gözünüzü açin! Ben Allah'in sevgilisiyim... ... Allah nezdinde, gelmis ve gelecek bütün insanlarin en sereflisi, en yücesi benim..."
diyerek övünürken, ve sözlerinin hemen arkasindan övünmedigini anlatmak için:
"... (ama) Ben, bununla da böbürlenmem" derken yaptigi da buydu. Yine bunun gibi:
"Ben, Kiyâmet gününde, Adem'den bana kadar gelmis bütün Peygamberlerin altinda toplanacaklari Hamd Sancagi (Livâu'l-Hamd)in sahibiyim...", ya da:
"Cennet'in kapisini ilk açacak olan benim...", ya da:
"Açilan cennet kapisindan, yanimda müminlerin fakirleri oldugu halde, ilk girecek olan da benim...",
seklinde övünür, her övünmesinin ardindan: "Bununla da böbürlenmem" diye eklerdi.
Belirtmege gerek yoktur ki, "Gözünüzü açin!" diyerek ve "yüce'lik", "serefli'lik" bakimindan insanlarin en üstünü, en imtiyazlisi oldugunu söyliyerek, ya da yukardaki sözleri telaffuz ederek övünmenin, "böbürlenmek"ten geri kalir bir yeri yoktu. Ve hele bu sözleri söyledikten sonra, âdeta herkesle alay edercesine: "Ben bununla böbürlenmem" diye eklemenin de, hayranlik yaratacak bir yönü olamazdi. Buna ragmen Islâmci'lar, Muhammed'in bu ve buna benzer sözlerini hayranlikla tekrar ederler, ve bunu o'nun evren'deki "essiz" yerini belirleyen seyler olarak kabul ederler3.
Yine bunun gibi Muhammed: "Annem beni dogurur dogurmaz, kendisinden bir nûr'un ayrildigini ve Busra kösklerinin bu nûrla aydinlandigini görmüstür" diyerek mucîzevî bir dogusa nâil oldugunu belirtirken 4; ya da:
"Ben Ademogullari soylarinin en hayirlisindan belirip ortaya çiktim. Kusaktan kusaga, en hayirlisindan en hayirlisina geçerek geldim...." derken 5, ya da:
"Ben ancak mekârim-i ahlâki (ahlâk cömertligini) ve insanlik faziletini tamamlamak için gönderildim" 6
diye eklerken, hep böbürlenircesine övünmüs olurdu. Bu arada Tanri'nin da kendisi için:
"(Ey Muhammed!) sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin..." (K. 68 el-Kâlem sûresi, âyet 4)
seklinde ve buna benzer nice övgüler yagdirdigini söylemekten geri kalmazdi.
Fakat ahlâk ve yaratilis bakimindan insanlara karsi üstünlügünü biraz daha pekistirebilmek hevesiyle kendisini Tanri'nin ilk yarattigi Adem'le kiyaslar ve:
"Insanlar içinde Adem Aleyhisselâm'a en çok benzeyen benim" der7, ve:
"Ben Kiyâmet gününde de Ademogullarinin efendisiyim" diye eklerdi. Ayrica da:
"Ben Adem çocuklarinin en ulu (olaniyim) ..."
diye bir ekleme daha yapardi. Bununla da yetinmez bir de kendisinin Adem'den önce yaratilip kâinatin baslangici oldugunu anlatmak üzere:
"Adem henüz su ile toprak arasinda iken, ben Nebî (peygamber) idim..."
