IV) "Ben lânetleyici olarak degil, rahmet olarak gönderildim" diyerek övünür. Bununla beraber ömrü boyunca "lânetleyici" olmaktan geri kalmaz (K. Al-i Imrân 61).


Söylendigine göre Muhammed, bir savas sirasinda Ashab'dan bazi kimselerin kendisine: "(Yâ Resûl'allâh) Bunlara lânet etseniz" dediklerini görünce: ""Ben lânetleyici olarak degil, rahmet olarak gönderildim" diyerek karsilik vermistir1.

"Rahmet" sözcügü "esirgeyen", "merhamet eden" (çok aciyan) ve benzerî anlamlara geldigi için, bu yukardaki sözleriyle Muhammed kendisini, hiç kimseye kötü söz söylemeyen, ve Müslim olsun, kâfir olsun, genel ya da özel olsun, asla bedduâ etmeyen, lânet etmeyen, intikam nedir bilmeyen bir kimse olarak tanimlamak istemistir. Islâm yazarlari, onun bu sözlerini esas alarak, kiral'dan ziyâde kiralci kesilirler ve Muhammed'i yumusak yürekli, kin tutmayan, hasin olmayan, hiç kimseye kötü söz soylemeyen, insanlara en çok aciyan, en hayirli ve en yararli olan bir kimse olarak tanitirlar. Hattâ Kur'ân'in su âyeti'ni buna örnek olarak kullanirlar: "(Ey Muhammed!)... Allah'tan bir rahmet iledir ki sen onlara yumusak bulundun; eger kati yürekli bir nobran olsa idi, elbette etrafindan dagilmis gitmislerdi..." (K. Al-i Imrân sûresi, âyet 159)

Oysa gerçek böyle olmaktan çok uzaktir, çünkü Muhammed, bir yandan "Ben lânetleyici olarak degil, rahmet olarak gönderildim" seklinde konusurken, diger yandan kisilerle lânetlesmis, çogu kisilere lânetler yagdirmis ve Kur'ân'a lânetlesme'nin Tanri emri olduguna dâir su emri koymustur: "Sana bu ilim (Kur'ân) geldikten sonra seninle bu konuda çekisenlere de ki: -Geliniz sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarinizi, biz de kendi çocuklarimizi, siz kend kadinlarinizi, biz de kendi kadinlarimizi çagiralim, sonra da lânetleselim de, Allâh'in lânetinin yalancilara olmasini dileyelim" (K. 3 Al-i Imrân 61).

Bu âyeti ne vesileyle koydugunu ve lânetlesmeyi ya da husûmet ve düsmanlik besledigi kimselere karsi lânet'ler yagdirmayi nasil günlük yasaminin icâblarindan yaptigini, örnekleriyle birazdan görecegiz. Fakat daha önce Kur'ân'in yukarda degindigimiz: "(Ey Muhammed!)... Allah'tan bir rahmet iledir ki sen onlara yumusak bulundun; eger kati yürekli bir nobran olsa idi, elbette etrafindan dagilmis gitmislerdi..." (K. Al-i Imrân 159) seklindeki âyeti'yle ilgili bir iki hususu belirtelim ve hemen ekleyelim ki bu âyet, lânet'lesmeyi, ya da lânet yoluna basvurmayi önlemek için konmus degildir. Uhud savasi'nda bazi okçularin, ganimete konma hevesiyle görevlerini terketmeleri ve Muhammed'in onlara karsi hasin ve sert davranmayip yumusak davranmasi vesilesiyle konmustur. Ancak ne var ki bu davranis, esas itibariyle Muhammed'in çikarlarini saglama amacina dayali bir davranistir, çünkü Muhammed, Uhud savasi'nin kaybedilmesinin baslica sorumlusudur, ve bu sorumlulugun yarattigi bilinç alti itisle yumusak davranma zorunlugunda kalmistir. Su bakimdan ki düsman'a karsi meydan savasi vermek ya da savunma taktigini kullanmak hususunda kararsiz kalmis, ve sonunda meydan savasi yolunu seçmistir: bu yüzden Uhud hezimetine (yenilgisine) sebeb olmustur. Bununla beraber hezimetin yanlis bir taktik nedeniyle degil, fakat askerlerden (özellikle okçulardan) bazilarinin ganimet edinme telasiyle görevlerinden ayrilmalari yüzünden meydana geldigini söylemistir. Böyle bir durumda onlari cezâlandirmanin olumsuz sonuçlar doguracagini bildiginden yumusak bir tutum takinmistir.

