XI) Tanri'nin emriyle gögsünün Cebrâil tarafindan yarilip içine "peygamberlik mührü"nün konuldugunu ve bu nedenle Allah anildikça kendisinin de anilmasi gerektigini söyler ve bu sekilde anilmakla övünür:
Gençlik yillarindaki yasamini ilâhî olaylarla süslemek sûretiyle de Muhammed, kendisini yüceltici nitelikler içerisinde tanimlayarak övünmüstür. Kendi söylemesine göre bu olaylardan biri, gögsünün Tanri tarafindan Cebrâil'e yardirilip kar suyu ile temizletilmesi ve sonra genisletilmesi ve peygamberlik mührü ile mühürletilmesi konusundadir. Güyâ bir gün hayvanlari otlatmaya gittiginde iki Karakus gelir ve kendisini tutup yere yatirirlar; gögsünü yarip kalbini çikarirlar, parçalara bölerler ve içinden iki damla siyah pihti ayirirlar. Birisi ötekine: "Kar suyu getir" der; o hemen gidip kar suyunu getirir ve onun gögsünü kar suyu ile yikarlar. Sonra ilik su bulup bir de bu suyla da gögsünü yikarlar. Bundan sonra "sekinet" denen "iç huzurunu" kalbinin içine sagip dagitirlar. Ve sonra kalbini dikerler ve peygamberlik mührü ile mühürlerler1.
Kafasindan yarattigi bu hikâyeyi Muhammed, Tanri'ya mal edebilmek ve kendisi için övgü sorunu yapabilmek için Kur'ân'a âyet koyar. Bu âyet'e göre Tanri güyâ söyle konusmustur:
"(Ey Peygamber!), Biz senin gögsünü açip genisletmedik mi? Belini büken yükünü senden alip atmadik mi? Senin sânini ve ününü yüceltmedik mi?...." (K. 94 Insirâh sûresi, âyet 1-4).
Bu âyet'i koyarken, biraz daha övünmüs olmak için Mûsâ peygambere verilmeyen sey'lerin kendisine "istemeden" verilmis oldugunu ihsas eder 2. Aslinda sadece Musa'ya degil fakat diger bütün peygamberlere verilmeyen seylerin, Tanri tarafindan kendisine verildigini bildirmistir, ki konuyu ilerdeki bölümlerde ele alacagiz. Fakat burada söylemek istedigimiz sudur ki Muhammed, bu yukardaki sözleriyle sunu özellikle belirtmek istemistir ki Allah anildikça kendisinin de anilmasi gerekir. Bu hususu biraz daha açiklamak maksadiyle söyle demistir: "Cibril aleyhisselâm bana geldi de rabbim ve rabbin buyuruyor ki: -Bilir misin senin zikrini nasil yükselttim? Allah teâlâ a'lem dedim- dedi ki... -'Ben anildikça sen de maiyeyetimde anildin..." . Yâni anlatmak istemistir ki, Tanri'nin adi anildikça kendi adi'nin da anilmasi: "...nam-u san yüksekliginin en büyük mertebesini beyandir" 3 .
Daha önce belirttigimiz ve ilerdeki bülümlerde ayrica belirtecegimiz gibi Muhammed, kendi adi'ni Tanrisal kertede tutabilmek için bu yukardakilere benzer çok seyleri denemistir. Özellikle bildirdigi su olmustur ki kendisini Tanri gibi sevenler, ya da Tanri'ya ve kendisine "mu'ti" olanlar4, dogruca cennet'e gidecekler ve orada kendisinin yaninda bulunmak gibi bir mutluluga eriseceklerdir. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "Her kim Allah'a ve Peygamber'e mu'ti olursa iste onlar... Enbiya (Peygamberler), siddikîn (âdil olanlar), süheda (sehitler) ve salihîn ile birliktedirler; bunlarsa ne güzel arkadas..." (K. Nisâ sûresi, âyet 69).
*
1 Dârimî'den nakledilen bu hadîs'ler için bkz. Öztürk, age (sh. 46)
2 Bkz. Ibn Sa'd, age (Ingilizce çeviri'de Vol. I, Karasi 1967, sh. 439)
3 Elmalili H. Yazir, age (Cilt VIII, sh. 5922)
4 "Mu'ti" sozcügü, itaat etmek, kendini Tanri'ya ve Peygamberine bagislamak gibi anlamlara gelir.