derdi. Böylece insanligin kendisi ile basladigini ve "Varligin en mükemmel örnegi" oldugunu söylerdi. Onun bu sözlerini ciddiye alan Islâm yazarlari, "(Muhammed) Rabbina olan delîlin ilkidir (ve bütün varliklarin) özü ve hülâsasi olmustur" seklindeki görüslere sarilmakta birbirleriyle yarismislardir. Örnegin Muhyiddin-i Arabî, ünlü Fusûs ül-Hikem adli kitabinda aynen söyle der: "... is onunla (Muhammed'le) basladi ve onunla sona erdi. Adem henüz su ile toprak arasinda iken o Nebî idi. Sonra unsur haline çikmasiyle de Nebîlerin sonuncusu oldu" 8 . Yine ayni sekilde Imâm Gazalî, Muhammed'in adi'nin Tevrat'ta yazili oldugunu ve Tanri'nin onu, daha henüz Resûl seçmeden önce en tercihli kulu bildigini söyliyerek söyle der: "Allahü Teâlâ onu peygamber olarak göndermeden önce Tevrat'in birinci satirinda vasiflayarak: -'Muhammed Resûlüm ve tercih ettigim kulumdur-' buyurdu". 9 Hemen belirtelim ki Tevrat'in ne birinci satirinda ve ne de tümünde, Tanri''nin Muhammed hakkinda böyle bir sey söyledigi yazili degildir. Konuyu ilerdeki bölümlerde ayrica ele alacagiz.
Yine bunun gibi Muhammed, ahlâken ve yaradilis itibariyle bütün insanlara üstün ve örnek oldugunu anlatmak için, bir yandan kendisinin Adem'e en çok benzeyen bir kimse oldugunu belirtirken, diger yandan da bütün peygamberler içerisinde Ibrahîm "peygamber"in kendisine benzedigini söyliyerek övünür, söyle derdi: "Insânlar içinde Adem Aleyhisselâm'a en çok benzeyen benim. Gerek ahlâk ve gerek yaradilis bakimindan da bana en çok benzeyen Ibrâhim aleyhisselâm'dir" 10. Oysa ilerdeki bölümlerde görecegimiz gibi Adem, Tanri yasaklarini çignemek nedeniyle Tanri'tarafindan Cennet'ten kovulmustur; Ibrahim ise, yalan söylemek (örnegin karisi Sara'yi, kiz kardesi olarak tanitmak) sûretiyle is görmüs olan bir kimsedir. Su durumda Adem'e en fazla benzer olmanin, ya da Ibrâhîm ile ayni Ahlâk yapisinda bulunmanin ne kerte övünme vesilesi olacagini anlamak kolay olmuyor.
Öte yandan Taberânî'nin Câbir'den ve ayrica Ibn Abbâs'tan rivâyetine göre Muhammed, yeryüzünde oldugu gibi mahser'de de insanlarin efendisi olacagini söylemis ve bu konuda Tanri'nin Cebrâil'e söyle dedigini bildirmistir:
"Habîbimi (Muhammed'i) müjdele: ümmeti hakkinda ben onu perisan etmem. Yine onu müjdele ki Kiyâmet günü mezarindan ilk kalkacak olan o, mahser halkinin efendisi yine o'dur. O ve onun ümmeti Cennet'e girmeden baskalari giremez"11.
Rivâyete göre güyâ Muhammed, ölüm döseginde iken Tanri'ya: "(Ey Tanrim!) Benden sonra ümmetim için kim var?" diye sormus, ve iste onun bu sorusu üzerine Tanri, Cebrâil'e yukardaki yaniti vermis, ve bunu Muhammed'e bildirmesini emretmistir. Ve yine rivâyete göre Muhammed, Tanri'nin bu sözleri uzerine: "Iste simdi gönlüm rahat etti" demistir12. Dikkat edilecegi gibi Tanri'nin bu sekilde konustugunu söylerken Muhammed, kendisini mahser halkinin "efendisi" olarak göstermek yaninda, bir de kendi ümmetine Tanri'nin inâyetlerini sagliyormus görünümü içerisindedir, ve kuskusuz ki bu ona, biraz daha övünmüs olma mutlulugunu vermistir.
Muhammed'in söylemesine göre Tanri, gökyüzünde muhtesem saraylar hazirlamistir ve bu saraylari Muhammed için hazirladigini Cibrîl araciligiyle bildirmistir. Güyâ Cibrîl: "Yâ Muhammed : Basini yukari kaldir!" demis, Muhammed de basini kaldirmis ve yukarda beyaz bayrak misâli bir bulut görmüs ve bunun üzerine melekler kendisine söyle seslenmislerdir: "(Ey Muhammed!) Iste burasi senin makamindir".