Eger kendini bilinç alti bir suçluluk duygusu içerisinde hissetmemis olsaydi, hiç süphesiz onlara lânet'ler yagdirmaktan geri kalmayacakti. Nitekim su ya da bu sebeble husûmet besledigi kimselerle lânetlestigi, ya da onlari lânetledigi, haklarinda bedduâ'larda bulundugu çok olmustur. Ve esasen o, biraz yukarda isâret ettigimiz gibi, "lânetlesmeyi" bir Tanri emri olmak üzere Kur'ân'a yerlestirmistir. Imrân sûresi'nin 61.ci âyeti'ni tekrar okuyalim: "Sana bu ilim (Kur'ân) geldikten sonra seninle bu konuda çekisenlere de ki: -Geliniz sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarinizi, biz de kendi çocuklarimizi, siz kendi kadinlarinizi, biz de kendi kadinlarimizi çagiralim, sonra da lânetleselim de, Allâh'in lânetinin yalancilara olmasini dileyelim" (K. 3 Al-i Imrân 61)2. Görülüyor ki Tanri, müslüman kullarina lâ'netlesme yolunu göstermekte ve onlara: "Tanri'nin lâneti farkli inançtakilere olsun" seklinde dilekte bulunmayi salik vermekte! Kuskusuz ki konusan Tanri degil, fakat yine Muhammed'tir. Ve bunu yapmakla Muhammed, Tanri fikrini zedelekte oldugunu farketmemistir. Su bakimdan ki, bir yandan "lânetleyici" olmadigini söyliyerek, daha dogrusu "Ben lânetleyici olarak degil, rahmet olarak gönderildim" diyerek övünürken, diger yandan Tanri'yi "lânetçi" imis, ve insanlari lânetlesmeye çagirirmis gibi göstermistir.

Animsatalim ki Muhammed'in Kur'ân'a koydugu bu yukardaki âyet'e "mülâane âyeti" adi verilmistir. "Mülâane" deyimi, iki kisinin birbirine lânet etmesi anlamini tasir. Bu sözcügün tanimini Islâm kaynaklari söyle yapmakta: "Lâ'net, dünyâda ve âhirette Allah'in rahmetinden uzaklik demek olup mülâane de iki taraftan her birinin öbürüsü hakkinda Allah'in rahmetinden uzak olmasina duâdan ibârettir" 3.

Ve iste Muhammed, lânetlesmenin ve lânet savurmanin Tanri emri oldugunu belirtmek sûretiyle farkli inanç ve düsüncede olan kimselere karsi kin ve intikam duygularini dile getirme olasiligini bulmustur. Nitekim Ibn-i Sa'd gibi en saglam Islâm kaynaklari, Muhammed'in bu âyet'e dayali olarak Necrân hiristiyanlari ile yapmis oldugu lâ'netlesmeyi hikâye ederler ki özet olarak söyledir:

Yemen'in Kuzey Dogusu'nde bulunan Necrân kent'inde yasayan hiristiyanlara hitaben Muhammed bir mektup yazar ve kendilerini Medine'ye çagirir. Maksadi onlari Islâm'a sokmaktir. Necrân hiristiyanlarini temsilen 14 kisilik bir he'yet, baslarinda emirleri Abdülmesîh Akib olmak üzere Medîne'ye gelirler. Mescid-i Saâdet'te namaz kilarlar. Sonra Muhammed'in huzuruna çikarlar. Fakat üzerlerinde ipek kumastan yapilmis giysiler bulundugu için Muhammed onlardan yüz çevirir ve iltifatta bulunmaz; herhangi bir görüsme de yapmaz. Çünkü Islâmî bir kural olmak üzere ipekten giysileri yasaklamistir. O sirada orada bulunan Osman b. Affân, ki bilindigi gibi Muhammed'in damadi'dir, Necrân hey'etine hitaben konusarak: "Huzura ipekli elbiselerle ve mükellef giyimli bir hey'ette geldiginiz için Resûlullâh size iltifat buyurmadi" der. Bunun üzerine adamcagizlar kalkip giderler ve ertesi gün degisik giysilerle, ve ruhban hey'etinde olarak Muhammed'in huzuruna çikarlar; selâm verirler, Muhammed selâmlarini karsilar ve onlardan müslüman olmalarini ister. Fakat Necrân'lilar bunu kabul etmezler. Etmeyince Muhammed onlarla Isa hakkinda uzun boylu bir tartismaya girisir; onlara Kur'ân'dan âyet'ler okur. Fakat bir türlü onlari iknâ edemez. Bunun üzerine söyle der: "Eger benim tebligimi inkâr edip kabul etmiyorsaniz haydi gidiniz, âilenizle geliniz, sizinle mülâane edelim (lânetleselim)" der. Bu teklifi dinleyen Necrân hey'eti, ne lânetlesmek isterler ve ne de müslüman olmak. Müslüman olmaktansa hiristiyan kalip cizye (kafa parasi) vermeyi tercih ettiklerini bildirirler ve: "(Biz hiristiyan kalacagiz. Fakat) bizden istedigin vergiyi (cizye'yi) verecegiz. Su kadar ki, bizimle Necrân'a emniyetli bir zâti (me'mur) gönderiniz. Göndereceginiz bu kimse her halde emîn olsun" derler; sonra Muhammed'le bir andlasma imza ederler. Muhammed de onlara Ebâ Ubeyde Ibn-i Cerrâh adinda birini verir ki, cize'yi getirsin diye. Andlasma hükmüne göre Necrân hiristiyanlari, bin kati Receb ayinda ve bin kati Safer ayinda teslim edilmek üzere yilda iki bin kat "hil'at" (yâni çok büyük degerde kaftan), ve ayrica biner "okiyye" den iki bin "okiyye" nakid (ki her bir okiyye kirk dirhem altin karsiligidir) ödemeyi kabul ederler. Ayrica Yemen'de bir karisiklik çikacak olursa âriye olarak 30 zirh, 39 kargi, 30 deve ve 30 at vereceklerdir4.

Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Necrân heye'ti, Muhammed'le "mülâane'den" (lânetlesmekten) korkup çekindikleri için cize vermege razi olmuslardir; çünkü eger lânetlesmeye kalkacak olsalar, Muhammed'in lânetinin tutacagini ve bunun sonunda kendilerinin helâk olacaklarini düsünmüslerdir5. Söylemeye gerek yoktur ki Necrân'lilarin korktuklari sey lanetlesmek degil ve fakat cizye vermek sûretiyle yok edilmekten kurtulmakti.


Hemen ekleyelim ki Muhammed, "putperest" Arap'lardan (müsrik'lerden) gayri, Yahudilere ve Hiristiyanlara karsi besledigi düsmanlik duygularini açiga vurmak hususunda da, hem bir yandan silâhli saldirilara, ve hem de ayni zamanda "lânetleme" yollarina basvurmustur. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'ler pek çok. Örnegin Mâide sûresi'nin 64.âyet'inde Tanri'nin, Yahudiler hakkinda "elleri baglanasi ve lânet olasilar" diye konustugu yazili. Güyâ Tanri, kendisi için "eli sikidir" dediler diye Yahudilere lânet etmekte! Ayet söyle: "Yahudiler, Allah'in eli baglidir (sikidir) dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri baglanasi ve lânet olasilar! Bilakis, Allah'in eli açiktir, diledigi gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çogunün azginligini ve küfrunü arttirir. Aralarina, kiyâmete kadar (sürecek) düsmanlik ve kin soktuk..." (K. Mâide sûresi, âyet 64).

Nisâ sûresi'nin 51. ve 52.âyet'lerinde Tanri'nin: "Bunlar, Allah'in lânetledigi kimselerdir..." sekline konustugu yazili. Kur'ân yorumcularinin bildirmelerine göre Tanri'nin böyle konusmasinin nedeni su: güyâ Yahudilerden Kâ'b b. el-Esref Medîne'den Mekke'ye gelerek müsrikleri (Arap'lari) Muhammed ve müslümanlar aleyhine kiskirtmis, ve bu arada müsrikler kendisine: "Bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed'in dini mi haktir, hangimiz dogru yoldayiz?" diye sormuslar, ve Kâ'b da onlara: "Siz dogru yoldasiniz" diye cevap vermistir!

