II) Peygamberlerin "Ilk'i" ve "Sonuncusu" olmakla övünen Muhammed, hem Adem'in bir parçasi, ve hem de Adem'den 14 bin yil önce önce var kilinan kimse oldugunu söyliyerek "insan varligi'nin" en mükemmeli oldugunu ekler.

Peygamberlerin en üstünü, en yücesi, en sereflisi, en faziletlisi vs ... olarak övünmek üzere Muhammed, her seyden önce kendisini hem ilk ve hem de son peygamber olarak ilân etmistir; söyle derdi: "Ben peygamberlerin yaratilista ilki, gönderiliste sonuncusuyum" 1. Ve her vesileyle: "...Benden sonra Peygamber yoktur" demegi gelenek edinmisti2.

Ancak ne var ki: "Ben Peygamberlerin yaratilista ilki'yim..." derken hem bir yandan kendisini Adem'in kürek kemigi ile bel kemiginin arasindaki bir parçasi olarak tanimlar, ve hem de diger yandan Adem peygamberden dahi daha önce yaratilmis ve peygamberlikle donatilmis oldugunu anlatmak isterdi. Fakat bunu yaparken çeliskiye düstügünü görnmezliketn gelirdi. Gerçekten de al-Suyûtî'nin al-La'âli al-Masmua 3 adli yapitinda belirtildigine göre Muhammed, kendisine: "Adem Cennete girdigi zaman sen nerede idin?" seklindeki soru soran Ibn-i Abbâs'a su yaniti verir: "Ben Adem'in (kürek kemigi ile bel kemiginin arasinda bir) parçasiydim; ve o sekilde dünyâya geldim. Daha sonra babam Nuh'un parçasi haline geldim ve onun gemisiyle seyahat ettim; ve yine babam Ibrahim'in parçasi olarak atese girdim. Ve benim (akraba ve yakinlarimdan) bir çift yoktur ki bu zincirden gelmis olsun. Tanri beni saf olarak masum bir rahm'e koydu ve sonra bana peygamberlik görevini vererek benimle anlasti, ve adimi Tevrat'da ve Incil'de andi. Yer yüzü benim dünyâ'ya gelisimle, ve cennetler ise oraya girisimle seref yeri haline geldi. Tanri beni cennetlerine yükseltti, ve bana kendi öz adlarindan birini verdi. Zirâ kutsal tahtlarin Hükümdar'i Mahmud'tur ve benim adim da Muhammed..." 4 .

Ancak ne var ki kendisini Adem'in bir parçasi imis gibi gösterirken, hani sanki bu söylediklerini unutmuscasina, kendisinin Adem'den önce peygamber kilindigini ekler, söyle derdi: "Adem henüz su ile toprak arasinda iken ben Nebî idim (peygamberdim)" 5.

Fakat bu söylediklerini dahi biraz daha abartmak üzere bir de "zaman" unsurunu ise karistirir ve: "Ben Hz. Adem'in yaradilisindan on dört bin yil önce Rabbimin huzurunda bir nûr idim" derdi. Böylece peygamberlik'le simgelendigi yolundaki haberin kendisine "Adem'in yaratilisi" ile "ilâhî ruhun ufürülmesi" arasindaki zaman içerisinde geldigini söylerdi 6.

Islâm yazarlari Muhammed'in bu övünmelerine kapilarak onu "evren"in ve "insanligin" baslangici olarak tanimlarlar. Örnegin Muhyiddin-i Arabî, ünlü yapiti olan Fusûs ül-Hikem' de söyle der: "Is onunla basladi ve onunla sona erdi. Adem henüz su ile toprak arasinda iken o Nebî idi. Sonra unsur haline çikmasiyle de Nebîlerin sonucusu oldu".

Bu tanimlamadan etkilenen Islâm yazarlarina göre Muhammed: "Rabbina olan delil'in ilkidir!" ve bütün yaratiklarin "özü ve hülâsasi" sayilmistir7.

Bu vesileyle suna isâret edelim ki Muhammed, kendisini evren'in (kâinatin) ilk yaratildigi an hikmete ermis gibi göstermekle beraber, çikarlarina yatkin bir durum yaratmak ihtiyaciyle bazan bu söylediklerine ters düser seyler söylerdi. Örnegin kendisini Arap'lar içerisinden seçilerek Tanri'nin "ihsanlarina ve himâyesine" mazhar kilinmis gibi göstermek üzere Kur'ân'a, Tanri'nin su sekilde konustugunu söyliyertek, hayet koymustur: "(Ey Muhammed! Tanri) seni öksüz bulup da barindirmadi mi? Seni sasirmis bulup dogru yola eristirmedi mi? Seni fakir bulup zenginlestirmedi mi?" (K. 93 Duhâ sûresi, âyet 8). Söylemeye gerek yoktur ki bu sözler, biraz yukarda belirttigimiz: "Ben Hz. Adem'in yaradilisindan on dört bin yil önce Rabbimin huzurunda bir nûr idim" seklindeki sözlerle pek bagdasmamakta! Çünkü eger Tanri, Adem'in yaratilisindan on dört bin yil önce Muhammed'i "nûr" olmak üzere yaratmis idiyse, neden onu Adem'den su kadar bin yil sonra "öksüz" ve "sasirmis" bulup dogru yola sokma geregini duysun?

