V) Tanri'nin (melekleriyle birlikte) kendisine "salât ve selâm" eder oldugunu söyler (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet 56)


Muhammed'in övünme arzusu öylesine sinirsizdir ki, Tanri'nin, yukarda belirttigimiz sekilde kendisini övdügünü söylemekle yetinmez; bir de Tanri'yi, melekleriyle birlikte, kendisine "salât ve selâm" eder durumlarda kilar. Ahzâb Sûresi'ne koydugu âyet'lerle Tanri'yi söyle konusmus gibi gösterir:"Bir hakikattir ki Allah ve melekleri, o Yüce Nebî Muhammed'e salât ederler. Ey mü'minler, siz de hep ona salât ediniz ve hulûs ile selâm veriniz" (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet 56)1.

Bu âyet'le ilgili olarak Muhammed'in söylediklerine göre, güyâ bir gün Tanri, Cebrâil'e emir vererek yeryüzüne inmesini ve Muhammed'i bulup selâmlamasini ister. Selâmlarken de "Selâm sana ey evvel, selâm sana ey âhir, selâm sana ey zâhir, selâm sana ey bâtin..." diyerek yüceltmesini ekler. Burada geçen "evvel" sözcügü, güyâ Muhammed'in "yaratilis bakimindan peygamberlerin ilki" oldugunu belirtmek içindir. "Ahir" sözcügü, zaman bakimindan "peygamberlerin sonucusu" oldugunu anlatmak içindir. "Zâhir" sözcügü, "içinde bulundugu zamanda ortaya çikarildigi", ya da "arka çikan" ya da "yardimci" anlamlarini vurgulamak içindir. "Bâtin" sözcügü, "Muhammed" adi'nin Tanri'nin adiyle birlikte "kirmizi bir nur" ile arsin gövdesine yazildigini açiklamak içindir.

Güyâ Tanri bu nitelikleri belirterek Muhammed'i yüceltirken istemistir ki o, bu yönleriyle diger bütün peygamberlerin üstünde bir kerteye yükselmis olsun. Ve bunu yapmakla anlatmak istemistir ki, bütün varliklar, Muhammed'e "salât ve selâm" için yaratilmislardir, ve Tanri, bizzat kendisi de melekleriyle birlikte, Muhammed'e salât ve selâm etmektedir.

Bunun böyle oldugunu Muhammed, kendi agziyle su sekilde belirtmekte: "Cebrâil yeryüzüne indi ve bana su sekilde selâm verdi -<Selâm sana ey evvel, selâm sana ey âhir, selâm sana ey zâhir, selâm sana ey bâtin... Ey peygamber sunu bil ki Allah bana, seni bu sekilde selâmlamami emretti. Çünkü yüce yaratici seni bu niteliklere yüceltti ve seni bu sifatlarla diger peygamberlerin üstünde bir mertebeye çikardi. Sana 'evvel' dedi, çünkü sen yaradilis bakimindan peygamberlerin ilkisin. Sana 'âhir' adini verdi, çünkü sen zaman bakimindan... son ümmete kadar her toplumun peygamberi olacak nebîlerin sonuncususun. Allah seni 'bâtin' diye adlandirdi çünkü senin adini kendi adiyle birlikte kirmizi nûrla arsin gövdesine yazdi... Bütün varliklar içinde öylesi vardir ki yalniz sana salât ve selâm için varolmustur. Allah da sana salât ve selâm eder ey peygamber..." 2

Görülüyor ki Tanri, Muhammed ile âdeta yer degistirmis gibidir. Daha baska bir deyimle Tanri olarak kendisine "salât" edilen bir "Yaratan" iken, bu kez Muhammed'e "salât ve selâm" eder bir duruma girmistir.