Pek iyi ama insanlari diledigi gibi müslüman ya da kâfir yaptigini söyliyen bir Tanri (örnegin Bkz. En'âm sûresi, âyet: 125), lânet etme yoluna neden basvursun? Lânetlesecek yerde onlarin gönüllerini açip müslüman kilsa daha iyi bir is yapmis olmaz mi? Tanri'yi lânet ediyormus, ya da lânetlesirmis gibi göstermek Tanri fikrini zedelemez mi?


Öte yandan Tevbe sûresi'nin 30.âyet'inde Tanri'nin: "Allah onlari kahretsin..." diyerek Yahudileri ve Hiristiyanlari lânetledigi yazili. Sebeb de Yahudilerin Uzeyr'i, Hiristiyanlarin da da Isa'yi "Allah'in oglu" olarak çagirmis olmalari gösterilmekte. Ayet söyle: "Yahudiler: -Uzeyr Allah'in ogludur- dediler. Hiristiyanlar da -Mesih (Isa), Allah'in ogludur- dediler. Bu onlarin agizlariyle geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmus kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onlari kahretsin! Nasil da (haktan bâtila) döndürülüyorlar!" (K. Tevbe sûresi, âyet 30).

Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'yi bu sekilde lânetler yagdirarak konusur gostermekle Muhammed, Yahudilere ve Hiristiyanlara karsi besledigi kin ve düsmanlik duygularini ortaya vurmus olmaktadir. Hemen ekleyelim ki bu isi baska sekilde de yapmaktan geri kalmamistir: onlarin kabir'de iken azab çektiklerini duydugunu söylemis olmasi, bunun çesitli örneklerinden biridir. Gerçekten de, Buhârî'nin Ebû Eyyûb'den rivâyetine göre Muhammed, bir gün günes battiktan sonra Medine disina çiktigi zaman bir ses isitir ve söyle der: "Yahudiler mezarlarinda azâb olunuyor..." 6. Ayni konuda Taberânî'nin Abdü'l-Cebbâr'dan rivâyetine dayali rivâyeti söyle: "Bir gün günes batarken (Muhammed) ile birlikte Medîne haricine çikmistik. Elimde su dolu toprak bir ibrik vardi. Resûl-i Ekrem kazâ-yi hâcet için ayrildi. Sonra gelip abdest aldi. Ve bana: -Benim isittigim sesi sen de isittin mi?- diye sordu. Ben: -Hayîr ...- dedim. (O)- Ben, su kabristanda kabirlerinden azâb olunan yehûdilerim seslerini isittim- buyurdu" 7.

Daha basak bir deyimle baskalarinin isitmedikleri sesleri Muhammed isitmis oluyor. Islâm kaynaklari bu hususta: "(Muhammed'in) bu isitmeleri, mû'cize tarîkiyledir" derler8.

Yine bunun gibi Muhammed, kendisini ölüme götürecek hastaliga yakalanipta hummâ atesinin siddetiyle kivranirken, ara sira yüzündeki örtüyü açar ve, çektigi iztirabin açisini çikarircasina Yahudi'lere ve Hîristiyan'lara lânetler ederdi. Ayse'nin ve Ibn-i Abbâs'in bildirmelerine göre Muhammed söyle dermis: "Allah, Yehûd ve Nasârâ'ya lâ'net etsin! Onlar Peygamberlerinin kabirlerini birer mescid edindilerdi" 9.

Görülüyorki "Ben lânetleyici olarak gönderilmedim" diyen Muhammed, en basit ve en olmadik hususlarda bile lânetleyici olmaktan geri kalmamistir.

