Övünme Arzusunun Sinirsizligi Içerisinde Muhammed, Tanrisal Kertede, ya da Tanri'ya es Güçte ve Degerde Görünme Yollarina Basvurur.


Insanlara ve peygamberlere karsi her hususta üstünlük iddiâlarina sarilarak övünmek ve kendisini onlara övdürtmek yaninda Muhammed, bir de kendisini Tanri'nin hayranligina, sevgi ve saygisina mazhar olmus gibi göstermek, ya da Tanri'nin yaptigi isleri tasdik eder görünmek, ya da Tanri'ya yapmasi gereken isler hakkinda fikir vermek, ve hattâ Tanri'yi kendisine "salavat" getirir durumlarda kilmak sûretiyle de övünmekten geri kalmamistir. Su bakimdan ki, biraz ilerde belirtecegimiz gibi, Kur'ân'a koydugu âyet'lerle Tanri'yi "Ars'in sahibi" gibi gösterirken kendisini de bu Tanri'nin agziyle "arsin Sahibi katinda degerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen serefli bir elçi ..." 1 olarak tanimlamis, ayrica da "Ey Muhammed! Süphesiz sana bas egerek ellerini verenler Allah'a bas egip el vermis sayilirlar..." 2 seklinde âyet'ler koyarak övünmesini Tanri ile ayniyet saglayacak noktaya götürmüstür.

Bu arada Kur'ân'i, bir yandan Tanri sözleri olarak gösterirken diger yandan kendi sözleri imis gibi gösterdigi olmustur. Örnegin el-Hâkka Sûresi'ne koydugu âyet söyle: "... bu söz, sanli, serefli bir resûlün sözüdür; (bu söz) sâir sözü degildir... (bu söz) kâhin sözü degildir... (bu söz) bütün âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilen vahiydir... " (K. 69 el-Hâkka 40-43). Bu dogrultuda olmak üzere Tekvîr Sûresi'ne koydugu âyet de söyle: "... bu söz, serefli ars sahibi nezdinde, makami yüksek, itaate deger, emin bir elçinin sözüdür" (K. 81 Tekvîr 21). Her ne kadar Islâmcilar bu tür âyet'lerdeki "Elçinin sözüdür" deyimini "Elçinin getirdigi sözdür" seklinde okumayi tercih ederlerse de, ya da bazilari "elçi" deyimini "Cibril" olarak belirlerse de gerçek o'dur ki Muhammed bunu kendisi için tam bir övünme vesilesi yapmak istemistir. Nitekim Tanri'yi bile, melekleriyle birlikte kendisine "salevat" getirir durumda kilmak üzere Kur'ân'a: "Süphe yok ki Allah ve melekleri, salevet getirir(ler) peygamber (Muhammed) 'e; ey inananlar siz de ona salevet getirin, tam teslîm olarak da selâm verin" (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet 56) seklinde âyet koymustur.

Görülüyor ki Muhammed'in söylemesine göre Tanri, nasil ki insanlarin kendisine salevet getirmelerini ve "teslimiyet izhâr etmelerini" istiyor ise, kendisi de, Tanri olarak, melekleriyle birlikte ayni seyi Muhammed'e yapma hevesindedir; bunu yaparken müslümanlardan da Muhammed'e "teslim" olmalarini beklemektedir.

Bütün bunlardan gayri bir de Tanri'ya fikir vermek, ya da O'nun yapmayi düsünmedigi seyleri yapmis görünmek (önegin Kur'ân'in yedi lehçe'de okunmasini saglamak) ya da Tanri'nin eylemlerine mesruiyet kazandirmak (örnegin peygamberleri tasdik etmek) gibi yolardan kendisini Tanrisal kertede kilmaga çalismistir. Biraz ilerde bu hususlari ayrica açiklayacagiz ve görecegiz ki bu tür hükümlerle Muhammed, hem bencil duygularini ve iktidar arzularini tatmin etmis, hem de insanlari kolaylikla "kul" durumunda tutabilecegini hesap etmistir. Bunu en etkili bir sekilde yapabilmek için her seyden önce Tanri'yi, "arsin sahibi" olarak, azametiyle, yüceligiyle övünür göstermis, ve sonrada böylesine azametli ve yüce bir Tanri'yi kendisine hayran ve salevât getirir olarak göstermistir. Daha baska bir deyimle Tanri ile ayni kertede olmayi, ya da kendisini Tanri'ya övdürtmeyi kendisi için günlük siyâset geregi bilmistir.

Her ne kadar bu konulara "Kur'ân'in Elestirisi", ve ayrica "Muhammed'in Tanri anlayisi" basligi altindaki çalismalarimizda deginmis olmakla beraber, burada kisaca bir iki hususu ele almakta yarar vardir.

1 81 Tekvîr sûresi, âyet 19-21. Ayrica bkz. Kur'ân 69 Hakka 40)

2 Bkz. 48 Fetih sûtresi, âyet 10