Öte yandan Adem'den "on dört bin önce yaratilmis oldugunu" söylerken Muhammed, bu hesabi neye göre yapmistir? bilinmez. Fakat muhtemelen bu yukarda söylediklerini dahi yeterli bulmamis olmalidir ki, bir de peygamberlerin en sonuncusu olarak görünmeyi gerekli bulurdu. Bunu anlatmak makadiyle, tek bir tuglasi ya da kerpici eksik birakilmis binâ örnegini vererek söyle demistir: "Benimle Peygamberler (zümresi'nin) benzeri, su bir kimsenin meseli ve benzeri gibidir ki, o kisi, bir ev yaptirmis ve binâyi tamamlayip süslemis de yalniz bir tuglasi (bir kerpici) eksik kalmis. Bu vaziyette halk binâya girip gezmeye baslarlar. Ve (eksik yeri görüp) hayret ederek (su kösede bir kerpiç) yeri bos birakilmis olmasaydi! dediler... Ben o (yeri bos birakilan) kerpicim, ben Hâtemü'n-Nebiyyîn'im (peygamberlerin sonuyum)..."8 derdi. Diger peygamberlerle kendisini kiyasladigi zamanlar özellikle bu noktaya önem verir ve her vesile ile peygamberlerinin sonuncusu oldugunu, kendisinden sonra artik peygamber gönderilmeyecegini belirtirdi. Örnegin amucazadesi olan Ali b. Abi Talib ile bir konusmasinda söyle der: "Ey Ali! Senin bana bagliligin Hârun'un Musâ'ya ittisali (yakinligi)9 mesabesindedir... Su kadar ki benden sonra peygamber yoktur"10.

Kendisinden sonra baskaca peygamber gelmeyecegini anlatabilmek için Muhammed, bir de iki kürek kemigi arasinda güvercin yumurtasi kadar büyük bir "siyah et ben'i" bulundugunu söylerdi. Islâm dünyâsi buna inanmis olarak bu siyâh ben'i "Nübüvvet hâtemî" (yâni "Peygamberlik mührü") diye bilir 11. Bununla övünürken muhtemelen anlatmak isterdi ki kendisi "...hem Peygamberleri hitame erdiren son Peygamberdir... hem de bütün peygamberleri tasdik (onaylayan) ve tevsik eden (kanitlayan) ilâhî bir mühürdür" 12.

Bütün bunlari söylerken ahlâk ve fazilet açisindan da kendisini diger bütün peygamberlerin üstünde göstermekten bikmaz, ve: "Ben ancak mekarim-i ahlâk (ahlâk cömertligini) ve insanlik faziletini tamamlamak için gönderildim" 13 seklinde konusmaktan geri kalmazdi.

Ancak ne var ki ahlâk ve fazilet timsali imis gibi görünmek isterken pek muhtemelen unuttugu bir sey vardi ki o da yasamini, farkli inançtaki insanlara (müsrik'lere ve kâfir'lere) saldirip esir almakla, esirlerin kafalarini kestirip dogratmakla (örnegin Benî Kureyza kavmine mensup 900 kisi'nin kafalarini kiliçla dograttigi gibi), ya da savas ve saldirilar yolu ile ganimet saglama yollarina basvurmakla, ya da kin besledigi kimselerden acimasizcasina intikam almakla, ya da çesitli usûllerle haremindeki kadinlarin sayisini iki düzineye ulastirmakla, ve ulastirirken de vicdan sizlatici olaylara sebeb olmakla (örnegin ogullugunun karisi Zeyneb'e asik olup onu, kocasindan ayirttiktan sonra, nikâhina almakla), ya da buna benzer davranislarla geçirmis olmasidir.

