XXIII) Tanri'nin kendisine, dünyâ nîmetleriyle âhiret nîmetleri (Cennet) arasinda (yâni ölmek, ya da bir süre daha yasamak sikki arasinda) seçim yapma hakkini tanidigini, ve kendisinin Cennet'i seçtigini söyliyerek övünür:


Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, 63 yasinda iken hayata gözlerini kapamistir1. Kuskusuz ki bu, oldukça genç denebilecek bir yas'tir. Hele Muhammed'ten önce gönderildigi söylenen "peygamber"lerin yasam sûreleri göz önünde tutulacak olursa (ki Nûh'un 950 yil yasadigi Kur'ân'in Ankebût sûresi'nin 14cü âyeti'nde yazilidir), bu kadar genç yasta ölmek, elbetteki Muhammed bakimindan dedikodu nedeni olabilirdi; pek olasi idi ki kisiler, kendi aralarinda: "Nasil olur da Tanri, Nûh peygambere 950 yillik bir can verir de, en sevgili Peygamberi Muhammed'in canini bu kadar erken alir?" diye konusabilirlerdi! Ve iste bu sekilde konusulmasin içindir ki Muhammed, Tanri tarafindan kendisine Cennet'e bir an önce gitmek ile, daha bir süre yasayip dünya nîmetlerinden yararlanmak siklari arasinda seçim hakki tanindigini, ve Tanri'nin bu teklifi karsisinda bir an önce ölüp Cennet'e kavusma sikkini tercih ettigini bildirmistir. Daha baska bir deyimle Tanri'nin kendisine böyle bir seçim hakki tanimis olmasini, kendisi için bir seref ve övünme vesilesi edinmistir. Bakiniz nasil:

Hicret'in on ikinci yilinda (Milâdî 632) Muhammed, kendisini ölüme götürecek olan hastaliga yakalanir. On üç gün süren hastaliginin ilk bes gününü eslerinin nöbetlerinde geçirir; gelenegi geregince kadinlarini sira esasina göre ziyâret ederek cinsel ihtiyacini gidermege devam eder. Fakat hastaligi siddetlenince, çok sevdigi esi Ayse'nin odasinda kalmaya karar verir. Kalabilmek için diger eslerinden buna râzi olmalarini istemek maksadiyle: "Yarin nerede (kimin odasinda) kalacagim?" diye arzusunu izhar eder. Diger esleri onun bu sözlerinde yatan maksadi anlayarak, Ayse'nin odasinda kalmasina bir diyecekelri olmadigini bildirirler. Bunun üzerine Ibn-i Abbâs ile Ali onu kolarindan tutup ayaklari sürüye sürüye Ayse'nin oda'sina götürürler.

Ancak ne var ki hastaligi birden bire artar. Hummâ atesinin siddetinden kivranmaga baslar, ve yüzündeki örtüyü sik sik açip, atar. Ne ilginçtir ki bu iztirab içinde bile "Allah Yahudilere ve Hiristiyanlara lânet etsin" diyerek kâfirlere kötülük dilemekten geri kalmaz. 2

Hastaliginin arttigi günlerden birinde yedi kirba su getirilip üzerine dökülmesini emreder: "Umarim ki bu sûretle biraz hafifleyip halka vasiyet edebilirim" diye konusur. Bu arada, baslica tedavi sekli oldugunu düsündügü "üfürük" usûllerinden yararlanmaya çalisir ve iyilesebilmek ümidiyle Kur'ân'dan "Muavvize Sûre'lerini" okuyarak ve kendi ellerine üfleyerek eliyle vucudunu sivamaya çalisir; takati olmadigi için bu isi Ayse'ye yaptirir 3.

