X) Kureys'in Hasimî âilesi'ne mensup olmak itibariyle, nesebi'nin asâletiyle övünür:
Islâmci'larin iddiâsi o'dur ki Muhammed, nesebiyle övünmek söyle dursun, fakat Arap'taki övünme aliskanligini dahi gidermis, ve özellikle "Cahiliyye" döneminde belli bir secereye dayali olarak övünme gelenegini yok etmistir.
Oysa bu iddiâ'nin yalandan öteye geçen bir yönü yoktur. Su bakimdan ki Muhammed, hem Arap'i "Arap" olmayandan üstün ve "asîl" saymistir, ve hem de kendisini, Arap kavimlerinin en yücesi sanilan Kureys'e ve Kureys'in de en asîl kolu sayilan Hasîmî'ler âilesine mensup bilerek seceresinin üstünlügü ile övgüye layik bulmustur.
Gerçekten de nesebinin asâletini anlatmak üzere Muhammed'in basvurdugu yollar, tipki diger hususlarda oldugu gibi, akla ve mantiga meydan okurcasina, abartmali ve çogu kez çelismeli ve sasirtmalidir. Su nedenle ki bir yandan Tanri'nin Arap kavmini ve bu kavim içerisinde Kureys kabilesini ve Kureys kabilesi içerisinden de Hasimî'ler kolunu üstün yarattigini söyleyerek kendisini bu kola mensup olmakla övgüye layik bulur, ve fakat diger yandan bu ayni Tanri'nin neseb farki gözetmeyip "esitlik" getirdigi iddiâlarina sarilir. Bir yandan "ezelî ve ebedî bir müslüman" olarak yaratildigini ve ceddinin Adem'e kadar varan silsilesinin putperestlik ile kirlenmemis oldugunu söyler, fakat diger yandan gençligi boyunca putlara tapan, yolunu sasiran bir kimse oldugunu bildirir, bildirirken de ana ve babasinin dahi müslüman imani disinda ölmüs olmasi nedeniyle onlara magfiret dilemedigini ekler. Bir yandan kendi soyunun hep nikâhli rahimlerden ve Ibrahim neslinden ve Ismâil dölünden gelme oldugunu söyler ve fakat diger yandan Ismâil'in anasi Hacer'in, vaktiyle Ibrahim'in karisi degil sadece cariyesi ve hizmetçisi oldugunu ve su durumda Ismâil'in nesebinin evlilik disi ("gayr-i sahih") bir temele dayali bulundugunu unutur.
Gerçekten de Islâm kaynaklarindan ve özellikle Ibn Sa'd'in ünlü Tabakat al-Kebir adli yapitindan ögrenmekteyiz ki Muhammed asîl bir neseb'den oldugunu anlatmak için Arap kavminden ve Arap kavmi'nin Kureys kabîlesinden Hasîm koluna mensup bulundugunu söylemekle övünürdü. Güyâ Tanri, peygamber seçecegi zaman, en üstün bir kavmin içinden, en ustün bildigi bir kimseyi seçme gelenegindedir. Bu nedenle Muhammed'i, bütün kavimler içerisinde en üstün bir kavim olan Arap kavminden seçmistir. Fakat seçerken Arap kavminin en üstün kabilesi olan Kureys kabilesi'nden, ve Kureys kabilesinin en üstün urugu olan Hasimî'lerden ve Hasimî'lerin en faziletlisi olan Abd al-ülmüttalib'in çocuklari arasindan seçmistir. Muhammed'in söylemesine göre bu neseb'in kökeni, aslinda Ibrahim peygamber'e iner; çünkü güyâ Tanri, Ibrahim'in iki oglundan Ismâil'i, Ismaîl'den Benî Kinâne'yi ve ondan Kureys kabîlesi'ni ve Kureys'den Benî Hasimî'i ve ondan da Abd al-Muttalib'i ve onun ogullarindan da Muhammed'i "peygamber" olarak seçmistir 1. Bunun böyle oldugunu bizzat Muhammed kendiis söylemekte. Müslim'de yer alan bir hadîs'e göre Muhammed'in söylemesi söyle: "Allah, Ismailogullarindan Kinâne'yi seçti. Kinane'den de Kureys'i seçti. Kureys'ten de Hasimogullarini seçti. Hasimogullarindan da beni seçti" 2.