Hemen belirtelim ki "salât", ya da "salâvat" sözcükleri öyle sanildigi gibi sadece "övmek" ya da "kutlamak" (ta'zîm ve tebrîk) anlamina gelmez; ayni zamanda "duâ" ve "namaz", "ibâdet" demektir. Daha baska bir deyimle "salât", namaz seklinde Tanri'ya ibâdet anlamindadir "Duâ" sekli olarak"Aleyyisselâtu vesselâm" ya da "Salâvatullahî aleyh" ya da "Sallâlahü aleyhi ve selâm" sekillerinde kullanilir. "Namaz" sözcügü ise gerek Kur'ân'da ve gerek hadîs'lerde, duâ'nin en mükemmel sekli olan "salât" sözcügü ile karsilanmistir ("Salâvat" sözcügü de "namazlar" demektir); bazilarina göre ise "Rahmet"tir (ki "esirgeyen", "merhamet eden" demektir) ve Tanri'ya mahsustur. Kisi, salât ederek, ve sabir göstererek Tanri'nin yardimini arar. Örnegin Kur'ân'da söyle yazili: "Sabir ve namaz ile Allah'tan yardim isteyin. Süphesiz o (sabir ve namaz) Allah'a saygidan kalbi ürperenler disinda herkese zor ve agir gelen bir görevdir" (K. Bakara 45)

Seriât bilginlerinden bazilarina göre "salâvat" tan anlasilmak gereken sey "Bes vâkit namazlariyle diger namazlarin kaffesidir" . Bazilarina göre de sadece "namazlar" anlaminadir 3. Fakat hangi anlamda olursa olsun "salâvat" tan maksadin yalniz Tanri'yi yüceltmek oldugu ve "ne açikça ve ne de sakli olarak mahlûkattan hiç birini Tanri'ya es tutmaga ya da ortak kosmaga cevâz vermedigi" söylenir. Çünkü "salât" ve "salâvat" getirmek demek, Tanri'yi en kutsal sekilde yüceltmek demektir4, ki alçak gönüllügü gerektirir. Yâni bir bakima Tanri'ya karsi alçak gönüllülügün ortaya vurulmasidir ("tevazu tezahürü"dür); uluhiyet karsisinda kisi'nin "mutevazi" bir sekilde ve husû ile namaz kilmasi demektir. Örnegin Kur'ân'da yer alan: "Onlar ki, namazlarinda husû içindedirler..." (K. el-Mü'minûn 2) seklindeki âyet bunun açik ifâdesidir. Bu yönü ile namaz (salât), genellikle Tanri'yi yüceltme amacina yönelik duâ niteliginde olup ayni zamanda "nefsini hâkir görme ve tevâzu yardimiyle ulûhiyet içinde kendini kaybetmektir". Sufyan al-Savri: "Tevâzu'u tanimayan kimsenin namazinin hiçbir degeri yoktur" der. Imâm Gazalî ayni dogrultuda görüsler belirtmistir5. Ve iste Muhammed, münhasiran Tanri'yi yüceltmek, ve sabirla ve "tevâzu" (alçakgönüllülük) ile Tanri'dan yardim dilemek anlamina geldigini söyledigi bu duâ tarzini, Kur'ân'in Ahzâb Sûresi'ne koydugu bir âyet'le kendisine yönelik yapivermistir; yâni Tanri'yi kendisine salât eder sekilde gösterivermistir; âyet'i tekrar okuyalim:

"Süphe yok ki Allah ve melekleri salevat getirir Peygambere! Ey inananlar siz de ona salevat getirin, tam teslim olarak da selâm verin" (K, 33 Ahzâb sûresi, âyet 56) 6.

Bu âyet'in bir baska çeviri söyle:

"...Allah ve melekleri, o Yüce Nebî Muhammed'e salât ederler. Ey mü'minler, siz de hep ona salat ediniz ve hulûs ile selâm veriniz" ( Ahzâb 56).

Dikkat edilecegi gibi Muhammed bu âyet'i koyarken Tanri'yi "Yüce Nebi Muhammed" diyerek konusur göstermis, böylece kendisini Tanri'nin agziyle iki misli yüceltmistir. Daha baska bir deyimle vaktiyle kendisi, müslümanlarla birlikte Tanri'ya "salevat" getirirken, giderek güçlendikten sonra simdi Tanri'dan, melekleriyle birlikte, kendisine "salevat" etmesini beklemektedir. Ayrica da mü'minlerden, kendisine "salevat" getirmelerini istemektedir. Yorumcularin açiklamalarina göre bu yukardaki âyet sunu ifâde etmektedir ki Muhammed'e salevat "farz'dir"; yâni onun adi'nin geçtigini duyan her müslüman yukardaki sekilde duâ etmelidir7.

