VII) Hem "Ümmî" (okumasiz) olmakla, ve hem de Arablarin en fasih'i (hatasiz konusani) olmakla övünür (K. A'raf 156-157; K. Ankebût 48)).
Muhammed'in övünme vesilesi edindigi diger bir nitelik de "ümmî"liktir. "Ümm" kökünden gelme "Ümmî" deyiminin sözlüklerdeki karsiligi: "Anasindan dogdugu gibi öyle kalip okuyup yazma ögrenmemis" kimse'dir. Her ne kadar okumasizligin övünülecek bir yönü olmamakla beraber Muhammed bunu, Tanri'nin dilegi sekline sokmus, ve kendisini okumasi/yazmasi olmiyan kimse olarak tanitmayi "ilâhîligi"nin bir isâreti bilmistir1. Öte yandan "ümmî"ligin "Arab kavmine mensup bulunmak" ve ayrica da "Mekkeli olmak" gibi yönleri bulundugunu düsnerek de bunu övünme vesilesi yapmis olmasi muhtemeldir2.
Bütün bunlardan dolayidir ki kendisini, Kur'ân'in çesitli âyet'lerinde "Ümmî Peygamber" seklinde tanimlamistir. Hem de öylesine ki, Tevrat ve Incil'de dahi adi'nin Tanri tarafindan zikredildigine deginerek, Kur'ân'in A'raf Sûresi'ne su âyet'leri koymustur:"Azâbima diledigim kimseyi ugratirim... bunu... okuyup yazmasi olmayan peygamber Muhammed'e uyanlara yazacagiz" (K. 7 A'raf sûresi, âyet, 156-157).
Okumasiz gibi görünme yoluna basvurmasinin nedeni Kur'ân'i Tanri'dan gayri bir kaynaktan ögrenmedigini, Tevrat ve Incil gibi kitap'lardan çalma yapmadigini, onu sadece Tanri'dan vahy olarak aldigini kanitlamak içindir. Daha dogrusu Kur'ân'i "mucîzevî" bir kitap imis gibi göstermek istemesindendir. Güyâ Tanri onu okumasiz kilmistir ki hiç kimse: "Muhammed Kur'ân'i Yahudilerin ya da Hiristiyanlarin kitaplarindan (yâni Tevrat'tan ya da Incil'den) kopya ederek hazirladi" seklinde bir sey söyliyemesin diye! Imâm Gazalî bu konuda söyle diyor: "Eger Muhammed okuma yazma bilseydi, Kur'ân'i daha önceki kitaplardan kopye ettigi sanilirdi. Kur'ân'in mucizevî bir kitap olma niteligi , Muhammed'in ümmî (okumasiz)olmasindandir". Iste bunu anlatmak içindir ki Muhammed, Tanri'dan vahy indi diyerek Kur'ân'a sunu koyar: "(Ey Muhammed!) Sen bundan evvel kitab okur degildin; hâlâ da (sag elinle) yazi yazmazsin; öyle olsaydi mubtiller (bâtil söze uyanlar) sübhelene bilirlerdi..." (K. 29 Ankebût sûresi, âyet 48). Yâni güyâ Tanri anlatmaktadir ki, eger Muhammed okuma bilmis olsaydi, "bâtil pesinde gidenler" ya da Kur'ân'i geçersiz kilmak isteyen "kâfir'ler", Kur'ân'in Tanri'dan geldigi konusunda sübheye düsebilirlerdi3.
Söylemek abestir ki kendisini okumasiz imis gibi bir kani yaratma yoluna yönelmesi, inandirici olmaktan çok uzak bir davranistir; çünkü Tevrat ve Incil gibi kitaplarda neler oldugunu bilmek, ve bu kitaplardan alinti yapabilmek için okur yazar olmaga gerek yoktur. Bu kitaplari bilenlerden bilgi edinmek kolaydir. Nitekim okumasiz oldugunu söylemesine ragmen Muhammed, Tevrat'tan ve Incil'den aktardigi hükümlerle doldurmustur Kur'ân'i. Denilebilir ki Kur'ân'in dört'te üçü, ya aynen, ya da ufak tefek degisikliklerle Tevrat ve Incil'den alinma verilerle doludur. Nice örnekten birini verelim: Mekkelilere karsi giristigi savaslar vesilesiyle Muhammed, taraftarlarini cesaretlendirip savasa sürükleyebilmek için, Tanri'nin müslümanlara yardimda bulunacagini, ve her bir müslüman kisi'yi kâfirlerden pek çoguna üstün kilacagini söyliyerek Kur'ân'a âyet'ler koymustur. Bunlardan biri, Bedir savasi'yle ilgili olarak Kur'ân'in Enfâl sûresi'nin 65ci âyet'idir ki söyledir: "Ey Muhammed! mü'minleri savasa tesvik et. Eger sizden sabirli yirmi kisi bulunursa, ikiyüz (kâfire) galip gelirler. Eger sizden yüz kisi olursa, kâfir olanlardan bin kisi'ye galip gelirler..." (K. Enfâl sûresi, âyet 65). Bunu izleyen âyet'de de su yazili: "... Sizden sabirli yüz kisi bulunursa, (kâfirlerden) iki yüz kisiye galip gelir. Ve eger sizden bin kisi olursa, Allah'in izniyle (onlardan) iki bin kisiye galip gelirler..." (K. Enfâl 66). Yine bunun gibi Al-i Imrân sûresi'nin 160ci âyet'inde, Allah'in yardim ettigi kavme karsi hiçbir kavmin üstün gelemeyecegine dâir su var: "Allah size yardim ederse, artik size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eger sizi birakiverirse, ondan sonrfa size kim yardim eder? Mü'min'ler ancak Allah'a güvenip dayanmalidirlar" (K. Al-i Imrân sûrei, hayet 160). Bunlara benzer daha nice örnek vermek mümkün.
