A) Diger peygamberlerden her birinin sadece kendi kavimlerine gönderildigi hâlde kendisinin bütün kavimlere (insanliga) gönderildigini ve Peygamber'ler içinde en kalabalik ümmet'e sahip oldugunu söyler. Yeryüzünün hazinelerinin anahtarlarinin kendisine verildigini ve kendi ümmetinin, ümmet'lerin en hayirlisi oldugunu bildirir. Kendi ümmetinin geçmisteki cezâlarinin hafifletildigini, ve bazi cezâlarinin da kaldirildigini ve kendisinden baska hiç bir Peygamber'e bu imtiyazlarin verilmedigini söyliyerek övunür.
Baska vesilelerle de belirttigimiz gibi Muhammed ilk baslarda kendisinin sadece Arap kavmine, hattâ Arap kavmi içinde sadece Mekke ve çevresinde bulunan Arap'lara gönderilmis oldugunu söylemistir. Kur'ân'a koydugu âyet'lerden bunun böyle oldugu açikca ortadadir. Örnegin Kur'ân'a, Sûra sûresi'ne, koydugu su âyet bunun kanitidir: "Ey Muhammed, böylece... Mekke'de ve çevresinde bulunanlari uyarman... için sana Arapça okunan kitab vahyettik" (K. 42 Sûrâ 8).
Yine bunun gibi Fussilet Sûresi'ne koydugu su âyetle kendi mensup bulundugu Arap kavmini uyarmak için gönderildigini anlatmak istemistir: "(Ey Muhammed!) Bu, Arapça bilen bir milleti uyarman için... âyet'leri Arapça açiklanmis olarak Allah katindan indirilmistir. (K. 41 Fussilet 2-5).
Öte yandan Kasas Sûresi'nde yine Arap kavmi için gönderildigini su sekilde belirtmistir: "Senden önce kendilerine uyarici gelmeyen bir milleti uyarman için... gönderildin" (K. 28 Kasas 46).
Buna benzer daha nice âyet'leri ve hadîs'leri siralamak mümkün1. Mekke'de peygamberligini ilân edipte Medîne'ye hicret edecegi tarihe gelinceye kadar, yâni 10 ya da 13 yillik süre boyunca kendisini hep bu sekilde sadece Arap kavmine gönderilmis bir peygamber olarak tanitmistir. Fakat Medîne'ye geçipte çetecilik ya da savaslar sayesinde biraz güçlenmeye basladiktan sonra, kendisini Yahudilere ve Hiristiyanlara peygamber olarak kabul ettirme sevdasina kapilmis ve bu andan itibaren sadece Arap'lara degil fakat bütün kavim'lere, bütün insanlara gönderilmis peygamber rolünü üstlenmistir. Câbir b. Abdu'llâh'in rivâyetine dayali bir hadîs'inde söyle der: "(Benden evvel) her (peygamber) özellikle kendi kavmine (peygamber olarak) gönderilmisken, ben bütün ümmetlere peygamber olundum" 2.
Yine ayni sekilde olmak üzere Musned-i Ahmeb b. Hanbel'deki bir hadîs'e göre söyle demistir: "Bana arzin anahtarlari verildi. Ahmed tesmiye olundum. Ümmetim de ümmetlerin en hayirlisi kilindi"3 .
Öte yandan kendi ümmet'inin geçmisteki tüm cezâlarinin hafifletildigine, "hatâ" ile "nisyan" cezâsinin kaldirildigina dâir hükümlerin sadece kendisine gönderildigini, ve bu tür hükümlerin kendisinden önce hiç kimseye verilmedigi gibi kendisinden sonra da hiç kimseye verilmeyecegini söyliyerek övünmüstür4. Ancak ne var ki, kendi ümeti'nin geçmisteki günahlarinin afedildigini söylerken: "Islâm kendisinden evvel vâki olmus cürümlerin hükmünü ibtâl eder" seklindeki anlayisi yerlestirmis olmaktaydi. Oysa böyle bir anlayis'dan övünme payi çikarilamazdi, çünkü bu, islenmis cürümlerin cezâsiz brakilmasi sonucunu dogurur ki, adâlet ve hukuk duygusu ile bagdasamaz Fakat her ne olursa olsun durum su ki, önceleri Arap kavmine, Arapca Kur'ân ile gönderildigini söyliyerek övünürken, daha sonra diger kavimlere de peygamber olarak seçildigini söyliyerek, övünme telasi içerisinde, adhalet ve hukuk ilkelerine ters düsmekten kaçinmamistir.
