IV) Azametli ve Yüce niteliklerle tanimladigi Tanri'ya kendisini övdürtmek sûretiyle Muhammed, insanlari kendisine bas eger, hattâ tapar hâle getirir.


Her vesileyle tekrarladigimiz gibi, Muhammed, kendi anlayisina yatkin bir Tanri hayal etmis, bu Tanri'nin Arap diliyle konustugunu, ve kendisine Arapça vahiy'ler yoladigini söylemis, söylerken de Tanri tarafindan her dâim övgülere mazhar oldugunu eklemistir. Fakat bu konuda ortaya vurdugu hükümlerden edinilen kani o'dur ki Tanri, Muhammed'i över ve yüceltirken, hani sanki Muhammed'in agzindan çikan sözleri tekrarlamaktadir. Su bakimdan ki Muhammed, kendisini yüceltici sozleri Tanri'nin agzina tikmis gibidir.

Denilebilir ki bu ise Muhammed, kendisini "Peygamber" olarak ilân ettigi ilk anlardan itibaren baslamistir. Kendisini ciddiye almayan ve "peygamber" olarak kabul etmeyenlere, ya da kendisine "Sen bir delisin", ya da "sen sapitmissin" seklinde konusanlara karsi hep Tanri'den geldigini söyledigi vahiy'lerle karsilik verirdi. Örnegin kendisine "deli" diyenlere karsi Tanri'nin su sekilde yanit verdigini söylerdi:

"Ey Muhammed!)... onlar sana... -'Sen mutlaka delisin-' dediler... " (K. 15 Hicr 6-7);

"Ey Muhammed!... sen deli degilsin..." (K. 68 Kâlem 1-2); "Sen serefli bir elçisin... (K. 69 el-Hakkâ 40);

"Ey Muhammed! Sen Rabbinin nîmetine ugramis bir kimsesin" (K. 68 Kâlem 1-2);

"Ey Muhammed! Süphesiz ki sen büyük bir ahlâka sâhipsin" (K. 68 Kâlem 4)

Kendisine "sen sapitmissin " ya da "sen bâtila inanmissin" diyenlere karsi, Tanri'nin, yeminler ederek söyle konustugunu söylerdi: "Battigi zaman yildiza andolsun ki, arkadasiniz (Muhammed) sapmadi ve bâtila inanmadi..." (K. 53 Necm 1-3).

Kendisine "Sen Kur'ân'i uyduruyorsun" dedikleri zaman, yine Tanri'nin agziyle onlara karsilik verir, Kur'ân'in vahye dayandigini, vahyi getirenin Cebrâil oldugunu, Cebrâil ile yaratiklar âleminin son noktasi demek olan "Sidretü'l-Müntehâ" da görüstügünü, o görüstügü yerin yaninda meleklerin, sehitlerin ve günah'tan/haram'dan sakinanlarin ruhlarinin barindigi "Cennetü'l-Me'vâ"nin bulundugunu söylerdi. Örnegin Kur'ân'a, Tanri'nin böyle konustuguna dâir âyet'i koymustur: "...(Muhammed) arzusuna göre de konusmaz. O (bildikleri) vahyedilenden baskasi degildir. Çünkü onu, güçlü kuvvetli ve ustün yaratilisli biri (Cebrail) ögretti. Sonra en yüksek ufukta iken asil sekliyle dogruldu. Sonra (Muhammed'e) yaklasti, derken daha da yaklasti. O kadar ki (birlestirilmis) iki yaya arasi kadar, hattâ daha da yakin oldu. Bunun uzerine Allah (Muhammed'e) vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördügünü kalbi yalanlamadi. Onun gördükleri hakkinda simdi kendisi ile tartisacak misiniz? Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nin yaninda önceden bir def'a daha görmüstü, Cennetü'l-Me'vâ onun yanindadir. Sidre'yi kaplayan kaplamisti. Gözü kayamdi ve siniri asmadi. Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kismini gördü" (K. 53 Necm 3-18).

Medîne'ye hicret ettikten sonra çetecilik, ve savas siyâseti sayesinde giderek güçlenmis, güçlendikce kendisini Tanri kertesinde, hattâ Tanri'nin da üstünde gösterecek kadar övünür olmaga baslamistir. Öylesine ki Kur'ân'a yerlestirdigi âyet'lerle, ya da Kur'ân olmayarak söyledigi sözlerle kendisini "kâinatin yaratilis sebebi" olarak tanimlamaktan tutunuz da, Tanri ile ayniyet halinde bulunduguna ve agzindan çikan sözlerin Tanri'nin agzindan çikmis olduguna, ve yaptigi her isi Tanri dilegi ve Tanri izni ile yaptigina, ve kendisine bas egenlerin Tanri'ya bas egmis sayilacaklarina varincaya kadar, sinirsiz övünmelere yönelmis ve nihâyet bu övünmelerini Tanri'nin dahi kendisine salevat getirdigini söyleyecek noktaya eristirmistir. Söyleki:

Kur'ân'in Ahzâb Sûresi'nde Tanri'nin Muhammed'e hitaben güyâ söyle konustugu yazili: "Ey peygamber! Biz seni... O'na çagiran bir isik olarak göndermisizdir" (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet 40, 45-46) . Bu âyet'leri koymakla Muhammed, kendi kendisini "ilk nûr" seklinde tanimlamis olmaktadir.

