Gelmis-geçmis Bütün Peygamberlere Karsi Fikren, Ruhen, Ahlâken ve Her Bakimdan Üsün Oldugunu Söyler Muhammed!
Sanilir ki Muhammed, daha önce geldigi söylenen peygamberleri kendisine kardes ya da örnek edinmis, onlari kendisine esit bilmistir. Müslüman yazarlar Muhammed'i, bu alanda da alçak gönüllü (tevâzu insani) imis gibi göstermek için çalisirlar ve onun güyâ: "Enbiya (peygamberler) arasinda birini öbürlerine tercih ederek kadirlerini tenkis etmeyiniz"1 seklinde konustugunu, ya da "Benî Mûsâ'ya tafdîl etmeyiniz (üstün kilmayiniz)" 2 , ya da "Beni Yûnus b. Mattâ'den üstün tutmayiniz..." dedigini öne sürerler. Ya da onun, Ibrahîm peygamber'i kendisine rehber edindigini ve örnegin: "... Tanrim beni dogru olan yola, saglam dine, Ibrahîm'in dinine hanîf olarak eristirdi..." (En'âm sûresi, âyet 161; ayrica bkz. Nahl sûresi, âyet 123) dedigini ve hattâ onu "ilk Müslim" ve Müslümanlar için ad babasi bildigini söylerler (Bkz. Imrân sûresi, âyet 67, 68; Hacc sûresi, âyet 78; Bakara 131-132; Mümtehine sûresi, âyet 4-7, vs...)3
Oysa ki bütün bunlar gerçeklerin saptirilmasindan baska bir sey degildir, çünkü Muhammed, birazdan görecegimiz gibi, peygamberlerin Tanri tarafindan esitlik üzere degil fakat bir kisminin digerlerine üstün kilinarak gönderildiklerini söylemis (örnegin bkz. Bakara 253), kendisinin ise, bütün peygamberlerin en üstünü, en sereflisi, en sonuncusu, ve Tanri tarafindan en fazla sevileni olarak seçildigini bildirmistir. Hattâ bununla da yetinmemis, Tanri'nin dahi kendisine salavât getirdigini eklemistir. Diger peygamberlerle esit durumda görünüyormus gibi konusmasi, günlük siyâsetinin gereksinimlerini karsilamak, ya da "tevazu" insani imis gibi görünmek içindir. Fakat bunu yaparken çogu zaman kendi kendisiyle çeliskiye düsmekten geri kalmamistir. Örnegin, bir yandan:"Beni Yûnus b. Mâtta'den üstün tutmayiniz..." derken, diger yandan: "Ben Adem ogullarinin seyyidiyim..." , ya da "Gözünüzü açin! Ben Allah'in sevgilisiyim... Allah nezdinde gelmis ve gelecek bütün insanlarin en sereflisi, en yücesi benim..." seklinde konusmasi bunun ilginç örneklerinden biridir. Ibn Kutayba gibi yorumcular, bu çeliskiyi göz ardi etmek için Muhammed'in tevazu yolu ile konustugunu ileri sürerler4.
Günlük siyâsetinin gereksinimleri nedeniyle kendisini diger peygamberlerden bazilarina benzetmesi konusunda verilebilecek nice örnekten bir digeri, Tebûk seferi'ne çikarken Alî'yi Medîne'de vekil olarak birakmasiyle ilgilidir ki Buharî'nin Sa'd Ibn-i Ebî Vakkâs'dan rivâyetine göre söyle: Her gazâ'ya çikisinda Muhammed, vekil (kaymakam) olarak birini Medîne'de birakirdi. Tebûk seferine çikarken, her ne hikmetse Ali'yi beraberinde götürmek istemedigi için onu Medîne'de kaymakam olarak birakir. Fakat Ali bundan hoslanmaz, daha dogrusu bunu kendisi için hakâret sayar ve yakinir; söyle der: "Yâ Resûl'allâh! Beni çocuklar ve kadinlar içinde vekil mi birakiyorsun?". Onu yatistirmak maksadiyle Muhammed, vaktiyle Musâ'nin ayni seyi yaptigini ve Tûr'a giderken Harûn'u vekil biraktigini hatirlatir; söyle der: "Yâ Ali! Bana nispetle sen, Mûs'â'ya nisbetle Harûn menzilinde olmaga râzi olmaz misin? Su kadar ki, benden sonra peygamber yoktur!" 