Simdi geliniz Tevrat'i (Ahd-i Atiyk'i) açalim ve Levililer kitabi'ndan su âyet'i okuyalim: "Ve düsmanlarinizi kovalayacaksiniz, ve önünüzde kiliçla düsecekler. Ve sizden bes kisi, (onlardan) yüz kisi'yi kovalayacak, ve sizden yüz kisi, (onlardan) on bin kisiyi kovalayacak; ve düsmanlariniz önünüzde kiliçla düsecekler" (Levililer, Bap 26:, âyet 7-8). Ve yine Ahd-i Atiyk'in Yesu adli kitabindan su âyet'leri okuyalim: "Çünkü Rab önünüzden büyük ve kuvvetli milletler kovdu... Sizden bir kisi (onlardan) bin kisiyi kovaliyacaktir; çünkü Allah'iniz Rab, siz söyledigi gibi, sizin için cenk eden o'dur" (Tevrat/Yesu, Bap 23: âyet 10).
Görülüyor ki Muhammed, Yahudilerin kitaplarindan aldigi âyet'leri pek farkedilemeyecek sekilde degistirerek (örnegin "bes kisi" yerine "yirmi kisi" diyerek) uygulama yolunu seçmistir. Bunu da ya Incil'i ve Tevrat'i bilen kisilerle vaki temaslar yolu ile, ya da kendisine "kâtib" olarak seçtigi kisilerden çogunun Yahudilikten ya da Hiristiyanliktan dönme olup Tevrat'i ve Incil'i çok iyi bilmeleri sayesinde yapmistir. Öte yandan Kur'ân'da anlattigi hikâye ve masallarin pek çogu, bazi degisikliklerle Tevrat'tan aktarilma seylerdir4. Bu itibarla okumasiz imis gibi görünmesinin, bu kitaplardan alinti yapmadigina kanit olan mantikî bir yönü yoktur.
Kaldi ki okuma bildigi de muhakkaktir; nitekim bunun böyle oldugunu ortaya vuran nice olaylar vardir ki konuyu ayri bir kesim halinde inceledigimiz için burada ayrica durmayacagiz.
Fakat her ne olursa olsun durum sudur ki Muhammed, okumasiz görünüp Kur'ân'in kendisine Cebrâil araciligiyle Tanri tarafindan "vahy edildigini" söylemis ve bunu bir övünme vesilesi edinerek cahil Arap bedevisini bu söylediklerine inandirabilmis, böylece onlari kendisine hayran kilabilmistir.
Öte yandan, okumasiz imis gibi görünmeyi ilâhîliginin bir isâreti seklinde övünme vesilesi yaparken, bir de "Ben Arablarin en fasihiyim" diyerek övünmekten geri kalmazdi. "Fasih" sözügü "Fasahatle" konusmak demek olup bir dilin dogru, hatasiz, kolay ve düzgün söylenisi, baglaçlarinin kural'lara uygun bulunmasi anlamina gelir. Anlasilan o ki Cennette konusulacak olan dil bu olacaktir. Nitekim Imam Gazalî gibi kaynaklar, Cennet halki'nin, Muhammed'in "sive ve lehçesi" ile konusacagini bildirmislerdir5.
1 Bu konuda bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt III, sh. 2297; ve Cilt V, sh. 3784).
2 Arab'lar, genellikle okuma yazma bilmez olarak tanindiklari için, kendisini "ümmî" olarak tanitmak sûretiyle Muhammed, onlara mensub bulundugunu bir övünme sorunu yapmis, bu yoldan onlari kazanma ihtimali bulundugunu düsünmüs olmalidir. Öte yandan "Ümmülkurâ"ya mensub olmanin Mekkeli olmak gibi bir anlam tasigi anlasilmaktadir, ki bu da ayni sonucu dogurmak bakimindan ise yaramis olabilir.
3 Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3784)
4 Bu konuda "Seriât'tan Kissa'lar" ad'li yayinlarimizda bir çok örnekler bulunmakta.
5 Gazalî, Ihyâû... (1975) (Cilt II, sh. 881)