XVIII) Sadece kendini övmekle yetinmez, fakat baskalarinin da kendisini övmelerini, her seyin üstünde sevmelerini ister. Kendisini yüceltmeyen, övmeyen, ve kendi "nefs'lerinden" fazla sevmeyen kimselerin "îmân" sahibi olamayacaklarini (müslüman sayilmayacaklarini) söyliyerek övünür:
Muhammed'i mutlu kilan sey sadece kendi kendine övünmek degildi. Bir de isterdi ki baskalari da kendisini övsün, överek yüceltsin. Daha baska bir deyimle övünme ihtiyacini bir de Islâm'a soktugu kimseleri, kendisini över, sever ve yüceltir durumda kilmak sûretiyle gidermege çalisirdi. Ve hele "mü'minler" tarafindan Tanri'nin "peygamberi" olarak taninmis olmayi, kendisi için en büyük bir övünme vesilesi bilirdi. Kendisine bu sekilde sevgi göstermenin müslümanligin âdeta bir kosulu oldugu kanisini yaratmisti. Örnegin Ebû Hüreyre'nin rivâyet ettigi bir hadîs'e göre söyle demistir: "(Tanri adina yemin ederim ki) hiç biriniz, ben ona pederinden de, evlâdindan da daha sevgili olmadikça îmân etmis olamaz" 1.
Öte yandan kendisi hakkinda: "Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem'in Resûlullâh olduguna sehâdet ederim" diyen ve kendisini bu sekilde yücelten bir kimseye Cehennem'in haram sayilacagini söylerdi. Bu konuda Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyeti söyle: Bir sefer sirasinda Muhammed, yaninda bulunan Muâz Ibn-i Cebel'e hitaben: "Yâ Muâz!" diye seslenir. Muâz kendisine: "Emir buyurunuz yâ Resûla'llâh! Emrinize itâate, hizmetinizi yerine getirmege bütün mevcudiyetimle hâzirim" diye karsilik verir. Muhammed tekrar: "Yâ Muâz!" diye seslenir. Muâz yine kendisine: "Emir buyurunuz yâ Resûla'llâh!" diye yanit verir. Ve bu sekildeki konusma üç kez arka arkaya tekrarlaninca Muhammed, kendisine bu sekilde sevgi ve saygi gösterilmekten fevkalade hosnud olmus olarak söyle der: "Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allâh'dan baska Allâh olmadigina ve Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem'in Resûlullâh olduguna sehâdet etsin de Allâh onu Cehennem'e harâm etmesin (Her halde haram eder)" der2
Hemen ekleyelim ki Muhammed'in istedigi sey, kisilerin kendisini sadece sevmeleri degil, fakat "nefislerinden" fazla severek övmeleri idi. O kadar ki bir gün Ömer b. el-Hattâb kendisine: "Yâ Resûlâ'llâh. Sen bana nefsimden baska her seyden daha sevgilisin" dediginde, Muhammed bunu yeterli bulmamis ve: "Yâ Ömer (ben sana) nefsinden de daha sevgili olmaliyim" demistir. Bunun üzerine Ömer: "Evet (sen bana) nefsimden de (daha sevgilisin)" deyince Muhammed kendisine sunu söylemistir: "Yâ Ömer, iste simdi oldu" 3.
Bu vesileyle hatirlatalim ki taraftarlarini bu sekilde kendisine baglamaya çalisirken düsündügü sey, onlari kendisi için her fedakârligi yapmaga hazir kilmak, kul-köle etmek, daha dogrusu onlara her istedigini yaptirtabilmekti. Bu sayededir ki nice kimseleri, sirf kendisine bagli kalmak üzere, ana ve babalarini ve yakinlarini (müslüman degildirler diye) terk ya da red edip kendisine katilmaga sürükleyebilmistir. Pek çok kimseler, sirf Muhammed'e boyun egmek, ve kendilerini ona begendirmek ugruna, en yakin bildikleri kimselere karsi düsmanlik beslemisler, ya da cinhayet islemislerdir. Verilebilecek örnekler sayisiz. Bunlardan biri, Muhammed'in "munafiklarin basi" diye ilân ettigi Übeyy bin Selûl'ün, kendi öz oglu Abdullah tarafindan öldürülmege layik görülmesidir. Abdullah, müslümanligi kabul edip Muhammed'in gözünde i'tibar görmege basladigi andan itibaren, "müsrik"'likten ayrilmayan babasina karsi kin besler olmustur. Bir gün Muhammed'e giderek söyle konusur: "Ey Tanri elçisi! Ben senin, (babam) Abdullah b. Übeyy'i öldürmek istedigini isittim. Eger onu öldüreceksen ben onun basini keserek sana getirecegim... Senin onu öldürmege benden baskasini memur etmenden korkuyorum, çünkü memur ettigin kisi onu öldürdükten sonra ben onun yüzüne nasil bakabilirim? Ben kaatili öldürür, böylece bir kâfirin (yani "babamin") yerinde bir müslüman öldürmek suçuna katlanmis olur ve cehennem atesinde yanarim..." 4.
Muhammed onun bu konusmasini, kendisi için bir övünme vesilesi olarak pek begenir. Yine bunun gibi, Bedîr savasi'nda öldürülen ve cesedi Muhammed'in emriyle pis bir kuyuya atilanlardan Utbe bin Rabia'nin oglu Huzeyfe, kendisine "Ey Ebû Huzeyfe! babanin bu halinden müteessir olmus olacaksin" diyen Muhammed'e su karsiligi verir: "Tanri adina and icerek teyid ederim ki, babamin akibetinden ve onu yere çalinacagindan süphe etmedim; fakat ben babamin anlayisli, yumusak tabiatli ve meziyetli oldugunu biliyor ve bu meziyetlerin onu Islâmiyeti kabule sevkedecegini ümit ediyordum; onun kâfir olarak ölümü beni üzdü".
Dikkat edilecegi gibi Huzeyfe, babasinin öldürülmüs olmasindan dolayi üzgün degildir; sadece onun, Muhammed'i "peygamber" olarak kabul etmeyip "kâfir" kalmasindan ve o sekilde ölmüs olmasindan dolayi üzgündür. Muhammed'e baglanmak ve övgüler yagdirmak onu, baba sevgisini unutmaga zorlamis gibidir. Örnekleri çogaltmak mümkün.
*
1 Sahih-i... (Cilt I, sh. 31 Hadîs no. 14)
2 Buharî'nin Kitâb-i Ilm adli yapitindan naklen bkz. Sahih-i..., (Cilt IV, sh. 271)
3 Sahih-i... (Cilt I, sh. 31. Not 1)
4 Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi (Millî Egitim yayinlari, Ankara 1966, Cilt II, sh. 524-5)