II) Ibrahim, Tanri'dan "Haksizlik yapmamasi" dileginde bulunurken, Muhammed Tanri'nin haksizliklarini olumlu karsilar: (K. 7 A'raf 3-4; Tevrat (Tekvin Kitabi) Bap 18: 23-26)
Tevrat'in bir bölümü olan Tekvin'de Tanri'nin Sodom ve Gomorra halklarina karsi gazâb'a geldigi ve suçlu-suçsuz, ya da iyi-kötü ayirimi yapmadan hepsini de helâk etmek istedigi ve fakat buna karsilik Ibrahim'in kendisine böyle bir haksizlik yapmamasi için dilekte bulundugu yazilidir. Örnegin Tekvin'in 18. Bap'inda, Ibrahim Tanri'ya hitaben söyle der: "(Ya Rab!) Salihi kötü ile beraber yok edecek misin? Belki sehrin içinde elli salih vardir; içinde olan elli salih için bagislamayip yeri yok edecek misin? Böyle yapmak senden irak olsun, salih de kötü gibi olsun diye, salihi kötü ile beraber öldürmek senden irak olsun; bütün dünyânin Hâkimi adalet yapmaz mi?..." . (Tevrat/Tekvin, Bap 18: 23-25)
Bu sözleri dinleyen Tanri, Ibrahim'i hakli bularak söyle yanit verir: "Eger Sodom'da, sehrin içinde, elli salih bulursam, bütün yeri onlarin hatiri için bagislayacagim" (Tevrat/Tekvin, Bap18: 26). Bundan cesaret bulan Ibrahim, "salih" (iyi) kisilerin sayisinin elli'den az olmasi ihtimalini öne sürererek Tanri'ya yeni bir teklifte bulunur: "Belki elli salihten besi eksilir, bes kisi için bütün sehri harab edecek misin?" (Tevrat/Tekvin 18: 28). Tanri cevap verir: "Eger orada kirk bes kisi bulursam, harab etmiyecegim" (Tevrat/Tekvin 18: 28). Bu kez Ibrahim, biraz daha cesaret bularak pazarligi sürdürür ve her def'asinda sayidan beser kisi indirerek Tanri'yi bu isten tamamiyle vazgeçirtir. (Tevrat/Tekvin, Bap 18: 29-33). Böylece Ibrahim Tanri'yi haksizlik yapmaktan alikomus olur. Fakat anlasilan o'dur ki Tanri, daha sonra sözünden dönerek bu halklari helâk etmistir.
Oysa ki Muhammed, bu ayni olayi Tevrat'tan (Tekvin'den) alarak Kur'ân'a koyarken, Ibrahim'in ahlâkîlik örnegi yukardaki davranisindan farkli bir davranisa yönelmis, onun yaptiginin aksini yapmistir. Daha dogrusu Tanri'nin Sodom ve Gomor halklarini, "iyi" ile "kötü" ayirimi gözetmeksizin helâk ettigini örnek vermis ve bunu Tanri'ya yarasir bir davranis olarak tanimlayip kendisi için izlenmek gerereken bir yol saymistir. Gerçekten de Kur'ân'in A'raf Sûresi'ne bu hikâye ile ilgili olarak koydugu âyet'de Tanri'yi su sekilde konusur gösterir: "Biz nice memleket helâk ettik ki, o köy (halki) gece yatarlarken yâhud gün ortasi istirahat ederlerken azâbimiz o köy halkina gelmis (basivermistir)" (Bkz. 7 A'râf sûresi, âyet 4). Bu âyet'i koymaktan maksadi, böyle bir davranisi kendi izledigi saldiri siyâsetine araç etmektir. Nitekim "müsrik'lere" (putperest Arap'lara) karsi giristigi saldirilarda çoluk, çocuk, ihtiyar genç, kadin erkek, "suçlu" suçsuz ayirimi yapmaksizin köyleri basar, helâk ederdi. Bu ise Hicret'in daha birinci yilinda, Ebvâ ile Veddân denilen ve Medîne'ye 23 mil mesafede bulunan yerlere karsi giristigi ilk savas sirasinda baslamistir. Her iki köyü de yerle bir etmis, kadinlar ve erlik çagina erismemis çocuklar dahil, halki kiliçtan geçirmis, ganimetler edinmistir. Bundan dolayidir ki, saldiri vesilesiyle Veddân'a mensup Sa'b Ibn-i Cessâm adinda biri, günahsiz insanlarin bu sekilde öldürülmelerinden dogma vicdan sizlamasiyle Muhammed'e sorar: "(Yâ Resûla'llâh!) müsrik...lerden âile sahibi bulunanlara gece baskini yapiliyor da ... bunlarin kadinlari, küçük çocuklari da musâb oluyor (kötülüge ugruyor)" . Muhammed'in cevabi, insafsizlik örnegi olacak niteliktedir. Söyle der: "Müsriklerin kadinlari ve çocuklari kendilerinden sayilir" (daha baska bir deyimle "Onlar (yâni kadinlar ve çocuklar) da müsrikler (câmiasin) dandir" demek ister; ve ekler: "(Harb hâlinde) kimsenin kimseyi korumak kudreti yoktur, korumak yalniz Allah'a ve Resûl'ine âiddir" 1 .
