XIV) Kaya'larin ve Tas'larin kendisine selâm verdiklerini, ya da deprenen dag'a "dur" emrini vererek durdurdugunu, ya da kendisinden ayri düsen hurma agaci kütügünün üzüntüye düstügünü örnek gösterip, bütün peygamberler içerisinde en büyük mu'cizenin kendisine verildigini söyliyerek övünür: "Hânîn-i cizi" mu'cizesi ("Hurma kütügünün feryâd-i istiyâki" hadîs'i)


Muhammed'in söylemesine göre, mu'cize denen sey, daha henüz "peygamberlik" verilmeden önce kendisine gösterilmistir. Örnegin güyâ Kâ'be'deki bir tas, ona selâm verir dururmus. Müslim'in rivâyetine göre Muhammed'in söylemesi söyle: "Kâ'bede bir tas bilirim ki, Peygamber olmadan önce (bile) bana selâm verirdi" 1.

Daha "peygamber" olmadan önce, kendisine Tanri tarafindan mucizeler verildigini söyliyerek övünen Muhammed gibi bir kimse'nin, Peygamber olduktan sonra bu övünmelerini biraz daha pekistirmek istemesine, örnegin mu'cize'lerin sekli ve niteligi bakimindan kendisine üstünlük saglandigini iddiâ etmesine elbetteki sasmamak gerekir. Bu konuda sergilenebilecek nice örneklerden bir ikisi söyle:

Mekke'de, "peygamberlik" iddiâlariyle ortaya çiktigi zaman Muhammed, kendi kavmi olan Kureys'den ilgi görmemisti; bu yüzden onlarla sürtüsmeye düsmüstü. Kendisine müttefik kazanmak maksadiyle bir gün Taif'e gider ve Taif'lileri gelenlerini kendisine inandirmak ister. Fakat basarisiz kalir ve gerisin geriye Mekke'ye dönmek üzere yola koyulur. Kendi anlatmasina göre güyâ yolda, "Batn-i Nahle" denen bir yere geldiginde cin'lere rastlar. Cin'lerden bir grub kendisine dogru gelip yiyecek bir seyler isterler. Muhammed yiyecek bulabilmeleri için duâ eder. Bundan pek hoslanan Cin'ler: "Senin peygamber olduguna kim sahâdet (taniklik) eder" diye sorarlar. Muhammed de kendilerine, hemen oracikta bulunmakta olan bir saki agacini gösterir ve: "Su agaci gördünüz mü? O sahadet ederse îmân eder misiniz?" diye sorar. Cinler, hep bir agizdan: "Evet îmân ederiz" derler. Bunun üzerine Muhammed, sakiz agacina dönerek: "Buraya, yanima gel!" diye emreder. Bu emir üzerine sakiz agaci, dallarini budaklarini sallaya sallaya Muhammed'in yanina gelir. Muhammed, sakiz agacina sorar: "Benim (Peygamber) olduguma sahâdet eder misin?". Bu soruya sakiz agaci, hiç tereddüd etmeden, hemen yanit verir: "Sahadet ederim ki, sen Allah'in (Peygamberisin)". Bunu gören Cin'ler, derhal müslümanligi kabul ederler2.

Bir diger örnek su: Tebük seferi'nden dönüsü sirasinda Muhammed, Medîne'ye bir mil mesafede bulunan Uhud dagi'nin yanindan geçerken eski günlerini hatirlayarak: "(Su Uhud dag'i) bizi sever, biz de onu severiz" diye konusur. Çünkü bu dag vaktiyle "Uhud" savasina sahne olmustur. Yaninda bulunan bir kaç kisiyle birlikte dag'a çikmak ister. Fakat tam çikacagi sirada dag deprenmeye baslar. Bunun üzerine Muhammed: "Ey Uhud! uslu dur! Bil ki üstünde bir Peygamber, dogru seciyeli bir zat, iki de sehid bulunuyor". Onun bu sözleri üzerine güyâ dag deprenmekten vazgeçer 3.