Müslüman kisileri kendisine "salât ve salevat" getirtebilmek için, bir yandan onlara tehditler savurur, diger yandan da mükâfat'lar va'd ederdi. Tehdit niteliginde olmak sunu belirtirdi ki, kendisine salevat getirmeyeni Tanri yargilamadan cehenneme atacaktir. Söyle derdi: "Tanri, bir Müslümanin yaninda anildigim vakit bana salevat getiren için -'Tanri seni yargilasin'- diyen iki melek görevlendirmistir; öteki melekler de bu iki melege kargilik olarak -'Amin'- derler. Bana salevat getirmedigi zaman da o iki melek -'Tanri seni yargilamasin'- der, öteki melekler de yine -'Amin'- derler". 8

Kendisine "salevat" getirmeyecek olan müslümanlara yukardaki önemli ihtari yaptiktan sonra, bir de su lânetlemeyi savururdu: "Yaninda ben anildigim vâkit, bana salevat getirmemis olanin burnu sürtülsün" 9.

Öte yandan kendisine "salevat" getirecek olanlara bir takim mükâfatlar va'd ederdi ki bunlardan biri sudur: "Kim bana bir yazi içinde salât ve selâm ederse (bunu yazarsa) adim o yazida durdugu sürece melekler onu yazana salât ve selâm ederler" 10. Fakat bunu da yeterli bulmaz, bir de kendisine salât ve selâm edenlere Tanri'nin fazlasiyle ayni seyi yapacagini anlatmak üzere söyle derdi: "Bana bir kez salât ve selâm edene Allah bu yüzden on kez salât ve selâm eder".

Bu sözlerden anlasilan su olmaktadir ki Tanri, kisileri, faziletli davranislari, dürüstlükleri, hayirliliklari vs... gibi nitelikler yüzünden degil fakat sirf Muhammed'e salevât getirdiler ya da getirmediler diye degerlenmekte, ve buna göre Cennet'lere ya da Cehennem'lere göndermektedir.


Fakat bu konuda biraz daha etkili olmak üzere Muhammed, bir de Müslüman kisilere su sekilde duâ etmelerini emretmistir: "Allahümme salli alâ Muhammed'in ve alâ âli Muhammed", ki Türkçesi sudur: "Allah'im! Muhammed efendimize ve o'nun ehlibeyt'ine salât ve selâm et". Daha basa bir deyimle kisi'leri Tanri'ya âdeta tâlimat verir gibi konusturarak. Tanri'yi kendisine "salât ve salevât" getirme durumunda birakmistir11.

Öte yandan Ibn Abbâs gibi Sahâbî'lerin açiklamasi söyle: "Duâ ettiginde onun içine ...Peygamber'e salât ve selâm kat. Çünkü O'nun için yapilan duâ mutlaka kabul edilir. Ve Allah senin duâ'nin bir kismini kabul edip, diger bir kismini reddetmeyecek yüceliktedir" 12.

Daha baska bir deyimle, eger müslüman kisi, kendisi için Tanri'dan yardim istemek üzere duâ ederken, ayni zamanda Muhammed'e salât ve selâm katacak olursa, Tanri onun yardim istegini mutlaka kabul eder. Bundan dolayidir ki Müslüman kisiler, sokaktaki insandan Devlet yönetiminin en yüksek derecesinde bulunanlara varincaya kadar, su sekilde duâ etmeyi hem meziyet, ve hem de kendileri bakimindan bir çikar vesilesi bilirler: "Allahim! Varliklarin en seçkini Peygamberimiz Efendimize, bütün varliklar adedince salât ve selâm et" 13.

Dikkat edilecegi üzere burada Tanri, yeryüzündeki varliklarin sayisi kadar bir miktar üzerinden Muhammed'e salât ve selâm etme durumunda bikrakilmis oluyor, ve kisi'nin bu duâ'sini kabul etme zorunda kaliyor! Söylemeye gerek yoktur ki bu durum, hem müslüman kisilerin ve hem de asil Muhammed'in çikarlarini saglamaga yarar niteliktedir.

Bundan dolayidir ki Muhammed, mü'min'lerin kendisine yukardaki sekillerde duâ etmelerini garantiye baglamak üzere bir bulusta daha bulunmustur ki o da gezgin melekleri ise karistirmak olmustur: güyâ bu melekler kendisini, her hususta oldugu gibi bu konuda da haberdar kilmaktadirlar. Söyle diyor Muhammed: "Allah'in yer yüzünde bir takim gezgin melekleri vardir ki bunlar, ümmetimin bana salât ve selâmini ulastirmakla görevlidir" 14.

