VII) Bütün ümmet'lere safâat'ta bulunma hakkinin, sadece kendisine verildigini, diger peygamber'lere böyle bir hak'kin taninmadigini söylemekle övünür:


Tanri'nin en sevgili peygamberi oldugunu ve her istedigi seyin Tanri tarafindan derhal yerine getirildigini söylerken Muhammed, bir de bütün ümmet'lere Cennet'te sefâatçi olma imtiyazinin kendisine tanindigini söyler ve bununla övünürdü. Bu konudaki övünmelerinin hikâyesi genellikle Ebû Hüreyre ya da Enes Ibn-i Mâlik gibi en saglam kaynaklara dayali bulundugu için Islâm dünyâsi tarafindan mutlak gerçek olarak benimsenir.

Muhammed'in söylemesine göre, Tanri, bütün ümmet'lere "sefâat" etme hak ve yetkisini sadece kendisine tanimistir ve sadece kendisinin istegi üzerine insanlari Cennet'e ya da Cehennem'e koyacaktir: hem de her istegini yapmaga hazir ve râzi oldugunu belirterek; çünkü güyâ Tanri söyle konusmustur: "Ey Muhammed! ne istersen söyle, sözün dinlenecektir. Benden ne dilersen dile, yeterki iste, mutlaka verilecektir, sefâ'at et, sefâ'atin de, mutlaka kabûl olunacaktir".

Yer yüzündeki bütün ümmetlere "sefâat" konusunda Tanri'nin kendisine hak ve imtiyazlar tanidigini anlatmak üzere Muhammed söyle konusmustur: "Umum beseriyete sefâ'at bana ihsân olunmustur. Rabbimden müsâade isteyeyim, diyecegim. Rabbimden istedigim müsâ'ade olunacak ve bana... bir takim hamdü senâlar ilhâm olunacak ...(ve) Cenâb-i Hakk'a secdeye kapanacagim. Sonra bana Allahu Teâlâ - <Yâ Muhammed! Basini secdeden kaldir, hem (ne istersen) söyle sözün dinlenecek (ne dilersen) iste verilecektir, sefâ'at et, sefâ'atin de kabûl olunacaktir>- buyuracak, ben de artik -Yâ Rab! Ümmetimi, ümmetimi- diye niyaz edecegim..." 1

Yine ayni kaynaklarin rivâyetlerine göre Muhammed, Kiyâmet günü ne sekilde sefâ'at edecegini su sekilde belli etmistir: "Kiyâmet günü hulûl ettiginde (Umûmî sûrette) ben sefâ'at ederim. Bunun üzerine ben: -<Yâ Rabbî! Gönlünde hardal dânesi kadar îmâni olanlari Cennet'e koy>- diye niyaz ederim, bunlar Cennet'e girerler. Sonra ben -<Yâ Rabbî! Hardan dânesinden az îmâni olanlari da koy>- diye sefâ'at ederim..."2.

Görülüyor ki Muhammed kendisini, insanlara sefâat hususunda Tanri'nin görevlendirdigi bir kimse olmaktan da öte'de, âdeta Tanri'ya: "Sunu Cennet'e al, bunu Cehennem'den çikar" diye emir verir durumda göstermektedir. Yâni övünme ihtiyaci içerisinde kendisini, hani sanki Tanri'nin da üstünde görür gibidir; nasil ki Kur'ân'a koydugu âyet'lerle "Allah ve melekleri, Peygamber'e (Muhammed'e) çok salevât getirirler..." (K. Ahzâb sûresi, âyet 56) diyerek bu üstünlügünü kanitlamaga çalisti ise! Bu hususu ilerde ayrica incelemek üzere simdilik konumuza devamla Muhammed'in, insanlara sefâat hususunda diger peygamberlere oranla kendisini nasil üstün buldugunu özetleyelim:

Muhammed'in söylemesine göre Kiyâmet gününde bütün insanlar Tanri nezdinde kendilerine sefâ'atçi bulmak için peygamber arayacaklardir; ararlarkende Adem'den itibaren gelmis geçmis bütün peygamberlere (örnegin Nûh'a, Ibrahim'e, Ishak'a, Mûsâ'ya, Davud'a, Süleyman'a vs... ve nihâyet Isâ'ya) basvuracaklar, fakat bu peygamberlerden hiç biri bu isi üzerine almayacaktir. Güyâ bu peygamberlerden her biri söyle diyecektir: "Benden baska bir sefâatçi bulun, Muhammed'e basvurun". Çünkü güyâ her biri çesitli nedenlerle günâhkar durumda bulunduklarindan, kendilerini bu ise layik görmeyeceklerdir. Örnegin Adem: "Ben yasak meyve'den yedim, Tanri'ya karsi asi'lik ettim, sefâ'at edemem; kendinize baska bir sefâ'atçi bulun" diyecektir. Yine ayni sekilde Nûh peygamber: "Ben Tanri'ya karsi kusurluyum, sizlere sefâ'atçi olamam, Ibrahim'e gidin belki o olur" diyecek, Ibrahim ise: "Ben Tanri'ya yalan söyledim, günâhkarim, sizlere sefâ'at edemem, baskasina gidin" diyecektir. Mûsâ söyle diyecektir: "Ben istemeyerek adam öldürdüm, günâhkarim, sizlere sefâ'atçi olamam". Sira Isâ'ya geldikte o, her hangi bir günâh zikretmeden bu isi yapamayacagini bildirecek ve kendisine sefâ'at için basvuranlara Muhammed'e gitmelerini söyleyecektir. Böylece geçmisteki bütün peygamberler, Tanri nezdinde sefâ'at için kendilerine basvuran insanlari Muhammed'e havale etmis olacaklardir. Çünkü Muhammed (tabii, Muhammed'in kendi söylemesine göre) günahsiz olan tek peygamberdir!

Bunun üzerine bütün insanlar Muhammed'e gidecekler ve: "Yâ Muhammed! Sen Allah'in peygamberisin ve (peygamberlerin) sonuncususun... (Tanri'ya) hakkimizda sefâ'at et; görüyorsun ki elem ve iztirab içindeyiz" diye yalvaracaklar, ve bunun üzerine Muhammed onlara sefâ'atçi olacaktir3. Sefâ'atçi oldugu içindir ki Tanri, Muhammed'in isteklerini yerine getirecek ve onun istedigi kisileri cennet'e alacaktir.

Ancak ne var ki Muhammed, sefâat'te bulunmak için kendi yararina olmak üzere bir sart öngörmüstür ki o da kisilerin kendisini yüceltici sekilde duâ etmeleridir; daha dogrusu kendisine "tasliye"de bulunmalari ve "vesîle" dilemeleridir. "Tasliye" sözcügü, Muhammed için "Sallallahü aleyhü ve sellem" duâsini okumak anlamina gelir ki Muhammed'i yüceltme amacina dayalidir. "Vesîle" sözcügü ise, her ne kadar sözlüklerde "Bir büyüge yaklasmaya sebeb olacak sey" demek ise de, Muhammed'in kullandigi sekliyle "Cennet'te bir menzil" anlamina alinmistir; yâni kisiler Tanri'dan, Muhammed'i böyle bir menzile eristirmesi için duâ edeceklerdir. Ve iste "Sallallahü aleyhü ve sellem" sözleriyle Muhammed'i yücelten, ve Cennet'teki o emsalsiz menzile Muhammed'den baska hiç bir kulun lâyik olmadigina dâir duâ eden mü'minler, Muhammed'in sefâatini hak etmis olacaklardir. Kiyâmet günü Muhammed bu mü'minlerin Cennet'e alinmalari hususunda Tanri indinde sefâatçi olacaktir. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere Muhammed söyle diyor: "(Ezan okunduktan) Sonra bana salât ü selâm getirin. Zirâ her kim bana tasliye ederse ondan dolayi Allâhu Teâlâ ona on kere tasliye buyurur. Sonra benim için Allah'tan vesîleyi dileyin, çünkü o, Cennet'te bir menzildir ki, ibâdüllahtan yalniz bir kuldan baskasina lâyik olmaz. Umarim ki o kul ben olayim. Öyle ise benim için vesîleyi her kim Allhah'tan dilerse sefâati hak eder." 4

Görülüyor ki Muhammed, Cennet'te bir menzil oldugunu ve bu menzil'in bir tek kul'dan baskasina lâyik olmadigini bildiriyor ve kendisinin bu menzil'e erisebilmesi için, müslüman kisilerden duâ bekliyor ve bu duâ'yi yapanlar hakkinda sefâat edecegini belirtiyor. Pek güzel ama, Muhammed'in her istedigi seyi yapmaga hazir oldugunu bildiren bir Tanri, sevgili Peygamberi'ni Cennet'teki o menzil'e yerlestirmek için, neden mü'minlerin duâ etmelerine ihtiyaç duysun?