Muhammed'in "lânetleyici" olarak is gördügüne verilecek daha pek çok örnek var. Bunlardan bir digeri söyle: Buharî'nin Ali'den rivâyetine göre Muhammed ahzâb günü , yâni Hendek savasinda, müsrikler (putatanlar) için bedduâ'da bulunmus, evlerini ve mezarlarinin Tanri tarafindan atesle doldurulmasini istemistir. Söyle demistir:"Allah, müsriklerin (hayâtinda) evlerine, (öldükleri zaman da) mezarlarina ates doldursun!...". Bu sekilde konusmasini, onlarin müslümanlari ikindi namazi kilmaktan alikomalari gerekçesine dayatmistir. 10

Her ne kadar Islâmcilar, müsriklerin müslümanlara kötülük yaptiklarini öne sürerek Muhammed'in bu sekildeki konusmasini olagan bulurlarsa da, böyle bir gerekçenin yukardaki bedduâ'yi özürlü kilacak bir yönü yoktur. Çünkü Muhammed, kendisini "peygamber" olarak tanitmistir; "Peygamber" oldugunu ve "lanetleyici" olarak gönderilmedigini iddiâ eden bir kimseden kötülüge kötülükle karsi koymasi, düsmanlarina lânetler yagdirmasi beklenmez 11.


Yine bunun gibi bir çok nedenlerle düsmanlik besledigi ve bu yüzden "munafiklarin basi" olarak damgaladigi Abdullah Ibn-i Übeyy'e karsi "kof kütük", "alçak" ya da "Allah onun canini alsin" seklinde lânetlemelerde bulunmus ve Kur'ân'a bu sözcükleri içeren âyet'ler koymustur. Örnegin el-Münâfikûn sûresi'nin 4.âyet'i söyle: "Onlari gördügün zaman kaliplari hosuna gider, konusurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmis kütükler gibidir... Düsman onlardir. Onlardan sakin. Allah onlarin canlarini alsin..." (K. 63 Münâfikûn sûresi, âyet 4).

Ve bu ayni kisi vesilesiyle Muhammed, munafiklardan ölenler için namaz kilinmamasina dair Tanri'dan vahy indi diyerek Kur'ân'a sunu koymustur: "...munafiklardan ölenlerin hiç birisine namaz kilma habîbim" (K. 9 Tevbe sûresi, âyet 84)

Kendisini "peygamber" olarak kabul etmediler ve yalancilikla damgaladilar diye amucasi Ebû Leheb ve karisi hakkinda "elleri kurusun, yok olsun, alevli atese yastlansin" seklinde lânet'ler savurarak Kur'ân'a su âyet'leri koymustur: "Ebû Leheb'in elleri kurusun, yok olsun! Mali ve kazandigi kendisine fayda vermez; alevli atese yaslanacaktir; karisi da boynunda bir ip oldugu halde ona odun tasiyacaktir" (K. 63 Muanfikûn sûresi, âyet 1-5).

Kendisini peygamber kabul etmeyen ve "Kur'ân için uydurma masaldir!", ya da "Kur'ân insan sözüdür" diyen Mugiyra oglu Velîd ve el-Ahnes gibi kisileri "alçak zorba" ya da "soysuzlukla damgalanmis kimse" deyimlerle lânetlemis ve bu dogrultuda Kur'ân'a âyet'ler koymustur (Bkz. 68 Kâlem 10-16; Müdessie 11-27; Buruç 8-9; Beled 6-7; Hümeze 1-2; Mâûn 2)).

Namaz kilmasina engel oldugunu ve kendisiyle alay ettigini söyledigi Ebû Cehl'e karsi: "Dünyada rezillik onadir; ona kiyâmet günü yakici azabi tattiririz" seklindeki ifâdelerle lânetler yagdirip Kur'ân'a bu deyimleri içeren âyet'ler yerlestirmistir (Bkz. 22 Hacc sûresi, âyet 8-10).

Kendisi hakkinda "yalanci'dir", "deli'dir", "mecnûn'dur" (cin tutmustur"), ya da "Söylediklerini Muhammed'e bir baska adam ögretiyor" seklinde konusanlara karsi Kur'ân'a"...Allah, dünyâ'da da, âhirette de lânet eder, onlara alçaltici bir azab hazirlar..." seklinde âyet'ler koymustur (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet 57).

