XIII) Adem "Peygamber"e üstünlügünü kanitlamak maksadiyle Muhammed, Adem'in seytani'nin "kâfir" ve karisinin "günahta ona yardimci" oldugunu, oysa ki kendi seytani'nin "müslüman" ve karilarinin kendisine "yardimci" olduklarini söyliyerek övünür:
Kendisini, Adem'e en çok benzeyen kimse olarak göstermek üzere Muhammed: "Insanlar içinde Adem Aleyhisselâm'a en çok benzeyen benim..." diyerek övünürdü. 1 Fakat bu sekilde konusmanin kendisi için övünme sebebi olamayacagina dâir Kur'ân'a koydugu âyet'lerle çeliskiye düstügünü muhtemelen düsünmezdi. Çünkü Kur'ân'a koydugu âyet'lere göre Adem, günâh isledigi için Tanri tarafindan Cennet'ten kovulmus olan bir kimsedir, ki kendisiyle birlikte bütün insanligi yer yüzünde yasama zorunlugünda kilmistir. Eger günah islememis olsa idi, kendisi, esi ve zürriyetinden gelecek olan bütün insanlik yer yüzü sefâletlerine katlanmayacak, Cennet'te kalacakti. Bu böyle olduguna göre Adem'e benzemenin Muhammed için övünme vesilesi olacak bir yönü yok demektir. Gerçekten de Kur'ân'da, Tanri'nin: "Ey Adem! Sen ve esin cennette kalin ve isteiginiz yerden yiyin, yalniz su agaca yaklasmayin, yoksa zalimlerden olursunuz..." dedigi yazili. Fakat Adem bu yasak emrine uymayip (esiyle birlikte) yasak agaçtan yiyerek günah isler, Tanri'yi gazaba getirir (A'raf Sûresi, âyet 19-22). Sonra Tanri'dan günahlarinin af edilemesini diler (A'af 23). Fakat Tanri, bu dilegi kabul etmekle beraber Adem ile esini Cennett'ten kovarak yer yüzü yasamlarina mahkum kilar; söyle der: "Birbirinize düsman olarak inin! Siz, yeryüzünde bir müddet için yerlesip geçineceksiniz. Orada yasar, orada ölür ve orada dirilirsiniz" (A'raf 24-25). Daha baska bir deyimle Adem, öylesine bir günah islemistir ki bütün insanligi, Cennet gibi bir mutluluk diyârinda yasamak yerine, yer yüzü gibi cefâ'li bir yerde yasamak gibi olumsuz bir kadere sürüklemistir. Böyle bir durumda Muhammed'in: "Insanlar içinde Adem Aleyhisselâm'a en çok benzeyen benim..." diyerek övünmesinin bir temeli olmamak gerekir.
Bununla beraber bir de su var ki Muhammed, Adxem'e benzemekle övünürken, bu söylediklerini ters yüz edercesine, kendisinin Adem'e üstün oldugunu belirtmekten geri kalmamistir. Sy bakimdan ki, biraz önce de belirttigimiz gibi, Tanri'nin kendisini çesitli ayricaliklarla yaratmis olup bu ayricaliklari diger peygamberlere tanimadigini söylemistir. Kendi anlatmasina göre bu ayricaliklar arasinda kendi seytani'nin "müslüman" ve kendi karilarinin kendisine "ibâdette yardimci" olmalariyla ilgili olanlari vardir ki güyâ ne Adem'e ve ne de baskaca hiç bir "peygamber"e nasib olmustur.
Her ne kadar Adem'e benzedigini söyleyerek, övünmekle beraber, kendisini ondan üstün olarak gösterirken, özellikle iki husus üzerinde dururdu ki, bunlardan biri seytan'la ilgiliydi: güyâ Tanri Adem'in seytanini "kâfir", Muhammed'in seytanini ise "müslüman" kilmistir. Öte yandan güyâ Adem'in karisi, Adem'i günah islemege sürüklemistir, buna karsilik Muhammed'in karilari, Muhammed'e ibâdet'te yardimci olmuslardir. Hatîb-i Bagdâdî' nin Târih adli yapitinda Ibn Ömer'in rivâyetine dayali bir hadîs'e göre Muhammed'in söyle konustugu anlasilmakta: "Adem aleyhisselâm'a iki hasletle üstünlügüm var: Birincisi onun karisi, ona günâhta yardimci oldu; benim zevcelerim ise bana ibâdette yardimcidirlar. Ikincisi, onun seytâni kâfir idi. Benim seytanim müslümandir, bana ancak iyilik emreder" 2.
Bu sözler dogrultusunda Kur'ân'a, örnegin A'râf ve Tâ-Hâ süre'lerine koydugu âyet'lerle Muhammed, sunu anlatmak istemistir ki seytân, Adem'e bir çok kötülükler yaninda saygisizliklarda bulunmustur. Ve yaptigi kötülüklerin basinda, onu, esi (Havva) ile birlikte günah islemege zorlamak, ve ondan dogan çocugunun ölümüne sebeb olmak gibi davranislar vardir.