Yine güyâ bu seslenis üzerine Muhammed, bu muhtesem yere bir an önce gitmek için: "Beni birakiniz, su makâmima gideyim" demis fakat melekler ona: "Hayir (olmaz) senin tamamlamadigin bâki ömrün vardir. Onu ne vâkit tamamlarsan o zaman menziline gelirsin" diye engel olmuslardir 13.
Söylemeye gerek yoktur ki kendisini böylesine yüce kertede gören bir kimse, kendisine bas egdirtmek istedigi insanlarin tutum ve davranislarini, bu dogrultuda olmak üzere görgü kurallarina baglayacaktir. Nitekim Muhammed, kendisine bas egmenin Tanri'ya bas egmek demek olduguna, ya da mü'minlerin kendisine salavât getirmeleri, ya da ubudiyet etmeleri gerektigine dâir hükümlerden tutunuzda, kendisine karsi her hususta sayginlikla davranilmasina varincaya kadar her türlü tutum ve davranislari, Tanri'dan geldigini söyledigi kurallara baglamistir. Hem de öylesine ki, kendi önünde yüksek sesle konusulmasini, ya da önüne geçilmesini kendisine karsi saygisizlik, ya da kendisini ezâ'ya sokan seyler olarak tanimlamistir. Örnegin kendi önüne geçilmemesi için, el-Hucurât Sûresi'ne su âyet'i koymustur: "Ey iman edenler! Allah'in ve Resûlünün önüne geçmeyin ve Allah'tan korkun, çünkü Allah isitir, bilir..." (K. 49 el-Hucurât 1). Anlasilan o ki Muhammed, kendisinin önüne geçilmesini Tanri'nin önüne geçmek gibi bir sey saymistir. Nitekim bâzi yorumculara göre yukardaki âyet'in anlami sudur: "Allah'in Resûlünün önüne geçmeyin, çünkü onun Allah'a ziyâde ihtisasi vardir. O hep Allah'in huzurundadir; onun önüne geçmek, Allah'in huzurunda cür'etkârlikta bulunmaktir" 14 . Daha baska bir deyimle, önüne geçilmesini, "Allah ile Resûlünün önüne geçmek gibi bir saygisizlik" saymistir. Devamli sekilde Tanri'nin huzurunda bulundugunu söyliyerek övünmekle, önüne geçilmesini önlemenin yolunu bulmustur. Bazi yorumculara göre, yukardaki âyet'de yer alan"önüne geçmeyin" seklindeki deyimden anlasilmak gereken sey sudur: Tanri kul'lari, her hangi bir husus, her hangi bir is vesilesiyle Tanri'nin ve Muhammed'in söylediklerini göz önünde tutmadan ya da uygulamadan karar vermemelidirler! Diger bazi yorumculara göre bu âyet'i Muhammed, Kurban Bayrami günü kendisinden önce baskalarinin koyun kesmeleri nedeniyle koymustur.
Yine bunun gibi Muhammed, kendi huzurunda yüksek ve gür sesle konusulmasindan hoslanmazdi. Bunu kendi yüceligine karsi büyük bir saygisizlik sayardi. Mekke'de bulundugu süre boyunca bunu önleyecek bir sey yapma yoluna gitmemistir. Henüz güçsüz durumda bulundugu ve taraftarlarinin sayisi da az oldugu için bu konuda hüküm getirmeyi uygun görmemistir. Fakat Medine'ye geçipte artik güçlenince, Kur'ân'a su tür âyet'ler koymaktan geri kalmamistir:
"Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bagirdiginiz gibi, Peygamber'e yüksek sesle bagirmayin; yoksa siz farkina varmadan amelleriniz bosa gidiverir" (K. 49, Hucurât sûresi, âyet 2).