Öte yandan Süyûtî'nin el-Leâliu'l-Masnua adli kitabindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, Tanri'nin kendisine: "(Ey Muhammed!) Ben seni döleyen soya, tasiyan rahme, saran kucaga cehennemi haram kilmis bulunmaktayim" dedigini bildirmistir 3. Söylemeye gerek yoktur ki konusan Tanri degil Muhammed'tir; kendi nesebinden olanlarin cehennemlik olmayacaklarini anlatmak istemistir. Ancak ne var ki bunlari söyleyen Muhammed, müslüman olarak ölmedi diye, kendi öz anasi hakkinda "Tanri bana anam için magfiret dilememe izin vermedi" demis, babasini da cehennemlik bilmistir.
Bir baska vesileyle Muhammed, yine kendi nesebinden söz ederken kendisinin Adem'den önceki öndörtbin yila inen bir nûr oldugunu ve ceddinin Adem'e kadar inen kusaklarinin (silsilesinin) seref ve haysiyet bakimindan sinirsiz sekilde yüce oldugunu, hiç bir kötülükle lekelenmemis ve putperestlikle kirlenmemis oldugunu söylemistir 4.
Yine bu dogrultuda olmak üzere kendisinin, daha Adem henüz insan seklinde ortaya çikmadan önce peygamber olarak görevlendirildigini ve Tanri ile sözlesme yaptigini bildirmis söyle demistir:"Adem ruh ve beden olma durumlari arasinda iken ben peygamber'dim... Adem ruh ve beden olma durumlari arasinda iken (Tanri ile) sözlesme yapma (teklifini) aldim" 5.
Muhammed'in bu sekildeki konusmalarindan verilecek örnekleri çogaltmak kolay, fakat bunlari söyle bir gözden geçirdikte, çelismeler, abartmalar ve akli dislamalar karsisinda sasirmamak mümkün degildir. Örnegin bir yandan kendi nesebini Ibrahim'den, daha dogrusu Ibrahim'in oglu Ismâil'den baslatirken, diger yandan Adem öncesi dönemden geldigini söylemesi, anlasilir gibi degildir.
Yine ayni sekilde bir yandan kendisini böylesine saglam kökenli, ve putperestlikten uzak imis gibi gösterirken, diger yandan gençligi boyunca diger Arap soydaslari gibi putlara tapan bir kimse oldugunu ve Tanri tarafindan kurtulusa çikarildigini söylemekten geri kalmamistir. Gerçekten de Arap kaynaklarin açiklamasina göre eski çaglarda Arap'lar, puta tapmak bakimindan iki grupa ayrilmislardi. Bir grupta Hubal ve al-Lât ve al-Uzyâ ve Manât adini tasiyan putlar vardi (ki bunlar Kur'ân'da belirtilmistir. Bkz. 53 Necm Sûresi 19 ve d.); diger gruplarda ise al-Ukaysir ve Zu'l-Halasa ve Manâf ve al-Ya'kûb dini tasiyan putlar vardi. Ibn Kalbî'nin Kitâb al-Asnam adli yapitindan ve benzeri kaynaklardan ögrenmek mümkündur ki Muhammed gençliginde, bu putlardan birinci grupa dahil olan al-Uzyâ'ya tapardi6. Hatirlatalim ki peygamberligini ilân ettikten sonra dahi, sirf Kureysli'leri hosnud edebilmek için bir aralik: "Bana Lât, Uzza ve üçüncü olarak Menât'i haber verin" seklinde konusmus ve bunu Kur'ân'a âyet seklinde koymustur. Onun bu sekildeki davranisi karsisinda Kureysli'ler sevinerek: "Muhammed bizim putlarimizi överek güzel bir sekilde andi" demislerdir7. Her ne kadar ödün verici (tavizci) bu tutumunu, sirf taraftarlarini kaybetmemek için, daha sonra degistirmis olmakla beraber, gerçek sudur ki kirk yasina gelinceye kadar, yâni ömrünün üçte ikisini putlara taparak geçirmistir. Adem'den öndört bin yil öncesinden beri peygamber oldugunu ve ceddinin putperestlikle kirlenmedigini söyleyen bir kimsenin, 60 yillik yasaminin ilk kirk yili boyunca putlara tapmis olmasi kuskusuz ki çeliskili bir manzara arzetmektedir. Ancak ne var ki seriât mantigiyle yogurulmus insanlar bu çeliskiyi farketmezler.
