I) Muhammed'in söylemesine göre Tanri bazi peygamberleri, diger bazi peygamberlere "efdâl" (üstün) kilmis, kendisini de "adi" ve "nitelikleri" ile bütün peygamberlerin en üstünü, en yücesi, en sereflisi saymistir:

Muhammed'i "peygamber" olarak kabul etmeyen Yahudi'ler: "Musâ'dan sonra Peygamber yoktur. Tevrat'tan sonra kitab yoktur" derlerdi1. Hiristiyan'lar ise Isa'yi en son Peygamber, ve Incil'i de son kitab sayarlardi. Bu tür konusmalarin kendisini güç durumlarda birakacagini bildigi içindir ki Muhammed, Tanri nezdinde en yüce peygamber'in kendisi oldugunu kanitlamaga çalisirdi. Bu maksatla öne sürdügü hususlardan biri su idi ki Tanri, kendi yarattigi varliklari en iyi bilendir; ve nasil ki bazi insanlari diger bazilarina "derece" ve "rizik" bakimindan farkli ve üstün kildi ise, bazi peygamberleri de diger bazilarina "efdâl" (üstün) kilmistir. Bunun böyle oldugunu anlatmak maksadiyle Kur'ân'a su âyet'i koymustur: "Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kildik. " (K. 17 Isrâ sûresi, âyet, 55). Muhtemelen bunu yeterli bulmayip bir de su âyet'i yerlestirmistir:"O peygamberlerden bir kismini digerlerinden üstün kildik. Allah onlardan bir kismi ile konusmus, bazilarini da derece derece yükseltmistir... (K. 2 Bakara sûresi, âyet 253). Bunu yaparken kendisini, Peygamberlerin bir "fezlekesi" (özeti) ve insanlik faziletinin tamamlayicisi olarak tanimlamis, söyle demistir: "Ben ancak mekârim-i ahlâki (Ahlâkî faziletleri) ve insanlik faziletini tamamlamak için gönderildim" 2.

Bu iddiâsini pekistirmek maksadiyle, kendisinin Tanri tarafindan hem "Nebî" ve hem de "Resûl" olarak gönderildigini, oysaki diger peygamberlerin sadece "Nebî" niteligiyle gönderildiklerini, ve iste bu bakimdan da kendisinin onlara üstün oldugunu söylemistir. Çünkü "Resûl", kendine vahiy olunan ve tebliga me'mûr olunandir. "Nebîy" ise, tebliga me'mur olsun veya olmasin, vahy olandir. Bu i'tibarla, her "Resûl", nebiy'dir ama, her "nebiy" Resûl degildir3.

Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri, ruh asaleti ve manevî fazilet gibi nitelikler bakimindan da peygamberler arasinda derece farki gözetmistir. Örnegin bunlardan bazilarina "hitâb" etmek lütfûnda bulunmus ve belgeler vermis (örnegin Musa'ya Tevrat'i, ve Dâvud'a "Zebur"u verdigi gibi)4 , ya da bazilarini "Rûhü'l-Kudüs" ile desteklemis (örnegin Isâ için yaptigi gibi); bazilarini semâ'ya yükseltmis (örnegin Isâ ile Idrîs'i yükselttigi gibi) ve fakat bazilarini bu tür mükâfatlara lâyik görmemistir.

Yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri, her ne kadar bazi peygamberleri bazilarina derece bakimindan üstün kilmis olmakla beraber, gerçek anlamda bir tek peygamberi her bakimdan (yâni fazilet, meziyet, dürüstlük, ahlâkîlik, mertlik, güvenirlik, sehvet vs... bakimlardan) diger peygamberlerin hepsinin üstünde, hepsinin ulu'su, hepsinin yüce'si kilmistir ki o da Muhammed'tir. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere Muhammed, Cebrâil'in yeryüzüne inip kendisiyle konustugunu hikâye ederek: "Tanri beni, adim ve sifatimla (niteliklerimle) bile bütün peygamberlere üstün kildi" der, ve bu dogrultuda Kur'ân'a âyet'ler koyar. Bu anlattigi hikâye'ye göre güyâ bir gün Cebrâil: "Selam sana ey evvel, selam sana ey âhir, selan sana ey zâhir, selam sana en bâtin" diyerek Muhammed'in karsisina çikar. Bu övgüler karsisinda Muhammed sasirir ve Cebrâil'e çatarcasina: "Bu nitelikler benim gibi bir yaratilmis için nasil kullanilabilir, ey Cebrâil? Bunlar Tanri'ya âit ve sadece ona layik niteliklerdir" der. Cebrâil, kendisine: "Ey peygamber! Sunu bil ki Allah bana, seni bu sekilde selamlamami emretti. Çünkü yüce (Allah) seni bu niteliklerle yüceltti ve seni bu niteliklerle diger peygamberlerin üstünde bir mertebeye çikardi. Allah sana kendi adindan bir ad, kendi niteliginden bir nitelik ayirdi" der ve saydigi niteliklerin tanimini yapar: "Evvel" seklindeki adi'nin peygamberlerin ilki olduguna, "âhir" adi'nin, zaman itibariyle peygamberlerin en son geleni olduguna; "bâtin" adi'nin, Tanri ile Muhammed adlarinin arsin gövdesine kirmizi nurla yazilmis olduguna; "zâhir" adi'nin, içinde bulundugu zamanda ortaya çikarildigina, kanit oldugunu bildirir. Fakat bununla da kalmaz bir de Tanri'nin, pek çok varliklari sirf Muhamed'e "salât ve selam" etsinler diye yarattigini ve nihâyet Tanri'nin dahi Muhammed'e "salât ve selam eder" oldugunu ekler; söyle der: "(Tanri) seni su içinde bulundugun zamanda ortaya çikardi, sana din konusunda bütün yardimlari yapti, din hususunda seni biricik önder kildi ve seni teblig ettigîn düzenle birlikte senin üstünlügünü de göklerdeki varliklara ve yeryüzü sakinlerine iyice tanitti. Bütün bu varliklar içinde öylesi vardir ki yalniz sana salât ve selâm için varolmustur. Allah da sana salât ve selâm eder, ey Peygamber! Rabb'in Mahmûd, sen de Mahmûd, Rabb'in evvel, âhir, zâhir, bâtin, sen de evvel, âhir, zâhir ve bâtinsin" 5.

Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar, övünmek maksadiyle Muhammed'in hayal ettigi seylerdir. Kendisini bütün insanlara, ve bu arada diger peygamberlere üstün imis gibi göstermek için Tanri'yi, bu dogrultuda konusur sekle sokmustur.

Hele diger peygamberlere karsi üstünlük hevesinde öylesine asiri davranmistir ki, Musâ ile ilgili olarak Yahudi'lerin, ve Isâ ile ilgili olarak Hiristiyanlarin benimsemis olduklari inançlari dahi farkli kiliga sokmustur.

Gerçekten de Yahudi'ler: "Musâ'dan sonra peygamber yoktur, Tevrat'tan sonra kitab yoktur" dedikleri zaman, onlari yalanlamak için Tanri'nin Davûd'a "Zebur" verdigine dâir Kur'ân'a âyet koymustur (K. Isrâ sûresi, âyet 55). "Zebur" dedigi sey, Davûd'un kavalla söyledigi ilâhî sarkilarin sözleridir, ki Ahd-i Atiyk'ta6 "Mezmur'lar" ("Davûd'un Mezmuru") adiyle yer almistir. Tanri'nin Davûd'a "Zebur"u (Mezmur'lari) verdigini Muhammed, kendisine yakinlik gösteren bâzi Yahudi'lerden, ya da Ibranice bilen kendi katip'lerinden ögrenmistir. Kisaca belirtelim ki Ahd-i Atiyk'ta 150 sûre halinde yer alan Mezmurlar bölümünde Davûd'un Yanri'ya çagirida ve yalvarida bulunduguna dâir hükümler vardir ki bir çok bakimlardan Muhammed'in isine yaramistir. Yahudi'lere "Davûd'un Mezmur'larini" hatirlatirken, sadece onlari iddiâ'larinda (yâni Tevrat'tan sonra baskaca kitap gelmedigine daîr iddiâlari) yalanlamakla ve Kur'ân'in son kitap oldugunu anlatmakla kalmiyor ve fakat ayni zamanda Davûd'un durumu ile kendi durumu arasinda benzerlik kurup, onlari etkilemege çalisiyordu. Gerçekten de " Mezmur'lar"da, Davûd'un Tanri'ya yalvar yakar olusu ve ondan medet umusu ile ilgili hükümler vardir ki bir ikisi söyle: "

"Ya Rab, benimle çekisenlerle sen çekis. Bana karsi cenk edenlerle sen cenkles... Bana kötülük düsünenler geri dönsünler de yüzleri kizarsin... Bilmedigim seyleri benden sorearlar, canima hicran olsun diye... Ben bilmeden alçaklar bana karsi toplandilar; Beni didiklediler ve durmadilar... Bana dislerini gicirdattilar. Yha Rab, ne vakte kadar bakacaksin?Canimi onalrin helâkinden, hayatimi genc aslanlardan kurtar... Yâ Allahim ve Rabbim, benim muhakekem ve davam için gayrete gel... (ki onlar) bana karsi sevinmesinler, Yüreklerinde: -'Eh diledigimiz budur'- demesinler. Kötü halime sevinenler, birlikte utansinlar, yüzleri kizarsin. Bana karsi kibirlenenlerin libasi, utanç ve rezalet olsun..." (Eski Ahit/Mezmurlar, Sûre 35: 1-28).