Bu âyet'de yer alan "Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin" tümcesinin Sâbit b. Kays gibi yüksek sesli kimseleri ilgilendirdigi anlasilmaktadir. Çünkü bu kisiler, Muhammed'ten daha gür bir sese sahiptiler ve Muhammed'in yaninda konustuklari zaman, haliyle onun sesini bastirmakta idiler. Bu ise Muhammed'in prestijini sarsmaya yeterli idi. Ancak ne var ki gibi, dogustan yüksek ve gür sesli bu mü'minler, yukardaki âyet Kur'ân'a konunca ne yapacaklarini bilememisler, ve amellerinin bosa gitmesi korkusu ile, Muhammed'in yanina çikamaz olmuslardir. Söylendigine göre Sâbit b. Kays, söz konusu âyet'in Kur'ân'a girmesi üzerine evine çekilmis ve "Ben ehl-i nardenim" diyerek kendi kendisini yermis ve bir daha evinden çikmamaga yemin etmis, fakat onu huzuruna çagirip teselli etmis ve ona cennet müjdesini vermistir15.
Fakat öyle anlasiliyor ki Muhammed, gür sesli kisileri sindirmeyi yeterli bulmamis, bir de istemistir ki, ister gür sesli ve isterse kisik sesli olsun, hiç kimse kendi huzurunda yüksek sesle konusmasin. Bu maksatla Kur'ân'a su âyet'i eklemistir:
"Allah'in elçisinin huzurunda seslerini kisanlar, süphesiz Allah'in kalplerini takvâ ile imtihan ettigi kimselerdir. Onlara magfiret ve büyük bir mükâfat vardir" (K. 49, Hucurât sûresi, âyet 3).
Celâleddin es Suyûtî gibi kaynaklardan ögrendigimize göre, yukardaki âyet'i Muhammed, belli bir bölgeye tayin etmek istedigi bir vali konusunda Ebû Bekir ile Ömer b. Hattâb'in birbirlerine bagirircasina konusmalarindan rahatsiz oldugu için koymustur. Buharî'nin Abdullah Ibn-i Zübeyr'den rivâyetine göre de bu âyet'i Muhammed, Benî Temîm'den gelen bir heyet'le ilgili olarak Ebû Bekir ile Ömer b. Hattâb arasinda çikan bir tartisma vesilesiyle, daha dogrusu onlarin seslerini yükseltmeleri nedeniyle koymustur16. Fakat her ne vesileyle olursa olsun bu âye'in konmasindan sonradir ki, Ebû Bekir ve Ömer b. Hattâb gibi Muhammed'in en deger verdigi kimseler dahil olmak üzere müslümanlar, yukardaki âyet yüzünden seslerini kismak, ve âdeta fisildar sekilde konusmak zorunda kalmislardir; yüksek sesle konusmayi Muhammed'e karsi saygisizlik ve hattâ bir bakima "küfr'e" varan bir davranis olarak kabul etmislerdir17. Örnegin Ebû Bekir, yukardaki âyet üzerine Muhammed'in yanina gelerek: "Ya Resûlallah! Vallahi ben bundan sonra Allah'a kavusuncaya kadar sana gizli veya gizli gibi konusurum" demistir. Ondan asagi kalmak istemeyen Ömer b. Hattâb ise, Muhammed ile konusmalari sirasinda öylesine yavas ve kisik sesle konusur olmustur ki, Muhammed çogu zaman ona ne dedigini sorup, tekrar ettirirmek geregini duymustur18.
Dikkat edilecegi Muhammed, "mü'minlerin" kendisine sayginlik göstermelerini saglamak üzere en basit hususlarda bile Tanri'nin "magfiret" ve "mükâfat"larini va'd etmeyi ihmal etmemistir.