Öte yandan kendi mensup bulundugu Kureys soyu'nun Ibrahîm neslinden ve hep "nikâhli rahimlerden" geldigini söyleyerek övünürken de, farkinda olmadan yine kendisini güç durumlara düsürmekten geri kalmamistir. Çünkü anlattigi sudur ki Ibrahîm (ki Muhammed'in söylemesine göre ilk müslümandir), sirf inanmis insanlara yapilan zulümden kurtulmak için vatanini terketmis ve Misir'a göç etmis olup orada Hacer adinda bir kadinla evlenmistir. Hacer'den edindigi Ismâil adindaki ilk ogluyla birlikte Hicâz'a gitmis, orada yerlesmistir. Ismâil burada Cürhüm kabilesinden bir Arap kadinla evlenmis ve kusaklar sonra bu soydan Muhammed'in mensup bulundugu Kureys soyu olusmustur. Ve iste güyâ bundan dolayidir Kureys'in ve dolayisiyle Benî Hasim'in Islâm'da üstün bir yeri saglanmistir8
Bu hikâyeleri Muhammed, kendi "asâleti'nin" kaniti olmak üzere her vesile ile tekrarlamistir. Tekrarlamakla vurgulamak istedigi bir husus vardir ki o da kendi ceddi içerisinde seref ve haysiyet kirici bir kötülükle lekelenmis kimselerin bulunmadigidir: "Allah, Ibrahim ogullarindan Ismaîl'i, Ismâil ogullarindan Benî Kinâne'yi, Kinâne ogullarindan Kureys'i ve Kureys'den Benî Hâsim'i ve Benî Hâsim'den beni seçmistir" derken ve bu söyledigini biraz daha pekistirmek üzere: "Allah beni, dâima helâl babalarin sulbünden, pâkize analarin rahmine naklederek nihâyet babamla anamdan izhar buyurmustur. Ebeveynim, kat'iyen nikâhsiz bir birlige ugramamistir" diye eklerken yaptigi buydu 9.
