B) Yardim saglamak üzere gittigi Tâif'ten atilinca, Sakîf esrafindan sikâyetçi olarak Tanri'ya çatmakla kalmaz, bir de Sakif'lere karsi sanki Tanri'dan daha hosgörülü imis gibi davranir:


Her ne kadar Tanri'yi kendisine "dost" ve "yardimci" olarak göstermekle beraber Muhammed, kendisine babalik etmis olan amucasi Ebû Talib'in ölümünden sonra "himâyesiz" kaldigini anlar. Muhtemelen Tanri'nin dostlugundan ve yardimlarindan fazla bir umudu kalmamis olmali ki, yanina ogullugu Zeydi de alarak Sakîf'lerden yardim aramak maksadiyle gizlice Tâif'e gider. Düsündügü o'dur ki Sakîf'leri inandirip kendisinden yana gösterecek, ya da muhtemelen onlari müslüman edecek, ve böylece Kureys'e karsi güçlü bir durum saglayip çalim satacaktir. Ancak ne var ki düsündügü gibi olmaz ve gittigi Tâif'de Sakîf esrafindan kötü ve olumsuz bir davranis görür. O kadar ki Sakîf halki kendisini taslayarak, Zeyd ile birlikte sinir disina atarlar.

Bu beklenmedik davranis karsisinda Muhammed büyük bir üzüntüye kapilarak ne yapacagini sasirir. Mekke'ye dönmekten baska çaresi yoktur; fakat dönecek olursa bu sefer Kureysli'ler, kendi aleyhlerine Sakîf'lerle ittifak kurmak için gizlice Tâif'e gittini anlayip kendisine muhtemelen eziyet edeceklerdir. Yolda bir yerde durur ve güyâ Tanri'ya yalvarmaya baslar. Fakat yalvarir görünürken aslinda Tanri'ya, kendisini belâlar içerisinde biraktigini imâ ederek gizlice çatmaktadir; nitekim söyle der: "Ilâhî! eger bana karsi gazabli degilsen, çektigim mihnetlere, belâlara hiç aldirmam. Ancak su da var ki sâha-i siyânetin bunlari da göstermeyecek kadar genistir. Ilâhî, gazabina giriftâr, yâhud rizâsizligina düçâr olmaktan Sen'in... Nûr-i Vechine siginirim... Ilâhî! havl ve kuvvet ancak Sen'inle kâimdir"1

Görülüyor ki Tanri'nin sinirsiz gücü'ne ve yardimina siginiyormus gibi görünüp O'nu, kendisine yardimci olmadi ve kendisini bu tür "mihnetler" ve "belâlar" içinde birakti diye âdeta sorumlu tutan ve bundan dolayi ona çatan bir hâli vardir. Su bakimdan ki "...eger bana karsi gazabli (öfkeli, ya da dargin) degilsen çektigim mihnetlere, belâlara hiç aldirmam..." derken, haksiz yere ugradigi belâdan kendisini kurtarmayan Tanri'ya, hani sanki: "Sen bana yardimci olmadin ama ben bunu hosgörüyorum" der gibidir. Öte yandan sinirsiz bir güce sahip oldugunu söyledigi Tanri'yi, kendisine yardimci olmaya çagirmaktadir. Ve Tanri, sanki onun bu çatmasi üzerine telâsa düsmüs de "yola gelmis" gibi, derhal "Daglara me'mûr" melegini (ki "Melekü'l-cibâl" dir) Muhammed'e gönderir. Melek, Tanri adina Muhammed'e söyle der: "Istersen Mekke, ya Tâif sehirlerinin her iki tarafindaki daglari birbirine kavusturayim da sâkinlerini helâk deyim". Daha baska deyimle "Melekü'l-cibâl", Muhammed'e kötü davrandilar diye Mekke ve Taif halkini yok etmek için Tanri'dan emir almistir, ve kötülüge kötülükle karsi koyacaktir. Bununla beraber Muhammed'e Tanri adina sormaktadir: "Onlari yok edeyim mi?". Tanri'nin bu emrini yerine getirmek üzere simdi Muhammed'den izin beklemektedir. Melegin bu sorusu üzerine Muhammed: "Hayir bunlarin böyle helâk olmalarini (yok olmalarini) istemem" der, ve bu halklardan Tanri'ya ibâdet eden ve ortak kosmayan kusaklar çikabilecegini söyler2. Daha baska bir deyimle kötülüge kötülükle karsi koymak istemezmis ve çünkü bu yoldan bu halklari yola getirme umudu varmis gibi bir tutum takinmis olur. Muhammed'in bu sözleri üzerine Melek, Mekke ve Tâif halklarini helâk etmekten vazgeçer.

Simdi bu olan bitenleri akilci yönden inceleyelim: Haksizliga ve bir takim belâlara ugrayan Muhammed'in yakinmasi üzerine Tanri, Mekke ve Tâif halklarini yok etmege hazir oldugunu bildiriyor. Güzel ama, bunu yapacak yerde neden acaba Muhammed'in bu kötü durumlara düsmesini önlememistir? Neden onu kendisinden yalvar yakar olma zorunlugunda birakmistir?

Öte yandan Tanri, Muhammed'e: "Ister misin Mekke ve Tâif halkini yok edeyim?" diye soruyor ve bu hususta âdeta onun rizasini almaga çalisiyor. Fakat Muhammed, Tanri'nin bu tutumunu uygun bulmuyor ve O'na bu halklari helâk etmemesini ve çünkü günün birinden onlarin imana gelerek kendisine ibâdet edebileceklerini söylüyor. Hani sanki Tanri bunlari düsünemezmis gibi! Ve Tanri, Muhammed'in bu sözlerini hakli buluyor ve Mekke ve Taif halklarini telef etmekten vaz geçiyor!

Söylemeye gerek yoktur ki bu davranisiyle Muhammed, Tanri'yi, Sakif halkini "helâk" etmek için, kendisinden izin isteyen bir duruma indirmekle kalmamis ve fakat ayni zamanda kendisini Tanri'dan daha uzagi gören, daha hosgörülü, ve daha üstün meziyetlere sahipmis gibi göstermistir. Hani sanki Tanri'nin düsünemedigini o düsünmüs ve Tanri'dan daha basiretli, daha hosgörülü bir karar almis gibidir.

*

1 Taberânî'nin Kitâbü'd-Duâ adli yapitinda Abdullah b. Câ'fer b. Ebû Ralib'in rivhayeti için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 759)

2 Sahih-i... (Cilt II, sh. 760)