Buna benzer örnekleri çogaltmak mümkün. Kuskusuz ki diger peygamberlere de mu'cizeler verilmis olmak bakimindan bu yukardakilerin pek büyük bir özellik arz'etmedigi ileri sürülebilir. Ancak ne var ki Muhammed, sadece bu tür mu'cize'lerle degil, fakat bir de, diger peygamberlerden farkli olarak, kendisine mu'cize'lerin en büyügünün verildigini söyliyerek övünürdü. "En büyük mu'cize" dedigi sey de, cansiz bir agaç kütügünün aglayip sizlayarak kendisinden irak kilinmamasini istemesiyle ilgilidir ki söyle:

Muhammed, kendisinden ayri düsen her seyin, velevki hurma kütügü gibi cansiz bir sey olsun, behemehal mahzûn ve "feryad-i figân" olacagini söylerdi. "Hurma kütügünün feryâd-i istiyaki" adiyle bilinen hadîs'i (ki "Hanîn-i cizi" diye de bilinir) bunun kaniti olmak üzere birakmistir. Islâmcilar, Islâm tarihinin en büyük mûcizesinin "Hânîn-i cizi" mucizesi oldugunu söylerler4. Kaynaklara dayali olarak olayi özetliyelim:

Söylendigine göre Muhammed zamaninda Medîne'deki "Mescid-i Serif", ham kerpiç ile binâ edilmis olup direkleri hurma agaçindan yapilmis idi 5. Muhammed hutbe esnâsinda Mescit'teki bir hurma kütügü üzerinde dururdu (ya da direge dayanirdi) 6. Günün birinde kendisi için özel bir minber kurulur ve Muhammed hurma kütügünü birakip bu minbere çikarak hutbede bulunmak ister. Fakat tam bunu yapacagi sirada hurma kütügü "gebe develerin iniltisine benzer" sesler çikarmaga, "çocuklar gibi avaz avaza bagirmaga", "sersemlemis acikli insan gibi inlemege" baslar. Bir rivâyete göre "öküz gibi bögürür" ; hem de öylesine ki mescid'in içerisini bögürtüsüyle çalkalandirir ve nihâyet kendisi de çatlayip parçalanir. [Hurma kütügü'nün inleyip sizlamasindan dolayidir ki bu olaya "Hanîn-i cizi" adi verilmistir, çünkü "hanîn" sözcügü "fazla istekten aglama, sizlama, inleme" anlamina gelir].

Mescid'te bulunanlar, çatlayip parçalanan kütügün basina üsüsürler ve hep birlikte aglasip sizlanirlar. Bunun üzerine Muhammed minberden inip hurma kütügüne eliyle dokunur ve onu kucaklar, bagrina basar. O anda kütük "susturulan çocuk gibi hafif hafif inlemege baslar" ve nihâyet susar. Susmasiyle birlikte Muhammed, Mescid'teki cemaat'a hitâben: "Eger ben onu bagrima basmasaydim (benden) ayrildigi için Kiyâmet gününe kadar hep böyle olacakti" der7, ve sonra kütükle konusmaga baslar ve: "(Ey Kütük!) Istersen seni eskiden bittigin yere götürüp yeniden dikeyim, sen de yeni bastan oldugun gibi yetis, istersen Cennette dikeyim de Cennet irmaklarindan, pinarlarindan kana kana iç, güzele yetis, meyva ver ve meyvani Allah'in sevgili kullari yesin. Nasil dilersen öyle yapayim" der8.

Bu sözleri dinleyen hurma kütügü, Cennet'in irmaklarini, pinarlarini, ve meyvelerini bir an önce elde etmek istemis olmalidir ki, gömülmeyi tercih ettigini bildirir. Muhammed, kütükten aldigi yanita uygun olarak onun, orada bulunan minberin altina gömülmesini emreder. Sonra da halka dönerek kütügün "âhireti ve Cenneti dünyâya tercih ettigini" bildirir. Bununla hurma kütügünün idrâk sahibi oldugunu anlatmaga çalismis olmalidir.

