XV) Kendisine "hitâb" etmenin Tanri'ya "hitâb" etmek sayilacagini, kendisine ezâ etmenin Tanri'ya ezâ etmek olacagini söyliyerek ve ayrica da Kur'ân'in "elçi sözleri" oldugunu belirterek övünmüs olur:
Sik sik belirttigimiz gibi Muhammed kendisini, insanlar tarafindan âdeta tapilir hâle sokmak için akla gelebilen her seye basvurmustur. Biraz önce gördügümüz ve biraz ilerde görecegimiz gibi kendisini Tanri'ya es degerde ve hattâ üstün durumda göstermek üzere övünme'nin hemen her seklini denemistir. Simdilik sunu kisaca belirtelim ki kendisine hitab edilirken, tipki Tanri'ya hitâb ediliyormus gibi yapilmak gerektigini, ya da kendisine karsdi gelmenin Tanri'ya karsi gelmek oldugunu bildirmis, bu konuda Tanri'dan vahiy geldigini söyleyerek de övünme yollarini denemistir.
Gerçekten de Tanri'ya es degerde bir kerteye sahib imis gibi görünmek üzere : "...Kim Allah ve Resûlüne karsi koyarsa elbette onun için, içinde ebedî kalacagi cehennem atesi vardir..." (Tevbe sûresi, âyet 63), seklindeki ihtarlar yaninda, bu gibi kimselerin el ve ayaklarinin çaprazlama kesilmesi yahut asilmalari, acimasizca öldürülmelerine dâir korkunç cezalar (Mâide sûresi, âyet 33) koymustur. Öte yandan kendisinin özel bir hitâb yolu ile çagirilmasini istemis ve bu dogrultuda bir hitab tarzi seçmistir ki o da "Taraf-i ilâhîden âlemlere rahmet oldugu" anlamina gelecek bir tümcedir. Daha önce de degindigimiz gibi, her müslümanin, "Muhammed" adini zikrederken: "Nebî salla'llâhu aleyhi ve selem" sözlerini tekrarlamasini, ya da en azindan "Resûl-i Ekrem" ya da "Resûla'llâh" diyerek onu övüp yüceltmesini emretmistir.
Öte yandan kisilerin kendisine karsi vaziyet alip, kafa tutamamalari, ve aleyhinde konusamamalari için de bir takim tedbirlere basvurmustur. Bunlarin basinda, biraz önce degindigimiz gibi, bir yandan Tanri emirlerine uymanin en büyük bir zorunluk oldugunu belirtmek üzere Kur'ân'a: "Bu indirdigimiz kutsal kitab'dir, ona uyun... Ayet'lerimizden yüz çevirenleri... kötü bir azâbla cezalandiririz" (K. 6 En'âm sûresi, âyet 155-157) seklinde âyetler koyarken, diger yandan Tanri'nin Peygamberi'nin emirlerine uymanin Tanri'ya uymak oldugunu bildirmistir. Bunlarin basinda Nisâ Sûresi'ne koydugu su âyet vardir: "Peygamber'e itâat eden Allah'a itâat etmis olur" (K. Nisâ sûresi, âyet80). Buna benzer olmak üzere Fetih Sûresi'ne sunu koymustur: "Ey Muhammed! Süphesiz sana bas egerek ellerini verenler, Allah'a bas egip el vermis sayilirlar" (K. 48 Fetih sûresi, âyet10).
Yine bunun gibi kendisine "ezâ" etmenin Tanri'ya ezâ etmek sayilacagina dâir hükümler getirmistir. Nice örnekten biri olmak üzere, Ebû Leheb'in kizi'na (ki Dürre diye taninir) karsi bir vesileyle söyledigi su sözleri okuyalim: "Kim ki benim nesebimle ügrasirsa, emin olunuz ki, o kimse bana ezâ verir. Kim ki bana ezâ eder, o kimse Allahu Teâlâ'ya ezâ verir" 1
Öte yandan Tanri'dan vahy seklinde geldigini söyledigi sözleri bazan kendi sözleri sekline sokmayi da ihmâl etmemistir: Örnegin Hakkâ Sûresi'ne koydugu bir âyet'e göre Tanri, güyâ yeminler ederek kur'ân'in Muhammed'e âid sözler oldugunu anlatmaktadir: "Görebildikleriniz ve göremediklerinizin üzerine yemin ederim ki, Kur'ân serefli bir elçinin sözüdür" (K. 69 Hâkka 40)
Buna benzer bir baska âyet Tekvir sûresi'nde aynen söyledir: "Bu söz, serefli ars sahibi nezdinde, makami yüksek, itaate deger, emin bir elçinin sözüdür" (K. 81 Tekvîr 19-21).
Her ne kadar burada geçen "elçi" sözcügünün hem Muhammed'e ve hem de Cibril'e uygulanabilecegini söyleyenler varsa da 2 anlam itibariyle degisen bir sey yoktur.
Öte yandan yukarda geçen "elçi'nin sözüdür" yerine bazi çevirilerde "elçinin getirdigi söz" denmistir3 ki yine farketmez, çünkü Muhammed, bilindigi gibi, Tanri'yi bile melekleriyle birlikte kendisine salavat getirir duruma sokmustur (K. Ahzab sûresi, âyet 56). Bu itibarla, Kur'ân'in kendi sözleri oldugunu söylemesi kadar dogal bir sey olamazdi.
*
1 Sahih-i ... (Cilt IV, sh. 551)
2 Ö. R. Dogrul'un bu âyet'le ilgili yorumu için bkz. Dogrul, age (sh. 665 not. 1)
3 Diyânet çevirisinde böyledir.