XVI) Kendisi'nin "peygamber'ligine" içtenlikle inanmayanlarin önce kabir azâbinda birakilacaklarini ve sonra Cehennem'e atilacaklarini, inanip saygi gösterenlerin kurtulusa çikacaklarini söylemekle övünür:
"Peygamber" olarak kabul edilmeyi öylesine bir övünme sorunu yapmis idi ki Muhammed, kendisinin peygamberligine içtenlikle inanmayanlari kabir azâbi'na ve Cehennem'lere layik bulur, inananlarin ise cennet'lik olacaklarini müjdelerdi. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "...O Peygamber'e inanip ona saygi gösteren, ona yardim eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, isye kurtulusa erenler onlardir" (K. A'raf sûresi, âyet 157)
Tanri'nin "peygamberi olduguna herkesin inanmis olmasina öylesine önem verirdi ki, kendisi için: "Muhammed'in peygamberligine samîmî olarak inaniyorum!" seklinde konusmayanlarin, ya da "Muhammed hakkinda bir sey bilmiyorum. Halkin ona peygamber dediklerini isitir, ben de halka uyup söylerdim" diyenlerin, müslüman dahi olsalar, "kâfir" ya da "munafik" olarak azâba sokulacaklarini bildirmistir. Bunu bildirirken insanlarin öldükten sonra kabr'e girdiklerinde tekrar akil ve suûr sahibi olacaklarini1, ve bu sayede sinava çekildikleri zaman konusacaklarini, ve eger kendisini "peygamber" olarak kabul etmemislerse azâb çekeceklerini söylemistir. Herkesin kendisini peygamber olarak kabul etmesini öylesine bir övünme sorunu yapmisti ki, ölü'lerin bile kabir'lerinde imtihan'a çekileceklerine, ve bu konuda sorulacak sorulara cevap vereceklerine dâir hikâyeler ortaya atmaktan geri kalmazdi. Gerçektende Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed'in bu konuda anlattiklarinin özeti söyle: Mü'min kisi ölüpte kabrine konuldugunda, onun (akraba ve dostlari) geri dönüp giderlerken ölü, bunlarin yürürken ayakkablarinin sesini bile isitir. Ve iste tam bu sirada ona "Münker" ve "Nekîr" adli iki melek gelir. Bunlara "Fettânü'l-Kabr" (yâni "kabrin fitneci sorucusu ve sinavcisi") da denilir, çünkü seklen ve görünüs itibariyle acâib bir yaratilista olup siddet ve kabalik arz'eden sorular sorarlar. Her ne kadar mü'minin kalbinde huzur ve rahatlik olustururlarsa da, "kâfir"in ve "munâfik"in gönlüne azâb ve istirab'a müstahak olduklari duygusunu koyarlar. Ve sonra bu iki melek ölüyü kabrinde oturtup sorarlar: "Hâ! Su Muhammed... denilen kimse hakkinda(ki kanâatin nedir?) Ne dersin?". Bu soruya o mü'min: "Samîmî bildigim ve size de bildirmek istedigim sudur ki, Muhammed.... Allah'in kulu ve Allâhæin Resûlü'dür" diye yanit verir. Bunun üzerine melekler kendisine: "Ey Mü'min! Cehennem'deki yerine bak, Allâhu Teâlâ bu azâb yerini senin için Cennet'ten (yüce) bir makâma tebdîl eyledi" derler. Mü'min onlarin dedikleri yere baktigi zaman Cehennem ve Cennet'teki iki makâmini birden görmüs olur. Buna karsilik "kâfir" ya da "munâfik" olan ölü, meleklerin bu sorusuna karsi: "Muhammed hakkinda birsey bilmiyorum. Halkin ona (peygamber) dedikleri bir sözü (isitir), ben de halka uyup söylerdim" diye cevab verir. Bunun üzerine iki melek ona: "Hay sen anlamaz ve uymaz olaydin!" diye konusurlar. Ve tam bu sirada "kâfir" ya da "munâfik" olan ölü'nün iki kulagi arasina demirden bir topuzla vurulur. Topuzu yiyince o kisi, öylesine bir haykirisla feryad ederek bagirir ki onun sesini "ins" ve "cin"den baska kendine yakin olan hersey isitir2. Ve sonra melekler, o kisiyi birakip giderler. Gittikten sonra, Muhammed'in peygamberligine "samîmî" olarak inanmis olan kimsenin rûhu Cennet'e gider. "Kâfir" ile "Munâfik"in rûhu ise Cehennem'in kenarindaki büyük bir tas üzerine gider3
Yukarda anlatilanlardan anlasilacagi gibi Muhammed, sirf kendisini "peygamber" olarak kabul ettirmek amaciyle ölülerin kabir'de sorguya çekileceklerini, ve kendisinin peygamberligine "samîmî" olarak inamadiklari takdirde azâb'a ugrayacaklarini bildirmistir. Bunu yaparken ölü'nün konusma yetenegine ve azâb çekme duygusuna sahib bulundugunu eklemeyi de ihmâl etmemistir. Nitekim Tirmizî'nin Nevâdir-i Usûl adli yapitindan ögrenmekteyiz ki, bir gün Ömer Ibn-i Hattâb'in, merak saikiyle Muhammed'e: "(Yâ Resûlüllâh! Kabir'de iken) aklimiz basimiza iâde olunacak mi?" seklinde soru sormustur. Bu soruya Muhammed: "Evet, bugünkü hey'etinizde akil ve suûrunuz iâde olunacaktir" diye cevab vermistir. Ancak ne var ki bunu söylerken, kabirdeki ölülerin duygu'dan yoksun ve isitmez olduklarina dâir Kur'ân'a koydugu âyet'leri (K. Fâtir sûresi, âyet 22; Neml sûresi, âyet 80; Rûm sûresi, âyet 52) göz önünde tutmamistir4.
*
1 Bu konuda bkz. Sahih-i... (Cilt IV , sh. 504)
2 Buharî'nin Enes Ibn-i Mâlik'ten rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 495, Hadîs no. 658). Bu hadîs, ufak tefek degisikliklerle Müslim, Hâkim, Taberânî, Ibn-i Hibbân gibi ve daha benzerî nice kaynakta da vardir.
3 Sahih-i... (Cilt IV. sh. 504)
4 Diyânet Isleri Baskanliginin çevirisine göre Fâtir sûresi'nin 22.âyet'i söyle: "Habibim! Su müsrikler yok mu, bunlar kabirdfeki ölüler gibi duygusuz insanlardir. Bunlara inzarini bir türlü duyuramazsin" Diyânet Vakfi'nin çevirisi ise söyle: "Dirilerle ölüler de bir olmaz. Süphesiz Allah, diledigine isittirir. Sen kabirlerdekilere isittiremezsin". Rûm sûresi'nin 52ci âyet'i söyle: "(Resûlüm! Elbette sen ölülere duyuramazsin; arkalarini dönüp giderlerken sagirlara o daveti isittiremezsin" . Bununla beraber yorumcular, isitme duygusundan yoksun olmak ile idräkten yoksun olmanin ayni sey olmadigini söyliyerek laf canbazligina kalkarlar. (Bkz. Sahih-i... IV, 504).