Öte yandan sunu da ekleyelim ki kendisinden sonra artik baskaca peygamber gelmeyecegini söylemesi, daha dogrusu Tanri'yi bu sekilde konusur göstermesi, hem övünme aliskanligindan ve hem de bencilliginden (yâni kendisinden sonra hiç kimselerin peygamber olarak ortaya çikmasini istememesinde) dogma kiskançliktandir. Bunu yaparken Tanri'yi yine çeliskili durumlarda biraktigi ortadadir. Su bakimdan ki, her ümmete kendi içinden ve kendi dilinden peygamberler gönderdigini söyleyen (örnegin Yahudi'lere, onlarin anlayacaklari dil'den Tevrat'i indirdigini bildiren) bir Tanri, yeryüzünde daha peygamber göndermedigi nice kavimler varken, ve onlara da kendi içlerinden ve kendi anlayacaklari dil ile konusur peygamberler göndermek olasiligina sahib iken, neden Arapça'dan gayri bir dil bilmeyen Muhammed'i en son peygamber olarak göndermis olsun? Madem ki Tanri'nin amaci kendi buyruklarinin anlasilip uygulanmasidir, o halde neden Arap'tan gayri kavimlere, örnegin Türk'lere, ya da Acem'lere vs.... kendi içlerinden ve kendi dillerinden peygamber göndermesin? Neden Arap Muhammed'i, en son peygamber ilân edip, Arapça kur'ân ile, Arap olmayan ve Arapça bilmeyen milletlerin basina geçirsin? Eger Muhammed'in dedigi gibi Tanri bu sekilde hareket etti ise, bu taktirde "ezel ve ebedî kusatan" bilgiye sahip olmasiyle bagdasmaz bir is görmüs degil midir?

Bütün bu ve buna benzere sorular karsisinda sunu düsünmek gerekmez midir ki Muhammed'in, en son peygamber olmak üzere gönderildigine dâir Kur'ân'da yer alan hükümler, dogrudan dogruya Muhammed'in kendi bulusundan baska bir sey degildir!

Bu vesile ile bir de sunu belirtelim ki Muhammed, her ne kadar en son Peygamber oldugunu ve Tanri'nin kendisinden sonra peygamber göndermeyecegini söylemekle beraber, câriyesi Mariya'dan dogma oglu Ibrahim on sekiz aylik iken öldügu zaman: "Eger (Ibrahim) ölmemis olsaydi, sahici bir peygamber olurdu" 14 seklinde konusmustur. Çok sevdigi bu oglunun ölümü üzerine bu sekilde konusmasindan anlasilan o'dur ki kendisinden sonra peygamber gelmeyecegine dâir söylediklerine kendisi de pek inanmamaktaydi.

*

1Bu hadîs için bkz. Ismâil b. Muhammed Aclûnî, Kesfu'l Hafâ ve Muzîlü'l-Ilbâs (Beyrut 1351, Cilt II, sh. 129) Alinti için bkz. Öztürk, age (sh. 13,31)

2 Buharî'nin Sa'd Ibn-i Ebî Vakkâs'tan rivâyetine göre Muhammed, Tebûk seferine çikarken Ali'yi Medîne'de vekil (kaymakam) birakmis idi. Kendisini cenk eri ve kahraman bilen Ali buna alinmis, Medîne'de çocuklar ve kadinlarla birakilmis olmayi kendisine yediremeyip Muhammed'e yakinmisti. Onu yatistirmak için Muhammed, geçmisteki peygamberlerden örnekler almis, Mûsâ'nin çogu zaman Harûn'u vekil biraktigini anlatmis ve anlatirken de: "Yâ Alî, Bana nisbetle sen, Müsâ'ya nisbetle Hârun menzilesinde olmaga râzi olmaz misin? Su kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur" demistir. Bkz. Sahih-i... (Cilt X , sh. 418 had^gis no. 1658).

3 Bu hususta bkz. al-Suyûtî, al-La'âli al-Masmu'a fi'l-ahâdis al-mavzu'a (Kahire 1317; sh. 7).

4 Bu alinti'nin Ingilizce çevirisi için bkz. A. Jeffrey, A Reader On Islam, (New York 1980, sh. 333)

5 Bu hadîs'ler için bkz. Muhyiddin-i Arabî, Fusûs ül-Hikem (Istanbul Kitapevi 1981, Çeviren M. N. Gencosman, 5.baski , sh. 226)

6 Bu hususlar için bkz. Ibn Ishak'in el-Megazî (Paragraf 161) adli yapitina bakiniz. Alinti için bkz. Öztürk, age SH. 31)

7 Arabî, age, sh. 226 ve d.

8 Buharî'nin Câbir Ibn-i Abdillâh'dan rivâyet ettigi bu hadîs için bkz: Sahih-i... (Cilt IX, sh. 255 Hadîs no. 1441). Hadîs'te "tugla' deyimi geçmekle beraber Ebû Hüreyre'nin rivâyeti "kerpiç" seklindedir.

9 Bilindigi gibi Mûsa ile Harun kardes'tirler. Her ikisi de "Peygamber" olmakla beraber Hârun, Kur'ân'daki anlatisa göre, Musa'nin yardimcisi rolündedir (Örnegin Tâhâ sûresi, âyet 31-36, 42-50, 92-94).

10 Bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 186, hadîs no. 1409; bkz. Cilt IX, sh. 363, Bkz. Cilt X, sh. 418 Hadîs no. 1658).

11 Bu hususlar Beyzâvî'nin Tefsîr adli yapitinda belirtilmistir. Ayrica bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 260)

12 Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3906)

13 Bu hdîs'ler için bkz. Sahih-i... (IX. sh. 256)

14 Ibn Sa'd, Tabakat (1967) (Cilt I, sh. 1569)