Söylemeye gerek yoktur ki bu inançla egitilen müslüman kisiler, yeryüzündeki meleklerin gözetlemesi altinda bulunduklarini düsünerek Tanri'dan, devamli sekilde Muhammed'e salât etmesini isteyeceklerdir.

Kuskusuz ki Muhammed, bütün bunlari yaparken kendisini, Tanri'nin dahi üstünde bir duruma yükselttigini sanmis, böylece övünme ihtiyacini bir de bu yollardan gidermege çalismistir. Ancak ne var ki sirf övünecegim diye Tanri'yi ve Müslüman kisileri kendisine "salât ve salevat" eder durumlarda birakirken, Tanri fikrindeki kutsalligi zedeledigini farketmemistir.

Fakat anlasilmaz olan husus su ki Muhammed, bir yandan Tanri'nin her daim yardimina mazhar oldugunu söylerken, diger yandan da kisileri kendisine araç yapip, onlarin duâ'lari yolu ile Tanri'dan yardim saglama, ya da Tanri'yi kendisine hayran kilma cabasindadir.

*

1 Gölpinarli çevirisine bakiniz. Bu husus'la ilgili hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 161, Hadîs no. 1725; ayrica sh. 163, hadîs no. 1726)

2 el-Kaarî'nin Serhu's-Sifâ adli kitabindan alinti için bkz. Öztürk, age (sh. 67-8)

3 Diyânet'in açiklamasi söyle: "Salât lûgaten duâ ma'nâsindadir. Seriât örfünde bildigimiz ve hususî erkân ve ezkâr kildigimiz namaz demektir". Sahih-i... (Cilt XI, sh. 161)

4 Bu hususlar için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 876)

5 al-Gazalî'nin "Bayân istirâk al-husû' va huzûr al-kalb", ve ayrica "Hikâyât va ahbâr fi salât al-hâsi'in" adli iki açiklamasi var. Bu konuda A.J.Wensinck'in Islâm Ansiklopedisi'nde "Salât" sözügü ile ilgili yazisina bakiniz.

6 Bu çeviri Prof. Gölpinarli'nindir. Bu çeviride "salevat" diye geçen sözcük Diyânet'in Kur'ân çevirisnde "över" diye geçer.

7 Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3923)

8 Bu hadîs'ler için bkz. Cemil Sena, Hz. Muhammed'in Felsefesi, (Remzi Kitapevi., Istanbul 1979, sh. 174). Ayrica bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt V. sh. 3923 ve d.)

9 Cemil Sena, age. Ayrica bkz. Elmalili H. Yazir, age (Cilt V, sh. 3923

10 Elmalili H. Yazit, age (Cilt V. sh. 3923 ve d.). Aclûnî'nin Kesfu'l-Hafâ ve Muzilü'l-Ilbâs (Beyrut 1351, Cilt II, 257) adli kitaplarindan yapilan bu alinti için bkz. Öztürk, Kendi Dilinden Son Peygamber (Kirk Hadis serhi); (Istanbul 1984, sh. 176)

11 Yukardaki hususlarda el-Kaarî'nin Serhu's-Sifâ (Cilt II), Dârimî'nin es-Sünen (Cilt II) ve Aclûnî'nin Kesfu'l-Hafâ ve Muzîlü'l-Ilbâs adli kitaplarinda yer alan yukardaki hususlar için bkz. Öztürk, Kendi Dilinden Son Peygamber (Kirk Hadîs serhi), (Istanbul 1984, sh. 174-6)

12 Ibn Abdrabbih'in, Ikdu'l-Ferîd (Kahire 1965, cilt III, sh. 218), adli kitabindan naklen bkz. Öztürk, age. sh. 175.

13 Günümuzde Profesör unvanli din adamlarimiz, halktan kisilere örnek olmak için böyle duâ ederler. Yukardaki duâ sekli için bkz. Öztürk, age, (sh. 176)

14 Dârimî'nin es-Sünen adli yapitindan naklkenm. Bkz. Öztürk, age, sh. 175.