Gerçekten de Kur'ân'in A'râf ve Tâ-Hâ süre'lerinde Adem'in, esi ile birlikte Cennette birakildigi ve fakat belli bir agaca yaklasmamasi emrolundugu ve fakat seytan'in kandirmalarina kapilan esi yüzünden yasak meyve'den yedigi ve bu yüzden günah isledigi yazilidir (Bkz. A'râf sûresi, âyet19-26; Tâ-Hâ sûresi, âyet 117-120).
Yine A'râf sûre'sinde Adem ile esi'nin, Tanri'ya yalvararak: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen... sükredenlerden oluruz" dedikleri ve bunun üzerine Tanri'nin onlara erkek çocuk verdigini ve fakat buna ragmen Tanri'ya ortak kostuklari yazilidir (K. A'râf 189-190); çünkü güyâ seytan onlari kandirmistir.
Yukardaki âyet'leri yorumlayanlar, örnegin Beyzavî gibi kaynaklar, asli Tevrat'da bulundugunu söyledikleri su hikâye'yi naklederler: güyâ Havva, ilk çocuguna hamile iken karninin olagan disi bir büyüklükte oldugunu farkeder. Kendisini ziyârete gelen seytan, bunun nedenlerini sorarken Havva'ya, karninda tasidigi seyin bir hayvan yavrusu olabilecegini imâ eder. Havva ne yapacagini sasirir ve durumu Adem'e anlatir. Bu habere fevkalade üzülen Adem ne yapacagini düsünürken seytan kendisine söyle der: "(Ey Adem!) Eger Tanri'ya yalvaracak olursan, O sana, senin benzerin olan bir çocuk verecektir, su sartla ki bu çocuga, daha önce hazirlamis oldugun Abdullah adi yerine Abdülharis adini veresin".
Bilindigi gibi "Abdullah" adi "Tanri'nin kulu" demektir. "Abdülharis" adi ise Iblis'in ad'larindan biridir. Adem, seytanin dedigi gibi yapar ve çocuga "Abdulharis" adini verir; fakat vermesiyle birlikte çocuk derhal ölür.
Görülüyor ki Muhammed'in söylemesine göre Adem'in seytani "kâfir"dir ve "kötü"dür; bu nedenle Adem'i daima yaniltmakta, aldatmakta ve kötülük etmege zorlamaktadir. Sadece "kötü" degil fakat Adem'e karsi saygisizdir da; saygisiz oldugu için Tanri'nin onunla ilgili olarak verdigi emirleri dinlemez. Örnegin Tanri, bütün meleklere ve her kese: "Adem'e secde edin!" diye emrettigi halde seytân bu emre karsi çikar, Ademe'e secde etmez. Tanri'nin kendisine: "Ben sana ('Adem'e secde et dedigim halde) seni secde etmekten alikoyan nedir?" diye sordugunda seytân: "Ben ondan daha üstünüm, Çünkü beni atesten yarattin, onu çamurdan yarattin" diye karsilik verir (Bkz. A'râf sûresi, âyet 11-15). Böylece seytan, Adem'e karsi küstah bir tutum takinmis ve saygi beslemedigini ortaya vurmus olur.
Ve iste bunlari örnek vererek Muhammed, kendisinin Adem'e nazaran üstün oldugunu söylemekle övünür; övünürken de özellikle tekrar eder ki Adem'in seytani "kâfir", oysa kendi seytan'i "müslüman"dir, daha dogrusu "kötü" degil fakat "iyi bir dost"dur ve bu nedenle Muhammed'i daima iyilik yapmaga sürükler.
Öte yandan kendi seytani'nin "müslüman" oldugunu Muhammed, bir de biraz yukarda belirttigimiz gibi, halka vaiz verirken: "Kocalari hariçde bulunan kadinlarin yanina girmeyin. Zirâ kan damarda isledigi gibi, seytân insanin vûcûdunda isler" diye konustugu bir sirada bildirmistir. Böyle deyince Ashab'dan bazilarinin:"Senin de mi yâ Resûlallah?" diye sormalarei üzerine: "Evet benim de. Fakat Allah bana yardim etti ve seytânim müslüman oldu" diye cevap vermistir3. Yani baskalarinin vücûdunda kan gibi dolasarak onlari sehvet azginliklarina sürükleyen seytanin kendisine zarar vermedigini, ve çünkü kendi seytani'nin, Tanri'nin yardimi ile "müslüman" oldugunu ve kendisine iyilikler yaptirttigini anlatmak istemistir.
"Hiç seytan'in müslümani, ya da iyilikte bulunani olur mu? Ya da müslüman olan ve iyilik emreden seytan'a seytan denir mi?" diye sormak kuskusuz ki mümkün. Pek muhtemelen Muhammed zamaninda da bunu, açiga vurmadan, kendi kendine soranlar olmustur. Bundan dolayidir ki Sufyân b. Uyeyne gibi kimseler, Muhammed'in "seytanim Müslüman oldu" seklindeki sözlerinin "Ben ondan selâmet bulurum" anlamina geldigini, yoksa seytanin müslüman olmasi diye bir seyden söz edilemeyecegini söylemislerdir 4. Söylerken de Muhammed'i kapali bir dil'le "yalanci" durumuna düsürdüklerini hesaplamamislardir.