Mezmur'lar'da bunlara benzer daha nice hükümleri Muhammed Kur'ân'a yerlestirmis, ya da Kur'ân olmiyarak islemistir (hadîs'ler seklinde)7.

Yahudileri, bu yukardakilere benzer örneklerle sustururken, Hiristiyan'larin inançlarindan bir kismini benimseyip, bir kismini da benzerî usullerle yalanlamaktan geri kalmazdi. Bilindigi gibi bu inançlardan biri Isâ'nin "Rûhü'l-Kudûs" ile desteklenmis olmasidir ki, Muhammed bunu benimser görünerek Kur'ân'a su su âyet'i koymustur: "... Meryem oglu Isâ'ya belgeler verdik, onu Rûhü'l-kudûs ile destekledik..." (K. 2 Bakara sûresi, âyet 253). Fakat bunu yaparken anlatmak istedigi sey Isâ'nin en üstün bir peygamber oldugu degildir; sadece Isâ'nin, semâ'ya yükseltilmek sûretiyle diger bazi peygamberlere nazaran derece bakimindan farkli kilinmis olmasidir. Nitekim Imrân Sûresi'nde bunu su sekilde belirler: "Allah demisti ki -'Ey Isâ! Ben seni eceline yedirecegim, seni Kendime yükseltecegim, inkâr edenlerden seni ayiracagim; sana uyanlari ... inkâr edenlerin üstünde tutacagim..." (K. 3 Imrân 55-56). Her ne kadar Isâ'nin semâ'ya yükseltilmesi, Hiristiyan'lar tarafindan ilâhî bir "lütuf", bir "taltif" sayilirsa da Muhammed bu "taltif'i" Isâ'nin üstünlügüne kanit saymamistir. Saymadigini da Isâ'nin öldükten sonra semâ'ya alindigini, oysa ki Idrîs peygamber'in Isâ'dan önce ve canli olarak "dördüncü kat gökte" olan "âlî mekân'a" yükseltildigini söylemis ve Kur'ân'a su âyet'i koymustur: "Biz Idrîs'i âli bir mekâna yücelttik..." (K. 19 Meryem 57). Bunu Kur'ân'a koymus olmasinin nedeni muhtemelen Idrîs'i kendi ceddi olarak kabul etmesindendir8. Güyâ Idrîs'in canli olarak semâ'ya alinmasi bir "rüchaniyet" tir, ki Isâ'nin üstünlügübe gölge düsürmege yeterlidir9.

Öte yandan yine bilindigi gibi, Hiristiyanlar Isâ'yi Tanri'nin oglu ya da hattâ Tanri olarak kabul etmislerdir. Onlarin bu inanisinin kaynagini Muhammed Isâ'nin su sözlerine baglar: "...Beni ve annemi Allah'tan baska iki tanri olarak benimseyin..." (K. Mâide 116-117)10; ya da "Tanri ancak Meryem oglu Mesih'tir" diye eklemistir. Oysa Muhammed bunu kabul etmez. Isa'yi Tanri'nin oglu olduguna, ya da "teslis" fikrine (yâni "Baba-Ogul-Kutsal Ruh" seklinde Tanri'nin "üç" olduguna) inanmanin "kâfirlik" oldugunu anlatmak üzere Kur'ân'a su âyet'leri koyar:

"Meryem oglu Mesih sadece bir peygamberdir" (K. 5 Mâide sûresi, âyet 75);

"And olsun- 'Allah üçten biridir-' diyenler kâfir olmustur; oysa Tanri ancak bir tek Tanri'dir..." (K. 5 Mâide 73);

"Meryem oglu Isâ Mesih, Allah'in peygamberi, Meryem'e ulastirdigi kelimesi ve kendisinden bir ruh'tur. Allah'a ve peygamberine inanin. -'Üçtür-' demeyin... Allah ancak bir tek Tanri'dir, çocugu olmaktan münezzehtir..." (K. 4 Nisâ sûresi, âyet 171).