Kendisini peygamber olarak kabul etmeyen Huzâî'leri, ve onlarin ced'leri olan Huzâî Amr Ibn-i Amiri'yi (rüy'â'sinda) "Cehennem'de barsaklarini ates içinde sürüklerken" gördügünü söylemis ve Kur'ân'a koydugu âyet'lerle onlari "kâfir" olarak tanimlamistir (K. Mâide süresi, âyet 103).

Kendisine yardimci olmadi diye kin besledigi Ahmet b. Surayk'i "iki yüzlü insan" diyerek lânetlemis ve basina gelecek belâlari hatirlatmistir (K. Bakara 204-6; Hümeze 1-5).

Sadece kisilere degil, bazi hallerde bütün bir kent halk'ina lâ'net ve bedduâ'da bulundugu olurdu: Medîne'ye hicret'ten sonra Mekke'lilere karsi yaptigi gibi! Gerçekten de Ayse'nin rivâyetine göre hicret tarihinde Medîne, "Allah'in en vebâli, hastalikli bir diyari idi". Bu yüzden hicret eden müslümanlardan bir çogu hastalanmislardi. Hastalik etrafi kirip dökmekte idi. Örnegin Ayse'nin babasi Ebû Bekir ve Muhammed'in en sevdigi kisilerden biri olan Bilâl-i Habesî sitmaya yakalanmislardi. Ebû Bekir: "Yesrib diyârinda her kisi âilesi içinde mes'ud sabahlamisken bir de ölüm ansizin yakalar, aksama diri birakmaz" diyerek endise ve üzüntüsünü açiga vururdu. Bilâl ise Mekke'nin ünlülerinden bir çogunun adini teker teker zikrederek: "Yâ Rab (bunlara) gadab eyle! Nasil ki bunlar (zulmedip) bizi ana yurdumuzdan çikardilar, vebâ diyârina gelmege mecbûr ettiler" diyerek bed-duâ ederdi. Onun bu sekilde bed-duâ ettigini gören Muhammed, bu bed-duâ'yi biraz daha pekistirmek üzere Tanri'dan Medîne'nin bütün hastaliklarini, hummasini ve sitmasini Mekke'ye nakletmesini dilemis ve su sekilde lâ'netlamede bulunmustur: "Yâ Rab! Mekke'yi bize sevdirdigin gibi Medîne'yi de sevdir!. Yâhud onu daha ziyâde sevdir!... Yâ Rab! Medîne'nin havasini bizim için tashîh et ilel ü emrazdan (her türlü hastaliklardan) sâlim kil! Hummasini ve sitmasini da Mekke'nin Cuhfe'sine nakl eyle!" 12.

Görülüyor ki kendisini "lânetleyici" degilmis gibi taninlamaga çalisan Muhammed, sadece husûmet ve düsmanlik besledigi kisilere karsi degil fakat içlerinde nice masûm kisilerin yasadigi Mekke'ye lânetler yagdirmaktan geri kalmamistir.

Yine ayni sekilde, sadece dirilere karsi degil fakat düsmanlik besledigi kisilerin ölü cesedlerine karsi da lânetler yagdirmaktan kendini alamazdi. Bedîr savasi'nda öldürülen Kureys reislerinin cesedlerine karsi yaptigi budur. Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, Bedir'de öldürülen Kureys esrafindan 24 kisinin cesedlerini pis bir kuyu'ya attirmis; ve orada üç gün beklettikten sonra kuyunun basina her birinin teker teker adini zikrederek bed-duâ'da bulunmustur. Örnegin söyle demistir: "Ey Ebû Cehl Ibn-i Hisâm! Ey Ümeyye Ibn-i Halef! Ey Utbe Ibn-i Rebiâ! Ey Seybe Ibn-i rebia! Rabbinizin va'dettigi azâbi hak buldunuz degil mi? Muhakkak ki ben, Rabbimin bana va'dettigi zafer ve gâlibeyiti hak buldum".

