I) Ibrahim "peygamber", putperest olan babasi için magfiret dilerken Muhammed, "kâfir" olarak öldü diye anasi Emine'ye ve babasi Abdullah'a, ve kendisine babalik eden amucasi Ebû Tâlib'e böyle bir davranista bulunmayip onlari cehennemlik sayar:
Her vesile ile kendisini, gelmis geçmis bütün "Resûl'lerin" önderi, "Nebî'lerin kemâlini simgeleyen son nebî", ve hosgörü temsilcisi, ve Kiyâmet gününde insanlara sefaat edecek olan ve sefâati Tanri tarafindan mutlaka kabvl edilecek olan kimse nitelikleriyle tanimlamakla beraber Muhammed, her hususta hosgörüsüzlük örnegi olmustur. O kadar ki müslüman imaninda ölmediler diye kendi öz anasina, babasina ve kendisini evlâdi gibi yetistiren amucasi'na karsi dahi hosgörülü bir tutum takinmamistir. Nice örneklerden biri olarak Ibrahim'i ele alacak olursak görürüz ki, Kur'ân'daki anlatisa göre Ibrahim, kendi öz babasina karsi "putperest'tir" diye vaziyet almis olmasina ragmen, o bile Muhammed'in kendi ana ve babasina ve yakinlarina karsi gösterdigi hosgörüsüzlügü göstermemistir.
Gerçekten de Kur'ân'da, Ibrahim'in putperest bir babasi oldugu ve bu babasini "dogru yola" sokmak için ugrastigi ve kendisine söyle yalvardigi yazilidir: "Babacigim! isitmeyen, görmeyen ve sana bir faydasi olmayan seylere niçin tapiyorsun?... Dogrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy, seni dogru yola eristireyim. Babacigim seytana tapma, çünkü seytan Rahmân'a bas kaldirmistir... Dogrusu sana Rahmân katindan bir azâbin gelmesinden korkuyorum ki böylece seytanin dostu olarak kalirsin" (Bkz. 19 Meryem sûresi, âyet 42-45)
Buna karsilik babasi kendisine: "Ey Ibrahim! Sen mi benim tanrilarimi begenmiyorsun? Bundan vazgeçmezsen mutlaka seni taslarim" (K. 19: 46) diye karsilik verir. Fakat böyle oldugu halde Ibrahim, büyük bir hosgörürlükle babasina söyle der: "Sana selâm olsun (Babacigim). Senin için Rabbimden magfiret dileyecegim... " (Bkz. 19 Meryem sûresi, âyet 47). Bunu derken Tanri'nin bu dilegi kabul edip etmeyecegini bilmedigini anlatmak için de söyle konusur: "Andolsun ki (babacigim) senin için magfiret dileyecegim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir seyi önlemeye gücüm yetmez..." (K. 60 Mümtehine 4; ayrica bkz. En'âm 74; Meryem 41-48).
Oysa ki Muhammed, müslüman îmaninda ölmedi diye ana'si Amine için magfiret dilemekten kaçinmis: "Tanri bana bu izni vermedi" demistir1. Kendi öz babasi Abdullah'i, ve daha küçücük yaslardan itibaren kendisine babalik eden amucasi Ebû Talib'i, ayni nedenle cehennemlik bilmistir 2.
Görülüyor ki Ibrahim, kendi babasini (ve kavmini) puta tapmaktan vazgeçirip hanîf olmaya (Tanri dini'ne sokmaya) çalistigi halde babasi bunu kabul etmiyor ve fakat Ibrahim, yine de babasina: "Senin için Rabbimden magfiret dileyecegim... " diyebiliyor. Daha baska bir deyimle babasina, imana girmesi için firsat yarattigi halde babasi bunu kabul etmiyor ve fakat Ibrahim, yine de ona "magfiret" dilemek istiyor. Her ne kadar seriâtçilar, Ibrahim'in, imana girmesi hususunda babasina süre tanidigini ve bu süre sonunda babasi için "istigfardan" (duâ etmekten) men edildigini ve çünkü "kâfirler için istigfar'in câiz olmadigini" söylerlerse de, ortada yine de Ibrahim lehine bir durum var ki o da, hiç degilse hosgörü yolunu seçmis olmasidir. Oysa ki Muhammed, daha ortada Arap'lar için gönderilmis bir din yok iken (putperest ya da Yahudi olarak) ölen ana ve babasi için magfiret dileme yoluna gitmemistir. Eger düsünülecek olursa ki Amine ve Abdullah müslüman olma olasiligina sahip bulunmadan ölmüslerdir, su durumda Muhammed'in kalkipta "Tanri bana anam için magfiret dileme izni vermedi" demesinin, ve babasini cehennemlik bilmesinin hosgörüyle bagdasir bir yönü olamaz. Çünkü böyle yapmakla anasini ve babasini, haksiz yere cezalandirilmis bir duruma düsürmüstür: hem de Tanri'nin, kendilerine din gönderilmeden önce ölen kimselerin cezalandirilmayacaklarina dair emri bulundugunu söylemesine ragmen!
Her ne kadar amucasi Ebû Tâlib'e, müslüman olmasi için teklifte bulunmus ise de, onun bu teklifi geri çevirmesi üzerine kendisine cehennemi uygun bulmustur. Kuskusuz ki sirf farkli bir inançtadir diye amucasina karsi böyle bir davranista bulunmasi hosgörüsüzlükten baska bir sey degildir. Oysa ki Ebû Tâlib, farkli bir dinsel inanca sahip bulunmasina ragmen, Muhammed'i korumus, onun inançlarina saygi göstermis, ve gerçek anlamda hosgörü örnegi olmustur.
Fakat her ne olursa olsun durum su ki Muhammed, Tanri'nin, bütün peygamberler içerisinde sadece kendisine Kiyâmet gününde sefâat hakkini tanidigini, ve sefâati'nin mutlaka kabul edilecegini söyledigi halde, kendi öz anasi, babasi ve amucasi lehine bu hakki kullanmayi aklindan geçirmemis, onlarin hepsini cehennemlik saymistir. Oysa Ibrahim, putperestlikten ayrilmayacagini anladigi babasina magfiret dilemekte devam edecegini bildirmis: "Sana selâm olsun (Babacigim). Senin için Rabbimden magfiret dileyecegim... " demistir. Kendisine Kiyâmet gününde sefâat etme hakki taninmis olsaydi, kuskusuz ki babasina sefâatta bulunurdu.
1 Bu hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 536)
2 Hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 537). Bu konuda ayrica benim Seriât ve Kadin adli kitabima bakiniz.