Daha sonra amucasi Ibn-i Abbâs, hastaligin "zatü'lcenb" oldugunu düsünerek Muhammed'e, baygin bulundugu bir sirada, ilâç verir. Muhammed "Ilâç vermeyin" diye isâret ettigi halde esleri de bu ilaçtan vermeye devam ederler4. Ilâç verdiler diye eslerini cezâlandirmak üzere onlardan her birini bu ilâçtan içmege zorlar5. Hastalik arttigi için sik sik bayilmaga baslar; bogazi kisilip sesi degiserek can çekisecek duruma gelir 6.

Kurtulmak için her seyi yapmis olmasina ragmen iyilesemeyecegini anlayinca:"Allah'im günâhlarimi bagisla, bana merhamet et ve beni Refîk-i A'lâ'ya eristir" diye duâ'lar eder7. Ederken de geçmis ve gelecek günâhlarinin Tanri tarafindan afv'edilmis olduguna dâir vaktiyle söylediklerini unutmustur. "Beni Refik-i A'lâ'ya eristir" seklinde duâ ederken "Refik-i A'lâ"'dan ne kastettigi hususunda çesitli görüsler olmakla beraber bunun, esas itibariyle "Cennet" ve "Cennet sakinleri" (yâni Cennet'teki peygamberler, sâdik kullar, sehidler, sâlih insanlar) demek oldugu hususunda görüsler vardir 8. Fakat her ne olursa olsun bilinen su ki simdi Muhammed, ölümün pençesinden kurtulamayacagini düsünerek, yeni bir bulusta bulunur ve Tanri'nin, her peygamber'e "dünyâ ni'meti ile "âhiret saadeti" arasinda seçim yapma imtiyazini tanidigini ve bu imtiyaza dayali olarak kendisinin âhireti seçmis oldugunu söyler. Gerçekten de Ayse'nin rivâyetine göre söyle demistir: "Hiçbir Peygamber dünyâ (ni'meti) ile âhiret (saâdeti) arasinda muhayyer kilinmadikça vefât etmez"9. Tipki diger "peygamberler" gibi, Tanri'nin kendisine "dünyâ nî'meti" ile "âhiret saâdeti" arasinda seçim yapmasi imtiyazini sagladigini, ve kendisininde âhireti seçtigini söyledikten sonra 10, söyle der: "Yerdeki hazînelerin anahtarlari bana sunuldu. Sonra da Cennet teklif olunup bu hazinelerin anahtarlarini almakla Rabbime ve Cennet'e kavusmak arasinda muhayyer birakildim. Ben Rabbime ve Cennet'e kavusmayi ihtiyar ettim"11. Bir baska rivâyete (Tâvus'un rivâyetine) göre de söyle demistir: "Ümmetimin fütühatini görünceye kadar yasamakla Rabbime mülâki olmayi ta'cil husûsunda muhayyer birakildim. Fakat Rabbime hemen kavusmak cihetini ihtiyar ettim" 12

Daha baska bir deyimle Tanri güyâ Muhammed'e, isterse dünyâ yasamina devam edip dünyâ nîmetlerinden yararlanabilecegini, ya da isterse Tanri'ya ulasma isini daha sonraya birakabilecegini söylemistir, fakat Muhammed bir an önce Tanri'sina kavusmayi tercih etmistir.

Kusku etmemek gerekir ki bu sözleriyle Muhammed, Cennet'te bulundugunu söyledigi güzel hûrî'lere bir an önce kavusma düsüncesini dile getirmistir. Nitekim Ayse bunun böyle oldugunu, yâni Muhammed'in yeryüzündeki es'leri yerine Cennetteki "hurîleri" tercih ettigini, düsünerek söyle demistir: "Artin anladim ki Resûlullâh ... bu iki dilek arasinda muhayyer birakiliyor (da o âhireti ihtiyar ediyor)" 13.