Onu bu sekilde konustugunu gören Ömer b. Hattâb: "Yâ Resûl'allâh! kendilerinde hayat eseri bulunmayan su cesedlere ne söylersin?" deyince Muhamed kendisine: "Muhammed'in hayâti yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki benim söyledigim sözleri siz, onlardan daha iyi isitir degilsiniz!" der13. Sunu anlatmak ister ki Tanri, bu cesedlere, sirf bu lânetleyici sözleri isitsinler diye o an için hayat vermistir. Nitekim Tâbiî imam'larindan Katâde'nin söylemesi söyle: "Allah, Bedir kuyusundaki cesedlere Peygamber'in hitâbesini isittirecek derecede hayat verir. Bu sûretle azgin Kureys müsrikleri ayiplanmis, küçültülmüs, azâb edilmis ve kaçirdiklari firsatlara ve yaptiklari mezâlime nedâmet ettirilmis olur" 14.

Böylece Muhammed, düsmanlik besledigi kisilerin ölü cesedlerine lânetler okuyup onlari azâb'a sokmus olmakla onlardan intikamini almistir. Islâm kaynaklari Muhammed'in bu davranisini: "esi görülmemis ilâhî bir intikam" olarak degerlendirmislerdir15.

Öte yandan Muhammed, belli etmez görünerek de lânetlemelerde bulunmaktan geri kalmazdi. Buharî'nin Ayse'den rivâyetine dayali bir olay söyle: Bir gün Yahudilerden bir gurup Muhammed'in yanina gelip "Essâmü aleyk" (yâni "ölüm üzerine olsun") diyerek otururlar. O sirada Muhammed'in yaninda bulunan Ayse, Yahudilerin lâ'netlemesini kendilerine iâde eder. Bunun üzerine Muhammed: "(Ey Ayse!) Sana ne oldu?" diye sorar. Ayse de ona: "Bu Yahûdilerin ne hezeyân ettiklerini isitmedin mi?" der. Muhammed kendisine: "Ya sen benim (onlara hitaben): -ve aleyküm (ölüm sizin üzerinize olsun_- dedigimi isitmedin mi?" der16. Böylece anlatmak ister ki Yahûdilerle lâ'netlesmistir. Islâmcilara göre bu dogaldir, çünkü böyle yapmakla Muhammed Yahudilerin lâ'netlerime karsilik vermistir. Pek güzel ama kendisini "lâ'netleyici" olarak degil fakat "rahmet" olarak gönderildigîni söyleyen bir kimsenin yapacagi seyler midir bunlar? "Lâ'netleyici" olmadigini söyleyen bir kimse, kendisine lâ'net edenlere lâ'net etmez, rahmet eder.

Sunu da ekleyelim ki Muhammed'in "lâ'netleyiciligi" gözlerini hayata kapayacagi güne kadar sürmüstür. Tulayha bin Huvaylid ile ilgili olay gösteriyor ki Muhammed, kendisine baris teklifinde bulunanlara karsi bile lâ'net yagdirmakta sakinca bulmamistir. Olay su:

Muhammed'i ölüme götürecek olan hastaligin siddetlendigi bir sirada, Arabistan'in çesitli bölgelerinde isyanlar, baskaldirmalar baslar. Örnegin Abhele Zi-El Himar bin Kâ'b, ki Esved lakabiyle bilinir, Veda Hacci'ndan az sonra Islâmdan çiktigini ilân eder ve Beni Mezhic'lerin basina geçerek isyan eder ve Yemen'i ele geçirir. Esved'in müslümanligi terketmesi, Islâm'da ilk "irtidad" olayi sayilmaktadire17. Bundan sonra Museylime adinda biri, ki Muhammed'in rakib'lerindendir, Yemame'de isyan bayragini çeker. Az geçmeden Tulayha bin Huvaylid, Esed'ler ilinde harekete geçerek ayaklanir ve Semira denilen mevkide ordugah kurar. Bir çok halk onun çagrsina kosar. Fakat Muhammed ile iyi iliskiler kurmak niyetinde bulunan Tulayba, baris teklifinde bulunmak üzere, kardesinin oglu Hibal'i Muhammed'in katina gönderir. Hibal kendisini "Ben Huvaylid'in ogluyum" diye tanitarak kardesine gelen melek'lerden söz eder. Muhammed onun bu sözlerini isitince köpürür ve lâ'netlemeye baslar. Örnegin: "Tanri seni öldürsün, sehitlik derecesinden mahrum etsin" diye bedduâ'da bulunur. Ve sonra Yemen'de Fars'lardan türeyen Ebna'lara elçiler göndererek Tulayha'ya karsi harekete geçmelerini ister; ayni zamanda Benî Temim ve Kays'lara da haber ileterek Ebvna'lara yardim etmelerini bildirir. Bu yardim sayesinde Ebnna'lar bazi basarilar saglarlar: örnegin Islâm'dan çikanlari, ve bu arada Esved'i öldürürler. Tulayha ve Müseylime gibi isyancilari da bir hayli yorarlar18.

