XXI) Gökyüzünde kendisine, "mü'minler'den" ayri olarak, muhtesem "sühedâ" sarayi'nin tahsis edildigini söyliyerek övünür:


Semüre Ibn-i Cündeb' in rivâyetine göre Muhammed, sabahlari namazini kildiktan sonra yüziyle cemaat'a dönerek: "Bu gece sizden kim rü'yâ gördü?" diye sormayi gelenek edinmisti. Rü'yâ gören varsa rü'yâ'sini anlatir ve Muhammed' de onun rü'yâ'sini tâbir ederdi. Yine böyle yaptigi günlerden birinde hiç kimse rü'yâ görmedigini söyleyince: "Lâkin bu gece ben bir rü'yâ gördüm" diyerek onlara rü'yâ'sini anlatir. Güyâ Cibrîl ile kardesi Mîkâil adindaki iki melek gelip onu elinden tutmuslar ve düz bir fezâ'ya çikarmislar, ve orada yalanci'lara ve zâni'lere ("zinâ" suçunu islemis olanlara) yapilan ezâ ve iskence örneklerini gösterdikten sonra yesil bir bahçe'ye götürmüslerdir. Bu bahçede büyük bir agaç vardir ve dibinde de bir ihtiyar adamla bir takim çocuklar oturmaktadir. Bu agaca yakin bir tarafta birisi, önünde ates yakmakla mesguldür. Melekler Muhammed'le birlikte bu agaca çikarlar ve onu orada bulunan bir eve koyarlar. Bu fevkalade güzel bir evdir. Burada ihtiyar genç bir takim erkekler, kadinlar ve çocuklar da bulunmatadir.

Daha sonra Melekler, Muhammed'i buradan alip agacin daha yukarilarina çikarirlar, ki orada digerinden daha güzel, daha degerli saray gibi bir ev bulunmaktadir. Muhammed'i bu eve koyarlar. Muhammed meleklere bu gördügü seylerin ne oldugunu sorar. Melekler kendisine söyle derler: "Girdigin birinci ev, bütün mü'minlerin -müsterek- kösküdür. Ikinci gördügün muhtesem saray da sühedâ sarayidir. Ben Cibrîl'im, bu da -kardesim- Mîkâil'dir. Yâ Muhammed... basini yukari kaldir". Muhammed basini kaldirir ve yukarida beyaz bayrak misâli bir bulut görür. Melekler kendisine: "Iste burasi senin makâmindir" derler. Muhammed bu makâmin ve saray'in güzelligine hayran kalir ve derhal oraya yerlesmek ister; Meleklere: "Beni birakiniz su makâmima gideyim" der. Fakat Melek'ler onu birakmazlar; söyle derler: "Hayir daha senin tamamlamadigin bâki ömrün var. Onu ne vakit tamamlarsan, o zaman menziline gelirsin" 1.

Görülüyor ki Muhammed, gökyüzünde bütün mü'minlerin oturacaklari bir kösk oldugunu, ve fakat kendisinin, onlardan ayri olmak üzere, muhtesem bir sarayda, Sühedâ sarayi'nda, oturacagini söylemistir. Daha baska bir deyimle mü'minlerle ayni yerde oturmayi kendisi için "züll" (horluk, hakirlik) bilmis olmalidir ki, onlara gökyüzünün asagi kat'larini, kendisine ise gökyüzü'nün yukari katlarindaki muhtesem bir sarayi uygun bulmustur. "Rü'yâ" denen seyi, Tanri'dan gelme bir tür vahy saydigina göre, "mü'minlere" karsi bu yoldan övünüp çalim satmayi erdemlik sanmis olmalidir!

Ancak ne var ki bunu yaparken, bir baska olay ve vesileyle söyledikleriyle ve Kur'ân'a koydugu âyet'lerle ters düser oldugunu unutmustur, ki o da su:

Günlerden bir gün adamin biri gelip Muhammed'e sevgi izharinda bulunur, ve Cennet'te onunla ayni yerde olamayacagi için üzüntü duydugunu bildirir; söyle der: "Ey Allah'in Resûlü! Seni kendimden, çoluk çocugumdan daha çok seviyorum. Evimde iken hatirlayinca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum. Benim ve senin ölecegimizi düsününce, anladim ki sen cennete girdigin zaman peygamberlerle beraber yüce makamlara götürüleceksin; ben ise cennete girsem bile zannediyorum seni göremeyecegim" 2. Adamin bu övücü sözlerinden dolayi Muhammed pek hosnud olur, fakat susar, karsilik vermez. Az sonra Tanri'dan vahy geldi diyerek su âyet'i okur: "Kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse iste onlar, Allah'in kendilerine lütuflarda bulundugu peygamberler, siddikler, sehidler ve salîh kisilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadastir!" (K, Nisâ sûresi, âyet 69).

Yâni anlatmis olur ki Tanri, adam'in yukardaki sözlerini isitir isitmez hemen âyet göndermis, ve kendisine ve Muhammed'e itaat eden her müslüman kisinin, cennet'te mutlaka Muhammed ile beraber olacagini müjdelemistir. Böylesine guzel bir müjdeyi alan kisini, kalkipta Muhammed: "Yâ Resûlallâh! Hani sen mü'minlerin gök yüzünün alt katlarindaki bir köskte, ve buna karsilik kendinin gök yüzünün en yüce katilarindaki Suhedâ saray'inda oturacagini söylememis miydin?" seklinde bir soru diye sormasi elbetteki beklenemezdi!.



*

1 Buharî'nin Semüre Ibn-i Cündeb'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 595-600, Hadîs no. 681)

2 Diyânet Vakfi çevirisinde Nisâ sûresi'nin 69cu âyeti'nin açiklanmasina bakiniz.