Dikkat edilecegi gibi Muhammed, sulbunden geldigi kimseler arasinda nikâsizlik gibi kötü bir durumun olmadigini israrla belirtmekte ve bununla övünmektedir. Ve her zaman için sunu söylemekten geri kalmamistir ki "gayr-i mesrû", yâni evlilik disi neseb'ten olmak seref kirici ve yüz kizartici bir seydir; daha dogrusu soysuzluktur. Bundan dolayidir ki, soysuz (neseb-i gayri sahih) kimselerle ülfet edilmemesini isterdi. Kin ve düsmanlik besledigi kisileri de "soysuzlukla" damgalardi. Örnegin kendisini peygamber olarak kabul etmeyen, ya da yalanlayan kimseleri hedef edinerek Kur'ân'a su âyet'i koymustur: "... (Ey Muhammed!) Soysuzlukla damgalanmis kimseye... aldiris etmeyesin" (K. 68 Kâlem sûresi, âyet 13). Bu âyet'i, düsmanlik besledigi Mugire ogullari hakkinda koydugu söylenir10. Ayet'de geçen "soysuz" sözcügünün "gayr-i sahih" nesebten olan kimseleri kapsadiginda ulemâ'nin tereddüdü yoktur 11. Ancak ne var ki bunu yaparken Muhammed'in hasir alti ettigi bir sey vardir ki o da sudur: Sulbunden geldigini söyledigi Ibrahim ile Hacer evli degillerdi. Daha dogrusu Hacer, Ibrahim'in asil karisi olan Sâre'ye "cariye" olarak verilmis ve ona hizmetçilik etmekle görevli bir kadindi. Sâre'den çocuk edinemedigi için Ibrahim, Sâre'nin de istegine uyarak cariyesi Hacer ile yatmis ve ondan Ismâil adindaki oglu olmustur. Bütün bunlarin böyle oldugunu ortaya vuran bizzat Muhammed'dir. Gerçekten de Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Muhammed, vaktiyle Ibrahim'in Sâre ile evli iken bir ülkeye gittigini ve orada Sare'nin hizmetine cariye olarak Hacer adinda bir kadinin verildigini söylemistir12. Söylerken de hikâyenin Tevrat'da bulunan aslindan aktarmalar yaptigi muhakkaktir. Zirâ Tevrat'da anlatilanlara göre Ibrahim, bir süreden beri evli bulundugu Sâre'den, bütün arzusuna ragmen çocuk sahibi olamayinca Sâre kendisine, hizmetçisi olan Hacer ile yatip çocuk edinmesini söyler. Ibrahim, karisinin bu teklif geregince yapar ve Hacer'den bir oglu olur ki adini Ismâil koyar. Fakat az geçmeden karisi Sâre'den Ishak adinda bir oglu oluverince Hacer'le Ismâil'i baska diyarlara gönderir.
Iste Tevrat'tan ögrendigi bu hikâye'yi Muhammed, hikâye'nin sonuçlarindan dogabilecek seyleri hesaplayamadan Kur'ân'a geçirmistir. Su bakimdan ki Ismâil'in evlilik disi olarak ve hizmetçi ve köle bir kadindan dogdugu olayini bilmezlikten gelmis ve su hâle göre Kureys'in (ve dolayisiyle kendisinin) "nikahsiz bir birlik" niteligindeki bir nesebe mensup bulundugunu, farkinda olmayarak ortaya vurmustur. Her ne kadar bazi Kur'ân yorumcularina göre Hacer asîl bir âile kizi gibi gösterilmek istenirse de 13 Muhammed'in kendi söylemesinden anlasilmaktadir ki Ibrahim'in karisi Sâre'ye verilen hizmetçi'den baska bir sey degildir. Ve Ismail'i, evlilik disi bir iliski sonucu olartak dünyaya getirmistir. Oysa Muhammed, biraz yukarda degindigimiz gibi, "neseb-i gayri sahih" kimselerle iliski ya da dostluk kurulmaasini, onlara i'tibar edilmemesini istemis ve Kur'ân'a bu dogrultuda âyet'ler koymustur (örnegin K. Kâlem sûresi, âyet, 13).
Öte yandan, yine biraz önce belirttigimiz gibi, anasinin ve babasinin nikahsiz bir nesebden gelmedigini bildirmis ve: "Ebeveynim, kat'iyen nikâhsiz bir birlige ugramamistir" diyerek övünmüstür. Oysa ki anasinin ve babasinin geldigi neseb'in basinda Ismail vardir ki nikahsiz bir birlikten olmadir.