Fakat her ne olursa olsun su muhakkak ki, kendisine "dünyâ yasami" ile "âhiret yasami" arasinda seçim hakki tanindigini söylemekle Muhammed, Tanri'nin diger kullarina vermedigi bir ayricaligi (imtiyazi) kendisine tanimis oldugunu vurgulamak istemis, böylece kendisi için yeni bir övünme vesilesi yaratmistir. Ancak ne var ki bunu yaparken yine unuttugu bir sey vardir ki o da vaktiyle, "Hânîn-i cizi" olayi vesilesiyle hurma kütügünün de böyle bir seçim hakkina sahib kilindigini söylemis olmasidir. Islâm kaynaklari bunu, Muhammed'in büyük bir mûcizesi olarak görürler. Diger yayinlarimizda degindigimiz "Hânîn-i cizi" olayi'nin özeti söyle: Vaktiyle Medîne Mescidi'nde hütbe irâd ederken Muhammed, hurma kütügünden yapili bir minbere dayanmis olarak konusurmus. Günlerden bir gün kendisine yeni bir minber yapilinca bu eski hurma kütügünü terketmis. Ancak ne var ki, terkedildigini anlayan eski minber kütük, güyâ bunu ölüm saymis, aglayip sizlamaga, inler sekilde bagirmaga baslamis ve bunun üzerine Muhammed kütügü kucagina alarak ona söyle demis:"(Ey kütük!) Istersen seni eskiden bittigin yere götürüp yeniden dikeyim, sen de yeni bastan oldugun gibi yetis, istersen Cennette dikeyim de Cennet irmaklarindan, pinarlarindan kana kana iç, güzelce yetis, meyva ver ve meyvani Allah'in sevgili kullari yesin. Nasil dilersen öyle yapayim" . Yine Muhammed'in söylemesine kütük, bu konusma üzerine aglamasini kesmis ve Muhammed'e su yaniti vermis: "âhireti ve Cennet'i dünyâya tercih ederim" 14 .

Kuskusuz ki hurma kütügü konusunda bunlari söylerken kendisini mu'cize yaratmis gibi göstermekteydi. Bunu yaparken yeni bir övünme vesilesi yaratirken, bir de kendisine ve diger peygamberlere ve bu arada hurma kütügüne taninmis olan bir imtiyazin (yâni dünyâ yasami ile ahiret arasinda seçim yapma hakkinin) Tanri'nin kullarina taninmadigini anlatmis oluyordu.

1 Buharî'nin Aise'den rivâyetine göre Muhammed 63 yasinda ölmüstür. Fakat diger bazi rivâyetlerde 60 ya da 65 yasinda oldügü bildirilmekte. Bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 257)

2 Sahih-i... (Cilt XI, sh. 16).

3 Ayse'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 10- 11, hadîs no. 1664)

4 Sahih-i... (Cilt XI, sh. 23, Hadîs no. 1669)

5 Ayse'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 23, H. no. 1669)

6 Sahih-i... (Cilt XI, sh. 8, H. no. 1662)

7 Ayse'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XI , sh. 10-12, hadîs no. 1664)

8 Ibn-i Ishak ve Cevherî gibi kaynaklara göre "Refik-i A'lâ" deyiminden "Cennet" ve Kirmanî'ye göre ise "Cennetteyer alan kimselerin tümü" anlasilmak gerektigi öne sürülur.

9 Sahih-i... (Cilt XI, sh. 8, Hadîs no. 1662)

10 Ayse'nin demesine göre güyâ Muhammed daha önceleri bir çok vesilelerle "Hiç ir Peygamber dünyâ (ni'meti) ile âhiret (sahadeti) arasinda muhayyer kilinmadikça vefât etmez" diye konusmustur. Bkz. Sahih-i... (Cilt XI. sh. 8 Hadîs no. 1662)

11 Ahmed Ibn-i Hanbel'in rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XI. sh. 9) Ayni dogrultudaki Ayse'nin rivâyeti için bkz. sh. 8 H. no. 1662)

12 Abdürrezzâk'in naklettigi bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 9)

13 Ayse'nin bu rivâyeti için bkz. sahih-i... (Cilt XI. sh. 8, hadîs no. 1662)

14 Übey Ibn-i Ka'b'in rivâyetine dayali bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt III,. sh. 79)