Öte yandan ögle vakti uykudan uyandirilmamak için de Kur'ân'a sunu koymustur: "(Resûlüm!). Sana odalarin arka tarafindan bagiranlarin çogu akli ermez kimselerdir" (K. 49, Hucurât sûresi, âyet 4). Beyzavî gibi Islâm kaynaklarin bildirmesine göre Temim ogullari'ndan yetmis kisilik bir hey'et, bir ögle vakti Medîne'ye gelerel Muhammed'le görüsmek isterler. O sirada Muhammed, odasinda ögle uykusuna yatmistir. Onu uyandirmak için: "Ey Muhammed! Disari çik, yanimiza gel" diye bagirirlar. Bunu kendisine karsi saygisizlik buldugu için Muhammed, Tanri'dan geldi diyerek yukardaki âyet'i koyar. Hani sanki bu gibi basit ve günlük sorunlar, Tanri'yi araç etmeden bir çözüme baglanamazmis gibi!
1 Kendisini Tanri'nin yarattigi ilk "nûr" olarak tanitirken yaptigi sey, Incil'de Isa için söylenenleri tekrarlamaktan ibâretti. Zirâ Incil'in Yuhanna kitabinda Isa'nin söyle konustugu yazili? "Bana her iman eden karanlikta kalmasin diye, ben dünyaya nûr olarak geldim" (Incil/Yuhanna, Bap 12: 46)
2 Bu hadîs için Ibn Kutayba'nin Ta'vil muhtalif al-hadîs adli yapitina bakiniz
3 Kendilerini "aydin" olarak tanimlayan din adam'lari ve ilâhiyatçilar, Muhammed'in bu tür övünmelerini, Muhammed'e hayranlik izhari için malzeme olarak kullanirlar. Örnegin Y. N. Öztürk adindaki bir ilâhiyatçi, Dârimî'nin es-Sünen 'inde yer alan yukardaki sözleri örnek vererek isöyle demekte: "Allah Resûlü'nün bu hadisi serifi, Abdullah'in oglu Muhammed'in fani varligini degil, risâlet ve nübüvvetin son temsilcisi Resûlüllah Muhammed Mustafa'nin peygamberlik kurumu ve kâinat bünyesindeki yerini anlatiyor..." (Bkz. Y. N. Öztürk, Kendi Dilinden Son Peygamber, Istanbul 1984, sh. 122).
4 Ibn Sa'd'in Tabakat (Cilt I, sh. 102)'indan alinti için Bkz. Öztürk, age (sh. 122-3)
5 Buharî'nin rivâyeti olan bu hadîs için bkz. Turan Dursun, Kutsal Kitaplarin Kaynaklari, (Kaynak yayinlari, Istanbul 1995, Cilt II, sh. 44)
6 "Ben insan karakterinin asîl yönlerini tamamlamak için gönderildim" ( Bkz. Ibn Hanbal, Musnad, II, 38 , Kahire 1885
7 Imâm gazalî, Ihyâu.... (Cilt II, sh. 899).
8 Bkz. Muhyiddin-i Arabî, Fusûs ül-Hikem, (Istanbul Kitab Evi, Istanbul 1981. 5.ci baski, sh. 226)
9 Imâm Gazalî, age [1975] (Cilt II, sh. 879
10 Imam gazalî, age (Cilt II, sh. 899)
11 Taberânî'nin bu rivâyeti için bkz. Gazalî, age (1975), (Cilt IV, sh. 839)
12 ibid.
13 Semüre Ibn-i Cündeb'in rivâyeti olan bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 595 ve d. Hadîs no. 681)
14 Elmalili H. Yazir, Hak Dîni Kur'ân Dili, ( Bedir Yyinevi, Istanbul 1993, Cilt VI, sh. 4449)
15 Hucurât 2 âyet'inin Diyânet Vakfi tarafindan açiklanmasina bakiniz. Ayrica bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 4451)
16 Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 4449)
17 Yorumculara göre Muhammed'in onünde yüksek sesle konusmak açikca küfur olmamakla beraber dolayisiyle ona varan "küfür mazinnesi olan" hallerdendir ve Muhammed'e ezâ anlamina gelir. Bkz. Elmalili H. Yair, age (Cilt VI, sh. 4451).
18 Elmalili H. Yazir, age (Cilt VI, sh. 4451)