Eger denecek olursa ki Muhammed, cariye olmasina ragmen Hacer'i ve ondan dogma Ismail'i, kendi ümmetinin nesebine kaynak seçmekle insanlar arasi esitlik ilkesine bagliligini göstermistir, böyle bir iddiâ'yi da geçersizlikle çürütmek kolaydir. Çünkü Muhammed, hiç bir zaman ve hiçbir hususta insanlar arasi esitlik ilkesine yer vermemistir. Örnegin Arap'lari "Kavm-i necib" olarak yüceltmis, Arap'lar içerisinde Kureys'i ve Kureys içerisinden de kendi mensup bulundugu Hasimî âilesi'ni en üstün degerde bulmustur. Bunda gayri erkeklerle kadinlar arasinda esitlik diye bir sey bilmemis ve kadinlari asagi kertede saymistir. Fakat bütün bunlardan gayri bir de köleligi savunmus, ömrü boyunca köle edinmis, edindigi köleleri ona buna satmis ya da bagislamistir. Daha dogrusu Tanri'nin köleligi dogal bir kurulus olarak getirdigini, "hür" olanlarla "köle" (cariye) olanlar arasinda ayirim yaptigini ve bunlarin birbirlerine esit olamayacaklarini bildirmistir. Kur'ân'a koydugu su âyet bunun nice örneklerinden biridir: "Allah, hiçbir seye gücü yetmeyen, baskasinin mali olnmus bir köle ile, katimizdan kendisine verdigimiz güzel riziktan... harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç esit olurlar mi? Dogrusu hamd Allah'a mahsustur..." (K. Nahl sûresi, âyet 75). Görüldügü gibi Tanri, Muhammed'in söylemesine göre, insanlardan bir kismini "köle" kilmmis olmakla övünmektedir14.
Bu böyle olduguna göre, Muhammed'in, esitlik ilkesini geçerli kilmak için kendi ümmetinin seceresini, cariye bir kadin olan Hacer'e ve onun evlilik disi dogmus olan ogluna, Ismail'e bagladigini söylemek, kuskusuz ki yanlis olur.
Bütün bu söyledilerimiz bir yana fakat bu konuda akla, bir de su soru gelecektir: Ibrahim'in, Sâre'den olma Ishak adinda bir oglu varken, neden dolayi Muhammed onu degil de cariye bir kadin olan Hacer'den dogma Ismâil'i seçmis ve Arap'lari ve kendisini o secereden gelmis gibi göstermistir? Bu soru'nun cevabi su olmak gerekir: Yahudiler kendilerini, Ibrahim'in nikâhli (mesrû) karisi Sâre'den dogma Ishak'in soyundan kabul etmislerdir. Ve iste Muhammed, Yahudileri müslüman yapamadigi ve bu nedenle onlara karsi düsmanlik duygularina kapildigi için, onlardan farkli bir kusaktan gelmis görünmek amaciyle, Ibrahim'in, Hacer'den (yâni cariyesi'nden) olma oglu Ismâil'i seçmistir. Fakat bunu yaparken kendi kavmini, yâni Araplari, nikahsiz bir soydan gelmis duruma soktugunu muhtemelen düsünmemis, ve "Ebeveynim kat'iyen nikahsiz bir birlige ugramamistir" diye konusa durmustur.
"Neden dolayi Muhammed, kendi ümmetinin seceresini ille de Ibrahim'e götürmek istemistir?" diye sorulacak olursa bunun da cevabi kisaca sudur: Medîne'ye hicret ettikten sonra Muhammed, orada bulunan Yahudi kabileleriyle iliskiye girer. Bu Yahudiler çok eskiden beri Medîne'de yerlesmis olan ve çesitli alanlarda çalisip varlik yapmis bulunan kimselerdir. Aradan az zaman geçmekle onlari Müslüman yapmaga çalisir. Tanri'nin onlara daha önce peygamberler gönderdigini, ve bu peygamberlerden ilkinin Ibrahim oldugunu ve Ibrahim'in ilk müslüman peygambver oldugunu anlatir. Anlatmakla kalmaz fakat kendisinin de Ibrahim'in dini'ne uymakla gorevlendirildigini açiklar. Bunu yaparken Ibahim'in, Ishak adindaki oglundan Israil ogullarinin çiktigini, ve Ishak'tan itibaren Israil ogullarina gönderilen bütun peygamberlerin (Örnegin Musa, Harûn, Davud, Süleyman vs...) hep müslümanlikla emr'olunduklarini söyler. Ibrahim'in diger oglu Ismail'den de kendi mensub bulundugu ümmetin olustugunu ve iste simdi kendisinin, bütün ümmetlere ve bu arada, zaten Müslüman sayilmak gereken Yahudilere gönderilmis bulundugunu bildirir ve onlar tarafinda peygamber olarak kabul edilmesi gerektigini hatirlatir.