5 . Bilindigi gibi Mûsâ ve Harûn, kardes olup her ikisi de peygamber idiler; fakat Harûn peygamber, Mûsâ'nin yardimcisi olarak is görmüs kabul edilir6. Mûsâ onu, sefere çiktigi ya da baska bir yere gittigi zamanlar vekil birakirdi. Ve iste Muhammed, sirf Alî'yi yatistirmak için kendisini Mûsâ'ya benzeterek ona: "... Harûn menzilinde olmaga râzi olmaz misin? ..." seklinde konusmustur. Fakat bu sekilde konusurken ne kendisini Mûsâ ile "esit" durumda görmüs, ve ne de Alî'yi Harûn kertesinde bilmis degildir. Nitekim Ali bile, kendisinin Harûn derecesinde bulunduguna dâir Muhammed'in söylediklerine pek inanmamistir. Esasen çevrede kendisi hakkinda söylenenleri, ve özellikle munafiklarin "Ali gibi cenk eri bir kahraman Medîne'de nasil birakilir? Bu Ali'ye karsi istiskâldir" 7 seklindeki konusmalarini duyduktan sonra silahini alip yola çikmis ve Muhammed'in arkasindan yetismistir. Öte yandan Muhammed de, Ali'yi yatistirmak için yukardaki sekilde konusurken, kendi söylediklerine kendisi de inanmamaktaydi. Su bakimdan ki: "Ben Adem ogullarinin seyyidiyim..." derken ya da "... Allah nezdinde gelmis ve gelecek bütün insanlarin en sereflisi, en yücesi benim..." derken, kendisinin bütün insanlardan, ve bütün peygamberlerden üstün oldugunu vurgulamaktan geri kalmamaktaydi.
*
Hemen belirtelim ki Muhammed, daha önceki peygamberlerden bir kismini kendisine es degerde imis gibi gösterirken, esas itibariyle Yahudileri ve Hiristiyanlari hosnud edip kendisini onlara peygamber olarak kabul ettirme amacini gütmüstür. Bunu saglayabilecegini umud ettigi sürece bu sekilde konusmus ve kendisini, onlarin peygamberinden üstün derecede degil fakat onlara es degerde ve kertede imis gibi göstermistir. Verilecek örnekler çok: Buharî'nin Ebû Hüreyre'den ve ayrica Ebû Sâid-i Hudrî'den rivâyet ettigi hadîs'lerle anlatilan su olay bunun ilginç olanlarindan biridir:
Bir gün bir Müslüman kisi ile bir Yahudi birbirlerine sövüp saymaya baslarlar. Müslüman kisi Yahudi'ye: "Muhammed'i âlemler üzerine tercîh ve ihtiyâr eden Allah'a yemin ederim ki..." der. Buna karsilik olarak Yahudi de Müslüman kisiye: "Müsâ'yi âlemlere tercih ve ihtiyâr eden Allah'a yemin ederim ki..." diye cevap verince, Müslüman kisi Yahudi'yi tokatlar. Bunun üzerine Yahudi, hemen Muhammed'e basvurur ve olayi anlatarak sikâyette bulunur. Muhammed, tokat atan Müslüman kisiyi çagirtir ve ona: "Sen bu Yahudi'yi dövdün mü?" diye sorar; ondan "(Evet dövdüm) çünkü o çarsida -'Mûsâ'yi bütün beseriyete tercih ve ihtiyâr eden Allah'a yemin etti" seklinde yanit alinca: "Beni Mûsâ'ya tafdîl etmeyiniz (üstün tutmayiniz) ... Enbiya arasinda birini öbürlerine tercîh ederek kadirlerini tenkîs etmeyiniz? Kiyâmet gününde insanlar bayilacaklar. Fakat kabri ilk açilan ben olacagim. O anda ben kendimi Mûsâ'ya yakin bulacagim" 8 der.
Her ne kadar burada "Kabri ilk açilan ben olacagim..." diyerek kendisine biraz olsun ayricalik saglamakla beraber, yine de kendisini Mûsâ'ya esit durumda gösterir gibi bir hali vardir; maksadi, o an için Yahudileri hosnud edip kendisine baglamaktir.