Öte yandan bir de su var ki Muhammed, kendisi için magfiret dileginde bulunacak ve yukardaki sekilde duâ edecek olan kimseleri Cennet'e sokacagina dâir söz verirken bu kimselerin gunâhkar olup olmamalarina aldiris etmemistir. Daha baska bir deyimle, suç islemis (örnegin adam öldürmüs, zinâ etmis, hirsizlik yapmis) olsalar dahi sirf müslümanligi kabul etmislerdir, ve kendisi için duâ etmislerdir diye Cennet'e sokma yolunu seçiyor. Ilginç bir örnek söyle:

Ebû Serruâ Ukbe b. Hâris el-Kuresî diye bilinen bir müsrik kisi, Bedir savasindan sonra intikam almak maksadiyle Mekke civârinda Hubeyb b. Adiyy adinda bir müslümani öldürür. Fakat daha sonra, Mekke'nin fethi günü (ya da az önce) müslüman olur ve savaslardan birinde sehid düser. Her ne kadar adam öldürmüs olmakla büyük bir suç islemis sayilirsa da, Muhammed onun dogruca Cennet'e gittigini söyler, çünkü çok önceleri, daha dogrusu Uhud savasi'ndan sonra yerlestirdigî bir hükme göre, Islâm'in: "kendisinden evvel vâki olmüs cürümlerin hükmünü ibtâl edecegini" bildirmistir. Bu konuda Ebû Hüreyre'nin rivâyeti söyle: Muhammed "Allah iki kisiyi rizâsiyle karsilar. Ki onlar, biri obürünü öldürüp Cennet'e giren iki kimsedir" diye konustugunda kendisine: "Yâ Resûla'llâh! Hem öldüren, hem de ölen ikisi birden nasil Cennet'e girer?" diye sorulur. Bu soruya Muhammed söyle yanit verir: "Su (müslüman) Allah yolunda çarpisarak sehid düser (de Cennet'e girer). Sonra Allah öldürene hidâyet eder (o da müslüman olur. Allah yolunda cihâd eder). O da sehid düser" 5.

Söylemege gerek yoktur ki her ne sekilde ve ne sebeble olursa olsun, müslüman olan kisi, yukarda degindigimiz gibi Muhammed için Tanri'dan sefâat dileyecektir. Bu itibarla adam öldürme gibi bir suç islemis olsa dahi suçunun bagislanip Cennet'e alinmasi "dogal!" sayilacaktir.

Öte yandan Muhammed, sadece kisileri Cennet'e sokmak hususunda degil fakat Cehennem'e atilmis olanlari oradan çikarmak hususunda da sefâ'at'te bulunmak gibi bir imtiyazla donatildigini söylemistir; söyle diyor: "(Bana) -<haydi git gönlünde arpa dânesi kadar îmâni olan müslümanlari Cehennem'den çikar>- denilecek... ben de gidip vazifemi ifâ edecegim. (Sonra yine bana) -< haydi git, hardâl dânesine yakin miktarda, azin azi îmâni olan kimseleri Cehennem'den çikar>- denilir. Ben de gidip onlari çikaririm" 6 .

Dikkat edilecek olursa Muhammed, suç islemis olan kisileri Cennet'e aldirirken, ya da Cehennem'e atilmis bulunan kisileri oradan çikartirken, onlarin suçluluk durumuna aldiris etmemekte, sadece kendisi için "magfiret" dileyip dilemediklerine, ya da gönüllerinde "arpa dânesi" kadar imân bulunup, bulunmadigina bakmaktadir. Yâni dinsel'ligi adâlet anlayisinin önüne almaktadir, ki bunu Tanri'nin yüceligi fikriyle bagdastirmak güçtür.

1 Enes'in rivâyeti için bkz. Sahih-i ... (Cilt XII, sh. 425 ve d. Hadîs no. 2187)

2 Enes'in rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 425-5, H. no. 2186)

3 Bu konudaki Ebû Hüreyre hadîs'î için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 52-53, 120); Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 425 ve d. , Hadîs no. 2186, 2187)

4 Buharî'nin Câbir b. Abdullâh'dan , ve Müslim'in Abdullâh b. Amr b. el-As'dan rivâyetleri için bkz. Sahih-i..., (Cilt II, sh. 571 ve d. Hadîs no. 365)

5 Eb^ü Hüreyre'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 283, hadîs no. 1192)

6 Enes'in rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 428 . H. no. 2187)