Yine bunun gibi Tanri'nin onlara Tevrat'i yolladigini, ve Tevrat'in Kur'ân tarafindan onaylanmis bir kitap oldugunu fakat Yahudiler tarafindan degistirildigini ve bu nedenle onlarin da Kur'ân'a boyun egmeleri gerektigini bildirir.
Ibrahim'i bir "baba" olarak ilân etmesi, onun dinini islemekle övünmesi bundandir15.
*
1 Bu hususlar için bkz. Ibn Sa'd'in Tabakat al-Kebir adli yapitini bakiniz. Bu yapitin iki Pakistanli tarafindan Ingilizc'ye çevirisi için bkz. Ibn Sa'd, Kitap al-Tabaqat al-Kabir (Transl. by S. M. Haq & H.K. Ghazanfar; Pakistan Historical Society, Vol. I. Karachi 1967; Vol. II, Karachi 1972; Yukadaki hususlar için bkz. Vol. I. sh 2,8)
2 Sahihu'l-Müslim'deki bu hadîs için bkz. Turan Dursun, Kutsal Kitaplarin Kaynaklari (Kaynak Yayinlari, Istanbul 1995, Cilt II, sh. 43)
3 Süy^ütî, el-Leâliu'l-Masnua, ( Beyrut 1981, sh. 265) Yukardaki alinti için bkz. Öztürk, age. (sh. 29)
4 Ilgili Hadîs'ler için bkz. Öztürk, age (sh. 27)
5 Bu hadîs için Ibn Sa'din Tabakat al-Kebir adli yapita bakiniz. (Ingilizce çeviri'de Vol. I. sh. 169)
6 Bu hususta Ibn Kalbî'nin Kitâb al-Asnam adli kitabin Ahmed Zeki Pasa tarafindan bastirilan (Kahire 1014 ) nüshasina bakiniz. Ayrica Mermerci'nin su yazisina bakiniz: bkz. M. S. Marmardji, "Les Dieux du Paganisme Arabe d'Apres Ibn Kalbi" (Dans Revue Biblique, Paris 1926, Tome XXXV, sh. 397-420)
7 Taberî, age (1966) (Cilt II, sh. 152 ve d.)
8 Ibn Sa'd'in Tabakat al-Kebir'inde yer alan bu hikâye'ye seriâtçilarimiz pek inanmistir. Muhammed'in yüceligini bu tür hikâyelerle kanitlamaga çalisirlar. Bkz. Öztürk, age (sh. 27 ve d.)
9 Müslîm, Tirmizî, Ibn Abbâs gibi kimselerin rivâyetilerine dayali bu hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt X. sh. 42; ayrica Cilt IX, sh. 272)
10 Beyzavî ve Celâleddin gibi kaynaklara göre bu âyet, sadece Mugire ogullari için degil fakat ayni zamanda Muhammed'in düsmanlik besledigi diger kisiler (örnegin Abd-i Yegus ogullari, Süreyk ogullari, Ebû Cehil, vs... gibi kimseler) vesilesiyle inmistir!
11 Sahih-i Buharî Muhtasari... adli yapitin ikinci cildinde Diyânet Isleri Baskanligi'nin bu dogrultudaki yorumu için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 211)
12 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt VI, sh. 518 ve d.)
13 Bkz. Sahih-i... (Cilt VI, sh. 520)
14 Bu konuda "Seriât ve Kölelik" ve ayrica "Seriât Devleti'nden Laik Cumhuriyet'e" adli kitaplarimiza bakiniz.
15 Bu konuda "Islâm'a Göre Diger Dinler" adli kitabima bakiniz.