Verilebilecek bir baska örnek, Tevrat'ta adi geçen Yahudi peygamberlerinden Yûnus'la ilgili olarak Kur'ân'a koydugu su âyet'tir: "Sen Rabbinin hükmünü sabirla bekle. Balik sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o dertli dertli Rabbine niyaz etmisti. Sayet Rabbinden ona bir nîmet yetismemis olsaydi o, mutlaka, kinanacak bir halde issiz bir diyâra atilacakti" (68 Kâlem sûresi, âyet 48-49). Söylendigine göre güyâ bu âyet'i okurken, halka sunu açiklamistir ki Tanri, kendisine : "(Sakin ha Ey Muhammed!) -Ben Yûnus b. Mattâ'dan daha iyiyim- demeyesin" demistir. Ve yine rivâyete göre, bunu derken halk'a hitaben: " Beni Yûnus b. Mattâ'den üstün tutmayiniz..." diye tenbihte bulunmustur. Söylemeye gerek yoktur ki, bir yandan bunu derken, diger yandan kendisini Adem ogullarinin efendisi ve bütün insanlarin en yücesi ve sereflisi olarak ilân etmesi çeliski;ye düsmekten baska bir sey degildi. Ve iste bu çeliskiyi gözardi edebilmek için Ibn Kutayba ya da al-Iskâfî gibi yorumcular bunu, Muhammed'in "tevâzu" yolu ile söylemis oldugu bir söz olarak kabul ederler9. Oysa bunun "tevâzu" ile ilgili bir yönü olmayip sadece o an için Yahudi'lere karsi uyguladigi siyâsetle ilgisi vardir ki o da, kendisini diger peygamberlerle esit durumda imis gibi gösterip Yahudileri kazanma yolarini aramasi idi10.
Ayni dogrultuda olmak üzere Hiristiyan'lari da kazanmaga, ve kendisini onlara Peygamber olarak kabul ettirmege çalismistir. Örnegin Isâ'yi "peygamber bilen kimselerin, ayricaa bir de kendisini peygamber olarak kabul etmeleri halinde, Tanri tarafindan iki misli mükâfata eriseceklerini söylemis, söyle demistir:"...Bir kisi de Isâ'ya îmân eder, sonra bana îmân ederse, buna da iki ecir vardir..." 11
Fakat ne zaman ki Yahudileri ve Hiristiyanlari kazanamayacagini ve kendisini onlara peygamber olarak kabul ettiremeyecegini anlayacaktir, iste o andan itibaren bu yapmacik esitlik anlayisini terkedecek, ve kendisini, Adem'den bu yana gelmis geçmis bütün insanlarin oldugu kadar bütün peygamberlerin de her bakimdan (ahlâken, fikren, ruhen vs...) en yücesi, ve onlardan her birinin tasdikçisi olarak ilân edecek, baska hiçbir "peygamber"e verilmeyen imtiyazlarin ve üstünlüklerin Tanri tarafindan sadece kendisine verildigini söyliyerek övünecektir. Hem de öylesine ki, ilerdeki sayfalarda belirtecegimiz gibi, kuru bir agaç kütügünün, akil ve bilinç sahibi bir canli imis gibi, kendisinden ayrilmamak için aglayip sizladigini söylemege varincaya kadar, ya da hattâ Tanri'nin (melekleriyle birlikte) kendisine salâvât getirdigini öne sürecek kertede sinirsiz övünmelere yönelecektir!12
1 Ebû Saîd-i Hudrî'ni rivâyeti için bkz. Sahih-i... ( Cilt VII, sh. 324-5)
2 Ebû Hüreyre'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VII, sh. 324 Hadîs no. 1080)
3 Bu konuda "Islâm'a Göre Diger Dinler" adli kitabima bakiniz.
4 Bkz. Ibn Kutayba, Ta'vil muhtalif al-hadis (Kahire 1966). Bu konuda Ahmed Suphi Furat'in, Islâm Ansiklopedisi'nde "Yûnus" ile ilgili yazisina bakiniz (Cilt 13, sh. 435-7)
5 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt X, sh. 418, Hadîs no. 1658).
6 Kur'ân'da bu hususlarla ilgili olarak yer alan âyet'ler var ki bir kismi söyle: Tâhâ sûresi, âyet 24-36; 42-50; 92-94).
7 "istiskâl" sözcügü "küçümsemek", ya da "yüz vermemek" gibi anlamlara geliyor.
8 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt VII, sh. 323-326)
9 Bu konuda, Ibn Kutayba'nin Ta'vil muhtalif al-hadîs (Kahire 1966), ve al-Iskâfî'nin Kitab al-macâlis adli kitaplarindan nakil olarak Ahmed Suphi Furat'in, Islâm Ansiklopedisi'ndeki "Yûnus" baslikli makalesine bkz.
10 Bu konuda daha fazla bilgi için benim Islâm'a göre Diger Dinler, adli kitabima bakiniz.
11 Buharî'nin Ebû Mûse'l-Esârî'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 181)
12 Buharî'nin Câbir Ibn-i Abd'illâh'dan rivhayeti icin bkz. Sahih-i ... (Cilt III, sh. 75, Hadîs no. 499)