XXVIII) Kiyâmet günü en kalabalik ümmet'in, kendi ümmet'i olacagini söylemekle övünür:


Muhammed'in söylemesine göre kiyâmet günü en kalabalik ümmet sadece kendi ümmet'i olacak, diger peygamberlerin ümmet'leri ise sayica çok az olacaklardir. Öte yandan, hesab sorulmadan Cennet'e alinacak insanlar, yine sadece kendi ümmetinin insanlari arasindan çikacaktir. Buharî'nin Ibn-i Abbâs'tan rivâyetine göre Muhammed bunu söyle anlatiyor: "Bana bütün ümmetler arzolunup gösterildi: Bir, iki peygamber yanlarinda onar, yirmiser, otuzar, kirkar ümmetleriyle berâber önümden geçmege basladilar. Bir peygamber de yaninda bir ümmeti bile olmadan geçti. En sonu uzaktan büyük bir karalti gösterildi. -'Bu (kesif) karalti nedir? Bu benim ümmetim midir?'- diye sordum. Bu: -Mûsâ peygamber ile kavmidir!- diye cevab verildi, sonra bana :-Ufka bak- denildi. Bakinca ufku dolduran sevâd-i a'zâmi 1 gördüm. Sonra bana: -semâ ufuklarinin surasina ve bu tarafina da bak!- denildi. Bir de ne göreyim! Bir sevâd-i a'zâm bastanbasa ufku kaplamisti. Bana: -Bu senin ümmetindir. Bunlardan yetmis bin kisi hesâba çekilmeksizin Cennet'e girecektir- denildi" 2.

Ancak ne var ki Muhammed'in bu sözlerini dinleyen halktan kisiler, merak içinde kalmislardir: çünkü Muhammed bu yetmis bin kisinin kimler olacagi hakkinda bir bilgi vermemistir. Bu nedenle kendi aralarinda konusmaga, ve hesaba çekilmeden Cennet'e alinacak olan bu yetmis bin kisinin kimler olabilecegi hususunda tartismaga baslarlar ve birbirlerine: "Artik biz, Cennet'e hesapsiz gidecegiz, yâhut o bahtiyarlar evlâdlarimizdir, onlar Islâm câ'miasi içinde dogmuslardir. Biz ise câhiliyet devrinde dogduk" derler. Onlarin bu konuda tartismaya giristiklerini isiten Muhammed evinden çikip gelir, diz çöküp karsilarina oturur; ve onlara, hesaba çekilmeden Cennet'e girecek olanlarin tanimini yapar. Bu tanima göre büyücülük ve üfürükçülük gibi islerle ugrasmayanlar, ugursuz gözle bakmayanlar, hastaligin ancak Tanri tarafindan iyilestirilebilecegine inananlar, ve Allah'a îman'la baglananlar hesap vermeden Cennet'e alinacaklardir. Ancak ne var ki, bu tanim, kafalarda bir takim yeni sorularin dogmasina sebebiyet vermis olur. Çünkü eger eger bu tanimda ve nitelikte olan kisilerin sayisi yetmis bin'den fazla ise ne olacaktir? Bunlardan sadece yetmis bin'i hesaba çekilmeden Cennet'e alinir ve geri kalanlar hesâb'a çekilecek olurlarsa ortada haksizlik olmus olmiyacak midir? Elbette ki olacaktir. Su hâle göre Muhammed, kendini övme bahasina, zihinlerde böyle bir karisiklik ve daha dogrusu Cennet'e alinmada böyle bir haksizlik yapmis degil midir? Iste bu sekilde düsünenleri rahatlamak maksadiyle Muhammed, Tanri'dan yetmis bin kisilik "kontenjan"in arttirilmasini ister, ve Tanri onun bu istegini kabul ederek bu sayiyi, "yetmis bin kisinin her biri için yetmis bin kisi olmak üzere", arttirdigini söyler ki, bu da Muhammwed için ayri bir övünme vesilesi olur. Bunun da hikâyesi kisaca söyle:

*

1 "Sevad" sözcügü "Karanlik", ya da "uzaktan karalti halinde görülen kalabalik", ya da "bir kent'in çevresi" anlaminda olup "Sevâd-i a'zâm" deyimi de "ulu kent" demektir.

2 Buharî'nin Ibn-i Abbâs'tan rivâyeti için bkz. Sahih-i..., (Cilt XII, sh. 82 ve d. Hadîs no. 1926)