Görülüyor ki Muhammed, hem bir yandan çoluk çocuk, kadin erkek bir sürü suçsuz insanin, sirf "müsriklerdendir" diye, uykularinda iken gece baskinlariyle öldürülmelerini uygun bulmakta ve hem de bunlari koruma olanaginin Tanri'ya ve "Resûl" olarak kendisine âid bulundugunu söyledigi hâlde bu yola gitme geregini duymadigini anlatmaktadir. Dayanak olarak da Kur'ân'a koydugu yukardaki âyet'i (A'râf 4) göstermektedir.
Simdi siz bir bu tutumu ve bir de Ibrahim'in biraz yukardaki tutumunu karsilastiriniz ve kendisini bütün peygamberlerin üstünde gören Muhammed hakkinda kararinizi veriniz .
Seriâtçi yazarlar Muhammed'in bu tutumunu özürlü ve mesrû göstermek için akil disi mantik oyunlarina ve yalanlara basvururlar. Örnegin derler ki "Müsriklerin kadinlari, çocuklari kendilerinden sayilir" seklindeki sözleriyle Muhammed, kadinlarin ve çocuklarin "bilihtiyar" (gelisigüzel) öldürülmelerine cevaz vermis degildir. Onun maksadi sadece savas zamaninda, yâni suçlu ile suçsuzu ayirmak mümkün olmayan hâllerde bu durumlarin hasil olacagini anlatmaktir. Bunu biraz daha açikliga kavusturmak için seriâtçilar söyle eklerler: "Bir gemide muhâripler âileleriyle berâber bulundugu halde geminin batirilmasi; yine böyle âileleriyle berâber bir kaleye tahassun eden muhâriplerin kale yikilarak âileleriyle beraber öldürülmesi ser'an mübahtir" 2
Bu iddiâ'nin, yukarda söz konusu ettigimiz olay bakimindan geçersiz oldugu asikârdir, çünkü bir kere Muhammed'in yaptigi sey, haksiz bir saldiriya karsi koymak (ve bu vesileyle insanlarin öldürülmelerine istemeyerek sebeb olmak) degildir. Muhammed'in yaptigi sey, farkli inançtaki insanlari (olayimizda "müsrikleri") müslüman degillerdir diye öldürmek ya da müslümanliga zorlamak için haksiz bir saldiriya basvurmaktir. Üstelik olay, "müsrikler"e karsi savas meydaninda girisilmis bir saldiri da degil; aksine gece vakti uyumakta ya da istirahat etmekte olan insanlarin üzerine ani bir saldiri ile bu insanlari, çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadin erkek ayirimi yapmadan kiliçtan geçirmek seklinde olusuyor. Ve bütün bu isler (yine Muhammed'in söylemesine göre) Tanri adina ve güyâ Tanri'nin "Biz nice memleket helâk ettik ki, o köy (halki) gece yatarlarken yâhud gün ortasi istirahat ederlerken azâbimiz o köy halkina gelmis (basivermistir)" (A'râf sûresi, âyet 4) seklindeki konusmasina uygun olarak yapiliyor.
Yine seriâtçi'nin söylemesine göre Muhammed, güyâ kadinlarin ve çocuklarin öldürülmelerine taraftar olmamis, örnegin Mekke'nin fethi günü kadinlarin ve çocuklarin öldürülmüs olmalarini "çirkin görüp tasvîb etmemistir"3. Evet ama Mekke'nin fethi Hicret'in 8.ci yilina rastlar. Oysa ki Muhammed, farkli inançtandirlar diye suçsuz ve günahsiz insanlara karsi saldirip kadinlarin ve erlik çagina erismemis çocuklarin öldürülmeleri siyâsetine, Hicret'in daha ilk yilinda baslamis ve bu siyâseti amansizca uygulamistir. Mekke'nin fethine gelinceye kadar, yâni sekiz yil boyunca, taraftarlarini farkli bir davranisa sürüklemek maksadiyle ikazda bulunmus degildir; örnegin onlara "Aman dikket edin, saldirirken kadinlari, çocuklari, ihtiyarlari vs... öldürmeyin" diye bir sey demis degildir. Aksine, yukardaki hadîs hükmünde görüldügü gibi, "Müsriklerin kadinlari ve çocuklari kendilerinden sayilir ... Kimsenin kimseyi korumak kudreti yoktur, korumak yalniz Allah'a ve Resûl'ine âiddir" diyerek onlarin da öldürülmelerinin dogal oldugunu bildirmistir.
Öte yandan, her ne kadar Mekke'nin fethi günü kadinlarin, çocuklarin öldürülmelerini yasakladigi söylenirse de4, bu yasak, "genel" bir nitelik tasimaz. Olsa olsa kendinden bildigi ve taraftarlarinin âilelerinden olusan Mekke'lilere (Kureys'e) özel bir ayricalik saglama hevesine örnek demektir, ki bu da kendi çikarlar siyâsetinin bir sonucudur. Çünkü bu sayede taraftarlarini hosnud etmeyi düsünmüstür. Kaldi ki Mekke'yi fethettigi zaman halk zaten artik muslümanligi kabule yanasmis idi.
1 Sa'b Ibn-i Cessâme'nin rivâyeti ve Buharî'nin yorumu icin bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 384-6; Hadîs no. 1262)
2 Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 386)
3 Buharî'nin Abdullah Ibn-i Ömer'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 387, Hadîs no. 1263)
4 Abdullah Ibn-i Ömer'in rivâyet ettigi hadîs'de bu hususun belirtildigi söylenir ise de (Bkz. Sahih-i... Cilt VIII, sh. 386)hadîs'in içeriginde böyle bir sey yoktur.