Nitekim bundan dolayidir ki Islâm bilginleri, bu mücize'nin, gelmis geçmis bütün peygamberlere verilen mûcizelerin en büyügü oldugunu, hattâ Isâ'ya verilmis olan "Ihyâ-yi emvât" (ölüyü diriltme) mu'cizesi'nden çok daha büyük bir mu'cize oldugunu söylerler. Çünkü güyâ Isâ'nin dirilttigi ölü insan, ölmeden önce zaten idrâk sahibi olup konusan bir varliktir; bu i'tibarla yeniden dirilince idrâkine kavusmasi ve konusmasi dogaldir. Oysa ki Muhammed'e verilen hanîn-i cizi mu'cizesinde hurma kütügü, iptida cansiz bir sey oldugu hâlde, idrâk sahibi olarak Muhammed'le konusmus ve Cennet'e gitmek istedigini anlatmistir. Imâm-i Sâfiî söyle der: "Cenâb-i Hakk'in Peygamberimiz Muhammed... Efendimize verdigini hiçbir Peygamber'e vermemistir" 9. Ömer Ibn-i Sevade de söyle ekler: "Muhammed.... Efendimiz'e hanîn-i cizi mu'cizesi verildi ki, o hanînin sesini herkes duydu. Bu, ihyâ-i emvât'tan daha büyük bir seydir" 10. Burada geçen "ihyâ-i emvât" deyimi Isâ'nin ölü diriltmesi mu'cizesi'ne atif olup Muhammed'e verilen mu'cize'nin, Isâ'ya verilen mu'cîze'den daha büyük oldugunu anlatmak için kullanilmistir.

Söylemeye gerek yoktur ki, cansiz bir agaç kütügü'nün, "idrâk" sahibi olarak aglayip sizlamasina dâir olan bir mu'cizenin, ölü bir insanin Isâ tarafindan diriltildigine dâir olan mu'cize'den farkli ve üstün bir sey oldugunu kabul edebilmek için, pek saf, düsünme gücünden pek yoksun, akilciliktan pek uzak bir kafa yapisina sahip olmak gerekir. Bu tür bir egitimle yetistirilen insanlardan nasil bir gelisme beklenecegini düsünmek ise, kuskusuz ki azab vericidir.

1 Sahihu'l-Müslim'deki bu hadîs icin bkz. Dursun, Kutsal Kitaplarin Kaynaklari ( Istanbul 1995, Cilt II, sh. 44)

2 Sahih-i... (Cilt X, sh. 46-49, hadîs no. 1545, 1546

3 Buharî'nin Enes Ibn-i Mâlik'ten rivâyeti için bkz. sahih-i..., (Cilt V, sh. 279, Hadîs no. 737; ve Cilt IX, sh. 343, Hadîs no. 1492). Ayrica bkz. Arsel, Seriât'tan Kissa'lar 2, (Kaynak Yayinlari 1997, sh. 157 ve d.)

4 Bu olayla ilgili olarak Ibn Sa'd'in Tabakat adli yapitina ve ayrica Buharî'nin Sahih-i.... (Cilt III, sh. 75 ve d..., Hadîs no. 499; ayrica Cilt II. sh. 388) bakiniz.

5 Abdu'llâh b. Ömer'in rivâyeti icin bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 388)

6 Câbir Ibn-i Abd'illâh(-i Ensârî) 'nin rivâyeti için bkzz. Sahih-i... (Cilt III, sh. 75, H. no. 499)

7 Ibn-i Abbâs'in rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt III, sh. 79). Enes de Muhammed'in söyle dedigini rivâyet eder: "Eger ben onu kucaklamamis olsaydim Kiyâmet gününe kadar hep böyle inleyip duracakti". ( Bkz. ayni eser sh. 79)

8 Büreyde ile Übey Ibn-i Kâ'b'in ve Ibn-i Ebî Vedâa'nin, Ibn-i Abbâs'in, Ibn-i Ebî Hâtemî'nin, Imâhm-i Sâfiî'nin, Hâfiz Ibn-i Hâcer'in, ve Beyhâkî'nin ve digerlerinin rivâyetleri için bkz. Sahih-i... (Cilt III, sh. 77-78)

9 Ibn-i Ebî Hâtem'in nakline göre Imâm-i Sâfiî nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt III, sh. 77)

10 Ömer Ibn-i Sevade'nin bu sözleri için bkz. Sahih-i... (Cilt III. sh. 77)