Hiristiyan'lar gibi Yahudi'lerin de "Üzeyr Allah'in ogludur" dediklerini öne sürerek Kur'ân'a, Tanri'nin hiçbir çocugu olmadigina anlatmak üzere Muhammed, Kur'ân'a su tür âyet'ler koyar: "... -'Allah çocuk edindi'-, dediler. Hasa! O, bundan münezzehtir..." (k. Bakara sûresi, âyet 116). Ayrica da Tanri'nin esi olmadigini, olmadigina göre çocugu olamayacagini söylemistir. Hemen belirtelim ki Isâ'yi "Tanri", ya da "Tanri'ni oglu" seklinde kabul eden Hiristiyan inanislarini red'ederken, bunu Tanri fikrine olan sayginligindan degil fakat Isâ'yi kendisinden daha üstün ve daha kutsal bir durumda görmemek için yapmistir. Eger Isâ, Tanri'nin oglu ya da sûreti olarak kabul edilecek olsa kendisinin ondan daha az degerde, ve alt derecede bir kimse oldugu kanisinin yerleseceginden korkmustur.

Isâ'nin Yahudiler tarafindan öldürüldügüne dâir haberleri yalanlamayi da ayni nedenle, yâni kendi çikarlari nedeniyle gerekli bulmus, ve Kur'ân'a su tür âyet'ler koymustur: "Ve -'Allah elçisi Meryem oglu Isâ'yi öldürdük- demeleri yüzünden (onlari lânetledik). Halbuki onu ne oldürdüler, ne de astilar, fakat (öldürdükleri) onlara Isa gibi gosterildi... Bilâkis Allah onu (Isa'yi) kendi nezdine kaldirmistir..." (Nisâ sûresi, âyet 157). Yâni anlatmak istemistir ki Yahudiler tarafindan öldürülen kisi Isâ degil, bir baskasidir, ve Tanri Isa'yi kurtarip kendi yanina almistir11. Daha baska bir deyimle "peygamber"lerin insanlar tarafindan öldürülemeyecegini, ve çünkü Tanri'nin onlari kourudugunu belirtmek sûretiyle kendisine karsi dis bileyenleri uyarmak istemistir.

*

1 Bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt IV, sh. 3182)

2 Bkz. Sahih-i... (Cilt Cilt IX, sh. 255, ayrica bkz. Cilt. VII, sh. 324). Imâm Gazalî, age (Cilt II, sh. 873).

3 Bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt IV, sh. 3413-4

4 Isrâ sûresi, âyet 55

5 Kadi Iyaz'in Sifâ adli kitabi ile bu kitabin açiklamasini yapan Ali el-Kaarî'nin Serhu's-Sifâ'sindan. Bazi Üniversite mollalarimiz, Muhammed'le ilgili yukardaki sekilde yüceltilmesini pek "mantikî" bulurlar. Bkz. Yasar N. Öztürk, Kendi Dilinden Son Peygamber, Istanbul 1984, 67-69)

6 Mezmur'larda: "O Allah ki, gökleri ve yeri , denizi ve içindeki her seyi yaratan... Rabbe hamdedin" (Mezmurlar, Sûre 146: 6-10) seklinde âyet'ler var. Bunlara benzer nice âyet'leri Muhammed Kur'ân'a geçirmistir (Örnegin A'raf sûresi, 54, Yunus 3; Hûd 7; Hadîd 4: Furkan 59: Fussilet 11-12, Secde 4: Kaf 38: Lokman 10: Nebe' 12-13:Zâriyat 47 vs...)



"Eski Ahit" demek oluyor.

7 Ahd-i Atiyk/ Mezmurlar, Sûre 35: 1-ve d; ve sûre 37: 28 ve d.

8 Ulemâ'nin görüsüne göre Idrîs, Muhammed'in "cedd-i a'lâsi'dir". Bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 89)_

9 Sahih-i... (Cilt IX. sh. 89-90)

10 Muhammed'in söylemesine göre güyâ Tanri, Isâ'yi bu sekilde konustugu için azarlamistir. Yukardaki âyet'in tamami söyle: "Allah: Ey Meryem oglu Isâ! Insanlara: -'Beni ve anami, Allah'tan baska iki tanri bilin-' diye sen mi dedin?- buyurdugu zaman o: -'Hasa! Seni tenzih ederim; hakkim olmayan seyi söylemek bana yakismaz. Hem ben söyleseydim sen onu süphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin; halbuki ben senin zatinda olani bilmem... Ben onlara ancak bana emnrettigini soyledim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin- dedim..." (K.Mâide sûresi, âyet 116-117).

11 Bu konudaki yorumlar için bkz. Elmalili H. Yazir, age, (Cilt II, sh. 1516 ve d.)