Az geçmeden Muhammed ölür; pek muhtemeldir ki ölürken kendisini, Hibal'e yapmis oldugu lânetlemenin rahatligi içerisinde hissetmistir. Bununla beraber bu lânetleme, yasaminin son lânetlemesi degildir. Gözlerini hayata kapamadan az önce son olarak kâfirlere, ve daha dogrusu Yahudilere ve Hiristiyanlara karsi son kinini, son lânetlemesini ortaya vurmak üzere: "Arab ceziresinde iki din bir arada bulunmayacak" diyerek ve Islâm'dan gayri bir dine yönelmeyi "sapiklik" bilerek biraz daha rahatlamistir.


*

1 Müslim'in Ebû Hüreyre'den rivâyeti için bkz. Gazalî, age (1975), (Cilt II, sh. 878).

2 Yukardaki çeviri Diyânet Vakfi'nindir. Diyânet Isleri Baskanligi'nin yayinlarindaki çeviri söyle: "Habibim! Sana gelen ilimden sonra her kim seninle münâksa ederse, sen (mülâane'ye da'vet edip) ona: -Haydi geliniz: ogullarimizi ve ogullarinizi, kadinlarimizi ve kadinlarinizi, kendilerimizi ve kendilerinizi çagiralim. Sonra Cenâb-i hakka tazarrû ve niyâz edelim de Allah'in lâ'netini yalancilarin uzerine yükleyelim- de" (K. Al-i Imrân 61).

3 Bu alinti için bkz. Sahih-i... (Cilt X, sh. 380)

4 Bu hususlar için bkz. Sahih-i... (Cilt X. sh. 379-383)

5 Buharî'nin Huzeyfe'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt X. sh. 381, Hadîs no. 1650).

6 Sahih-i... (Cilt IV. sh. 584, H. no. 676)

7 Sahih-i... (Cilt IV. sh. 584-5)

8 Sahih-i... (Cilt IV, sh. 585)

9 Sahih-i... (Cilt XI, sh. 16)

10 Muhammed'in yukardaki bedduâsi'nin tamami söyle:"Allah, müsriklerin (hayâtinda) evlerine, (öldükleri zaman da) mezarlarina ates doldursun! Onlar bizi ikindi namazindan alikoydular: nihâyet günes batti" (Buharî'nin Ayse'den rivâyeti için bkz. Sahih-i..., VIII, sh. 343). Görülüyor ki Muhammed, müsriklerin müslümanlara ikindi namazi ki¬dirmamalarini, onlara lânet savurmak için vesile yapmistir. I

11 Buharî'nin Abdullah Ibn-i Ebî Evfâ'dan rivâyeti için ayrica bkz. Sh. 342, hadîs no. 1233.

12 Buharî'nin Ayse'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VI, sh. 244-6, Hadîs no. 896)

13 Bu konuda bkz.Buharî'nin "Sahih"inde, Müslim'in Sifat-i Nâr bahsinde, Ebû Dâvud'un Kitabü's-Sünnet'inde, Tirmizî'nin Tefsîr'inde, Nesâî'nin Cenaze ile ilgili Tefsir'inde, Ibn- Mâce'nin Zuhd'ünde yer alan veri'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 577, Hadîs no. 673, ve Cilt X. sh. 152, Hadîs no. 1567). Ayrica bkz. Taberî, age (1966) II, 307-8

14 Sahih-i... (Cilt X. sh. 153

15 Sahih-i... (Cilt X sh. 154)

16 Buharî'nin Ayse'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 341-2, hadîs no. 1232)

17 Taberî, age (1966), II, 870-1)

18 Taberî, age, (1966), II 874-