Fakat bununla kalmayip bir de kendisini bütün âlemlere "rahmet" olarak gönderilmis gibi gösterir ve Tanri'nin söyle konustugunu bildirir: "(Resûlüm) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (K. 21 Enbiyâ sûresi, âyet 107). Buradaki "rahmet" sözcügü "esirgeyen", "merhamet eden" anlamlarinadir. Fakat bunu yeterli bulmaz, bir de kendisini:"Kâinati olusturan varliklarin yaratilis sebebi" seklinde göstermek üzere Tanri'nin agziyle sunu ekler: "(Ey Muhammed!) Eger sen olmasaydin, en son peygamber, Ben bu varliklari yaratmazdim..." . Hani sanki Tanri, bütün âlemlere ve özellikle insanlara (zevil'ukul) merhamet ettigi içindir ki Muhammed göndermistir, ve istemistir ki o, bütün insanliga kurtulus yolunu göstersin 1.

Tanri'yi bu sekilde konusuyormus gibi gösterirken, ayni zamanda kendi olumsuz yönlerini örtbas etmek üzere övünme yollarini arar. Övünürken de, kendisinin "asîl" bir insan olarak dünyâ'ya geldigini söylemekten tutunuz da "iyilik timsâli" olusuna, "mert'ligine", "yüksek ahlâk sâhibi olusuna", "hösgürlülügü'ne" , "merhametli'ligine" vs... varincaya kadar her yönüyle yüce görünmesini saglayacak nitelikte sözleri tekrarlar. Bir kaç örnekle yetinelim:

Ahzâb Sûresi'ne koydugu bir âyet'le kendisinin, Tanri tarafindan insanlara en güzel bir örnek olmak üzere gönderildigini, Tanri'ya ve âhirete kavusmak isteyenlerin kendisini örnek edinmeleri gerektigini belirtir. Daha dogrusu Tanri'nin söyle konustugunu söyler:

"Ey inananlar! Andolsun ki, sizin için Allah'a ve âhiret gününe kavusmayi umanlar ve Allah'i çok anan kimseler için Resûlullah, en güzel bir örnektir" (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet, 21) . Yâni Allah'a ve hahiret gunüne kavusmak isteyenler için yapilacak sey Muhammed örnegini izlemektir.

Kâlem Sûresi'ne koydugu âyet'lerle kendisini Tanri'nin nîmetine erismis ve büyük bir ahlâka sahip kilinmis gibi gösterir. Tanri'yi söyle konusmus gibi gösterir: "(Ey Muhammed!) Rabbinin nîmetine ugramis bir kimsesin... " (K, 68 Kâlem sûresi, âyet 1-2). Ayrica da Tanri'nin kendisini Araplar arasindan seçip "iyilerden" kildigini tekrar eder (Kâlem, 50). Ayni sûreye koydugu diger bir âyet söyle: "(Ey Muhammed!) Süphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsin" (K. Kâlem, 4) diye eklemektedir.

Nisâ Sûresi'ne koydugu âyet'lerle kendisini, Tanri'nin bol nîmetlerle hikmete eristirdigi, bu sayede sapikliktan uzaklastirdigi bir kimse olarak gösterir: "Ey Muhammed! Eger sana Allah'in bol nîmeti ve rahmeti olmasaydi, onlardan bir takimi seni sapitmaga çalisirdi. Halbuki onlar kendilerinden baskasini saptiramazlar, sana da bir zarar veremezler... Allah'in sana olan nîmeti ne büyüktür" (Bkz. Nisâ sûresi, âyet 113)

Hakkâ Sûresi'ne koydugu âyet'lerle Tanri'nin kendisini "serefli bir elçi" olarak seçtigini bildirir (K.69, Hakka sûresi, âyet 40);

Mucâdele (ve ayrica Ahzâb) Sûresi'ne koydugu âyet'lerle, kendisini incitenlere Tanri'dan azâb gelecegini müjdeler: "Allah'a ve Resûlüne karsi gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltildigi gibi alcaltilacaklardir... Kâfirler için küçük düsürücü bir azap vardir" (K. 58, Mücâdele sûresi, âyet 5. Ayrica bkz. Ahzâb 57, vs...)

Hâkka Sûresi'ne koydugu âyet'lerle kendisini "çok serefli bir elçi" olarak, ve Kur'ân'i da kendi sözleri imis gibi tanimlamak üzere Tanri'nin söyle konustugunu söyler: "Hiç süphesiz o (Kur'ân), çok serefli bir elçinin sözüdür" (K. 69 Hâkka, sûresi, âyet 40)

Bunlara benzer daha nice âyet vardir ki, Kur'ân'in hemen her sûresi'nde yer almis olarak karsimiza çikar.

Yine tekrarlayalim ki Muhammed'in Tanri tarafindan yüceltidigini belirleyen bu övgü âyet'leri, Muhammed'in "Tanri'dan vahiy indi" diyerek Kur'ân'a yerlestirdigi seylerdir. Böylece kendi tanimi olan Tanri'ya kendisini yüceltici sözler söyletmis olmaktadir.


*

1 Elmalili H. yazir , age (Cilt IV, sh. 3375. Ayrica bkz. Aclûnî'nin Kesfû'l- Hafâ ve Muîlü'l- Ilbas adli yapitindan alinti için bkz. Öztürk, age... sh. 10-13)