X) Merkep anirdiginda Tanri'nin adini anmak, ve Muhammed'e salavât getirmek gerektigine dâir hadîs hükmü.


Yukardan beri söylediklerimizden anlasilacagi gibi Muhammed'in tanimladigi Tanri övünmesini seven bir Tanri'dir. Fakat Muhammed, bu alanda onunla yarisma halindedir; yâni Tanri ile övünme yarisina girismis gibidir. Hem de öylesine ki bazan Tanri'yi güç durumlara düsürdügü olur. Örnegin horoz sesinin güzelligini ve buna karsilik merkep'in avazi'nin da çirkinligini dile getirmek vesilesiyle yaptigi budur; söyleki:

Muhammed'in söylemesine göre horoz sesi en güzel seslerden biridir; çünkü horozlar, Tanri'nin meleklerini gördükleri zaman öterler. Buna karsilik merkep sesi, bütün sesler içerisinde en kötü olanidir, en tatsizidir, en hosagitmeyenidir, çünkü güyâ merkep, seytan gördügü zaman anirir, ve çünkü Tanri: "... Sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeblerin sesidir" (Bkz. 31 Lokmân 19) diye konusmustur.

Iste horozlarin ve merkeplerin seslerini göz önünde tutaral Muhammed, Müslüman'lara sunu bildirir ki, horoz sesini duyduklari zaman Tanri'dan dilekte bulunmalari, merkep sesini duyduklari zaman ise Tanri'ya siginmalari gerekir. Söyle der: "Horozlarin öttügünü isittiginizde (dileklerinizi) Allah'in fazl-ü kereminden isteyiniz! Zirâ horozlar melek görmüslerdir (de öyle ötmüslerdir). Merkebin anirmasini isittiginiz de de seytan(in serrin)den Allah'a sigininiz; çünkü merkep seytan görmüs (de öyle anirmistir)..." 1.

Görülüyor ki Muhammed, horozlari, Tanri'nin elçileri sayilan melekleri gördükleri zaman öten yaratiklar olarak tanitmakla ve buna karsilik merkep'i seytan gördügü zaman anirir durumda kilmakla, farkinda olmadan Tanri'yi ve seytani, birbirlerine rakip iki güç haline getirmis, böylece Tanri fikrine yeni bir darbe indirmis gibidir. Fakat daha da kötüsü sudur ki merkep konusunda biraz daha açiklik getirmek üzere: "Merkep seytan görmedikçe anirmaz. Merkep anirinca siz (Allah'i) zikredin, bana da salavât getiriniz"2 diye konusmustur. Söylemeye gerek yoktur ki "Merkep anirinca siz (Allah'i) zikredin" derken, merkep sesini isitenlerin çagirisim (tedai) yolu ile Tanri'yi hatirlamalarini istemis olmaktadir. Oysa böyle bir istek, Tanri'ya karsi iltifatkâr bir davranis sayilamaz. Hele merkeb'in anirmasi halinde müslümanlarin Tanri'ya siginip kendisine "salavât" getirmelerini istemesi, "kutsallik" fikrini biraz daha zedeleyici olmaktadir.

Bütün bunlar gösteriyor ki Muhammed, sinirsiz bir övünme aliskanligi içerisinde Tanri'yi, hem bir yandan kendisine salavât eder duruma sokmakta, ve hem de: "Merkep anirinca siz Tanri'yi zikredin, bana da salavât getirin" diyerek biraz daha olumsuz bir duruma sokmus olmaktadir.

*

1 Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 68, Hadîs no. 1363)

2 Ebû Râfi'nin rivâyeti için Ebû Mûse'l-Isfehânî'nin Tergîb'ine bakiniz. Ayrica bkz. Sahih-i... (Cilt IX, sh. 68)