Fakat her ne olursa olsun durum su ki Muhammed, yukardaki iddiâ'larla kendisinin Adem'e (ve diger bütün "peygamberlere") üstün nitelikte bir "peygamber" oldugu kanisini yaratmak istemistir. Ancak ne var ki övünme hevesiyle yukardaki sekilde konusurken, ve Adem'e nazaran üstünlügünü öne sürerken, Kur'ân'a ayrica koydugu hükümlerle Tanri fikrini zedeleyici bir tutum takinmistir. Su bakimdan ki bu hükümler arasinda Tanri'nin seytan'lari kâfir'lerle dost kildigina, ya da seytanlarin kötülüklerine izin verdigine dâir olanlar vardir. Örnegin A'raf Sûresi'nde Tanri'nin söyle konustugu yazili: "Biz seytanlari, inanmayanlara dost kilariz..." (K A'râf sûresi, âyet 27). Hac Sûresi'nde de, biraz yukarda degindigimiz su satirlar var: "(Allah seytan'in böyle yapmasina (yâni insanlari ve peygamberleri kandirmasina izin verir ki) kalplerinde hastalik olanlar ve kalpleri katilasanlar için, seytanin kattigi seyi bir deneme (vesilesi) yapsin. Zalimler, gerçekten (hak'tan) oldukça uzak bir ayrilik içindedirler" (K. 22 Hac sûresi, âyet 53).
Öte yandan, yine Muhammed'in söylemesine göre Tanri, her diledigi seyi yapan ve yaratandir; yarattigi her seyin kaderini ve niteliklerini daha yaratmadan önce tanimlayandir. Adem onun ilk yarattigi insan'dir. Zirâ Kur'ân'da (Secde Sûresi'nde) yazilanlara göre Ademi çamur'dan yaratmis, ona sekil vermis ve ruhundan üflemistir (K. Secde sûresi, âyet 6-9). Imdi eger Tanri, kendi ruhundan üfleyerek Adem'i yaratmis ve kendisine peygamber yapmis ise, onu imansiz kilmis olamaz; mutlaka imanli yaratmis demektir. O halde seytan'i ona dost kilmis olmasi da mümkün olmamak gerekir! Kildi ise, bu Tanri'nin yüceligi fikriyle bagdasamayan bir sey olur. Zirâ seytan'i ona dost kilmakla, ruhundan üfürdügü Adem'i "inanmayanlardan" kilmis demektir. "Inanmayanlardan" olan bir kimseyi kendisine "peygamber" yapmasi ise, her halde düsünelemiyecek bir seydir. Oysa ki Muhammed'in söylemesine göre Tanri, hem Adem'i "peygamber" olarak yaratmis ve hem de onun, Havva ile birlikte, seytan tarafindan kandirilmasina ("ayip yerlerini göstermesine" Bkz. A'râf sûresi âyet 20) ve böylece günâhkâr olmasina göz yummustur. Daha baska bir deyimle seytan denen yaratigi, diledigi gibi "müslüman" ve "iyi" yapabilen bir Tanri, Adem'in seytani'ni sirf Adem'i yaniltsin için kullanmis, Muhammed'in seytani'ni ise "müslüman" yapmistir, çünkü istemistir ki Muhammed Adem'e karsi üstünlük iddiâsinda bulunabilsin!
Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar Muhammed'in hayalinde yasattigi Tanri anlayisindan dogma seylerdir. Kendisini "peygamber" olarak kabul ettirebilmek için Tanri'nin "sahidi", "müjdecisi", "teblig edicisi" vs... gibi görünmek yaninda, Tanri tarafindan "nurlandiran bir isik" olarak gönderildigini söylemis (Bkz. Ahzâb sûresi, âyet 45-46), ve bunun böyle olduguna inanmis olan insanlara, bütün bu yukardaki hikâyeleri (ve bu arada kendi seytani'nin müslüman oldugu ve kendisine yardimci bulundugu masalini) "kutsal" seyler olarak kabul ettirmekte zorluk çekmemistir.
*
1 Imam Gazalî, Ihyâû.... (Cilt II, sh, 899)
2 Müslim bu hadîs'i , baska bir ifâde ile ve Adem'den söz etmeksizin, Ibn Mes'ûd'dan rivâyet eder. Bu konuda bkz. Gazalî, age (1975), (Cilt II, sh. 79 ve 84)
3 Müsned'i-Bezzzâr'daki bu hadîs için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt II, sh. 247). Ayni hadîs'i Tirmizî, Câbir'den rivâyet eder. Bkz. Gazalî, age (1975), (Cilt II, sh. 79).
4 Gazalî, age (1975), (Cilt II, sh. 79)