XXVI) Cennet'teki bir "menzil"e (ya da "Makam-i Mahmud'a), kendisinden baska hiç bir kul'un "lâyik" olmadigini söyliyerek övünür; bu menzil'e kavusabilmek için mü'minlerin kendisi için Tanri'dan yalvarida bulunmalarini ister:
Biraz yukarda belirttigimiz gibi Muhammed, Tanri tarafindan kendisine Cennet'te "Kevser" denilen nimetin uygun kilindigini ve bütün mü'minlerden ayri olarak muhtesem "Sühedâ" sarayi'nin ayrildigini söyliyerek övünürdü. Fakat bunlari yeterli görmemis olmalidir ki, bir de ayrica bu ayni Cennet'te bir "menzil" bulundugunu, ve bu "menzil"in bir tek kul'a layik kilindigini söyler ve "Umarim ki o kul ben olayim" derdi. "Menzil" sözcügünde "Konak yeri", ya da "barinak", ya da "derece", "mevki" gibi anlamlar yattigina göre Muhammed, böyle bir nimete kendisinden baskasinin layik olamamasi umudundadir. Bu "menzil"in kendisine nasib olabilmesi için kisilerden (mü'min'lerden), her ezan okunusunu müteakip, kendisi için Tanri'ya duâ edip yalvarida bulunmalarini (salât ü selâm getirmelerini) isterdi; böyle yaptiklari takdirde Tanri katinda sefaât'a hak kazanacaklarini, ve kiyâmet gününde onlar için sefâtte bulunacagini, ve Tanri'nin onlara on misli kadar hidâyette bulunacagini eklerdi. Bunun böyle oldugunu anlamak için Muhammed'i dinleyelim: "(Ezan okunduktan ) Sonra bana salât ü selâm getirin. Zirâ her kim bana tasliye ederse ondan dolayi Allâhu Teâlâ ona on kere tasliye buyurur. Sonra benim için Allah'tan vesîleyi dileyin, çünkü o, Cennet'te bir menzildir ki, ibâdüllahtan yalniz bir kuldan baskasina lâyik olmaz. Umarim ki o kul ben olayim. Öyle ise benim için vesîleyi her kim Allâh'tan dilerse sefâati hak eder" 1
Görülüyor ki Muhammed, ezan okunduktan sonra mü'min kul'larin kendisi için Tanri'dan "vesile"2 dilemelerini istemekte, ve "vesile" nin Cennet'te bir "menzil" oldugunu bildirmektedir. Onlarin bu duâ'lari sayesinde bu "menzil"in, bütün insanlar içerisinde sadece kendisine nasib ve layik olacagini umud etmekle övünmektedir.
Öte yandan Ibn-i Abbâs'in rivâyetine göre Muhammed, kendisi için Tanri'dan yukardaki sekilde yalvarida bulunacak olanlara kiyâmet günü sefâat edecegini söylerken, bu sefâatini "Makâm-i Mahmûd" denen yerde yapacagini ve bu makamin kendisine Tanri tarafindan verildigini bildirmistir. Güyâ Tanri kendisine söyle demistir: "(Ey Muhammed!) Öyle bir makâm ki, orada evvelûn ve ahîrûn sana hamd ü senâ eder ve mertebece bütün mahlükâtin fevkinde olursun. Sefâat edersin de sefâatin makbûl olur. Senin livânin tahtinda olmadik kimse bulunmayacaktir" 3. Tanri'dan geldigini söyledigi bu sözleri halka okuduktan sonra: "Bu, o makamdir ki, onda ümmetime sefâat edecegim" diye eklemistir. Fakat halki biraz daha etkilemek üzere övünmesine söyle devam etmistir: "Allâhu Teâlâ nâsi ba's buyuracak. Bana da yesil bir hulle giydirecek. Ondan sonra Allah, neler söylemekligimi dilerse söyliyecegim; iste Makâm-i Mahmûd, bu makâmdir" 4 .
Ancak ne var ki Muhammed, Tanri'nin kendisine verecegini söyledigi bu Makâm-i Mahmûd'a kavusabilmek için dahi halktan kendisi için söyle duâ etmelerini ister: "Ilâhî ... Muhammed aleyhis-salâtü ve's-selâm'a vesîleyi, fazîleti ihsân et. Bir de kendisine va'dettigin Makâm-i Mahmûd'u verip oraya vardir. Hiç süphe yok ki Sen, miâdinda hulf etmezsin..." 5 . Burada geçen "vesîle" sözcügü "Cennet'teki menzil", ve "fazîlet" sözcügü de "Makam-i Mahmûd" anlamina gelmekte6. Daha baska bir deyimle mü'minler Tanri'ya, bir bakima söyle demektedirler: "Ey Ilâhi! Muhammed'e cennet'teki menzili ve Makâm-i Mahmud'u vermek için va'd'da bulundun; bu va'd'ini tut ve Muhammed'i oraya ulastir. Kusku edilemez ki sen, va'd'ini zamaninda yerine getirensin".
Görülüyor ki Muhammed, hem Tanri'nin kendisine sinirsiz ihsanlara bulunacagini, Cennet'te menzil ya da Makâm-i Mahmud gibi yüce mevkiler ve dereceler verecegini va'd ettigini bildirmekte, ve hem de, (hani sanki Tanri'ya güvenilemezmis, ve sanki Tanri bu va'd'ini yerine getirmek için, insanlarin kendisine Muhammed lehine yalvarida bulunmalarini beklermis gibi) mü'minlerden kendisi için Tanri'ya yukardaki sekilde duâ etmelerini istemekte! Olacak sey midir bu?
*
1 Buharî'nin Câbir b. Abdullâh'tan rivâyeti için Bkz. Sahih-i..., (Cilt II, sh. 571 ve d., H. no. 365). Müslim ile Ebû Dâvûd ve Neseî ve Tahâvî gibi kaynaklarida bu hadîs var.
2 "Vesile" sözcügu, ayni zamanda "Bir büyüge yaklasmaga sebeb olacak sey" demektir. Fakat burada "Cennette'ki menzil" anlamini tasiyor.
3 Sahih-i... (Cilt II, sh. 574). Yukardaki sözlerin anlami, asagi yukari, su oluyor: "(Makam-i Mahmud) öyle bir yerdir ki , gelmis ve geçmisteki her kes sana duâ eder ve mertebece bütün varlikalrin ustünde olursun. Sefâat edersin ve sefâatin kabul olunur. Hiç kimseler yoktur ki senin bayraginin altinda bulunmasin".
4 Yukardaki sözlerin anlami asagi yukari söyle: "Allâh insanlari yeniden diriltecek, bana da yesil bir cennet elbisesi giydirecektir. Sonra Allah ne dilerse ben onlari söyliyecegim. Iste Makâm-i Mahmûd denen makâm bu makâm'dir". "Sahih-i Ibn-i Hibbân'da Kâ'b b. Mâlik'in rivâyetine dayali bu hadis için bkz.. Sahih-i... (Cilt II, sh. 574).
5 Beyhakî'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 572).
6 Hadîs'te geçen "vesîle" ve "fazilet" sözcüklerinin özel anlamlari için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 573, 574)