Yine kendi söylemesine göre, bütün peygamberler içerisinde en kalabalik ümmet'e sahip olan kendisidir. Diger peygamberlerin birer, ikiser ya da otuzar, kirkar ümmeti oldugu halde kendisinin sinirsiz denecek kadar çok ümeti vardir 5 . Böyle olmasinin nedeni de kendisine Kur'ân'in verilmis olmasidir6. Bu konudaki övünmesini Muhammed, hani sanki Tanri'nin tahtinda oturmus konusuyormus gibi, söyle dile getirir: "Bana bütün ümmetler arzolunup gönderildi: Bir, iki peygamber yanlarinda onar, yirmiser, otuzar, kirkar ümmetleriyle berâber önümden geçmege basladilar. Bir peygamber de yaninda bir tek ümmeti bile olmaksizin geçti. En sonu uzaktan büyük bir karalti gösterildi. -Bu (kesîf) karalti nedir? Bu benim ümmetim midir?- diye sordum. -Bu Mûsâ peygamberle kavmidir- diye cevab verildi, sonra bana: - Ufka bak! denildi. Bakinca ufku dolduran sevâd-i a'zâmi 7 gördüm. Sonra bana: -Senâ ufuklarinin surasina ve bu tarafina da bak!- denildi. Bir de ne göreyim! Bir sevâd-i a'zâm bastanbasa ufku kaplamisti. Bana: -Bu senin ümmetindir. Bunlardan yetmisbin kisi hesâba çekilmeksizin Cennet'e girecektir- denildi..." 8. Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre, diger peygamberler içerisinde en kalabalik kavm'e sahip olan Mûsâ'dir; fakat Tanri, Mûsâ'nin kavminden çok daha fazlasini Muhammed'e vermistir.
Dikkat edilecegi gibi Muhammed, yukardaki sözleriyle kendisini, sadece en kalabalik ümmet'e sahip peygamber olarak tanitmakla kalmamis, fakat bir de kendi ümmet'i içerisinde yetmis bin kisinin hesaba çekilmeden Cennet'e alinacaklarini, oysa baska peygamberlerin kavimleri için böyle bir olasilik saglanmadigini bildirmeyi de ayrica bir övgü vesilesi yapmistir. Hattâ bu övünmesini biraz daha ileri götürmek üzere sunu eklemistir ki, zinâ, hirsizlik, ya da içki içmek vs... gibi günahlari isleyen mu'minlerin hepsi (sirk kosmadan ölmek sartiyle) dogruca Cennet'e gideceklerdir9.
Muhammed'in bu sözlerinde, övgü vesilesi yapilacak hiç bir yön bulunamdigini belirtmek, bilmem gerekir mi? Çünkü yetmis bin kisinin hesaba çekilmeden (ya da cinâyet, zinâ, hirsizlik vs... gibi en agir, en rezil suçlari isleyenlerin, Tanri'ya es kosmiyarak ölmeleri halinde) Cennet'e alinmalari demek, adâlet ve hukuk ilkelerini çignemek demektir10.
Bütün bunlardan gayri bir de Muhammed'in övünmelerinden anlamaktayiz ki Tanri, sirf en son ve en sevgili Peygamberi'nin hatiri ugruna olmak üzere, müslümanlardan biri öldügü vakit, onun yerine Yahudi'lerden ya da Hiristiyan'lardan birini mutlaka Cehennem'e atip kizgin ateslerde yakacaktir. Gerçekten de Müslim'in, Ebû Bürde'den rivâyetine göre Muhammed'in söylemesi aynen söyle: "Müslüman bir adam öldügü vakit, Allahu Teâlâ onun yerine Yahudi ve Hiristiyanlardan birini Cehennem'e kor". 11
*
1 Bu konuda benim Arap Milliyetçiligi ve Türkler adli kitabima bakiniz.
2 "Bir de (benden evvel) her nebî hâssaten kendi kavmine ba's olunruken, ben umûm-i nâsa ba's olundum". Bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 245-6, hadîs no. 223)
3 Ahmed b, Hanbel'in Müsned'inden.
4 Nesei'deki rivâyete göre Muhammed söyle diyor: "Bir de Ars-i Rahmânin altindaki bir hezîneden Sûre-i Bakare'nin sonundaki su âyat-i kerime bana verildi ki, benden evvel hiçbir kimseye verilmedigi gibi, benden sonra da kimseye verilmeyecektir". Bu alinti için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 246)
5 Sahih-i..., (Cilt XII, sh. 82 ve d. Hadîs no. 1926)
6 Sahih-i..., (Cilt XI, sh. 226, hadîs no. 1764)
7 "Sevâd" sözcügü "Ulu kalabalik" ya da "Ulu kent" anlaminda olmak üzere burada "son derece büyük ulu bir halk klalabaligi" demek oluyor.
8 Buharî'nin Ibn-i Abbâs'tan rivâyeti için Bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 82 ve d. Hadîs no. 1926). Bu hadîs için ayrica bkz. Imâm Gazalî, Ihyâu... (Cilt IV, sh. 996).
9 Bu konuda Buharî'nin Kitab-i Libas'inda yer alan hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 268
10 Islâm kaynak'larina göre Muhammed, yetmis bin kisi arasinda yer alacak olanlarin "büyü yapmayanlar", "ugursuz gözle bakmiyanlar", "Sifâ'nin Sadece Allah'tan olduguna inananlar" ve her seyi Allah'in kendilerine takdir ettigi kaderde bulanlar olacagini anlatmak üzere söyle demistir: "Cennet'e hesapsiz girecek mü'minler efsun etmiyenler, tese'üm eylemiyenler, sifânin (Allah'tan olduguna inanip) keyden olduguna inanmiyanlar ve her hususta Allah'a tevekkül edenlerdir" . Buharî'nin Ibn-i Abbâs'tan rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 82-83, hadîs no. 1926)
11 Bu hadîs için bkz. Imâm Gazalî, Ihyâu... (Cilt IV, sh. 997)